
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Uzun zaman sonra Türkiye’ye geldiğinde elbette karşılaştığım bazı kültür şokları olabiliyor. Sağlık konularıysa aslında ilgilenmek istediğim son şeyler olmasına rağmen, yine bir diş hekimi olayımız çıktı. Nelerle karşılaştım, son dakika ben gezmeyi planlarken neler oldu ve daha fazlası bu bölümde.
******
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Hayat, sen gezeceğim diye planlar yaparken sana kanal tedavisi sunmasıdır diyerek başlamak istiyorum.
Bildiğiniz üzere Türkiye'deyim ve Türkiye'ye gelirken...
Buradaki kalma süremi uzatacağımı biliyordum ama neredeyse bir buçuk ay kalacağım.
Bu kadar olacağını bilmiyordum. Son dakika böyle bilet değişikliği falan yaptım.
Ve hiç planım yoktu.
Bazı insanlar gideceği yeri, aylar öncesinden ayarlar, gününü, teker teker planlar, nereye ne zaman gideceğini, kimle görüşeceğini çok imleniyorum o insanlara.
Ben aynı zamanda spontan tarafımı seviyorum.
Bunu böyle değiştirmek için bir efor sarf etmiyorum.
Ama tabii ki de bu spontan olmanın bir dezavantajı...
Biraz böyle havada hissetmek olabiliyor.
Planlar yerine oturmadığı için, kafamda tam netlik olmadığı için.
Süreç uzayabiliyor, ne yapacağımdan emin olmadığım bir dönem olabiliyor.
Ya da başka insanlarla plan yapamıyor oluyorsunuz.
Ama zaten daha öncesinde söylediğim gibi bu seferki Türkiye seyahatimde özellikle kendimi ayırdığım bir vakte ihtiyacım vardı.
Geçenki bölümde bahsetmiştim hani kendime yer arıyorum diye.
Bu sefer biraz update'imiz var.
Ama dün kanal tedavisi olduğum için planlarımı iki hafta kadar erteledim.
Spontan olmanın bir avantajı bu oldu açıkçası.
Beklenmedik bir şeyle karşılaştığınızda herhangi bir otel ya da Airbnb ile görüşmeme gerek kalmadı.
Yani zaten planladığım parasını ödediğim bir yeri ertelememe gerek kalmadı.
Çünkü şu anda ablamın evindeyim, Bodrum'dayım.
Buradaki süremi iki hafta uzatınca diğer planlarımı da etkileyecekti.
Ve bir otele para ödemişsem mesela onu belki de geri alamayacaktım.
Bilmiyorum yani burada psikoloji nasıl çalışır ama dün burada bir diş sıkıntısı yaşadığım için ve...
Hiçbir diş hekimini tanımadığım için, ablamın da çok fazla bilgisi olmadığı için bu konuda iki tane random diş hekimi buldum.
Ve ilk tecrübemi burada sizinle paylaşmak istiyorum.
Şimdi zaten internetten baktığım için 20 tane olumluca yorum vardı.
Gittim ve ofisine girer girmez selam dahi vermedi.
Bunu neden vurguluyorum?
Çünkü Amerika'da müşteri...
işte hasta, danışan çok önemli.
Ve 5 yıldır artık Amerika'da yaşadığım için bu muameleye alıştığım için Türkiye'ye geldiğimde soğuk davranılmasına, selam verilmemesine ya da azarlanılmasına asla alışık değilim ve
vücudum böyle garip bir tepki vermeye başladı zaten o koltuğa oturduktan sonra.
Kadın benim yüzüme bakmıyor diş ekimi yani.
Yüzüme bakmıyor, benimle doğru düz konuşmuyor sonra ne şikayetin var?
Böyle hani o sert bir tavırla.
Baştan zaten başladı böyle sonra Sorunumu anlatıyorum ve şeyi anlatıyorum işte Amerika'da Invisalign yaptırdığım retainer takacaktım takmadım.
Kadın diyor ki o ne? Yani Invisalign'i ve retainer'ı bilmeyen bir diş hekimi.
Kafamda zaten böyle tık tık tık eksileri almaya başladı.
Kök dişimde bir sorun vardı.
X-ray filmi çektirdik oradan bakıyoruz ve kadın dişimi kötülüyor.
Bu diş böyle ne olmuş işte kökümden bahsediyor yani kancalıymış.
Onu hiçbir şey yapamazmış. Yani dişimle alakalı böyle olumsuz bir şekilde konuşuyor ama genetim yani bu.
Yani benim yapabileceğim bir şey değil.
Neyse ondan sonra anlayamadığım bir bölüm oldu.
Sözümü bitirmeme izin ver.
Sen beni dinlemiyor musun? Ne böyle?
Ben de bir saniye dedim.
Durdurdum kadını. Dedim ki ben bu şekilde sizinle yani çalışamam.
Çok kaba davranıyorsunuz.
Üstü burnunuza dikkat etmiyorsunuz.
Ben bunu da kabul edemem ve gitmek istiyorum dedim.
Kadın da böyle çok garip bir tepki verdi.
Hem böyle açıklamaya çalışıyor ama sen beni dinlemiyorsun ki hani o azarlama tarzı.
Dedim ki hayır ben bu şekilde burada durmak istemiyorum.
Çünkü biliyorsunuz ki diş hekimi zaten yani senin ağzını açıp sonuna kadar savunmasız olduğun bir yer.
Benim bu hani o makine sesinden falan rahatsızlığım yok ama bir insanın tepemde 3 saat durması ki bir tane kök dişimde kanal tedavisi yaptığımızda 3 saat sürmüştü.
Hoşlanmıyorum yani ağzına bir sürü ışığın, makasın, şunun, bunun gelmesi ki öncesinde rubber'dan kullanmışlardı.
Böyle o yeşil plastik bez gibi şeyi ağzınıza kapatıyorlar vidalar düşmesin falan diye.
Sonra ben bu ofisten çıktıktan sonra ertesi gün için başka bir doktor buldum.
Fakat ağrılarım şiddetlendiği için artık çaresizim.
Yani hani normal şartlarda ağrı kesici falan da kullanmıyorum.
Ertesi gün başka bir diş hekimine gittim.
Onun da muayenehanesi böyle biraz ev gibiydi.
Yani böyle şeylere çok mu dikkat ediyorum?
Takılıyor muyum bilmiyorum. İnanın yani bunu kötü bir yerden söylemiyorum.
Bu kültür farkı da olabilir. Tersine kültür farkı da olabilir.
Çünkü Amerika'da belirli bir muameleye diyeceğim.
Alıştıktan sonra buraya dönmek.
Buradaki farkı idrak etme kolay olmuyor benim için.
Neyse ki bu diş hekimine olayı anlattım.
Bir önceki gün yaşadığım hadiseyi anlattım.
Tekrardan ekseğe çekilmesinin sağlıklı olmayacağı için yani tehlikeli olabileceği için.
Bir önceki diş hekiminden filmi istedim ve vermediler.
Yani bir diş hekiminin kendi egosunu ve çıkarlarını ön plana koymasını asla kabul edemiyorum.
Anlayamıyorum ve öfke duyuyorum açıkçası.
Ve buraya geldikten sonra YouTube'da da biraz bahsetmiştim.
Aslında YouTube videomu izlediyseniz.
Şimdi Amerika'da kavga zaten etmiyorum.
Birini tersleme moduna da girmiyorum.
Çünkü çıkmıyor birincisi. İkincisi de korkuyorum orada.
İnsanların ne olacağı belli olmuyor.
Burada da otomatik olarak insanlar seni azarlamaya kalktığı için.
sana çocuk muamelesi yaptığı için ya da ima, aşağılayıcı cümle kalıpları kullanıldığı için otomatik olarak tetikleniyorum ve savunmaya geçiyorum.
Bu kendi kültürümde olduğu için belki de karşımdaki kişi bunu doğal olarak yapıyor olabilir.
Her gün kullandığı üslup olabilir.
Ama ben burada yaşasam dahi kabul edemeyeceğim bir davranış biçimi.
O yüzden otomatik olarak cevap vermek istiyorum.
Karşımdaki insanı durdurmak istiyorum.
Karşımdaki insana ''Who the fuck are you?'' demek istiyorum.
Yani sen kimsin oğlum?
gibi içimden fırlayan bir taraf çıkabiliyor.
Ve bunun ufak bir öfkeyle birleştiğini düşünüyorum.
Arkasındaki nedenlere kendi açımdan incelediğimde galiba değiştirmek istiyorum insanları.
Tabii ki de değiştiremem. Oturmuş alışkanlıkları, yıllardır süre gelen o cümle kalıplarını, kültürü, geleneği tabii ki de değiştiremem.
Ama insanlara birinin ya pardon sende çekimi olabilirsin ama Biriyle bu şekilde konuşamazsın ya da bir hizmet sektöründe.
Genelde o karşınızdaki insanın sizi aşağılaması ya da patronunuz.
Buna müsaade etmek istemiyorum.
Buna hayır diyebilen insan grubundan bir kişi olmak istiyorum mesela.
En azından o kalabalığa geçmek istiyorum.
Çünkü otomatik olarak galiba bunu değiştirmek, hakkımı aramak, buna müsaade etmediğimi sözle ve hareketlerimle göstermek, sınır çizmek istiyorum aslında.
Bu ülkenin de tarzı böyle insanlar zaten öfkeli yani o kötü niyetten gelmiyor gibi düşüncelerle buna izin vermek istemiyorum.
Umarım değiştirebilecekse meğer değiştirmeye yardımcı olabilecek seslerden bir tanesi olabilecekse meğer bundan çok daha mutluluk duyarım.
Hasılı zaten sağlık anksiyetesi bir insan olduğum için Amerika'da son dönemlerde birkaç...
Doktor tecrübem oldu.
Türkiye'ye geldiğimde kendi dilimde konuşarak bir şifa arıyorum aslında.
Kendi dilimde bir doktor ile görüşmek, kendi sağlığıma yakından bakmak, daha sağlıklı olmak için bir çaba sarf etmek istiyorum.
Ama buradaki handikap, Amerika'da tamam belki sigorta ve dil sorunu yaşıyorum.
Burada da fark ettim ki güven sorunu yaşıyorum maalesef.
İnsanlara zaten yanlışlıkla Amerika'da yaşadığınızı söylememeniz gerekiyor.
Ama burada WhatsApp çok sık kullanıldığı için iletişimde benim de WhatsApp'ım...
Amerikan numarası olduğu için zaten 01 ile başladığında Amerika'da mı yaşıyorsun?
Amerika'da yaşayınca şu şekilde bir yaklaşım çok sergileniyor ve ben bundan gerçekten rahatsız oluyorum.
Mesela 3000 lirayı dolara çeviriyorlar.
100 dolar ve o sana 100 lira gibidir diyor.
O senin için küçük bir paradır diyor ama tamam evet belki de küçük para.
Ben bu muameleyi görmek istemiyorum, duymak istemiyorum.
Bu karşılaştırmanın bu şekilde uygulanmasını istemiyorum.
Ya da karşınızdaki kişiden bir hizmet alacaksanız eğer.
Onu size fiyatı iki kat artırıp sizden bunu çıkartmasından çok rahatsız oluyorum.
Ve birazcık böyle aman da kazıklanmayayım endişesiyle hareket ediyorum.
Böyle taksiye bindiğimde falan bir ufak panik oluyorum.
Bir işlem yaptıracaksam, bir servis alacaksam, bir yere gideceksem biraz böyle panik oluyorum.
Hele ki WhatsApp'ın işin içine giriyorsa gerçekten böyle aaa hemen kendimi korumam lazım falan.
Ki ekstra ikinci telefonla geziyorum.
Bu arada ben Türkiye'ye geldiğimde hem Türk numaram var.
Hem de banka hesap işlerimi, internetten alacağım şeyleri falan oradan yönetiyorum.
İşime de yarıyor, hem interneti oradan bağlıyorum.
Hasılı burada başıma son dakika bir...
Kanal tedavisi işlemi çıktı.
Yoksa planlarımın arasında İzmir, Karaburun'da çok yakın bir arkadaşım var.
Onun yanına geçmek vardı. Bir de bir süre yalnız kalacağım.
Buradaki süremi uzattığım için Bodrum'da gümüşlük diye bir yer var.
Çocukluğumdan beri yani ne zaman buraya gelsem gümüşlükle farklı bir bağımın olduğunu düşünüyorum.
Biraz da spritüel bir yerdir gümüşlük.
Aslında spritüel bir etkinlik arayışında değilim.
Spritüel bir bağ kurma arayışında da değilim.
Ama Türkiye'de yalnız kalma ihtiyaçlarımdan bir tanesinin kendimle...
Yani gerçek Nurtaş'la eski halimle bağ kurma ihtiyacı olduğundan biraz sessiz kalıp bolca kitap okumak ve bolca yazmak üzere hareket etmek istiyorum.
Çünkü bir sürü kitap aldım.
Şu anda Gülse Birsel'in kitabıyla başladım.
Amerika'dayken röportajlarını dinlemiştim ve kesinlikle okumak istediğimi düşündüm.
Şimdi hard copy yani o sert kapaklı kitap okuma alışkanlığını kaybeden insanlar beni çok iyi anlayacaklar.
Uzun yıllardır sesli kitap dinliyorum ya da dijital olarak okuyorum kitapları.
Çok güzel ama...
elime kitap alıp okuma alışkanlığımı kaybettim.
Bu okuma alışkanlığını tekrardan kazanmak için biraz daha okuması kolay.
İşte böyle bu kitap gibi Beni Gözünüzde Büyütmeyin kitabın adı.
Daha konuşma diliyle yazılmış, biraz daha esprileri içinde olan yani daha hafif gelen kitap diyeceğim.
Kitabı küçümsemek anlamında söylemiyorum.
Böyle bir kitapla başladığınızda en azından elinize bir kitap alıp oturup 20 dakika kitap okuyabilme üzere bir aktiviteye girmiş oluyorsunuz.
Çünkü eskiden çok hızlı ve uzun uzun kitaplar okuyabiliyorken dijital dünyayla beraber bundan uzaklaşmış olduğumu, hemen sıkıldığımı, 10 sayfadan sonra dikkatimin dağıldığını vs.
fark ediyordum ve bu alışkanlığı tekrardan kazanabilmek için bol bol uygulamam gerekiyor.
Bol bol uygulamak için de hafif olabilecek derecede kitaplar alıyorum ya da ince kitaplar da aldım.
En azından burada okudum, bitti.
Hazrını da yaşayarak yeni bir kitaba başlamak, o motivasyonu tekrardan kazanmak üzerine de bir harekete geçtim.
Ve bunun için gerçekten inanılmaz heyecanlıyım.
Çünkü tuttuğum yer Bungalow.
Bungalow Hotel ağaçlıkların içinde, denizin dibinde ve hemen kenarında da restorant var.
Zaten gümüşlüğü biliyorsanız eğer su kenarında restoranlar vardır.
Genelde bu su kabağı, çiçeğili, süslüdür hepsi.
Bu kanal tedavisi işlemlerini yaptırırken aradaki bir haftalık sürede de kendimi oraya atmayı planlıyorum.
Hatta YouTube'a da birazcık çekim yapacağım oradan.
Çünkü sosyal medya için bir asistanım var artık.
Eğer ki bol bol paylaşım yaptığımı görüyorsanız bunların hepsi İrem sayesinde.
İrem'le de buluşacağım bu arada buraya gelmişken ve çok heyecanlıyım.
Podcast ekibimle buluşmak istiyorum.
Çok heyecanlıyım. Biraz bu Türkiye'de yaşama halini hatırlamak, acele etmemek.
Hani aman da yurt dışında yaşadık gelelim iki lahmacun bir kebap yiyelim.
arkadaşlarımızı görelim, baklavamızı yiyelim gibi gayelerle geri dönmek istemiyorum.
Çünkü önceki yıllarda herhalde ulaşamadığımda için buraya geldiğimde bir simit yemek işte aman da peynir, lahmacun ne onun adı?
Kuyumak, gerçek künefe, gerçek mantı falan derken yemediğin şey de kalmıyor bu arada.
Geldiğin gibi hiç yemeyeceğin kadar yemek yiyor oluyorsun.
Bir sürü insanla sık sık arda arda buluşuyorsun.
Sürekli bir stimulasyon halindesin.
Yani sıkılmaya vaktin olmuyor.
Kendini ayırmaya vaktin olmuyor.
Ben de çözümü burada biraz daha uzun kalarak bulmak istedim.
Başka bir bölümde long distance relationship'den de bahsedebiliriz.
Yani ilk defa Zek'ten bu kadar ayrı kalacağım ve Zek yeni işine başlıyor.
Yarın başlayacak ve tabii ki de yanında olmak isterdim.
Onun o heyecanını beraber yaşamak isterdim.
Bu uzaktan olabildiği kadar yapacağız.
Fakat aynı anda şeyi de düşünüyorum.
Zek için de bu...
değerli bir şey olabilir. Çünkü hayatında yani Zach Danz'in kendi hayatında yeni bir bölüme geçiyor.
Yeni bir çaptıra geçiyor. Ve buna odaklanmak, sadece kendi deneyimlerini gözlemlemek, işte kıyafetleri şimdi biraz daha ciddi olacak.
Takım elbiseler falan alındı.
Gömlekler, kravatlar.
Onlarla ilgilenecek.
Tıraşına olacak. Yani o duyguları baş başa kendisiyle yaşaması da çok değerli.
Ben de bunun farkındayım. Öyle de konuşuyoruz.
Buradayken de Kendime vakit ayırabilmek işte doktor işlerim varsa onları halletmek ama özellikle retreat deniyor ya bir yere gidiyorsunuz bir süre sessiz kalıyorsunuz.
Ben onu istiyorum. Bir de şöyle bir açıklama yapmak istiyorum.
Bunlardan ne zaman bahsetsem Instagram'dan ya da YouTube'dan şu tarz yorumlar geliyor bana.
Çok mutsuz görünüyorsun.
Bu bir mutsuzluk göstergesi değil bence.
Kendi deneyimlerimden sadece şahsen bahsetmek istiyorum.
Yani siz bunu bu şekilde okuyor olabilirsiniz ama Nurtaş Türkel'in hayatında ben deneyime...
Aşık bir insanım, deneyimi çok seven bir insanım ve uzunca bir süre hayatımdaki koyduğum hedeflerin çoğunda maddi kazanç da vardı.
O yüzden aslında işin özünde ben neyi ne kadar çok severek yaptığımı, neyi maddi kazanç için yaptığımı tam da idrak edemediğim bir noktaya geldim.
Sosyal medyadan keyif aldım ama şu anda bana eskisi kadar hizmet etmiyor.
Fakat bırakmak istemiyorum tamamen.
Onun bir yandal olmasını istiyorum.
Çok güzel. Fakat bugüne kadar böyle kendimle baş başa kalıp neyi çok severek yapabilirimi sorgulamadığım için alternatif bulmakta zorlanıyorum.
Alternatiflerin içerisinde yine bir maddi kazanç güdüsü olabiliyor.
Çünkü dediğim gibi uzun yıllar o da gerekli olduğuna inanarak planlar yaptığım için.
Çünkü biz öyle bir ülkede yaşıyoruz ki para önemli.
Yani sanatçı olmak, bir şeyi para için yapmamak çok konuştuğumuz, alışageldiğimiz bir şey değil.
Maalesef ve ben para sıkıntısında yaşayan bir insan olduğum için küçüklükten yaptığım işten para kazanıyor olmak benim için değerliydi.
Fakat parayı arka plana attığımızda Nurtaç gerçekten neden çok keyif alarak yapar?
Neyi ister? Bu arada bu kendimize verdiğimiz cevaplar da değişebilir.
20'li yaşlarda bir şeyden keyif alıyorsunuzdur.
Artık 30 yaşları geçtiğinizde ondan keyif almayıp yeni bir yere geçmek istiyorsunuzdur.
Ben şimdi o geçiş aşamasındaki...
Sesi tam net duyamıyorum.
Bu sesi tam net duyabilmek için de kendime bu sessizliği, bu alanı açmak istiyorum.
Ben bundan gurur duyuyorum ama galiba dışarıya verdiğim enerji mutsuz gibi görünüyor.
Çünkü bana o tarz yorumlar yapılıyor.
Bu ne demek? Mesela sosyal medyada sürekli hareketli, sürekli enerjik, sürekli komik videolar yapmadığım için benim şu anda mutsuz olmamla alakalı bir görüntü çizdiğimi düşünenler olabiliyor.
Bana o şekilde geri dönüşler oluyor, DM'ler oluyor.
Bunu bu şekilde ekleyerek açıklamak da istedim.
Çünkü şu anda böyle bir süreçten geçiyorsanız ve kendinize bu zamanı ayırabiliyorsanız inanın ki size söz veriyorum ki bu çok değerli ve çok kıymetli bir süre içerisindesiniz.
Çünkü bu süreyi kendinize ayırırsanız muhtemelen virüjde daha sağlıklı geçeceksiniz.
Demek ki bazen hayatta kırılma noktaları oluyor.
Ben de şu anda o sesi bulmaya çalışıyorum.
Çünkü bugüne kadar inandığım, yapmayı sevdiğim şeyler şu anda ilgimi çekmiyor.
Yeni bir sesi, yeni bir ilgi alanı hemen bulamadığım için panik yapabiliyorum.
Panik yapmamak için de kendimi işte böyle küçük küçük köylere giderek, kendimle baş başa kalarak, kitap okuyarak, yazı yazarak bu alanı ayırıyorum.
Bu arada biliyorsunuz ki Sanatçının Yolu diye bir kitap var.
Böyle bir süreçte bunu da yapmak çok faydalı olabilir.
Normalde 12 haftalık rehberlik yapan bir kitap.
Yani bunun üzerinden ödevler, alıştırmalar vs.
var. Haftalık olarak ilerlediği için sanki bir rehberle gidiyorsunuz gibi de hisse kapılıyorsunuz.
Ben zaten yapıyordum ama bir yarı da bırakmıştım.
Şimdi tekrardan devam edeceğim.
Diğer aldığım bütün kitapları okuyacağım.
Elena Ferrante serisini de aldım.
Bir ona gömüleceğim. Birkaç tane daha ilgimi çeken kitap var.
Birçok kitabı zevkle gönderdim.
Yani zaten İngilizcesini okuduğum kitaplarını da bu arada Türkçesini alıp Amerika'ya gönderdim.
Biraz galiba orada da Türkçe kütüphane yapmak istiyorum.
Yine... Aynı konu okuma alışkanlığımı tekrardan sert kapaklı kitaplarla geliştirebilmek için Türkçe kitaplara odaklandım.
Son durum böyle. Sizi böyle update etmeye devam edeceğim.
Dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.
Ekstra sormak ya da eklemek istediğiniz bir şey olursa da Instagram ya da e-mail üzerinden bana ulaşabilirsiniz.
Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
