
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde Nurtaç, son zamanlarda aldığı terapiden, kusurluluk şemasından bahsediyor. Hayattaki kararlarımızın arkasında sinsi bir onaylanma ihtiyacı mı yatıyor, bazı şeyleri neden ve nasıl yapıyoruz, bunları değiştirmek mi gerekiyor yoksa sadece fark etmek yeterli mi, hepsini bu bölümde dinleyeceğiz. Keyifli bir bölüm olması dileğiyle.Bana ulaşın,Instagram: https://www.instagram.com/nurtacturkeli/Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Hello, En İyi Versiyon'un podcastine hoş geldiniz.
Ben Nurtaş Türkili. Umarım çok güzel bir gün geçiriyorsunuzdur.
Bugünkü konumuz Welcome to Değersizlik Hissi.
Evet, çünkü uzun zamandır benim de ilgimi çeken, terapide de kusurluluk şeması olarak incelediğim, hak dilindeki aşağılık kompleksi olan durumdan bahsedeceğiz
bugünkü bölümde. Bu arada bugün oruç tuttum.
Bu Ramazan'da biraz zorlandığımı itiraf edebilirim.
O yüzden enerjim birazcık düşük, sesim biraz kısık gelebilir.
Ağzımda da plaklarım var.
Eğer biliyorsanız YouTube'dan ya da Instagram'dan şu sıra dişlerimin düzelmesi için, daha estetik görünebilmek için tellerine şeffaf plak kullanıyorum.
O yüzden çıkartmak da istemedim açıkçası.
Normalde çıkartıyorum bölümleri çekerken çünkü pertekleştiriyor beni.
Neyse yani yine aramızda konuşur gibi bir bölüme.
Hoşgeldiniz çünkü zaten instagramdan da bana gelen DM'lerde genelde bundan bahsediyorsunuz.
Hani konuşur gibi olduk, otobüsteydim, laboratuvardaydım, yemek yapıyordum.
Sanki arkadaşımla sohbet ediyormuşum gibi bir bölümdü diye bahsetmenizden inanılmaz zaten keyif alıyorum.
O yüzden yine böyle dümdüz devam edeceğim konuya.
Şimdi son zamanlarda özellikle kendimde fark ettiğim ve terapide de adı çok geçer bir konu onay alma ihtiyacım.
Yani yaptığım şeylerde...
Günlük kararlarımda, genel uzun vadeli kararlarımda da neyi neden yaptığımı bulmayı, neyi neden yaptığımı anlamayı çok istiyorum.
Bunları anlamak, görmek, uzaktan bakmak ve aynı zamanda da kendime adil olmak istiyorum.
Çünkü son zamanlarda bir de bunun da pratiğini daha çok yapıyorum.
İyi şeyleri kendime daha çok söylüyorum.
Beğendiğim, kendimde takdir ettiğim şeyleri kendime yüksek sesle ya Zeki'nin yanında ya da başkalarının yanında da söylüyorum.
Evet evet ben bunda iyiyim.
I am good at this. Falan diye bir şekilde onun vurgusunu yapıyorum.
Ne güzel. Aferin bana.
Çünkü daha önceki bölümlerde de imposter sendromundan bahsetmiştim.
Bu arkadaşımız imposter sendromumuz.
Sanki böyle yaptığın şeylerde tesadüf eseri yapabilmişsin gibi olup başarını takdir etmeme eylemi ya da bunu görmemek ya da böyle işte
bence insanlar aslında çok da iyi olmadığımı anlayacaklar korkusuyla yaşamak.
Kendilerinin çok da değerli olmadığını yine eşittir birazcık değersizlik hissini dayanıyor bunun arkasında.
Öyle bir sendromun olduğunu kendi kendime teşhis koydum.
Herhangi bir terapistim öyle bir şey söylemedi ama anlaşılan üzere günlük hayatım yaşarkenki potansiyelimden, durumdan bunu az çok anlayabiliyorum.
O yüzden buna karşıtı olarak da daha çok iyi şeyleri yüksek sese söylemek, kendimi de takdir etmek gibi çalışmalar yapıyorum son dönemlerde.
Bu değersizlik hissi, kusurluluk şımısı içinde bir geçenlerde yaptığımız terapide bayağı çocukluğa gidip senaryoyu tekrardan yazma gibi bir şey yapmak istedik.
Burada nedir? Hatırladığım ilk anı üzerine bir çalışmaydı.
Neden bir aşağılık hissi oluşur insanda üzerine?
Hatırladığım ilk anıyı tekrardan canlandırıp onu tekrardan yazıyor gibi hayal ettik.
Vav olmadım.
Belki uzun vadede psikologlar dinliyorsa beni çok iyi anlayacaklar.
Belki uzun vadede faydası vardır.
Ondan emin değilim. Ama kısa vadede böyle evet ya gerçekten çok iyi geldi.
Senaryoyu da şimdi tekrardan yazdık.
Böyle bir şey zaten terapide onu bekleyemezsin.
Hani bir iki seansdan sonra tamam artık böyle bir şemam yok gibi bir durum söz konusu zaten değil.
Okey bunun farkındayım. Sadece galiba böyle içeride bazen şey olur ya bir rahatladım be.
Oh be hani. Anlattım kurtuldum ya da bunu da tekrardan yazdık hikaye bir daha canlandı gibi bir hafifleme bekliyordum galiba.
Öyle bir hafifleme olmadı.
Nitekim muhtemelen ağırlığı da beklediğim gibi bir ağırlık olmadığı için olabilir.
Yani ben kafamda bu canlandırıyorum kafamda onu bir şekilde hayal ediyorum ama belki de onun ağırlığı zannettiğim kadar olmayabilir.
Ya da başka bir anım vardır, hikayem vardır.
Henüz bilmiyor olabilirim.
Anlatabiliyor muyum? Yani o günkü aklıma gelen anı belki gerçekten ilk oluşan anı değildir.
Bilmiyorum. Yani ben de terapide her şeyi sıfırdan öğreniyorum ya da keşfediyorum, deneyimliyorum.
Onun dışında şimdi bu kusurluk şeması, aşağılık hissi.
ya da yüksek standartlar olarak da karşıma çıkıyor benim hayatımda.
Yani ne yaparsam yapayım tam da böyle duyum sayamamak gibi, içime sinmemesi gibi ya da bana sunulan toplum tarafından verilen şartlarda olmadığım zaman, oraya
uymadığım zaman kendini eksik hissetmek gibi.
Yani bu konuda şu noktada birçoğunuzun aa ben de gibi bir...
Düşünceden geçtiğini tahmin edebiliyorum.
Çünkü çoğunluğumuz böyle zaten bu konularda.
Dışarıya baktığımızda ister istemez karşılaştırmayı yine yapıyorsun.
Ne kadar yapmamaya çabalatsan da.
Ve bu karşılaştırmanın sonunda genelde kendine zaten saldırı olarak geri dönüyorsun.
Bir de çocukken yani benim anımda şöyle bir şey olmuştu.
Annem küçükken beni bir yere bırakıyor.
Bir aile yani kız çocukları var bir sürü.
Evde dört kız. Ve ben böyle zeytin yemeye çalışırken.
Zeytin böyle kaygan bir minicik bir şey zaten top halinde yani çatalla.
Zeytini kaçırıp duruyorum yani bir türlü batıramıyorum zeytini.
Kızlar da bana gülüyor yani ablalar aslında bana gülüyorlar.
Bütün hikaye bu. Onların bana gülmesi benim zeytini başarıyla yiyememem.
Zeytini başarıyla alamamam daha doğrusu.
Ve o gün bugündür hala insanların karşısında bir şey yaparken çekinirim.
Hani birisi beni izliyorken bir şey taşımaya.
Bir şey kaldırmaya, çatalı bir yere batırmaya falan çekinirim hala.
İzleniyor hissinden hiç hoşlanmam.
Oysaki dans ve tiyatro yapmış olmama rağmen.
Günlük hayatta normal şeylerde mesela bir insan bana bakıyorken masayı falan silmekten hiç hoşlanmam.
Bir masa temizleyeceksem, masayı toplayacaksam hiç hoşlanmam.
Birisinin bana bakmasını.
Video çekiyorsam YouTube için.
Zek dışında başka bir insanın bana bakmasından hiç hoşlanmam.
Yani izleniyor görüntüsünü hiç sevmem.
Bunun alakalı olabilir.
Ve aynı zamanda korkum yargılanacak olmak.
Beceremeyecek olmak. Dilimin sürçmesi.
Bir şeyi tam anlamıyla iyi yapamamam ve onların bunu görmesi.
Yani beyin bunları öyle bir topluyor ki arka planda.
Günün sonunda bana yük olarak geri geliyor.
Kararlarımı almamda büyük bir etken oluyorlar.
Kararlarda hayatlarımız oluyor.
Ve onun sonunda öyle bir lupa giriyorsun ki ben buradan nasıl çıkacağım oluyorsun.
O yüzden kendi adıma bir şeylerin temelini anlamak, kendimi anlamak hatta buna reprogramming diyorum artık şu anda.
Kendimi tekrardan yapılandırmak bugünlerdeki en güzel gündemim.
Güzel diyorum çünkü keyifli bir çalışma olduğunu düşünüyorum aynı zamanda.
Bu aşağılık kompleksi yani kusurluluk.
Ne yaparsan yap sanki olmuyor hissi.
Ne yaparsan yap sana gitmiyor gibi.
Ne yaparsan yap tam olmadı olmadı biraz daha olması lazım gibi.
Yani bu standartlar nereden geliyor?
Bu sadece...
Annenizin size verdiği bir standart olmak zorunda değil bu arada.
Belki öğretmeniniz, belki arkadaşınız, belki arkadaşınızın ailesi, annesi, ablası, birisi.
Ya da televizyonda izlediğimiz şeyler.
Çünkü geçenlerde de bir yerde okudum.
Neredeydi hatırlamıyorum. Çocuklar böyle genelde...
2 ile 8 yaş arasında nasıl bir tipe aşık olacaklarını belirlerlermiş.
Yani artık televizyonda gördüğü, mahallede gördüğü öğretmenin oğlu kimse artık o.
O yaşlarda nasıl bir insana aşık olacağını belirlermiş beyni.
Ve ona benzeyen kişi karşısına çıktığı anda da tamam.
Yani bunu zaten kimse oturup bilinçli bir şekilde yapmıyor.
Evet ben bu tiplerden çok hoşlanıyorum ve görür görmez aşık olacağım.
Olmuyor çünkü bazen ya ben bu tipten nasıl hoşlandım deyip Günün sonunda böyle aşık olarak deli divane olarak da çıkabiliyorsun.
Hani onu anlatabildim biraz karışık gibi oldu ama tamam belirli bir tipiniz vardır kafanızda beğendiğiniz bir tip.
Ama aşık olduğunuz insan tamamen farklı da olabiliyor bazen sizin zannettiğinizden.
Oysa ki belki de o aşık olduğunuz kişiyi 2 ile 8 yaş arasındaki dönemde aslında kurmuş olmuş oluyorsunuz.
Filmde izlediğiniz bir insana çok benziyor.
Ya bu aşk kavramı zaten acayip karışık bir şey.
Oraya girmeyeceğim. Ama bu arada başka bölümlerde ilişkilerle alakalı konulara da girmek istiyorum.
Çünkü bununla alakalı Instagram'dan soru da geldi birkaç kere.
Hatta özellikle bölüm çekmemle alakalı istek de geldi.
Onun için o konuyu ele alacağım.
Çünkü açıkçası kendimin güzel ve düzgün bir ilişkim olduğunu düşünüyorum.
Sağlıklı, saygılı.
Bayağı hoşgörülü, huzurlu bir ilişkide olduğumu düşünüyorum.
Ara ara zaten bunu da kurucukluyorum.
Ya huzurlu da olmaması mı lazım acaba?
Çok mu huzurlu olduk?
Sağlıklı bir ilişki ne demek?
Neden sağlıklı ilişki geçiyorum?
Ve sağlıklı ilişki yaşamayı öğrenmediğim için.
Kimse bana öğretmediği için filmlerde hep o mutlu sona kadar geliriz ve mutlu sonundan sonra seni kimse görmediği için en nihai hedefe ulaştıktan sonra ben de ne yapacağım bazen bilemiyorum.
Ama bugünkü konuda ondan değil de daha sonraki konularda biraz hani daha sonraki bölümlerde ilişki konularına da gireceğim.
Eğer sizin de merak ettiğiniz, istediğiniz bir bölüm varsa Instagram'dan yazıp sorabilirsiniz.
Instagram diyorum inanın Zeki bile Instagram'dan bana mesaj atıyorum.
Çünkü neden bilmiyorum. Sadece Instagram diyenlerini okumayı seviyorum.
Text mesaj, bu Facebook Messenger, onları falan, e-mail.
Çok ilgimi çeken yerler değil.
WhatsApp bile bu arada. En çok Instagram mesajı seviyorum.
Neden bilmiyorum. Şimdi bu Onay alma ihtiyacı konusunda da biraz geri döneyim.
Bunu kendime çok yakalıyorum açıkçası.
Siz de şöyle bir kendinizi kurcuklayın şu anda.
Onay alma ihtiyacı, takdir edilme ihtiyacı.
Yani bir şey yaparken, şimdi yapacağım şeyi açıkçası burada anlatmaya çekiniyorum.
Geçenlerde bir şey oldu çünkü.
Sonra bunu terapistimle konuştum ve kadın şey dedi, neden böyle bir şey yaptın?
Neden böyle bir şey yapıyorsun?
Yani bilmiyorum dedim. İşte böyle anlattım kendi gerekçelerimi.
Kadın da şey dedi terapistim.
Onay alma ihtiyacı var arkasında yaptığın birçok hareketin.
Hani birinden bir onay almak istiyorum.
Evet tamam bunu anladık.
Demek ki Nurtaç vakti zamanında bebeğken birinden artık ya da bir şeyden etkilendi.
Ve sürekli onay alma ihtiyacı yaşıyorum.
Bunun bunu anlamanın faydası ne?
Gerçekten ilk başta bunun farkında olmak.
Çünkü bir şeyi yapmadan önce neden bunu yaptığını anlamak en büyük yardımcı.
Yani burada şöyle bir örnek verebilirim belki.
İş yerinde aslında yapmayı istemediğiniz bir görev verildi size.
Hayır diyememenizin sebebi onay alma ihtiyacı arkasında.
Çünkü orada beğenilmek istiyorsunuz, takdir edilmek istiyorsunuz.
Başka insanlar tarafından hoşlanılmak istiyorsunuz.
İş arkadaşlarınızın iyi olmasını istiyorsunuz.
Yarın bir gün tatile gitmek istediğinizde İzin alabilmek için yüzünüz olsun istiyorsunuz.
Yani bunlar böyle tık tık tık birikiyor.
Ve bunun alt metninde sadece onay almak oluyor.
Neden? Çünkü aslında haklarıma göre ben izin alma hakkına sahibim.
Tatile gideceksem eğer orada belirli bir günüm var.
Gereğinden fazlaysa ödemeli yapıyorsunuz.
Zaten ücretli yapıyorsunuz.
Hani haklarınız var orada.
Arkadaşlarınız, iş arkadaşlarınız siz üstünüze düşmeyen görevi yaptığınız için sizden hoşlanmaları durumu zaten absürt bir durum aslında.
Çünkü öyle bir senaryo olamaz.
Tamamen koşullu sevgiye, koşullu ilişkiye dayanıyor.
Onda da maalesef uzun vadede hayırlı bir sonuç çıkmıyor.
Çünkü ben sana bunu yaptım, sen bana neden bunu yapmadın gibi bir senaryoyla karşı karşıya geliyorsunuz.
Eminim hepimizin hayatında en az bir kere böyle bir senaryo yaşanmıştır.
O yüzden iş hayatınızdaki haklarınızı bilin.
Kendi görevlerinizi bilip ve bunun dışına çıktığınızdaki sebebi anlayabilmek.
Az önce bahsettiğim örnekteki gibi yani beni daha çok sevsinler, patron beni daha çok sevsin, işten kovulmayayım gibi şeyler arkasında onay biriktiriyor.
Onay gerekçesi biriktiriyor.
O yüzden bunu fark ettiğinizde şeyi sorgulayabiliyorsunuz.
Hani ben bunu bu sebepten dolayı yapıyorum.
Güzel bu birinci adım.
Ben bunu yapmasam ne olur?
Ekstra bir cesaret geliyor.
Diyorsun ki mesela o noktada lan ben bunu bir kere de böyle deneyeyim.
Hayır deyin bakalım yapmayayım.
Bu arada bu hani kitaplar falan da var ya hayır deme sanatı açıkçası hiç de okumadım.
Çünkü hep şey zannediyordum ya ben hayır diyebiliyorum çok rahat hayır diyebiliyorum.
Hayır abi hiç öyle değil. Çünkü hayır diyebilmek ya da hayır diyememek acayip sinsi bir şey bence.
Acayip sinsi yani böyle bugün sinemaya gitmek istiyor musun?
Bakayım aslında istemiyorum o zaman hayır demeliyim.
Bu kadar basit bir olay değilmiş bence.
Yani acayip sinsi fark etmeden birçok şeye alt medlenin işte bu onaylanma ihtiyacı, sevilme ihtiyacından kaynaklı birçok insana gereğinden fazla bir şey vermem.
Kendimden de alacak olmasına rağmen orada bulunmam, orada onlara yardımcı olmam gibi durumlarda benim hayır diyememe sendromum olabiliyor.
Eşittir onaylanma ve sevgi ihtiyacı.
Bunun kusurlulukla nasıl bir alakası var?
Benim anlayışıma göre yine bir benzer durumda.
Yani ben o kadar iyi olmalıyım ki sevilmeliyim.
Her şeyim o kadar muhteşem olmalı ki insanlar beni onaylasınlar.
Her zaman hani bizim ülkemizde biraz daha çok oluyor.
Çünkü YouTube'da yaptığım iş... için mesela burnumdan ameliyat olmam gerekliliği, dudaklarımı yaptırmam gerekliliği işte şudur budur.
Aslında o kadar eleştiri almıyorum ama genel itibariyle şimdi şu kafa aslında çok rahat oluşabilir bende.
Ya burnumu yaptırırsam eğer insanlar beni daha çok sevecek.
Çünkü kusursuz görüneceğim.
İnsanlar beni daha çok beğenecek.
Beni daha çok beğenirlerse bana daha çok saygı duyacaklar.
Daha çok saygı duyulursa ben daha çok popüler olacağım.
Bu böyle devam ediyor.
Yani birbirlerine o kadar bağlılar ki ve ben bu noktada bu hassasiyetimi yakaladığım anda şunu söyleyebilme cesaretine sahip oluyorum kendi kendime.
Yapmıyorum lan. Bir de yapmadığım halini bir görelim.
Yani buna kapılıp onay alma ihtiyacım ve kusurluluktan gelen ihtiyaca göre Burun ameliyatımı da yaptırabilirim.
Bu arada bu konu tamamen başka bir konu.
Belki yine başka bölümde de bunu alırız ama burun ameliyatı olayı acayip bir konu yani bence.
Çünkü şu anda peynir ekmek gibi bir şey oldu.
Şu anda bayağı markete gidip peynir ekmek alıyormuşsunuz gibi burun ameliyatı yaptırılması çok doğallaştı.
Yaptırmak isteyenlere tabii ki bir sözüm yok.
Bundan YouTube'da da çok bahsettim.
Ama size bunu zorla dayatılması, ihtiyaç olarak hissettirilmesi ve siz...
Bir de burnunuzu yaptırsanız bayağı bir güzel olacaksınız.
Yani bir burnunu yaptırsan var ya şu olacak bu olacak gibi ithamlarla size gelindiğinde sizdeki oluşan o hissiyat ve verdiğiniz tepki ile bunu anladığınız anda hey hey hey dur bakalım
yapmıyorum. Yapmadığımda ne olacak?
Cesareti arkasında ona ihtiyacını hissetmeden verdiğiniz karar ile aldığınız feedback aldığınız randoman çok daha farklı bir aşamada olabiliyor.
Bakın ben 32 yaşına geliyorum.
Anca bunları anlamaya başladım.
Eğer yaşınız daha böyle 17-24 arasında bir kitleyse çünkü biliyorum benim kitlemin yoğunluğu o.
Bu arada bunu ne zaman söylesem bana yaşı daha büyük olanlar kızıyor.
Yoğunluktan kastım yüzdelik olarak söylüyorum.
Yani baktığınızda rakamlara datama %50'nin üstünde 17-24 %35 gibi rakamlar mesela üstünde kalıyor.
Bu yaş diliminin üstünde kalıyor.
Yani buradaki vurgun şu anda gençseniz o yaş aralığındaysanız bu tarz bir tepkime de olabilirsiniz.
Sadece şu anda bu podcast ile karşılaşmanızın en güzel sebeplerinden bir tanesi belki bugün size güzel bir etki etmeyecekse belki 3 yıl sonra güzel bir etki edecek ve diyeceksiniz ki yani ben bir tane kız
dinlemiştim bundan yıllar önce.
O da böyle bir şeyden bahsetmişti.
Yani demek istediğim bunlar hemen oturmuyor kafada.
Ben 32 yaşına geldim.
Anca oturmaya başladı.
Hala sorunlarım yok mu?
Kusurluluk sorunlarım yok mu?
Var. Çünkü bu insan doğasında var.
Şimdi kendine hatta bir tane şey var, çalışma var.
Aynada kendine çıplak olarak bakmak ve beğendiğin yerleri söylemek kendine.
Çünkü şimdi aynaya gelin, çıralı çıplak olun.
Hemen göz beğenmediğiniz yerlere gider.
Şuna bak ya çatlağım var işte göbeğime bak zaten alt göbeğimle benim de sorunum var hiçbir yere gitmiyor arkadaşımız.
Üstten böyle taytla falan karnım kaslarım var gibi görünüyor.
Tayt indir böyle alt göbek pırlar yani oradan.
O hiçbir zaman gitmez sağ olsun arkadaşımız.
Çünkü zaten güzel de bir egzersiz yapmadığım için o noktada.
Neyse yani aynaya baktığınızda.
İlk göz onları görür.
İşte bacaklarıma bak çarpık.
Aa şuramda morluk oluşmuş.
Yüzümde şurada sevilce var.
Kulaklarım eşit değil. Gözüm eşit değil.
Hemen dadadada beyin bunları görüyor.
Çünkü maalesef ona otomatik olarak yöneliyoruz.
Ama bir çalışma olarak işte kendinize beğendiğiniz yerleri.
Mesela ben omuzlarımı çok beğenirim.
Göğüslerimi beğenirim. Belimin kıvrımını beğenirim mesela.
Yani kendinizde sizin de beğendiğiniz.
yerleri teker teker size söylemek.
Çünkü bilinçaltı aptaldır.
Her söylediğinizi duyar, anlar, kanar.
Siz sürekli kendinize güzel olmadığınız yönde, kusurlu olduğunuz yönde eleştiri yaptığınızda beyin bunları anlıyor sadece.
Ama aynı şekilde tam tersini uyguladığınızda beyin de bunu anlayacak.
Mecburen. Çünkü neydi efendim?
Bilinçaltımız aptal da her şeye kanardı.
O yüzden onları birazcık o noktada da yani biraz kelime oyunu gibi görünse de bu aşamada kendinize faydalı olabilecek bir çalışma olabilir.
Böyle Welcome to Değersizlik hissi bu bölümü de ufak böyle hatta susadım şu anda konuşurken ama hızlıca çekmek istedim.
Umarım keyif aldınız, eğlendiniz.
Bir bölüm olmuştur. Yeni bölümlerle görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
