
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Slow Living yani böyle yavaş yavaş yaşama hakkındaki bölümümüze hoş geldiniz.
Bu konu... Tamamen benim nasıl yorumladığımla alakalı bir bölüm olacak.
Çünkü şehirde yaşayıp hele ki New York gibi bir yerde yaşayıp belki slow living'den bahsetmek için çok daha uygun bir örnek değilim.
Çünkü gerçekten kaotik ve hustle kültürü olan bir yerde yaşıyorum.
Yani çok çalışmanın takdir edildiği, birkaç tane işi aynı anda yapmanın takdir edildiği, böyle yavaşladığınızda tembellikle algınlayabileceğiniz bir şehirde yaşarken bunun benim açımdan nasıl yorumlandığını aktarmak istiyorum size.
Hatta az önce o kadar slow living modundaydım ki bu podcastı çekmek için zorlandım.
Çünkü çok cozy bir moddaydım.
İşte hafta sonu bugün Zek'le ben koltuğumuzda kocaman bir battaniyemiz var.
Mum ışığında, TV'ye de yağmur ve ateşin olduğu bir AI görüntüsünü koyduk sesiyle beraber.
Zek'in okuma ışığı mumlar eşliğinde.
O kadar güzel bir ortamda ki şey diyorum böyle...
Podcast çekmem lazım ama o kadar yavaşım ki.
Hani nasıl gideceğim? Kendime kurduğum bir stüdyom var şu anda.
Oraya nasıl oturacağım? Bölümü nasıl çekeceğim?
Böyle hamurlaşmaya başlarsın ya.
İkimiz de kitaplarımızı okuyoruz.
O yağmur sesi dışarıda da yağmur yağıyor bu arada.
Bilmeyen kalmamıştır zaten.
Yani beni yağmur aşırı derecede sakinleştiriyor.
Kendime getiriyor. Bir güzel haber hayatımızla alakalı streslerden bir tanesi çıktı.
Evi bulduk Allah'a şükür.
Yani YouTube'dan ve Instagram'dan da göstermeyi düşünüyorum.
Hem ev arama sürecindeki stresleri.
ve diğer gördüğümüz evleri de paylaşmak istiyorum.
Çünkü ben o tarz videoları izlemeyi çok seviyorum ve New York'taki evlere bakmak da keyifli.
Sadece bence çabuk yoruldum.
Yani ikinci, üçüncü evde bile yorulmuştum aslında bakarken.
O yüzden bulmamız çok iyi oldu.
Bence kafamız rahatladı. Şimdi ise evi hazırlamaya çalışıyorum çünkü taşıyıcılarla çalışacağız bu sefer.
Yani son güne kadar ben hiçbir şey toplamayacağım.
Onlar gelecek ve aynı gün toplayacaklar.
Aslında o da beni birazcık panik yaptırıyor ama en azından işte bu slow living'i nasıl uyguluyorum onu da söyleyeceğim.
Baktığınız zaman böyle uyanır uyanmaz kendimde şey hissiyatını daha az hissediyorum artık.
Evet hemen prodaktif olmalıyım, bir şey yapmalıyım, verimli olmalıyım hissiyatını daha az hissediyorum.
Slow living sadece böyle hani yavaşlayın, yaptığınız şeyleri yavaşlatın gibi değil.
Aynı zamanda hayatınızdaki fazlalıkları da çıkartın ve bilinçli olarak kararlarınızı verin.
Yani biraz daha mindfulluk da var işin içinde.
Evet New York'ta yaşayıp belki slow living'i gayet böyle ücra bir yerde yaşayan insan kadar ulaşamıyor gibi görünebilirim.
Ama kendi düşünceme göre kalabalık bir şehirde yaşadığınızda çok daha faydası olan bir şey oluyor.
Çünkü en azından bazı şeyleri yavaşlatabilme tarafında görüyorsunuz.
En azından kendi hayatınızda.
Çünkü yoğun olmayı seviyorum.
Kendimi introvert ve extrovert'ün tam ortasında tanımlıyorum açıkçası.
Bazen oluyor. Sürekli evde olmak istiyorum.
Rahat kıyafetlerimle, kitaplarımla, işte kendi aktivitelerimle neyse artık yemek yaparak, bir şeyler dinleyerek, izleyerek vakit geçirmeyi aşırı seviyorum.
Bazen de acayip extrovert, dışa dönük hissediyorum ve dışarıda olmak, insanlarla bir şeyler yapmak, topluluk kurmak istiyorum.
O yüzden bunun dengesini kendi adıma kurduğumu düşünüyorum.
Ve şehirde olunca bu daha da anlamlı oluyor benim için.
Çünkü dışarı çıktığımda o kalabalığa, kaosa girebiliyorum.
Çünkü gerçekten bazen ona ihtiyaç duyuyorum ve beni iyi hissettiriyor.
Ama evime geldiğimde... de o yavaşlama ortamını daha rahat kurabiliyorum kendime.
Bu taşınma öncesinde de şöyle bir şeye karar verdim.
Madem eşyaları ben toplamayacağım ama en azından dolapları bir gözden geçireyim.
Neleri kullanmıyoruz, ne işe yaramıyor, neyi benimle beraber götürmek istemiyorum.
Hem bu düzenliğimi hem temizleyip tam Türk kapası birazcık da hani insanlar gelecek dolaplarımı eleyecekler ya.
Çok da böyle dağınık görünmemek istiyorum galiba.
Ama aynı zamanda gideceğim eve gerçekten benimle gelmesini istediğim şeyleri.
götürmek istiyorum. O yüzden şu anda böyle bir tarama halindeyim.
Bütün dolapları meyiliyorum, kıyafetleri meyiliyorum, kıyafetlerimi satıyorum, bazılarını bağışladım.
O yüzden böyle o hafifliği de çok seviyorum.
Son birkaç gündür de şöyle bir şey yaşıyorum.
Bir kafeye gidiyorum ve neredeyse iki saat sadece yazı yazarak geçirmek istiyorum.
Yani bu hem günlük formatında bir yazı, kendimle konuşuyorum.
Hem de creative writing yani biraz daha böyle yaratıcı yazı yazma alanında bir şeyler deniyorum.
Çünkü kendi yazı dilimi çok seviyorum açıkçası.
Bu bir yerlerde yayınlayacağım ya da yazar olacağım için değil.
Yazarken çok keyif alıyorum.
Gerçekten bir de şu anda galiba havada soğuk yağmur yağıyor bir türlü ısınamadı bu arada ayrı bir dert.
Çünkü mental olarak bir türlü geçemedim yani kıştan çıkamayınca hareketlerim de onun akabinde etkilendi birazcık.
Bu parantez içerisinde bir şikayet bölümü ama onun dışında yağmur yağdığında hemen kendimi dışarı atıyorum.
O yürüyüşü çok seviyorum.
Yağmur sesini dinlemeyi çok seviyorum.
Sonra pencereden yağmuru görebileceğim bir kafenin masasında oturup saatlerce yazı yazıyorum.
Ve eğer ki suçluluk duygusu gelirse diyorum ki hayır.
Çünkü sana birileri şeyi öğretti yani sürekli koşturmacayı öğretti, verimli olmak zorunluluğunu öğretti.
O fokus muhabbetini geçen onu konuştum kendimle.
Bir başka birisinin sana...
kendinle alakalı yorum yapmasına izin verdin ve buna inandın.
Çünkü birisi gelip bana ya senin fokusun iyi değil ve fokusunu düzeltmezsen işte odak noktanı düzeltmezsen başarılı olamazsın demesine öyle bir takılmışım ki yine dipnot koyayım buraya.
Onu diyen kişi psychic birisiydi.
Belki ondan dolayı etkilendim.
Hani enerjik bir çalışmada bana odaklı noktan iyi değil dedi.
Fakat kendime dönüp baktığımda şöyle bir içsel bir muhakeme yaptım ve dedim ki bugüne kadar kim yaptı bu yaptıklarını?
Yani evet belki dışarıdan bakıldığında fokusu olmayan ya sen de her yere...
Atlıyorsun, shiny object sendromun var denildiğinde evet evet bende shiny object sendrom var diyorum.
Ama benim bu hevesim, heyecanım, merakım neden başkalarının bana yorum yapmasına izin verdiğim bir alan olmuş.
Çünkü hep söylediğim bir şey bu kadar kısıtlı bir hayatta tek title ile yaşamak istemiyorum ve artık şey kafasına doğru gelmeye başladım.
Bu benim kişisel tercihim.
Şu anda bankamda bir sürü para olmadığı için birileri bana başarısız mı diyor mesela.
Baktığın zaman sabah uyandığımda günümü ben planlıyorum, yürüyüşe çıkıyorum, evime geliyorum.
İşte marka pitch yapacaksam onları yapıyorum, markalarla toplantı yapacaksam onları yapıyorum.
Editimiz varsa editleri hallediyoruz, bölümler çekiyoruz, yeni projelerim var onlara çalışıyorum.
Ama belki birisi dışarıdan bana hayır Nurtaç yani sen de her yere saldırıyorsun bak olmuyor böyle dediği için ben kalkıp ona inanabiliyorum.
Burada kendim yaptığım haksızlığı da fark ettim.
Bu arada slow living'den bahsederken şey de söylemiyorum yani evet 10 tane projeniz olsun ve onunla aynı anda saldırın değil.
Ya kendimle baş başa kaldığımda içimdeki o enerjiyi, çocuksuluğu, heyecanı gördüğümde diyorum ki buna ihanet etme.
Burada en çok kritik olan...
Kısım aslında bu demek istedim.
Yani siz kendinizi çok iyi biliyorsunuz.
İçinizle bağ kurduğunuzda, kendinizle bağ kurduğunuzda yani biraz yavaşladığınızda aslında dışarıdakilerden ne kadar çok etkilendiğinizi de fark ediyorsunuz.
Ben bunu biraz anlayınca yine bir cız oldum.
Çünkü bende şöyle bir yatkınlık var.
Eğer karşımdaki insanın o alanda daha iyi olduğunu düşünüyorsam, benden daha iyi olduğunu düşünüyorsam, yaşça büyük olduğunu düşünüyorsam, yetkin olduklarını düşünüyorsam onların bana verdiği tavsiyelerden çok fazla
etkileniyorum. Ya da benimle alakalı yaptıkları yorumlardan çok etkileniyorum ve maalesef hemen ona inanabiliyorum.
Yani burada saftirik tarafımı da görmüş oluyorsunuz ama biraz böyle karşımdaki insanı nereye koyduğumla alakalı bir problem var gibi.
Hani onu görüyoruz en azından.
tavsiye alacağınız kişinin ve o tavsiyeni nasıl alacağınızla alakalı durumun çok önemli bir rolü var.
Çünkü o kişi onu tecrübe etmiş mi?
Onun hayata bakış açısı nasıl?
Onun hayatından beklentileri nasıl?
Ya da aynı kişi değilsiniz zaten.
Hani günün sonunda neden onun bana verdiği yorum beni etkilesin ki?
Ya burada demek istediğimi tam anlatabiliyor muyum bilmiyorum.
Çünkü evet herkesten de etkilenmiyorsun ama bana birkaç kere bu söylenildiği için odak noktamla alakalı.
Oysa ki ben bu cümleleri duyana kadar yani çok küçüklüğümden belirli bir yaşa kadar canaver gibi gittim.
Yani benim heyecanlarım, ilgi alanlarım, hobilerim, yaptığım işler.
Hiçbir, o zaman hiçbir şekilde fokus problemi yaşamıyordum.
Mesela burada da iç dökme seansına geldik yine ama slow living'den de kastım bu.
Yani baş başa kalmadığınız sürece, başka insanların size, sizinle alakalı şeyler söylemesine izin verdiğiniz sürece bence straight up yanlış yolda gidiyoruz.
Yani bu yol benim yolum olmayabilir.
Bu acaba benim ulaşmak istediğim nokta mıydı?
Benim yapmak istediğim şeyler bunlar mıydı?
İçimden gelen şeyler bunlar mıydı?
Birkaç bölümde de çok çok bahsettiğim ve çok sık söylediğim şey kendine ihanet etme ve kendine sadık olma konusu.
Galiba benim en hassas olduğum yerlerden bir tanesi.
Bu bayağı toksik bir kültür.
Aslına bakarsanız sizi sürekli bir şey olmaya çabalayan.
Yaptığınız her şeyin böyle yeterli olmadığıyla alakalı bir izlenim olması, kendinizi sorgulamanız, zaten imposter sendromu ondan da bahsetmiştik.
Yani ne yaparsan yap kendine de yeterli gelmiyorsun ya da kazara başına geldiğini düşünüyorsun.
Ya da senin için çok normal olan başkası için olağanüstü olabiliyor.
Senin zaten günlük olarak yaptığın şeyler başkasına ulaşılmaz görünebiliyor.
Orada işte biraz imposter sendromu çıkıyor aslına bakarsanız.
Herkesin her şeyle alakalı bir düşüncesi var ve baktığınızda...
zaman ne yaparsanız yapın kimse tamamen memnun olamıyor.
İlla bir şey oluyor yani.
O yüzden o küçük detaylara takılınca da ya senin benim gibi insanlar diyeyim böyle başkasını önemseyen, herkesin mutlu olmasını isteyen biraz böyle işte o people pleaser'lık yine yatkınlıkları olan insanlar için bu biraz daha zor olabiliyor.
Çünkü hem kendini tatmin etmek istiyorsun hem dışarıda iyi görünmek istiyorsun, takdir almak istiyorsun.
Benim burada korkum günün sonunda bana benzemeyen bir insanla bu yola devam etmek.
Yani kendimden uzaklaşmak.
O yüzden böyle hayatınızdaki günlük akış nasıl oluyor bilmiyorum ama kendinize nerede, ne kadar vakit ayırabiliyorsanız lütfen bunu önceliklendirmenizi belki burada dile getirmek istiyorum.
Sanatçının Yolu kitabına da burada biraz atıfta bulunmak istiyorum.
Orada Morning Pages ve Artist Date'leri çok önemsiyor.
Yani kendinizle sanatçı buluşmasını.
Maalesef ki ben de o şeye düştüm ve uzun zamandır sanatçı buluşması yapamadım kendimle.
Sanatçı buluşmaları kesinlikle yalnız olmanız gerekiyor ve en az bir iki saat mümkünse yaratıcı bir çalışma yapmanız.
Belki tiyatro izlemeniz de olabilir bu arada ama kendi başınızda yaratıcı hissettiğiniz, kendinizde olabildiğiniz bir an öneriliyor.
Ya geçenlerde bir tane defter var evde.
Biliyorsunuz ben ayda bir defter bitiriyorum.
Şakasız bazen birden fazla kullanıyorum.
Bir tane defterimiz var evde.
Büyük hani... Günlük defteri ama kapağını beğenmediğim için defteri uzun zamandır kullanmıyorum.
Yani yarım yarım kullanıyorum. İşte Fransızca falan çalıştığım bir defter olmuştu.
Sonra eski kıyafetlerim var işte dedim ya hem sattım hem bağışladım.
Bazılarını dönüştürüyorum çünkü dikiş makinesi hala kullanmaya öğrenmeye devam ediyorum.
Dedim ki kendine eski kıyafetlerinden bir kapak yap.
Hani küçükken kaplardık ya.
Zekede gösteriyorum mesela.
Yani biz böyle okul kitaplarını kaplardık diye.
Hani üstüne etiketle falan bir şeyler yapıştırırdık diye.
O kadar özlemişim ki onun kenarlarını böyle içeri bükmeyi.
kapatmayı, sonra onun kapağının tamamen farklı görünmesini falan.
Bu benim için mesela sanatsal bir çalışmaydı.
Kendimce yaptığım bir çalışmaydı.
Etkinlikti ve sanatçı buluşmasıydı.
Böyle anlarınız aslında zamanı durdurmanıza yardımcı oluyor.
Yani kendinizle buluşmanız, içinizdeki çocukla buluşmanız, hatta mektup yazmanız.
Mesela yine Sanatçının Yolu kitabında 8 yaşındaki halinize ya da 80 yaşındaki halinize mektup yazmanız gibi alıştırmalar vardı.
8 yaşındaki haline yazdığında Bambaşka bir şey çıkıyor ortaya bu arada.
Geçenlerde 15 yaşındaki halime bir mektup yazdım.
Çünkü unutuyoruz, gerçekten unutuyoruz.
Yani bugüne kadar yaptığın şeyleri unutuyorsun.
15 yaşındaki halinden bugünkü haline baksan o kızın neler hissedeceğini ya da o çocuğun 15 yaşındaki halinden bugünkü haline baksan o kişinin neler hissedeceğini görmüyorsun, hatırlamıyorsun ya da düşünmüyorsun.
Biraz işte slow living'den kastım bu aslında yani benim bunu nasıl anlamlandırdım ya da yorumladımla alakalı demek istediğim bunlardı.
Zamanı şöyle biraz durdurup biraz daha seçimlerinizi ona göre yapmanız, çevrenizdeki insanlar kime ne için nasıl yaklaşıyorsunuz ya da onlar size nasıl yaklaşıyor, nerede evet demek zorunda kalıyorsunuz.
Yani hep konuştuğumuz konular aslında belki bazen kendimi çok tekrar ediyormuşum gibi görünüyor ama bir yerde bakınca da hayat bu.
Çünkü zaten hayat kendini tekrar ediyor.
Birilerine yine evet diyoruz, yine kendimizden uzaklaşıyoruz, yine bir havucun peşinden gidiyoruz.
O yüzden evet ben de bazen tekrar ediyormuşum gibi hissediyorum ama...
Kendimde bunları sık sık uyguladığım için ve bence işe yaradığı için bir de heyecanlanıp size aktarmak istediğim için bunlar bizim podcast konularımız oluyor.
Bu arada bana istek bölümde gönderiyorsunuz.
Çok da mutlu oluyorum. Çok teşekkür ediyorum.
Elimden geldiğince çoğunu cover ediyorum bu arada.
Bir de tekrardan Spotify'da beni takip edip yıldız verenlere ayrıca teşekkür etmek istiyorum.
Çünkü listelerde de yukarı çıkmaya başladık.
Podcast kanalının büyümesi beni heveslendiriyor daha çok şey yapmak istiyorum.
Birkaç proje var aklımda bölümün sonuna kaldı bu düşünceler ama şu an açıklayamayacağım bu arada projeleri.
Ama bir fikir var aklımda umuyorum bu yıl içerisinde hayata geçecek podcast ile alakalı.
Yani bunların hepsi sizin sayenizde dinlenmeler sayesinde bana verdiğiniz destekler sayesinde hepinize tekrardan çok teşekkür ediyorum.
Ve umarım keyifle dinlediğiniz bir bölüm olmuştur.
Haftaya yeni bölümler görüşmek üzere kendinize çok dikkat edin.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
