
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde Nurtaç, annesini Amerika’ya getirdikten sonra aralarındaki ilişkiden, anne kız arasındaki dinamikten, anneyle anlaşabilmek, onları anlamak ve ortak paydada buluşmak için kullandığı taktiklerden bahsediyor.
Keyifle dinlemeler.***
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Çok güzel, çok heyecanlı ve çok yoğun bir günün içerisindeyiz.
Yarın Dallas'a gidiyoruz.
9 yıllık ilişkin içerisinde.
İlk defa aileler tanışacak.
Bunu böyle hayal etmezdim.
Muhtemelen büyürken böyle bir şey aklıma gelmezdi.
Bir gün Çin'e gideceğim.
Amerikalı bir partnerim olacak.
Evleneceğim ve düğün yapmayacağım.
Asla aileler tanışmayacak.
Zaten düğünle alakalı, evlenmekle alakalı bir planım yoktu açıkçası.
Bu arada şey gibi bir yerden söylemiyorum.
Evlenmeyi düşünmüyordum falan değil.
Ama genel olarak düğünlerle alakalı biraz böyle negatif bir hissiyatım var.
Galiba çocukken o çok fazla düğünlere götürüldüğümüz için mi çok kalabalık olduğu için mi masalarda uyuyakaldığımız için mi bilmiyorum.
Bana biraz fazla outdated geliyor diyeceğim.
Yani kaba bir yerden gelecek belki ama modası geçmiş bir şeymiş gibi geliyor.
Yapmak isteyen varsa tabii ki de çağrıldığımızda da gidiyoruz.
Maalesef hala bir sürü takım akışını almak zorunda kalıyoruz.
Yani pahalılık biliyorsunuz ki.
Ama genel olarak kendi adıma gayet düğünsüz olduğum için çok da mutlu olduğum bir konu.
Fakat düğün yapmadığım için de hala aileler tanışmadı.
Belki düğün olsa mecburi tanışacaklardı.
Merileri de hala Türkiye'ye gelmesini planlayamadık.
Her yıl şey diyoruz, önümüzdeki yıl planlayacağız, önümüzdeki yıl planlayacağız ama Zek'le benim gidişim bile Türkiye'ye çok random olduğu için onu bir türlü denk getiremedik diyelim.
Hele ki pandemiden sonraki süreç bizim için çok garip ilerledi bu taraftaki ailem için.
Normun sağlığı maalesef bayağı kötüleşti.
Genel olarak ama bir rafta duruyor yapmak istediğimiz bir şey.
Fakat annem buraya geldiği için burada tanışmak nasip oldu.
Anneme söylemeyin. Gerçi bu podcast yayınlandığında biliyor olacak.
Annem küçükken bu Dallas dizisi varmış ya.
Ben bilmiyorum o diziyi. Onunla büyüdüğü için, onu çok sevdiği için Texas'la alakalı zaten bir ilgisi merakı var.
Ve Mary onu sete götürecek.
Oradaki sete götürecek. Anneme söylemedik sürpriz olacak.
At binmeyi düşünüyoruz.
Böyle çok eğlenceli şeyler yapmayı düşünüyoruz.
State Fair var. Texas State Fair.
Neyse her şeyi size söylemiş oldum şu anda.
YouTube'a da gelin. Muhtemelen YouTube çekerim.
Bilmiyorum. Ya çok az çekeceğim böyle takır takır her şeyi kameraya alan birisi olmayacağım.
Ama galiba bunu dokümente etmek benim de keyif alacağım bir şey olacak.
Çünkü bilmiyorum ilk defa tanışacaklar ya.
Kim dedi bana geçenlerde birisi söyledi hani heyecanlı mısın dedi.
Heyecanlı değilim dedim. O gün heyecanlanacaksın dedi.
Şu ana kadar hala heyecanlı değilim.
Yani böyle wow işte ne yapacağız falan gibi bir gerginliğim yok.
Heyecan... İyi anlamda heyecan galiba ya.
Nervous İngilizce'de iki anlamada geldiği için galiba oradan yanlış da anlam yüklüyor olabilirim.
Yani olumlu anlamda heyecanlıyım, gergin değilim.
Normalde gergin olmayı beklerdim kendimden.
Zaten bu bölümde de biraz bunun konuşmasını yapmak istiyorum.
Ki bu gelişmeleri kendimle gördükçe, sizinle paylaştıkça hem kendimi ayna tutmuş gibi oluyorum.
Nereden nereye gibi geliyor.
Şimdi daha önce aileden ayrışmak bölümünde biraz bahsetmiştik.
Türkiye'deki büyüme şartlarında diyeyim.
Ben kendim aileden fiziksel ya da duygusal olarak çok da ayrıştırabilmeyi becerememiştim çok uzun zaman.
Fiziksel ayrılmayı zaten ilk defa üniversiteye gittiğimde yani 18 yaşındayken yaptık, oldu.
Fakat duygusal olarak ayrışmak zannettiğimiz kadar kolay olmuyor.
Bu ne demek? Bunların anlamları neler?
Biz ne anlamlar yüklüyoruz mesela?
Bunlardan aileyle alakalı çok konuştuk aslında bakarsınız ama biraz böyle...
Bu konunun özelinde tekrardan da geçmek istiyorum.
Türk aile toplumu yapısındaki sevgi ve saygıyı çok seviyorum.
Aslına bakarsanız. Birlik ve beraberlik duygularını da çok seviyorum.
Fakat bazen dozunu aşabiliyoruz.
Aile üyelerimizi, çevremizdeki yakın arkadaşlarımızı neredeyse uzantımız gibi görebiliyoruz.
Onların yaptığı şeyler bizi çok etkiliyor oluyor.
Sanki bizi represent ediyormuş gibi bir anlam da yüklüyor oluyoruz.
Müdahale çok var.
Kontrol çok var. Galiba böyle bir ortamda da büyüdüğüm için fazla kontrol edilen de bir ortamda büyüdüğüm için.
Bu arada bu ne demek? Şöyle açarak ilerleyeyim.
Her konuda kontrol edilmek demeyelim de direktif verilme kandımını da söyleyeyim daha doğrusu.
Mesela işte o kapakları ört.
Çaydanlığı masaya koyacağım.
Çaydanlığın altına bir şey koy.
Onu oraya getirme. Bu buradan düşer.
Dikkat et. Yani bu tarz direktiflerle büyüdüğüm için benim en hassas olduğum nokta burası.
İşte onu oraya getirme, bunu buraya koyma, niye bu burada, kapaklar niye açık gibi dendiğinde galiba orada biraz fazla sömürülmüşüm ki tepkim daha böyle hığ falan oluyor.
İçeriden böyle hığ falan oluyor.
Birçok kız arkadaşımla konuştuğumda mom issues çıkıyor bu arada.
Yani sen annene nasıl anlaşıyorsun gibi.
Ben annemle nasıl anlaşıyorum?
Tabii ki de her zaman anlaşamıyorum.
Önce bunu kabul edeceğiz. Fakat dedim ya hani bundan 8-10 yıl önce Böyle bir etkinlik de olsaydık, böyle bir ortam da olsaydık muhtemelen ben annemin her şeyine müdahale ediyor olacaktım.
Her şeyine böyle karışmak isteği doğacaktı.
Ne 8 yıl ya belki 5 yıl önce de olurdu bu arada.
Ama son zamanlarda bu konuya yatırım yaptığım için hem duygusal hem maddi olarak.
Maddiden kastım terapi.
Daha öncesinde bir hipnoz terapisinde de anneyi incelemek istedim.
Benim hipnoz terapim çok başarılı değildi.
Online yaptık ve... Kadın kağıttan okuyordu böyle kuş kuş kuş bir şeyler duyuyordum.
Bu bu arada çok öncesinde yapmıştım.
Bundan işte 5 yıl önce falan yapmıştım bu hipnoz terapisini.
Başarılı değildi dikkatim dağılıyordu.
Yani o tam odak noktasını başaramamıştık.
O yüzden hani belki bir kere daha denerim.
Çünkü hipnozun başarılı olduğu ile alakalı bir kanaatim var.
Fakat ilk deneyimim bu şekilde olmuştu benim.
Anneye olan duygu tek bir çizelgede gitmiyor bu arada.
Öncelikle bunu kabul edelim bence.
Bazen fazla şefkat gösteriyor olabilirsiniz.
Bazen hiç beklemediğiniz bir öfke duyuyor olabilirsiniz.
Bazen anlaşılmak istiyor olabilirsiniz ama en çok istediğiniz şey çok yüksek ihtimalle onay alma ihtiyacıdır.
Özellikle annenizin bir şeye onay verdiğinde o kabul görülebilir oluyor ya da yapmak içinize siniyor.
Hele ki şu tonlarla büyütüldüyseniz işte annenin rızasını almak çok önemlidir.
Cennet annelerinin ayakları altındadır.
Anneyi üzemezsin, anneye of bile denilmez.
Ne kadar bunlara özellikle teenager yıllarınızda isyankarlıkla cevap verdiyseniz verin.
Bilinçaltınıza bunlar işliyor.
Annenin çok değerli olmasıyla alakalı onu bir yere koyuyorsunuz.
Neredeyse kutsallaştırılıyor hatta bu.
Ben artık annelerin çok da kutsallaştırılmaması gerektiği düşüncesindeyim.
Daha onların da human yani insancıl taraflarının olduğunu, hata yapabileceklerini, kendi hayatlarının olduğunu, kendi fedakarlıkları, kendi...
Zorlukları, yaşantıları, karakterleri, onların kendi pattern'ları, desenleri, travmaları.
Çünkü TikTok'ta bir trend vardı bir ara.
Onların da bu hayattaki ilk deneyimleri yani ilk yılları, first time in this life.
O yüzden çok da yüklenmeden hani sen ne biçim annesin, niye böyle yapıyorsun, bu böyle mi yapılır gibi gerginliklere çok da girmeden ya da oraya çok takılı kalmadan çünkü oluyor bazen girip çıkabiliriz.
Ama buralara çok takılmadan onun da insan olduğunu, bu dünyaya gelen bir kadın olduğunu, kendi hayat tarzı olduğunu kabul edip aranızdaki ilişkiye neler yapılabilir?
Nerede blokaj var?
Nehir nasıl akıyor?
Çünkü daha öncesinde bunu da konuşmuştuk.
Annelerine annelik yapmak gibi bir alışkanlık var.
Anneye şefkat göstermekten bahsetmiyorum.
Annenize nazik olmaktan.
Ona anlayış göstermekten, onun için iyi bir şeyler yapmaktan bahsetmiyorum.
Anneye annelik yapmak büyük bir yük olduğunu tahmin ediyorum.
Bende bu yok. Belki önceden vardı çünkü babayı erken yaşta kaybedince kendime yüklediğim misyon ile onlara böyle biraz daha kol kanat gelme.
Aslında daha çok baba rolüne girmişim anneden ziyade.
Bende bu arada bundan daha önce bahsetmiştik.
Fedakarlık çok yok. Yani bir şey benim çok da işime yaramıyorsa yapmam.
Benim işime yarıyorsa bu eşittir.
Bana motivasyon veriyorsa, hareket veriyorsa mesela anneme ev almak gibi bir konudan bahsedelim.
O benim de işime yaradığı için aslında ben buna okeyimdir.
Ama benden bir şey götürüyorsa ben deliririm.
Bu huyumu da severim bu arada.
Yani benden bir şey alıyorsa çok daha izin vermem bu alana.
Ki zaten şu personal space dediğimiz daha çok Americanized olduğum tarafımla Türkiye'ye nasıl getirdiğimi de burada bu şekilde anlatmak istiyorum.
Personal space dediğimiz şey benim aslında kendime yarattığım alan belki dört çocuklu bir ailede büyüdüğüm için de olabilir.
Fiziksel de mental olarak da kendime yarattığım alana çok hassas yaklaşıyorum.
Bu benim özelim olabilir işte bana bir şey yap denildiğine verdiğim tepkinin sebebi olabilir.
Otoriteyle aramın bozuk olmasının sebebi olabilir.
Fiziksel olarak da zaten dört çocuklu bir ailede büyüdüğüm için bir odada dört yatak olurdu ranza işte.
Zekiye falan anlattığımda onun için değişik şeyler bunlar.
Çünkü iki kardeşler zaten ve ikisinin de ayrı ayrı yatak odaları var.
İkisinin kendine ait oyuncakları falan var.
Hani bizim evde öyle değildi.
Yani kapılar falan kırılırdı.
Benim eşyama dokunduğumda yerledim falan.
O benim oyuncağım, senin oyuncağın.
Yani tamamen farklı kültürler.
Ki bilmiyorum çok da tatlı geliyor bana açıkçası Zekiye'yle bunları konuşmak.
Bizim evdeki böyle... battle zone diyorum yani resmen savaş alanını zeki anlatmam ve onun anlayamaması çok da kafasında gerçi artık anlıyor ilk yıllarda anlayamıyordu yani biz bayağı birbirimizi havada uçuruyorduk birbirimizi
çok da güzel dövüyorduk falan dediğimde şaşırıyor yani ablam benim üzerime falan otururdu düşünün neredeyse öleceğim falan zannederdim Bu arada şöyle konudan sapalım şunu anlatacağım.
Siz de kavga ederken hani kardeşinizle kavga edersiniz ama anne sizi dövmeye kalktığında birlik olursunuz öyle.
Odaya falan kaçarsınız ve ablanız sizi korur.
İki dakika önce döven kız şimdi sizi annenizden falan korur.
Çok saçma ya gerçekten.
Tamam konuya geri dönüyorum. Şimdi zaten böyle bir aileden gelip bu yapılardan gelip yani birbirine müdahale edilen karışılan bağırış çağrış işte o öyle mi yapılır bu böyle mi yapılır bendeki travma responsu bunun
Travmatik cevabı daha hassas olmak ile oldu.
Yani daha daha korumak istiyorum kendime ait alanı.
Daha çok bana müdahale edilmemesini istiyorum.
Oralarda böyle dikenlerim falan çıkıyor.
Fakat aynı anda da ben de anneme müdahale ediyorum.
Yani tüm bu eleştirdiğiniz şeyleri bir bakıyorsunuz siz de annenize yapıyorsunuz.
Belki partnerinize yapıyorsunuz, arkadaşınıza yapıyorsunuz.
E madem müdahale edilmemesini istiyorsun sen neden aslında müdahale ediyorsun?
Kendimi böyle yakaladığım zaman pıtı pıtı pıtı böyle balıkla olta çekermiş gibi kendimi kendime geri çekiyorum.
Yani gel buraya tamam yine bir başka alana gittin yürüdün ve burayı istemiyoruz diye.
Ben bu ay ben kendi alanımı koruyacağım işte benim için bunlar çok önemli falan filan anneme resmen Americanized olmuş halimi aktarmaya çalışıyorum.
O da bir yere kadar aslında anlıyor.
Hatta çabuk da cevap veriyor bence.
Yani anneciğim ben bunu gerçekten böyle istemiyorum lütfen dikkat edelim dediğimde anlıyor kadın.
Ve dikkat ediyor unuttuysa ben onu uyarıyorum.
O an hani bu sosyal batarya diyoruz ya benim sosyal bataryam bittiyse eğer muhtemelen annemin yapma dediği şeyi yaptıysa daha sert çıkıyorum.
Hani yapma demedim mi falan gibi bir şey çıkıyor içimde.
Ya sizin de muhakkak öyle.
Annenizle kavga ederken böyle o tatlı, narin, nazik tarafınız gider ve içinizden hani tam bir şey çıkar ya o çıkıyor bazen.
Mümkün mertebe çıkmasını istemiyoruz, dikkat ediyoruz.
Ama gerçekten hani şeyi fark ediyorum.
Demek ki nerelerde sabrım azalıyor?
Ben kendimden fazla mı vermişim?
Burada neyi eksik ya da fazla yapıyoruz?
Bu bu arada karşınızdaki insanın ne talep ettiğiyle alakalı değil.
Sizin neyi nasıl okuduğunuzla alakalı.
Çok da ince bir çizgileri bu.
Çok da önemli bir çizgileri bu.
Ben bunu kendime anlatana kadar dilimde tüy bitti.
Öyle söyleyeyim size. Yani kendimi anlatamadım.
Umarım size anlatabilirim.
En azından başlangıç noktasını yapmış oluruz beraber.
Çünkü... Bazen fark etmeden birinin bir şey istediğini düşünüp onun sizden o talebinin olduğunu zannedip falan filan.
Siz kendiniz bir şeyler yüklüyorsunuz oraya ve kendi kendiniz bir şeyler yapıyorsunuz.
Sonra kendi kendinize yorulduktan sonra karşınızdaki tarafı suçlamaya başlıyorsunuz.
O kadar kendi kendinelik bir durum ki bu.
Yazık yani. Vallahi yazık.
Hem size yazık hem ilişkinize yazık hem karşınızdaki insana yazık.
O anki duygulara yazık. Boşa harcanmış duygular.
Geri çekiyoruz.
Burada sakin kalabilmenin en güzel ama en önemli kilit anahtarı...
Kabullenmek. Karşınızdaki insana kabullenmek.
Onun sizin uzantınız olmadığını kabullenmek.
Belki de onun talebinin bu şekilde olmadığını kabullenmek.
Sizin bu ilişkiye belki fazla anlam yüklediğinizi kabullenmek.
Karşınızdaki insanın belki şahsına münhasır bir kişidir.
Bence benim annem öyle. Bunu kabullenmek.
Çünkü terapistinde de bu konuyu konuştuğumuzda annemden bahsederken aslında gururlanıyorum.
Yani kadının dünya umurunda değil.
Ben böyle anne onu ölü yok mu falan yaptığımda.
Bildiniz bunu bak. Bu ses tonunu, bu hareketi bildiniz yani.
Onu ölü sürü mü falan hani.
O çıktığında şey diyorum ya kadının umurunda değil.
Sana ne? Sana ne oğlum?
Yani hani bu ne demek mesela?
İşte markette bir şey elledi, bir şey sordu.
Anne onu ölü sorma.
Ya da geçen ay bunu anlatmam lazım size ya.
Metroya bindik. Annem dünya avrunda değil.
Öyle söyleyeyim yani. Amerika'ya gelmişken anladım yani.
Belki yaş gereğidir bilmiyorum ama.
New York'a Türkiye gibi davranıyor.
Metroya bindik işte. Bilirsiniz ki Anadolu insanına ki Asyalılar da böyledir.
Metroda koltuk kapmak çok önemlidir.
Sıra kapmak önemlidir abi.
O trenlerde, otobüslerde koltuk oturulacak yer kapmak önemlidir.
Çin'de de bu vardı böyle. Adam böyle atom karınca gibi herkesi delip delip vurup bir yerden sıyrılıp o küçücük kalan yere otururdu Çin'de de.
Şimdi benim annem o kadar o seviyede değil bu arada.
Öyle bir şey hayal etmeyin kafanızda.
Orada da hemen protektif olayım.
Ama mesela bindi ya. Kendi oturdu.
Onun yanında benim oturmamı istiyor ama adam böyle bir tık kaysa ben oturabileceğim.
Eliyle böyle git git yapıyor adam.
Hayır İngilizce bilmediğini falan da umurunda değil.
Yani kadın beden diliyle konuşacak ve konuşuyor da.
Bayağı bir kaç para falan diyor yani öyle düşünün.
Hiç umurunda değil yani. Şeye gittik.
Bir kafedeyiz mesela ekstra bardak istiyor Türkçe.
Ama bardağı göstererek falan yani öyle bir dil seviyesi var.
Maşallah. Neyse adam öyle yapınca ben panikledim.
Çünkü tamam muhtemelen o kişi normalde ama New York'ta normalde çıkmayabilir.
Bir insanı böyle eline git git yapmak.
Adam diyecek ki ne anlatıyorsun falan. Sinirlenebilir bir şey olabilir.
Ben de öyle durumlarda çok sakin kalamayacağımı bildiğim için hani gönlümden geçen hiç o pozisyona getirilmemek.
Annemin buranın farklı ülke olduğunu yani bu tarz hareketlerin burada yaygın olmadığını ben anlattığımda anlayabilmesi.
Hani benim gönlümden geçen.
ideal olan. Fakat bahsettiğimiz insan 60 küsur yaşında artık alışagelen özellikleri var.
Kendi huyları var. Dünyayı artık sallamıyor.
Yani kendi cümlesine göre ben kimseyi sallamayacağım diyor.
O onun kendi deneyimi, kendi tecrübesi.
Baktığınız zaman ben yine müdahale ediyorum aslında.
Tamam bu tren örneği başka çünkü hassas bir konu olabilir.
Gerçekten o kişi bunu anlamayabilir.
Ya da kültür farkından anneme buradaki kültürü anlatmam gerekebilir.
Okey bu başka bir konu. Ama başka yerlerde de buna benzer reaksiyonlarımın olduğunu yakalıyorum kendimde.
Özetle en önemli şey kabullenmek.
Biz bunu kabullenmek zorundayız.
Yani anneleriyle anlaşmakta zorlanan insanlar varsa ki bu bölümü dinliyorsanız muhtemelen vardır.
Bence herkes de vardır da kimse kabullenmek istemiyor.
Yani o ilişkiye böyle kötü bir şey yükleyecekmiş gibi hissettiği için ya da annelerine sanki böyle haksızlık yapıyor gibi hissettiği için.
suçluluk duygusu olduğu için belki çok kabullenemeyen arkadaşlarımız vardır.
Ama ben bunun kabullenildiğinde çözüldüğü kanaatindeyim ve tecrübesindeyim.
Gerçekten ne zaman kabullensem, oraları ne zaman açsak, o düğümleri ne zaman açsak daha boşaldığını, daha rahatladığını ve ilişkinin de daha güzelleştiğini, aktığını görebiliyorum.
Ben anneme annelik yapmıyorum.
Fakat annemden istediğim şeyleri de ondan direkt talep edebiliyorum.
Yani sen annesin, bana bunu anlatma diyorum.
Mesela birçok Türk annesinde çocuğuna şikayet etme huyu vardır.
Aynı konuyu çok dinlediysem eğer ve bir daha dinlemek istemiyorsam her şeyi diyorum.
Anne artık bana bunu anlatma, git arkadaşına anlat ya da terapiye başla.
Ama artık bana bu konuyu anlatmayı diyebiliyorum.
O da ona saygı duyuyor, gerçekten de anlatmıyor.
Bazen belirli bir noktaya geldiğini görürsem eğer, evet dinliyorum hani kelimeleri de ağzına tıkmıyorum kadının.
Ama özetle kendime o alanı yaratmak zorundayım.
Bunu ne kadar anlıyor annem?
Çünkü ben baktığınız zaman artık 12 yıldır yurt dışında yaşıyorum.
Çin, Amerika, Türkiye derken bambaşka bir şey çıktı içimden.
Yani ben aslında annemin evinde büyüttüğü kız değilim.
Daha da çok Amerikan tarafına yaklaşıyorum.
İşte bu bireyselcilik, kendi alanım, ayrışabilmek, ben ben ben gibi kelimeleri daha sık kullanıyorum.
Daha çok değer veriyorum ve muhtemelen annemin çok alışageldiği şeyler değil.
Hatta tam tersi daha birlik berabercilik de bir insan olduğu için.
Yani evde neyi SMS'e zeka ayırıyor?
Yani kadın... duramıyor anladınız mı böyle bir şey yapacağız dışarı gideceğiz zevk gelsin istiyor hani o da dahil olsun o da yesin istiyor tam bir anne tam bir Anadolu annesi gerçekten hani onlara baktığınızda şeyi yükleyemiyorsunuz zaten
hani değiş Amerikanlar gibi çok saçma yani bu beklenti kadar saçma bir şey yok tamam kabullenmek dedik çok önemli çok güzel sınır çizmek dedik bir de şunu söylemek istiyorum kendinizi
yoklamanız gerekiyor kendini yoklamak ne demek ben Şu anda işte bu sosyal bateri diyelim, kendimden fazla mı verdim, biz bunu nasıl tekrardan şarj edebiliriz, kendimi nasıl bir şarj edebilirim, nasıl dinlenebilirim
diye kompres diyorum mesela ben onu.
İçini boşaltmak resmen, sistemini tekrardan boşaltmak, üzerinde sıkışan sinir, duygu, ne varsa, yorgunluk.
Şu anda bir de ben New York'a geldiğimden beri iş yoğunluğum da arttığı için bir de onlarla ilgileniyorum.
Zaten birini host etmek ekstra enerjidir.
Çünkü daha önce gittiğiniz yerlere tekrar gidersiniz.
Bir yerde daha uzun kalmanız gerekebilir.
Ama şu anda belki onu yapmak istemiyor olabilirsiniz.
Buralarda o dengeyi kurabilmek aşırı aşırı önemli.
Hemen kendinizi check edip işte ben şu an ne istediyorum, ne yapmam gerekiyordu, ben gerçekten istiyor muyum?
Çünkü fark ederseniz siz istemiyorken yapıyorsanız, enerjiniz bitmişken bir şey yapıyorsanız sırf karşınızdaki insan istedi diye ya da isteyecek diye ya da siz istediğini düşündüğünüz diye o zaten ne size yarıyor ne
de karşınızdaki insana yarıyor.
Muhtemelen öyle bir etkilikte ufacık bir şeyden patlama çıkıyor.
Hepimizin başına geliyor bunlar.
Hiç merak etmeyin. Yalnız değilsiniz.
O yüzden öyle alanlara hiç girmeden kendinizi bir köşeye çekin.
Bir bakın bakalım. Bir de size neler iyi hissettiriyor normalde.
Mesela ben geçen gün anne bir şey dedim.
Anne ben bugün yalnız geçirmek istiyorum.
Yalnız benim de bütün gün değil. Günün Yarısından çoğu diyelim.
Bir kafeye gittim.
Kendi yaptığım şeyleri, etkinlikleri yaptım.
Yazımdır, planımdır, işte kitabımdır.
Çok iyi geldi ve zaten eve de yakındı.
Annemi aradım. Ne yapıyorsun anne falan?
Hadi yemek yaptım. Gel dedi.
Koşa koşa gittim. Çok tatlı ve bu bana çok iyi geldi.
Çünkü tekrardan kendimi yenilemiş oldum.
Eğer ki ben o gün evde onun yanında dursaydım ya da o enerjim bitmiş halimle onu da dışarı çıkarsaydım çok yüksek ihtimalle kavga edecektik.
O yüzden biraz böyle kendinizi çekin, silkeleyin.
Ben ne haldeyim? Ne hissediyorum?
Neler yapabiliriz şu anda?
Mesela ben şimdi Nurtaç'a ne yapalım?
Nurtaç'ın canı ne istiyor?
Nasıl Nurtaç'ı dinlendirebiliriz?
Söyleyip kendimi bir köşeye çekiyorum.
Böyle şeyler çok normal.
İnanın bana sadece annenizde değil babanızda da olabilir.
Kardeşlerinizde olabilir. Partnerinizde olabilir.
Yeter ki kendinizden fazla fazla vermeyin.
Enerjinizden fazla fazla harcamayın.
Kullanmayın. Kendi kendinize bir beklenti yaratıp Karşınızdaki insanın hiç düşünmediğini düşündüğünü düşünüp sonra ona göre hareket edip bir de kendi kendinize hayıflanmayın.
O resentment diyoruz ya karşınızdaki insana karşı bir hınç doluyor içinizde.
Hiç oralara girmeden.
Bu arada bu çat diye de olmuyor merak etmeyin.
İkileri bir yeri olabilir.
Ama ilişkiler işte bu düğümleri böyle çözülmeye başlıyor.
O nehir ona göre doğru akışta akmaya başlıyor.
Tersine nehri akıtmaya gerek yok.
Annenize annelik yapmaya gerek yok.
Babanıza babalık yapmaya gerek yok.
Herkesin rolü kendine ait.
Bu roller doğru tanımlandığında ve aktarıldığında ilişkilerdeki denge daha doğru ilerliyor.
Bu arada bu ben söylüyorum ve hepsini bu şekilde uyguluyorum anlamına gelmiyor.
İnanın bana ikileri bir geri.
Bazen ben de bocalıyorum.
Bazen ben de kendi kendimi yakalıyorum.
Bir anda böyle tekrardan çirkinleşmek istiyorum falan yani içinizden çıkıyor.
Ama bakın kaçtır deniyorum.
Bazen diyorum ki şimdi içimden bir şey çıktı yani sinirlendim.
Bir cümle söyledim. İkinciyi söyleyeceğim ve bir tutuyorum ağzımı.
Diyorum ki bunu söylemek yerine nefes al şu anda.
Bunu söylemenin bir faydası var mı?
Uzatmanın bir faydası var mı?
Bir de onlar da üzülüyor.
Tamam bu arada şey kesinlikle yapmayacağım.
Onlar üzülüyor sakın deyip size vicdan yaptırtmayacağım.
Kendime de vicdan yaptırılmasını sevmiyorum.
Çünkü hep de ben hatalı oluyorum.
Yeter yani onu sevmiyorum, istemiyorum.
Ama o an...
Sadece 2-3 saniye düşünebilmek gerçekten çok şey fark ettiriyor.
Denedim. Tavsiye ederim.
Bakalım Dallas'taki tecrübeler nasıl geçecek?
YouTube'da olursa YouTube zaten Nurtaş Türkiye'yle oradan da bakabilirsiniz.
Ya da zaten haftaya bunun podcast'ını çekeceğiz.
Detayları anlatacağız. Heyecanlıyım çünkü Amerikalı annemle Türk annem bir araya gelecek.
İki kültür bir araya gelecek.
Birbirlerini çok seviyorlar.
Maşallah zaten kayınvalidemi YouTube'u takip ettiyseniz görmüşsünüzdür.
Ben ona daha çok kayınvalideydim ki.
Başka bir rol karışması.
Yani tam olarak öyle demeyelim de.
Yani şöyle yemek yaptığımız videolar olduğu zaman baya kayınvalide gibiydim.
Gerçekten o hamur öyle yapılmaz kızım.
Gel şunu şöyle tut. Ya da onların evinde kaldığımız zaman işte alışveriş falan yaptık onların evine.
Ben seçtim baya yani kadın.
Ama bir şey söyleyeceğim. Kendi kendime konuşuyorum burada resmen.
Bana seçtirtti. Bana çok sorar.
İşte kıyafet alışverişinde falan da sorar.
Arkadaşlar çok saygı duyar.
Benim tarzımı çok beğenir.
O yüzden oralara ayrı bir not düşelim.
Bu da zaten iyi kayınvalide kualitesi göstergesi.
Ama genel olarak hani bazen kendimi ben kayınvalide gibi hissediyordum.
Hani bir şeyleri seçip ona...
Bilmiyorum ya aslında bu normal.
Gayet normal yani. Ne kayınvalide yapacak ki başka?
Bir de oğlunu alıyor olabilirim işte.
Biz hep beraber tatile gittiysek...
Ben yine zeki böyle şey yapıyorum.
Ara ara tek çekip. Tekten kastım da şu.
Bir gel sahil kenarında yürüyelim yani anladın mı?
Oraya kadar gelmişiz. Karı koca romantik bir şey yapmamız lazım.
Yani her yere el ele gidemeyiz gibi.
Oralarda talepkar olabilirim.
Bak talepkarlar çıkıyor içimizden.
Bu başka bir bölüm bu arada.
Yani ebeveyn modlarını konuşmak istiyorum.
Talepkarlıktan da bahsetmek istiyorum.
Çıkaracağız ya. İçimizdeki tüm bu dikenleri alıp sevdiğimizi bırakıp çünkü dikensiz olalım demiyorum.
Ben dikenli olmayı da severim.
Azıcık... bir tarafların batsın birilerine anladın mı?
Çok da minnoş olmayı isteyemiyorum.
Güzel. Yani olduğunuz gibi kabullenip kendinizi olduğunuz gibi sevip bak Yüzgün'ün konuşmasında da bunu yaptık.
Kendinize bu iç şeyi yapın.
İç görüyü, öz şefkati yapın Yüzgün.
Bu arada nasıl geçiyor? Bunları konuşmadık.
Bir sonraki bölümde konuşalım çünkü çok uzatmış olacağım bu bölümü ama şöyle özetleyeyim.
Bir sonraki bölümünde trailer gibi olsun.
Çok güzel şeylere katılıyorum.
İki tane kursa yazıldım.
Yazılmak da var ya lise çocuğu gibiyim ya.
Kursa yazıldım. Dershaneye yazıldım.
Ne deniyor ki ona? Kursa katılıyor mu denir?
Ne denir? Yazıldım.
Ben bugün pek iyi değilim.
Okey. Çamaşır suyu.
Bak temizlik yaptım bugün belki o yüzden.
Çamaşır suyu etkisi.
Şöyle iki tane kursa gideceğim.
Hemen ne olduklarını söylemeyeyim.
Başladıktan sonra söyleyeceğim. Bir de birkaç tane böyle yeni atılımların falan oldu.
Atılımdan kastım iş değil artık hiçbir şey yok.
İş konusunda content creator'ım ben.
Başka bir şey beklemeyin benden.
Ticaretmiş, ajansmış hiçbir şey yok abi.
Kapı boş anladın mı?
Kendi kendime buradayım ben.
Bir süre buradayız. Content creator'ız, influencer'ız.
Bitti. Okey.
Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.
Benim keyif aldığım bölümdü.
Bana yine şımarmış diyebilirsiniz.
Ben bazı bölümlerde şımarıyorum.
Kendime şımarmaya izin veriyorum.
Eğlendim. Kendim çekerken eğlendiğim bir bölüm oldu.
Sevmediyseniz zaten çıktığınız yeri görüyorum.
Merak etmeyin. Bölümünü ne zaman terk ettiğinizi görüyorum.
Haftaya görüşmek üzere. Kendinize çok iyi bakın.
Bize de dua edin diyelim.
Hadi bay bay. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
