
Yeni podcast bölümünde Nurtaç, son dönemlerde gelen yoğunluk ve yorgunluk üzerine hayatını nasıl yavaşlattığından, iş alanındaki yaptığı değişikliklerden, yeni aldığı kararlardan ve bolca seyahat isteğinden bahsediyor.
Hayatı yavaşlayarak yaşamaktan korkanlar için, keyifli bir bölüm olsun.
*****
Hiwell platformunu denemek için aşağıdaki linki kullanabilirsiniz:
https://hiwell.app/-nurtacturkeli
Ayrıca, %10 indirim kodumuz olan "10nurtac"ı kullanarak bu avantajdan faydalanabilirsiniz.
******
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Her Pazartesi sabah 7’de yeni bölümü dinlemek için, podcast hesabını takip etmeyi unutmayın.
******
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Bonjour, comment ça va?
deyip. Merak etmeyin Fransızca konuşmayacağım.
Zaten konuşamıyorum.
O kadar bir seviyem yok. Çok seviyorum Fransızcayı.
Bir gün umarım ki geliştirebilirim.
Yani şöyle, geçen gün Zek'le bir kafede oturup böyle kendi yapmak istediğimiz 25 tane şeyi yazdık.
Birbirimize verdik o kağıtları ve birbirimiz için de içinden 5 tane seçtik.
Çünkü... İçerisinden böyle daha çok odaklanmak istediğimiz şeyleri seçecektik.
Artık odaklanma sorunu yaşadığımı Sağır Sultan da duymuştur diye biliyorum.
Çünkü her bölümde mutlaka bahsediyorum.
Ya melekler bile bu konuda beni uyardı biliyorsunuz geçen bölümlerde.
Ama işte bu 25 tane şeyin içerisinde aslında Fransızca öğrenmek de vardı.
Zeka onu seçmedi. Maalesef.
Özellikle biraz daha ciddi şeyleri seçti.
Yani daha böyle hani atıyorum işimle alakalı, kariyerle alakalı, sağlığımla alakalı spor yapmak şu bu gibi şeylere yönelmişti.
Neyse o yüzden Fransızca'yı bir süre daha rafa kaldırıyoruz ama gerçekten çok sevdiğim bir dil.
Umarım tekrardan bir şekilde yollarım kesişir ve de aşırı ihtiyaç duyduğum bir şey var ki seyahat etmek.
Deliriyorum ya gerçekten bu sıra bütün vücudum, ruh halim, zihnim, her şey.
Alarm veriyor. Neyse ki Nisan'ın başında Zek'le beraber kısa bir seyahat yapabileceğiz.
İhtiyacımı birazcık azaltacağını tahmin ediyorum ama sonramlarda şunu çok fazla hissetmeye başladım ki yani galiba çok uzunca bir süre...
Full time seyahat eden kişi olmak isterim.
Hayatımı nasıl o yöne çevirebilirim, çevirebilir miyim bilmiyorum.
Çünkü Amerika'daki kalma şartlarımı bilenler biliyordur belki.
Yeşil kart olduğu için. 6 ay kuralı var.
Henüz Amerikan vatandaşı değilim.
Ve 6 aydan fazla Amerika'nın dışında kalamıyorsunuz.
Bu şartlarla bir hayat düzeni oturtmak kolay olmuyor.
O yüzden biz de bir süre Amerika'da kalmaya karar vermiştik.
Ve burada kaldığımız süre boyunca Zekle ben de kariyerlerimize odaklandık aslında.
Hani iş geliştirmeye, kariyere.
İkimiz de şu anda yorgunluktan geberiyoruz.
Bir de New York'un o aceleci haliyle, o yüksek enerjili haliyle hasıl kültürü var ya burada.
Herkes bir yere koşturuyor.
Herkes bir şeyle ilgileniyor ve tek şey de yeterli değil.
Biz de o keşmekeşin içerisine bir şekilde daldık ki İstanbul'da yaşayanlar bu enerjiyi çok daha iyi biliyorlardır.
O yüzden ben hiç İstanbul'da yaşamadım.
Shanghai'da belki bir nebze benzer bir enerji var ama daha kontrol edilebilir halde.
New York'ta yeni karşılaştığım için bu kadar sert, güçlü ve akan bir enerjiyle aslında ben de peşine takılıp gittim ve pazar günü inanın bana hiçbir şey yapmadık.
Hiçbir şey. İkimiz de koltuğa yapıştık.
Trader diye bir şov var biliyorsunuzdur belki bu mafya oyununa benziyor.
22 kişi var oyunda.
2 kişi ya da 3 kişi traitor yani bunları öldüren kişi.
Gece öldürüyorlar falan filan. Çok eğlenceli bir program aslında.
Baya mafya oyununa benziyor.
Siz traitor'ın kim olduğunu biliyorsunuz.
İşte o insanların nasıl tahmin ettiğini falan görüyorsunuz.
Çok komik yani. O yüzden pazar günü sadece bir şov izledik.
Yani binge watching yaptık.
Hiçbir şey yapmadık. Elimizi bile kaldıracak halimiz yoktu ki ben zaten iki haftadır hastayım.
Yani iki haftadır anca toparlıyorum.
Dışarıya çıkmak dahi istemiyorum.
Ama bir yandan da bu sakinlik, dinginlik beni...
daha büyük resime yönlendirdi.
Hayatımla alakalı, yapmak istediğim şeylerle alakalı, ertelediğim şeylerle alakalı.
Çünkü belki modern dünyada bu hırsı, yani azimli olmayı, bir şeylerin peşinden koşmayı biraz daha busluyoruz ya.
Yani peşinden koş, hiç vazgeçme falan.
Fakat o peşinden koştuğumuz, hiç vazgeçmediğimiz şeyi acaba gerçekten istiyor muyuz, istemiyor muyuz?
O keşmekeşte fark etmiyoruz bile çoğunlukla.
Bir de hırs dediğimiz şey, bazen fazla peşine takıldığımızda kendimizden bizi uzaklaştırıyor.
Ayağımızdan uzaklaştırıyor. Gerçekten yapmaktan zevk aldığımız şeylerden bizi uzaklaştırıyor.
Ben çok uzun zamandır o aradığım hırsta değilim zaten.
Yani belki de boş viteste gidiyordum bilmiyorum.
O yüzden bu yorgunluk beni ekstra aldı içine.
Ve şimdi hiç suçluk hissetmeden kendime bu dinlenme süresini verebiliyorum.
İstediğimi zannettiğim şeylerden kendimi uzaklaştırabiliyorum.
Suçluluk dediğimiz duygu.
Yani inanılmaz bir şey.
Çünkü insanoğlu öyle bir yapıda ki sevdiğin şeyi yaparken de suçluluk duyuyorsun.
Sevdiğin şeyi yapmadan da suçluluk duyuyorsun.
Yani bu farkındalığı artırmadıkça bir şekilde arkandan kovalayan bir enerji haline dönüşebiliyor.
Tüm bu korkular, kaygılar vs.
E bir de yine günümüz dünyasında birçoğumuz stres ve kaygıyla baş etmeye çalışıyoruz.
Ama başarıyoruz ama başaramıyoruz.
Yani benim hayatımda şu döngüler oluyor.
3 ay iyiyim, 3 ay düşüş.
3 ay yükselme, haydi bakalım biraz daha keşfet.
ettik, geliştirdik, ilerledik.
Bir tökezliyorum. Bir ay aşağı doğru gidiyor.
O yüzden bunu da kabullenmeye başladım.
Çünkü tamam her şey aynı oranda, aynı düzeyde, aynı güzellikte gitmeyecek.
Fakat şu anda gerçekten kendime verebildiğim en büyük hediye bu süreci kabullenmek.
Geri adım atabilmek.
Bunu bütün vücudumda hissediyorum gerçekten.
Yani kabullen. Şu anda nerede olduğunu lütfen kabullen.
Çünkü fark etmeden Siz de şimdi kendi hayatınızda bir bakabilirsiniz.
Sürekli bir delikten çıkmaya çalışmak, hayatta kalma enerjisinde olmak yani survival seviyesinde ya da sürekli yeni başarıyı düşünmek, yeni hedefler peşinde koşmak bu
ruh hali... İyi bir ruh hali değil.
Eğer ki şu anda öyle bir konumdaysanız lütfen hatta bu bölümü de bir durdurun.
Büyük bir nefes alın.
Ağlama isteği geldiyse ağlayın.
Onu sisteminizden bir çıkartın ve sonra devam edin.
Ben bu kabullenme sürecine gelene kadar çok çırpındım.
Sürekli yeni başarıyı yapamadığımı, yapabileceğimi, potansiyelimi, en iyi versiyonumu düşüne düşüne aslında olduğum mevcut durumu fark etmeden ve olduğum mevcut durum ile Barışmadan, kabul
etmeden. bir sonraki adımı zorlayarak sanki bir yarış atındaymışım gibi bir enerjide gidiyordum ve gerçekten bunun bir yerde toslayacağı belliydi.
Sonra bu geri adım atabilmek, suçluk duygusu duymamak aslında büyük cümleler.
Söylerken daha kolay ama bir moddaysanız ya da kendinizi ispatlama gereği hissediyorsanız kendi potansiyelinize karşı fazla beklentiniz varsa çünkü ben bir vazgeçiş sürecinde değilim.
Kendi potansiyelimin farkındayım.
Sadece şu anda olmayacağını, bir şeylerin zamanının olduğunu kabul edebilme aşamasına anca gelebildim.
Biliyorsunuz böyle şeyleri başka insanlarla paylaştığınızda bizim genel yapımızda şey vardır.
Hemen tavsiye vermek, hemen böyle akıl vermek falan.
Yahu öyle değil. Sistemimde hissedene kadar, gerçekten algılayana kadar, vücudumun bunu idrak edene kadar Benim için zaman geçmesi gerekiyordu.
Ve sonunda o zaman dilimine girdiğimi biliyorum.
Hiçbir şey yapmama sanatını biliyorum.
Sadece var olabilme sanatının tadını biliyorum.
Ve bir sonraki adımı düşünmeden ben şu an neredeyim, neler var, neler yok, ne istiyorum, neden keyif alıyorumu sorabilmek ve gerçek cevabı hemen gelmediği için ona sabır gösterebilmek, biraz beklemek
benim şu an gündemimde olan konular, benim şu an hissettiğim içinde bulunduğum durum.
Böyle bir sürede kendimi tanımaya yakınlaştığımda, gerçekten derinlere indiğimde bazen boşlukla karşılaşabiliyorum, bazen korkuyorum.
Çünkü ne olacağını bilmiyorum, bazen oraya inmeye cesaret edemiyorum, bazen sessiz kalmaya cesaret edemiyorum, bazen durmaya cesaret edemiyorum.
Böyle bir sürede belki ailenle görüşebiliyorsun, belki arkadaşlarına anlatıyorsun, destek çevreni biraz daha geliştirmek istiyorsun, genişletmek istiyorsun.
Partnerini anlatıyorsun fakat yine bir yerde ya bir şeylerin yetmediğini fark ediyorsun ya yine bir yerde duraklama yaşıyorsun.
Çünkü insanoğlu olarak çevrendeki insanlar da aslında senin bildiğin kadar biliyor ya da bazı şeyleri bir yere kadar anlıyor.
Böyle bir yerde benim de sıklıkla bahsettiğim ve önerdiğim şey var ki terapi almak.
Terapide kendinizi açabilmek, o karanlıkla karşılaştığınızda yanınızda birinin de olduğunu bilmek, alanında uzman, bu işi zaten bilen, siz yargılamayacağına %100 emin olduğunuz kişiyle beraber o yolculuğa
girmek, o deneyimi yaşamak, ona sorular sormak, o ayna etkisini belki biraz daha iyi algılayabilmek.
Çünkü terapideki en güzel şeylerden bir tanesi bence size terapistiniz yokken de sorunlarla nasıl başa çıkabileceğinizle alakalı araçlar vermesi, o yönde biraz daha sizi geliştirebilmesi ya da kendinize
olan güveninizi artırmak için alanı yaratması.
Elbette herkesin kendi tercihi ama ben hem yurt dışında yaşadığım için hem de kendi programıma daha uygun olduğu için online terapiyi tercih ediyorum.
Online terapiyi de Hayver platformunda alıyorum.
Çünkü hem seans ücretlerinden dolayı hem de karşılaştığım terapistlerden dolayı uzun zamandır rahatlıkla kullanabiliyorum.
Ayrıca Hayver platformunda herhangi bir seansı ücret ödemeden önce terapistinizle 15 dakika ücretsiz ön görüşme yapıyorsunuz.
Ve memnun kaldıysanız da seansınızı ani terapistle devam ettirebiliyorsunuz.
Hayver toplu alımlarda bir indirim uyguluyor ve ayrıca 10 nurtaç kodunu kullandığınızda %10 indirimden de faydalanabiliyorsunuz.
Daha fazla detay için açıklamalara bakabilirsiniz.
Ve bu son terapi seansından sonra gerçekten bir rahatlama geldi öncelikle.
Çünkü sanki bilen birisi tarafından da fark etmeden onaylanmış hissiyatını da alıyorsunuz.
Yani birisine bunu aktarıyorsunuz.
Diyorsunuz ki ben bu sıra o go go go enerjisinde değilim.
Ben bu sıra bir şey yapmak istemiyorum.
Bu eşittir depresyondasın demek değil.
Fakat beraber şunun farkına varabildik.
Yani bir süre beceriksiz olmak okey.
Bir süre kötü hissetmek okey.
Bir süre bir şey yapmamak, zorluk yaşamak okey.
Çünkü Şimdi belki sizde de vardır.
Ben depresyon hissiyatından da çok korkuyorum.
Eyvah depresyonda mıyım ben çok korkuyorum.
Buna benzer dürtüler geldiğinde işte biraz daha sakinleşmek istediğimde, yavaşlamak istediğimde içeriden şey alarmı geliyor bana.
Depresyona mı giriyorsun? Depresyonda olabilirsin.
Aman da depresyona girme.
Neden bu siyah ve beyaz?
Arada şu anda olmaktan hani hep şey deniyor ya present, present, present.
Gerçekten anda kalabilmeyi neden hiç deneyimlemek istemiyorsun?
Ya da bu... Orada belki gurur mevzusu da var.
Tam emin değilim. Çünkü bu kadar gurur yaşasam gelip podcast'e anlatmam.
Ama belki çıkana kadar ya da tam kelimelere dönüşene kadar ben de emin olamıyorum tam olarak ne olduğundan.
Bazen insan kendini tanıdığı, zannettiği yerlerden çok güzel ters köşe olabiliyor.
Yani aa ben bunu böyle nasıl oldu falan olabiliyorsun.
Bana çok oldu ya gerçekten.
Hani Nurtaç böyle değildik.
Hani öyle yapmıyordukları falan.
Kendi kendimi de iç sesimle beraber cümbür cemaat konuşuyoruz.
İçeride bizim biliyorsunuz kalabalık şu iç sesler.
Ve o yüzden bununla böyle konuştuğumuzda başta şöyle bir rahatlama geliyor.
Sonra ben bunu şöyle ifade ediyorum.
İçerideki çöplükleri biraz temizlemek istiyorum.
Bu yeme alışkanlıklarına da yansıdı son 1-2 aydır bende.
O yüzden diyorum ki önce...
bir içeriği boşaltalım.
Hemen yeni alışkanlıklar, yeni öğretiler, yeni geliştireceğimiz hayat biçimi yerine önce bir sakinleşip ne olduğunu anlayıp şu anda iyi gitmiyoruz abi ya da iyi gitmiyoruz dememize de gerek yok.
Şu anda beceriksiz hissediyorum ya da yine negatif cümlelerle ifade ediyorum muhtemelen.
Şu anda ben buradayım.
That's it. Yani şu anda bunlar oluyor.
Ekstra bir şey eklememe gerek yok.
Yeni bir sabah rutinine başlamama gerek yok.
Başka bir insanı başka bir şey eklememe gerek yok.
Vesaire vesaire. Hani alt metinlerini siz kendi hayatınıza göre doldurabilirsiniz.
Burada olmamız gereken enerji anda olabilmek.
Biraz daha böyle anda kalabilme egzersizleri yapabilmek belki de.
Vücudunda olmak deniyor yani back to your body.
Çünkü hep aklın, hayalin, enerjin başka bir yerdeyken, başka bir yere ulaşmaya çalışıyorken kendi vücudunda olduğun yerde değilsin.
O yüzden çok bölünme yaşıyorsun.
O yüzden odak noktaları hep dağılıyor ve o yüzden kaygı olabiliyor.
Şimdi buradaki ilk hedef vücudunuza geri dönmek, mevcut durumu kabullenmek.
Sürekli bir yerden çıkmaya çalışan enerjinizi.
Şöyle bir otur kardeşim demek.
Gel bir dinlen, bir kahve içelim, çay içelim.
Şu anda biz buradayız ve sadece bunun tadını çıkaralım.
diyebilmek. Çünkü bu hiçbir şey yapmama eşittir.
Bizim bu pazar günkü halimiz gibi değil.
Merak etmeyin. Yani her gün koltukta oturalım ve hiçbir şey yapmayalım değil.
Mesela bu sıra benim çok keyif aldığım şey true crime.
Normalde çok korkak birisiyimdir ve New York'ta yani suçluluk oranı yüksek bir şehir.
Aslına bakarsanız benim böyle oturup gerçek suç hikayeleri izlemem çok...
Mantıklı değil. Ama yapıyorum.
Keyif alıyorum. Galiba o adrenalin biraz da hoşuma gidiyor içeride.
Ve düşünün ki bir yandan sarma sarıyorum.
Bir yandan gerçek suç hikayeleri izliyorum.
Ve çok keyif alıyorum. O sarmayı sararken böyle bir saat falan sürüyor ya zaten o.
Bir yandan işte şöyle olmuş böyle olmuş.
Biri stalker birbirini öldürmüş falan.
Çok keyifli geçiyor. Yani bu bana iyi geliyor.
Beni rahatlatıyor. Zamanı durdurduğumu hissettiriyor.
Dışarıya çıkıp illa bir şeylerin peşinde koşmak zorunda olmadığımı hissettiriyor.
Resmen bu gücü verdi bana.
Bu süreci kabullenmek ve illa her yaptığım şey başka bir şeye hizmet etmek zorunda değil.
Her zaman o productive halinde olmak zorunda değilim.
Her zaman o verimli, üretkenliği göstermek zorunda değilim.
Ki bu arada dolma sarmak da çok verimli ve üretkenlik.
Olmayan bir şeyi yaptınız ve afiyetle de yedik bu arada.
Elimize sağlık. Bir de Zeki'ye de şey söyledim yani bunca yıllık at peşinde koşan beynimi bir anda durduramayacağıma göre işte İngilizce izliyorum ya bu true crime'ları ya diyorum bunu bir yerde İngilizce geliştirmek
olarak da düşünebiliriz. Sonuçta İngilizce altyazısı var, İngilizce dinliyorum, bir kulağım orada yani öyle de çevirebiliriz diyerekten yine aslında belki de background'da kendi kendimi de yani hala verimli olduğumu
hissediyorum ama Buradaki ana maddem, buradaki ana konu yavaşlayabilmiş olmam.
Sonunda gerçekten yavaşlayabilmeyi başardım.
Bu biraz hastalıktan dolayı oldu ki derler ya hep hani her şeyin bir sebebi vardır.
Muhtemelen de o yüzden hasta oldum.
Bu yavaşlamaya ihtiyacım vardı çünkü hasta olduğum hafta o kadar çok programım vardı ve hepsini iptal etmek zorunda kaldım ki o zaman da anladım.
Aslına bakarsanız yani bu sürecin nasıl gittiğini ve beni nasıl etkilediğini.
Şu an çok iyi hissediyorum.
Tekrardan spora döndüm.
Daha sağlıklı yemeye başladığım, o içinde bulunduğum cycledan çıktığımı hissediyorum.
Ve kendimi daha böyle hafiflemiş, berraklaşmış, biraz daha kafamın netleştiğini hissettiğim bir döneme girdiğimi hissediyorum.
Bu arada şöyle algılansın da istemiyorum galiba.
Belki de bu podcastların, içerik üreticilerinin en büyük kaygısı bu.
İki ay önce anlattığım şey invalid yani hiçbir alakası yok.
Hepsini sallayın bırakın.
Gerçek hayat duymuş demek değil.
Yine bir bölümde dönemlerden geçmekten bahsetmiştim.
Aktif olmaktan, yeni şeyler öğrenmekten, dışarıda olmaktan, insanlarla bağ kurmaktan çok keyif alan bir insanım.
Şu sıra neyi neden yaptığımı anlayabilmek için ve...
hangisinin bana gerçekten fayda sağladığını anlayabilmek için bu yavaşlamaya ihtiyacım vardı.
Hayatta bu gidişte gidiyor olabilirsiniz.
Yani sürekli bir rush halindeyseniz, sürekli bir şeylerin peşinde koşuyorsanız, sürekli yeni bir şey geliştirmek istiyorsanız bazen bu yavaşlamak neredeyse imkansız görülüyor.
Gerçekten hasta olmadan yavaşlayamıyor oluyorsunuz.
Bunu bu şekilde açıklamak istedim.
Çünkü öyle bir kaygı da duyuyorum içerik üreticisi olarak.
Sonuçta burada en iyi versiyonumuza ulaşmaktan bahsediyorum.
Ve yavaşlamanın da en iyi versiyona giden çok önemli bir basamak olduğunu bilmeyenlere duyurmak, bilenlere de hatırlatmak istiyorum.
Bölümün sonuna geldik. Haftaya yeni bir bölümle görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
