
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Nurtaç, bu bölümde “vasat” olmanın ne demek olduğundan, kendisi için ne ifade ettiğinden bahsediyor. Vasat olmaktan korktuğumuz için hayallerimizi ne kadar ertelediğimizden de.
O halde, vasat olmaya yeni bir bakış açısıyla bakıp, adım atmak için, daha iyi versiyonumuza ulaşmak için, önce vasatlıktan geçen yolu nasıl aşabiliriz, hep birlikte dinleyelim 🤗
Bana ulaşın,Instagram: https://www.instagram.com/nurtacturkeli/Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Bugün vasatlıktan bahsedeceğiz.
Çünkü ben tam bir vasatım diyebilmek için.
Bu bölümü dinlemeniz gerekiyor.
Ve vasatın aslında çok da kötü bir şey olmadığını anlamanız için bence bu bölümü kesinlikle dinlemeniz gerekiyor.
Şimdi vasatlığın kelime anlamı aslında sıradan, olağan, beklenen yani hepimizin alışık olduğu şeyler.
Ve nedense yaşadığımız yüzyılda vasatlık dünyanın en kötü bir şeyiymiş gibi aksettirildiği için hiçbirimiz aslında vasat olmak istemiyoruz.
Fakat hepimiz günün sonunda baya baya mediocre tipleriz.
Yani ortalama insanlarız.
Ve bunun için, burada sıkışıp kalmamak için, çok da savaşa girmemek için, aslında işin içinde neler dönüyor anlamak için bu bölümü çekmeye karar verdim.
Dediğimiz gibi öyle bir toplumda yaşıyoruz ki sosyal medyada olmasanız dahi çünkü bu büyür kendi başımıza gelmişti.
Hemen hatırlayın o zaman internetimiz falan yoktu.
Sürekli olağanüstü şeyler beklenen, sizden özel çocuk olmanız istenen, yüksek başarılar, o yüksek standartlara ulaşma çabası ve bir farklılık.
Yani hep karşımıza sıradanın dışına çıkmak, olağanın dışına çıkmak, vasat olmamak üzerine bir form sunuldu.
Ve sen o forma uymadığını anladığın anda geldi işte ansiyeteler, depresyonlar, topluma uyamamak, kök çakranın bozulması gibi şeylerle karşımıza çıktı.
Benim öyle oldu çünkü öyle fark ettim kendimi.
Sıradan kelimesine karşı bir alerjimin olduğunu fark ettim.
Sürekli ve çocukken özellikle, çocukken özellikle büyüme çağlarında falan nasıl farklı olurum üzerine baya bir...
Mesai harcadığımı fark ettim.
Saçımın bir tarafını kırmızı, bir tarafını sarı boyamadığım dönemler mi olmadı?
Yırtık kotların içine fıstık yeşili çorap giyip o yırtık kodu da daha farklı görüntüye sokmak mı olmadı?
Çoraplarımın birini pembe, birini mavi, ayakkabı bacıklarımı rengarenk almadığım mı olmadı?
Ya benim okuldaki sınıf masalarında masamın üzerine Nurtaş iğrenç giyiniyorsun yazıldı.
Çünkü ben sürekli rengarenk giyinen, dikkat çekmeye çalışan bir tiptim.
O dönem farklı olmak modaydı.
Farklı olma çalışma çabası modaydı.
Benim algıladığım, öğrendiğim metot oydu.
Büyüdükçe büyüdükçe sıradanlığı sevmeye başladım.
Ama tabii ki de görüntü olarak sadelik, sıradanlık, minimalizm uzunca bir süre çalıştığım bir dönem Japonya'da da yaşadığım bir süreç olmuştu.
Gerçekten o hat kesimler, düz kesimler, sade renkler, asla desenin olmaması bu konu tamamen modaya geçiyormuş buradan.
Gerçekten çok daha içime sinen, ilgimi çeken bir yer oldu.
Şu an renkli şeyler sevmiyorum, desen sevmiyorum.
Capsule wardrobe deniyor buna İngilizce'de.
Yani kapsül gardırobunuzu oluşturuyorsunuz.
Toplam 35 parça diyorlar genelde ama daha fazla da kullanabilirsiniz.
Önemli olan bunların mix and match yapılması.
Yani birbirine uyan, birbirleriyle değiştirdiğinizde yine ayrı bir kombin yaratabildiğiniz kıyafet grubu.
Ama bugünkü konumuz kıyafet değil.
Neden buraya girdim bilmiyorum başlar başlamaz.
Kendimden öne almak istedim aslında.
Yani sıradanlıktan korkma, avarajdan korkma.
Yani bu ortalama insan olmaktan korkma çabamdan dolayı.
Ben daha önceki bölümlerde de bahsetmiştim ve bu konudan mütemadiyen bahsetmeye devam edeceğim.
Değersizlik hissim yani bir özdeğerde sıkıntı yaşadığım için genel olarak.
Dışarıdan beslemeye çalıştığım şey de işte bu başarılar, okulda gösterdiğim başarı, hobiler ama hobileri biraz daha yetenek anlamında daha da iyi yapabilmek, öne çıkmak.
İşte çocukluğumdan beri girmediğim sosyal kulüp yoktu.
Hem ilkokulda hem ortaokulda hatta üniversitede dahi o kadar çok sosyal kulüplerdeydim ki sınıfta bana, arkadaşlarım arasında bana sosyal kelebek deniyordu.
Çünkü hep bir çaba içerisindeyim.
Hep bir şeyi bir yerden beslemeye çalışıyorum.
Sıradanlıktan çıkmaya çalışıyorum.
Yetenek geliştirmeye çalışıyorum.
Bu arada bunlardan keyif alıyorum.
Yani yaparken sadece bir şey için değil bir yandan da müziği, dansı, sanatı çok seven bir tipim zaten.
Yani işin içinde bunların olması bir yandan keyif almam ama beni bunun farkılaştırdığına da inanmam gibi sebeplerden dolayı ben bu şekilde bir büyüme çağı geçirdim.
aslında vasat kelimesinin İngilizce hali benim çok hoşuma giden bir kelime.
Mediocre. Yani İngilizce'de bunu söylediğimizde aynı trigger'ı almıyorum içeriden.
Yani aynı tetiklenmeyi hissetmiyorum.
Ama vasat dediğinde tetiklenme hissediyorum.
Yani ben vasatım demek beni aslında rahatsız eden belki de yaralayan bir şey normal şartlarda.
Ya da sosyal medyada birisi ya bütün bu yaptığın işler vasat dese o benim için negatif yorumlar kategorisine girip canımı acıtabilecek ya da beni düşünmeye itebilecek bir yorum olabilir.
Çünkü biliyorsunuz 100 tane olumlu yorum alsan dahi o bir tanecik negatif yorum sizin bütün gününüzü bir tık böyle huk eder.
Ama dediğim gibi İngilizce'de mediocre beni çok rahatsız etmiyor, tetiklemiyor.
Belki yabancı bir dil olduğu için yani benim büyüdüğüm bir dil olmadığı için olabilir.
Hatta işin içinde bir sempatiklik buluyorum mediocre'da.
Mediocre böyle bir mediocre bana hevesi, heyecanı, merakı da hissettiren bir kelime.
Yani her şeyin biraz ortalamasısın ama iştahın var.
Bir şeylere karşı merakın var.
O master of nothing. Yani hiçbir şeyin masterı değilsin.
Ama hayata karşı bir heyecanın var.
Bir şeyleri deneyimlemek istiyorsun.
Bunları paylaşmak istiyorsun.
Mükemmeliyetçilik kalıplarına sıkışmadan o an ne yapmak istiyorsan onu gerçekten yapıyorsun.
Mesela ben ne zaman düşsem Zac bana hep şey der.
Never let perfect to be your enemy.
Yani perfect'in o mükemmelin senin düşmanın olmasına izin verme.
Bir arkadaşımız da hep şey der.
Hiç yapılmamış bir iş kötüden daha kötüdür.
Yani sen yeter ki yine bir şeyler yap.
Ortaya bir şeyler koy.
Ben yine burada Nilkara Ebrahim Gil'in bir sözünü hatırlatmak isterim.
Bir mektubundaydı galiba o gençleme sevgilerimle mektup olması gerekiyor.
Diyor ki konu komşu ne der diye düşünme çünkü onlar senin hakkında epitopu 15 dakika konuşacak ama sen o hayatı ömür boyu yaşayacaksın.
Yani o perfectin, mükemmelliyetin, başkaları ne derin senin bugün yapmak istediğin şeye engel olmasına izin verme.
Yani bunu böyle yüksek sesle söyledim de belki siz şimdi dinlediğinizde aslında altındaki...
Anlamı ve gücü tam olarak fark edemiyor olabilirsiniz.
Ama hayatınızın nasıl yaşamanız gerektiğine, kimlerin karar verdiğine, izin verdiğinizi fark edebilir misiniz?
Lütfen, acaba bir saniyeliğine.
Tabi burada alt başlık olarak özgür irade var mıdır yok mudur konusuna girmiyorum.
Bize sunulan birkaç seçenek arasında seçtiğine özgür irade deniliyor.
O tamamen başka bir konu.
Benim bahsettiğim siz günlük hayatınızda bir şey yapmak istediğinizde size neyin engel olduğu.
Geçenlerde Instagram'da şey sorusu sordum.
Yani kimler YouTube'da içerik üretmek istiyor ve sebepleriniz neler?
Çoğunlukla gelen cevap başkalarının ne der kaygısı vardı.
Diğer cevaplar işte biraz daha tembelliğimden dolayı, nasıl yapacağımı bilmediğimden dolayı gibi cevaplardı.
Onlar da ayrı konular zaten.
Ama şu başkaları ne der?
Aslında altında maalesef mükemmel yetçilik yatan bir konu.
Yani yine aslında vasat olmaktan korkmak, ortaya ortalama bir iş vermekten, yapmaktan, korkmaktan geçiyor.
Ben uzun süre sosyal medyada olduğum için şeyi artık öğrenebildiğimi düşünüyorum.
Quantity vs. Quality.
Yani ben sadece kaliteye odaklansam, işte bu çok kaliteli olmadı, sesle sorun oldu, görüntüde sorun oldu, bence bunu iyi açıklayamamışım, görüntüler güzel değil, bu da böyle mi yapılır gibi bir hengameye kapılsam,
bugüne kadar bence toplasan 10-15 tane içerik belki üretebilirdim.
Hiç yapamam demiyorum bak.
Ama ben dedim ki ben bunu yaparak öğreneceğim.
Ben işi yolda öğrenmeyi seven bir insanım ve işin gerçekten yola çıktıktan sonra öğrenileceğine de inanan bir insanım.
Bunu nerede ne zaman öğrendim bilmiyorum ama hayat boyu da işime yarayan bir şey olmuştur.
Yani mükemmelliyetçilikten ziyade eleştiren bir sesim var.
Daha önceki bölümlerde de biraz bahsetmiştim.
Ben yaparken değil de yaptıktan sonra eleştiren bir sesim var.
Orada da baş öğretmen diyorum ona maalesef.
Yani sürekli bır bır bır konuşan ve bir şeyi beğenmeyen içeride huysuz bir kadın var.
Gerçi o da gelişimimde yardımcı oluyor ona da thank you bu arada.
Buradan öpücükler gönderelim.
Ama genel olarak yapmadan önce bir şey mükemmel olmalı ve o zaman başlamalıyım.
Yok ben de mükemmelleşçilik adı altında söylüyorum.
Ben kafa göz yarma, dümdüz girme, bir şeyleri deneme, belki spontane yapma, doğaçlama uygulama işlerini seviyorum.
Benim hayatımda işe yarayan şeyler.
Zekama da güveniyorum bu anlamda.
Hani bir şey kotarabileceğimi de düşünüyorum.
Ve vasat olmayı...
Bu anlamda hazmedebiliyorum, kabul edebiliyorum günün sonunda.
Çünkü vasatlık size böyle bir noktada denge ve istikrar veriyor.
Fark ederseniz eğer o mükemmel çıtanız olmadığı zaman siz yaptığınız işi yapmaya devam ediyorsunuz ve o da gelişmeye devam ediyor buna ithafen.
Aynı zamanda da dengeli kalmış oluyorsunuz.
O sıradanlıktan korkma, mükemmellikçilik, olağanüstü standartları, ulaşılamayan hedefler olmadığı için dengeli, yavaş yavaş ve istikrarlı bir şekilde ilerleme kaydedebiliyorsunuz.
Aynı zamanda gerçekçi beklentiler içinde de olabiliyorsunuz.
Kendi kapasitenizi biliyorsunuz.
Bugünkü şartlarda, bugünkü zekanızla neler yapabileceğinizi aslında en iyi siz biliyorsunuz.
Kendinizde çok sıkmadan, zorlamadan bugün neler yapılabilir?
Ben neler yapabilirim?
Bunda benim elimden geleni.
Çünkü hepimizin bu yani kapasitesi var.
Bunu geliştirmek, değiştirmek sizin elinizde.
Ama hemen yarın bu gelişim ve değişim olmayacağına göre bugünkü malzemelerle neler yapılabilir?
Biraz onun üzerine çaba göstermek ve düşünmek bence burada en önemli kilit noktası.
Yani kendinizi de kaftana koymadan, ben üniversiteden mezun olduğumda öyle olmuştu ve çok güzel de çakılmıştım, iyi de olmuştu bana o olsun.
Kendinizi böyle çok da böbürlenmeden, yükseklere çıkartmadan benim bugünkü kapasitemde ben neler yapabilirim diye dürüstçe sormak ve ona göre bir şeyler üretmeye çalışmak bence.
Bu arada ben şema terapisti almıştım daha önce ve şemalarımdan bir tanesi yüksek standartlardı.
İşte bu aşağılık kompleksiyle de bağlantılı olan bir şey.
Hep diyorum ya bir değersizlik var işin içinde ama bence bu bana özgü değil.
Bunu açıkça söyleyebiliyorum yani hepimizin içinde kırıldığı ve hırpalandığı ve hassas olduğu yerlerden bir tanesi olabilir.
Miktarları değişebilir bilmiyorum.
Ama şimdi yüksek standartlar işte mesela nasıl diyelim daha zayıf olursam sevilirim.
Ben yüksek derslerimden yüksek notlar alırsam öğretmenlerim beni sever, annem beni sever.
Eğer aylık elime 10 bin 20 bin dolar geçerse ben başarılıyımdır gibi aslında gerçekçi olmayan asla koşullara bağlı olmayan bir durumu kendi kendinize koşullara bağlamanız
ve o beklentiyi de fazla gösterip yüksek standartları yakalamaya çalışma çabası bir noktada gerçekten zaman kaybı enerji kaybı.
Kendimden biliyorum çünkü bunu ne zamanki kabul ettim kendimle alakalı.
Tabii ki de bununla yüzleşirken kolay değildi.
Çünkü şey fark ediyorsunuz yani benim özdeğer şeyim mi var sorunum mu var?
Asla kesinlikle olamaz.
Çünkü öbür taraftan da işin içinde ufak bir narsizm de o egonun da belirdiği bir nokta.
Tabii ki de bununla yüzleşmek ve kabul etmek istemiyorsunuz ilk başta.
Ama kabul edince günün sonunda bir rahatlama da geliyor.
Gerçekleri kabul ediyorsunuz.
Dediğim gibi kendi içinizdeki potansiyeli biraz daha fark ediyorsunuz.
Bundan sonra da zaten podcastimizin adı olan en iyi versiyonuna ulaşmak için çaba göstermek istiyorsunuz.
Bu arada bu haldur huldur sabah akşam çalışmak, durmadan çalışmaktan bahsetmiyorum.
Bir hedef belirliyorsunuz kendinize.
İçinizdeki potansiyelin daha yüksek olduğunu biliyorsunuz.
Yaklaşmak istediğiniz hayat standartlarını biliyorsunuz.
Çünkü bu tamam ya benim kapasitem de bu kadarcıkmış.
Ben bu kadarla geçineyim gibi bir durumdan da bahsetmiyorum.
Bu arada bu da şema terapisinde geçen bir şey.
Teslim olma durumu deniyor buna.
Maalesef bir psikolog ya da alanında uzman biri olmadığım için bu konuları böyle çok biliyormuş gibi anlatamam.
Ama şema terapisi benim için faydalı olan bir terapi ekoli olmuştu.
Eğer ilginizi çekerse de ben öneririm şahsen.
Yani kendinize aynayla bakmak adına.
İnanılmaz güzel, gerçekçi ve biraz çarpıcı şeyler sunabiliyor.
Yani günün sonunda aslında demek istediğim bu vasat olmaktan korkmadan, o mükemmelliyetçi yüksek standartlar telaşına kapılmadan çaba gösterdiğinizde işte en iyi versiyonunuza
ulaşacağınız merdiveni hazırlamış oluyorsunuz.
Her gün yeni bir şey öğrenme gayretinde bulunuyorsunuz, kendinize karşı dürüst oluyorsunuz.
Bir gün merdivenden düşüyorsunuz, geri tekrar yükselmeye çıkıyorsunuz.
Yolculuk bunun bir proses olduğunu, gelişim süreci olduğunu en iyi siz anlıyorsunuz.
Başkalarının ne dediği kaygısına kapılmıyorsunuz.
Kendinizden çok şüphe etmiyorsunuz.
Oturup fazla fazla düşünmüyorsunuz.
Bence bu nasıl vasat olunurluk kılavuzunda diyelim.
Yani demek istediğim burada hayat boyu vasat kalalım değil.
Şu ilk adımı bir kabul edin.
Sıradanlığı kabul edin.
Yani siz öyle zannettiğiniz kadar özel değilsiniz.
Kabul edin. Ondan sonra zaten bence gelişim daha organik ve daha doğal olarak arkasından takip ediyor oluyor bence.
Bu sayede hayattan da daha çok keyif alıyorsunuz.
Küçük başarılarınızı fark ediyorsunuz.
Küçük şeylere mutlu olabiliyorsunuz.
Başka insanlarla o deneyimleri daha rahat paylaşabiliyorsunuz.
Yani kabullenmek ve bunu paylaşmak günün sonunda gerçekten size geri dönüşü iç huzur olarak oluyor bence.
Daha keyifli oluyorsunuz bir kere ya.
Buna istinaden de kendi hedeflerinize, önceliklerinize ve kendi değerlerinize göre bir yaşam tarzı kurmuş oluyorsunuz.
Kendi formülünüzü kendiniz çıkartıyorsunuz.
Yani işin içinde kabullenmek ve dürüst olmak diyebilirim bununla alakalı.
Şimdi ben bu kadar konuşuyorum ama tabii ki de hala maalesef kıyaslamalar yapmaya devam ediyorum.
İşte atıyorum YouTube'u çok güzel yapan insanlar var şu anda.
Kurmak istediğim işle alakalı çok güzel işler yapanlar var.
Daha güzel giyinenler var.
Daha güzel poz verenler var.
Daha güzel para harcayanlar var.
Daha güzel para kazananlar var.
Yani kıyaslama yaptığınızda bu liste forever devam edecek.
Hayatınız boyunca bitmeyen bir liste olacak.
O yüzden mesela benim şu an kıyaslama yaptığımı fark ettiğim anda kendime yaptığım ilk şey duraksamak ve kıyaslama yaptığımı kendime hatırlatmak.
Çünkü bu gerçek bir ölçek değil.
O kişinin hayatını bilmiyorum, o kişinin standartlarını bilmiyorum, o kişinin zekasını bilmiyorum, o kişinin dününü ve yarınını bilmiyorum.
Ben de aynı şekilde yani benim de başkasıyla kendimi kıyaslayarak kendimi daha iyi hissetmem.
Birazcık günün sonunda üzücü bir durum olabiliyor yani acınası bir durum da olabiliyor aslında.
Ve de hala devam eden yüksek standartlarım var.
Bununla alakalı demiştim terapi aldım ama aha terapi aldım ve fark ettim ve artık yapmıyorum gibi bir durum söz konusu değil.
Çünkü ben şeyi çok iyi hatırlıyorum.
Galiba daha yeni yeni okumayı öğreniyorum.
Eskiden takvimlerde böyle burçlarınızla alakalı şeyler yazardı.
Galiba takvim ya da bir burçla alakalı bir kitaptı.
Şu an sadece o sarı yapraklı şeyi hatırlıyorum.
O eski kahverengi yapraklı görüntüyü hatırlıyorum.
Benim de burcumla alakalı işte yengeç burcuyum ben.
Taşı şudur, rengi budur böyle teker teker yazıyor ya.
Çok net hatırlıyorum.
Arzusu iki nokta üst üste yükselmek diyor orada.
Ben onu oradan aldım.
Dedim ki ben yükseleceğim.
Demek ki benim içimde yükseklik var.
Muhtemelen ilk orada başlayan bir şey.
Ne kadar terapiyle o güne geri dönerim ve orayı...
Hikayeyi yeniden yazabilirim, değiştirebilirim bilmiyorum ama bu ilk gösterdiği yerler mesela annemin başının kapalı olması benim için çocukken utanılacak bir şeydi.
Çünkü işte sarışın farapan tipler daha dikkat çeken, daha zenginliği gösteren tiplerdi.
Karpuz yerken çocukluktan bahsediyorum bakın çatal bıçakla karpuz yerdim.
Kıyafetlerimin marka olmasını isterdim.
daha ayrışabilmek için, ortamda daha çok dikkat çekebilmek için, zenginliğin eşittir, üstünlük olduğunu zannettiğim için o yaşlarda böyle böyle aslında kemik olarak alttan alttan core halinde
gelişen bir özellik oldu bende yüksek standartlar ve bunu fark ettiğiniz anda bir gün uyanıyorsunuz ve bu bir daha olmuyor olmuyor.
Sadece benim partnerimden kaynaklı olduğunu düşünüyorum.
daha gerçek dünyada yaşayan, kendisini başkalarıyla kıyaslamadan, kendi içinde kavrulan ve kendi kendine challenge'larını yaratan, kendi kendine gelişimi göstermek ve o ispatı kendisine göstermek isteyen bir kişi
ve siz böyle bir insanla her gün beraber olduğunuzda gerçekten bazı şeyleri daha hızlı fark edip değişme çabasına girebiliyorsunuz.
Ben de öyle oldu çünkü. Birazcık kendimden de utandım.
Mesela ben Zeki'yi Türkiye'ye götürdüğümde En şık yerlere götürmek istedim.
En güzel yerlerde yemek yiyelim istedim.
Oysaki Zek'in umrunda değil.
Yani he doesn't even care about it.
Hiçbir şekilde umrunda dahi değil.
Zek için mesela orada olmak, o an neyse artık önüne gelen.
Adam onun keyfini çıkartıyor.
Ben biraz daha böyle yok tabaklar şöyle olsun.
Tabakların sunumu böyle olsun.
Yemekler kötü geldi vesaire.
Çok detaya takılan bir tiptim.
Zek zaten bu konuda beni biraz daha uyandırdı.
Dedi gerek yok.
Just enjoy. Sadece anda ol.
Bu anın tadını çıkart.
Benim için bir şeyin göstergesi değil bunlar.
Dedikçe yıllar içerisinde gerçekten orada da kendime biraz daha dürüst olabilme ve yüzleşme şansını yakalamıştım.
Bu nedenle de zamanla oturan, gelişen...
Bir şekilde çabaladığım bir alanda oldu.
Yani vasatlık o mediocre çünkü dedim ya İngilizce'de söyleyince biraz daha hoşuma gidiyor mediocre kelimesi.
Ne bileyim işte şey vardır ya Wikipedia'da bazen insanlara bakarsınız.
Aynı zamanda yapımcı, aynı zamanda oyuncu, aynı zamanda publisher.
Yani o kadar çok şey var ki bıt bıt bıt bıt.
Ben öyleyim aslında yani aynı zamanda şu, aynı zamanda bu ve ben bunu seviyorum normal şartlarda.
Ama ünlüde bir laf vardır ya hani master of none but often times better than a master of one.
Diyor ki yani hiçbir şeyin masterı değil ama çoğunlukla o bir şeyin masterı olduğu kişilerden, durumdan diyeyim yani daha iyi.
Yani kendinizi çok da hırpalamaya gerek yok.
Yani ben birazcık müzik yapabiliyorum, birazcık...
Video çekebiliyorum.
Birazcık dikiş yapabiliyorum.
Kitap okumayı çok seviyorum.
Biraz dans ediyorum. Daha çok seyahat ediyorum.
Biraz yemek yapabiliyorum.
Vesaire vesaire. Sizin için nelerse onlar.
Her şeyden bık bık bık.
Talına bakmak.
Kendinizi biraz daha çeşitlendirmek.
Daha fazla flavor katmak diyorum ben ona.
Yani daha çok tat katmak hayatınıza ve karakterinize ve kişiliğinize.
Benim için daha çok ilgi çeken şeyler ve burada mediocre olmak yani her şeyden biraz biraz yapmak yani vasatlık öyle korkacağınız kötü bir şey değil demek ki.
Diyelim ve bütün bölümün aslında demeye çalıştığı şey.
Çok da düşünmeden, eğer ki aklınıza yeni bir şey geldiyse, yeni bir şey deneyimlemek istiyorsanız, yeni bir şeyin tadına bakmak istiyorsanız, bu deneyim anlamında söylüyorum yemek anlamında değil, kendinizi farklı alana çekmek
istiyorsanız, biraz risk almak istiyorsanız, vasat olmaktan korkmadan, bir şeylerin başlangıcı olduğunu hatırlayarak ve o başlangıcın genelde ilk adım, yani belki diğerlerine göre kötü
olmanız tırnak içinde olduğu için kabul ederek, Başlamanız üzerinedir.
Bugün o harekete geçme günüdür.
Bugün o deneme günüdür.
Bugün o vasat olma günüdür.
Şöyle ağzınız dolu dolu özgürce ben vasatım ya deyin.
Çünkü vasatlık o ileriye giden yolun ilk aşaması.
Vasat olmazsanız, ortalama olmazsanız ilerisi de olmayacak.
Mesela bir şey örneği verilir ya bir bebeğe araba kullanmayı öğretemezsin.
Henüz zamanı değil, henüz yeri değil.
Yavaş yavaş bir şeyler oluştukça, o kasrınız geliştikçe, siz biraz daha işin içine girdikçe ve sindirdikçe aslında olan şeyler ya bunlar.
Bunları tekrardan hatırlayarak bugün hayatınızda sizin için ne ifade ediyorsa ona yönelmenizi isterim.
Umarım keyif aldığınız bir bölüm olmuştur.
Yeni bölümlerle görüşürüz diyorum.
Hoşçakalın. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
