
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Nurtaç yeni bölümde toksik ilişkiler üzerine konuşuyor. Kendi yaşadığı tecrübelerinden öğrendiklerine, partner seçimine ve içindeki toksikliğe her şeyi bu bölümde bulabilirsiniz
***Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Her Pazartesi sabah 7’de yeni bölümü dinlemek için, podcast hesabını takip etmeyi unutmayın.
Instagram: @nurtacturkeli
Transkript
Bugünkü konum toksik ilişkiler olacak.
Belki bu bölümle bazı arkadaşları kızdırabilirim.
Kıyas yapıyor gibi görünebilirim.
Bence yapıyor da olacağım zaten.
Ama hem kendi tecrübelerimden, eski ilişkilerimden falan bahsedeceğim.
Hem de şu anki ilişkimdeki tecrübelerimi eklemek istiyorum bu bölümde.
Hadi gelin başlayalım. Başlamadan önce Amerika'da Türk maden suyu buldum.
Birçok markayı denedim.
İtalyan, Amerikan markası ama gerçekten Türk markası gibi bir maden suyu yok.
Bir de bizim bu maden suyu alışkanlığını ben çok seviyorum.
Yemekten sonra bir tane böyle açmak falan hani soğuk içecek.
Bilmiyorum gerçekten çok seviniyorum.
Benim iki sokak üstümde Arap marketi var ve oranın müdürü Türk sağ olsun istediğim her şeyi getiriyor.
Fakat artık abur cubur almıyorum.
Yine şeye girdim ben. Aralıklı oruç yapmaya başladım.
Hem yaz geliyor diye hem de gerçekten biraz abartmıştım.
Bilmiyorsanız eğer benim New York'ta işimin çoğu restoranlarla çalışmak ve başta tadına bakarak başladığım iş sonrasında gerçekten şu ekmeğiyle sıyırmaya falan dönmüştü.
Aslında hala o kadar kilolu değilim ama yine de bir 10 pound yani 5 kiloya tekabül eden bir fazlalığım var.
Onu vereceğiz. Spor yapamıyordum ne zamandır?
Çünkü kalçamı incitmiştim geçen yıl spor yaparken.
Fizik tedaviye gidiyorum.
Baya bir gelişmeye gösterdim.
O yüzden onu da halledeceğiz gibi duruyor.
Yani kalçam düzeldi gibi. Tekrardan spora başlayabilirim.
Sanki çok sporcuymuşum gibi.
Aslında çok seviyorum ya. Gerçekten biliyorsunuz artık bu tarafımı.
Spor yaparken bayılıyorum.
Yapana kadar böyle. Onu da aslında geçen gün terapistine de konuştum.
Neden kendimi böyle sabote ediyorum.
Yani bir şeyi yapmayı sevdiğimi biliyorum.
Yapana kadar kem küm kık kık falan.
O da şey dedi sağ olsun rahatlattı beni korku bu dedi yani korku olabilir.
Sonuçta insan bir şeyi geliştirmekten de korkuyor.
Bu başka bir bölümün başka bir konusu bence ama aklınızda bulunsun.
Hani kendimi niye sabote ediyorum derseniz işte sağlıklı yemek varken spor yemek spor yapmak varken neden yapmıyorum derseniz insan bazen başarıdan da korkuyor değişimden korkuyor.
O yüzden bilinçaltında böyle kendi ayağımıza çarmıha takıyor olabiliriz.
Canım bilinçaltım henüz t-tailing falan yapmıyorum ama bir gün oraları da kurcuklayıp yeni bir programlama yapacağız.
Şimdi bugün neden toksik ilişkilerden bahsetmek istiyorum.
Biliyorsunuz geçen hafta burada ağırladığım misafirlerim Türk erkek ve karısı Tayvanlı bir kadındı.
Biraz kendimde yakaladığım şeyi size aktarmak istiyorum.
Şimdi arkadaşım Türk erkeği olduğu için çocuğu otomatikman böyle...
Rakip gibi görüyorum yani böyle alt etmek istiyorum bir şey söylediğinde beğenmiyorum hemen böyle toksik bir şey söyleyeceğini falan zannediyorum ya da kendi ilişkisiyle alakalı bir örnek verdiğinde çok toksik ya bu
falan gibi tepki verebiliyorum.
Otomatik bir şeye dönüşmüş aslında ve bunun hani kabul etmek bence anlamak ve değiştirmeye çalışmak bir erdemdir diyerekten kabul ettim öncelikle galiba otomatik olarak Türk
erkeğine geliştirdiğim bir reaksiyon var.
Peki neden? Biraz onlardan da bahsedeceğim.
Yani neden Türk toplumu toksik ilişkileri bir yere taşıyor ve bunu belki seksi olmakla, tutkulu olmakla eşleştiriyor ya da bizim edebiyatımızdaki hikayelerde bütün duygular
yoğunca yaşandığı için biliyorsunuz müziğimizde de arabesk şarkıları yoğun yoğun yaşandığı için sanki biz bu tutkulu duyguları toksik olmakla beslediğimizi düşünüyoruz.
Bununla doyum alıyoruz ve daha dolu dolu yaşayış şeklimizin bu olduğunu varsayıyor olabiliriz.
Neden böyle söylüyorum? Öncelikle kendi tecrübelerimden yola çıkarak anlatmak istiyorum size.
Ben Türkiye'de büyürken tabii ki de işte Türk erkeği, toplum vesaire, kıyafetin, şu bu, kıskançlık, sevgi, Türk filmleri derken belirli bir ilişki yaşama biçimi kafamda şekillendi.
Erkek biraz daha baskındır, hatta mümkünse maçodur.
Bir de biliyorsunuz ki bizim cümle kalıplarımız var.
İşte döşü kıllı olacak, masaya yumruğunu vuracak, erkek dediğin gibi betimleme şekillerimiz var.
Eğer bu kalıba uymuyorsa bu erkeğin çok yumuşak olduğu ile alakalı, fazla saf olduğu ile alakalı, narin işte istenmeyen bir model olması ile alakalı da bir tanımlamamız var.
Başlangıç olarak ben maço bir babayla büyümedim.
Yani aslında ilk gördüğüm erkek örneği...
İşte sert, sesi yüksek olan, korkulan, bacak bacak üstüne bile atılmayan işte babacığım siz izin verirseniz gibi bir otoriteyle büyümedim.
Çok da tatlı bir adamdı.
Mekanı cennet olsun. Dans eden işte piyizci diyeyim, tarz giyinen çok da yakışıklı bir adamdı canım babacığım.
Evde gördüğüm örnek bu anlamda yumuşak başta.
Zaten sonunda söyleyeceğim şey şimdi söylüyor gibi olacağım ama evlendiğiniz kişi babaya da benziyor aslında.
Neyse bu burada dursun.
Sonra benim üniversite hayatım boyunca daha ciddi erkek arkadaşlarım vesaire oldu.
İlk erkek arkadaşım da baya mülaimdi.
İşte yumuşak başlı hatta sanatçı bir adamdı.
Tiyatro hocamdı. Ben genel olarak hep sanatçı insanlarla beraber oldum.
Yani dansçı, müzisyen, tiyatrocu.
Üniversitedeyken bir süre şey takıntım vardı.
Mühendis ama müzisyen kişiler.
Çok dikkatimi çekiyordu. O yüzden hani seksi geliyordu açıkçası.
Çekici geliyordu. Fakat sonra üniversitenin son yılında bir erkek arkadaşım oldu.
Aslında kendisi de çok daha böyle açık görüşlü, dansçı, sanatçı bir adam iken tabii ki de ilişki içerisinde toksik bir dinamimiz oluştu.
Çünkü iki tarafında baktığınız zaman terk edilme korkusuyla beraber ve de ansiyetik bağlanmayla beraber Birbirimiz üzerinde kurmaya çalıştığımız bir kontrol haline dönüştü.
Ben daha öncesinde o tarz bir ilişki biçimi yaşamamıştım aslında.
Hani telefonuna bakayım hangi kıyafete giydin, ona ne söyledin, bu kadına niye baktın, otobüste şunun yanına oturma gibi aklınıza gelebilecek.
Yani birçoğunuzun da başına gelmiş olduğunu maalesef ki tahmin ediyorum.
Çok fazla toksik ve kontrolcü...
Ve de manipülatif bir ilişki içerisindeydim aynı zamanda.
Fakat yaşım da gereği çekici gelmişti bu bana.
İşte beni kıskanıyor demek ki beni seviyor.
Vay be nasıl kavga ettik ama gitmemi istemedik.
Kapıdan beni kucağına aldı döndü çevirdi falan yani.
Bütün hikayeyi anlatsam başka insanın özel olması anlatacağım ama.
Çok saçma yani böyle dışarıdan baktığında film.
sahnesi işte ağlamalar kar yağıyor yüzüne kar damlıyor falan ama böyle hani ya çok hani o zaman içerisindeyken romantik ve çekici bulduğum şeye şu an baktığımda yavrum yazık niye kendinize o kadar kıydınız
ne zorunuz vardı gibi düşünebiliyorum.
Bu arada bu bahsettiğim kişi hala çok yakın arkadaşım yani o o zamanki toksikliğimizin arkasından kalan şey aramızdaki dostluk bağı oldu yani kendisiyle hala görüşüyorum hatta o yüzden evet bana çok şey öğretti
belki de şu anki hayatımda partner seçimimde O zamanın kavgası ve o zamanın dinamiği de çok etkili oldu.
Ama şimdi genel olarak şöyle bağlamak istiyorum.
Ben bu ilişkimde ilk defa kıyafetime karışıldığını, bir erkek arkadaşımla teke tek dışarı çıkamayacağımı ya da ona neden fazla sıcak davrandığımı, neden ona ekstra selam verdiğimi ya da benim...
Belki bu birçok erkeğin hoşuna gitmez ama özellikle üniversite yıllarında da erkek arkadaşlarımı da bebeğim bir tanem diye hitap edebilen birisiydim.
Bu o zamanki Türk erkek arkadaşım için çok tersti, çok yanlıştı.
Benim çok da anlayamadığım bir şeydi açık söylemek gerekirse.
Çünkü çok ciddi söyleyeceğim bu son erkek arkadaşıma kadar, üniversitedeki son erkek arkadaşıma kadar hiçbir zaman kıskanç bir sevgilim olmadı.
Ben de kıskanç değildim. Çünkü bu bahsettiğim ilk üniversitedeki sevgilim yurt dışında yaşıyordu ve...
O bana canım benim git işte arkadaşlarınla takıl, kurslara git, derslere öğren hani o biraz daha açık görüşlü ve kendisine daha güveni olan bu tarz şeylerle çok da zoru olmayan birisiydi ki benden
de büyüktü bu arada belki yaş farkı da vardır.
Ve sonuncu sevgilim galiba arada çok da önemli sevgilim olmamış o yüzden onlar aklıma gelmiyor.
Fakat sonuncu sevgilimde yaşadığım sevgi, tutku, heyecan yani kıskançlık bana şey hissettirdi ya ben hayatımda bu kadar aşık olmadım.
Fakat aynı zamanda bilinçaltında mantık olarak da bunun doğru olmadığını, hayatımı kısıtladığını, aslında sağlıklı olmadığını, neden sürekli saçma sapan hiç alakasız bir konudan kavga çıkartıp bir köşeye çekilip böyle uzunca
konuşmadığımızı ya da birbirimizin hayatını kontrol etmeye çalışıp kendimizi böyle bir kutuya sıkıştırmaya çalıştığımız vs.
derken gerçekten mantık olarak bunun böyle devam etmeyeceğini, kendim için de sağlıklı olmadığını, karşıki tarafa da böyle bir kontrol mekanizması ile yaklaşmak istemediğimi biliyordum.
Zaten bu ilişkim benim çok kısa sürdü.
İki ay bir arada, iki ay uzakta yaşadığım bir ilişkiydi.
Fakat ayrıldıktan sonra ben uzun yıllar kendime gelemedim.
Çünkü hem çok sevdiğimi zannettim bu kişiyi.
Hem de yani karşılaştığım insanlardan biraz bu tepkiyi alabileceğimi zannediyordum galiba.
Kendi ayaklarımın üzerine nasıl durabilirim?
Nasıl toksik olmayan bir ilişki içerisinde olabilirim gibi bir savunma.
O mekanizmasına geçmiştim açıkçası.
4 yıl sonra bu ilişkim bittikten 4 yıl sonra Zek'le karşılaşıyorum.
Bilmiyorsanız eğer Zek'le ben bir tiyatro projesiyle başlıyorum.
Aslında Zek beni kendi kurduğu tiyatrosuna dans hocası olarak işe alıyor.
İlk gördüğümüz anda yani interviewda Zek'ten hoşlanıyorum.
Mülakat esnasında yani Zek'ten hoşlanıyorum ve beni iş almasını zaten istiyorum çünkü dans etmek istiyorum tekrardan.
Sonra biz tiyatro projemizi yapıyoruz.
Biter bitmez sevgili oluyoruz.
2016'da ve o gün bugündür beraberiz.
Fakat şimdi Zek'le tanıştıktan sonra aslında Zek'e yaklaşımım bir önceki ilişkimi hala kıyaslama durumundaydı.
Yani ne toksik değil burada.
Bu eşittir Zek'in hiçbir toksik özelliği yok anlamına gelmiyor ama Benim şimdi önceki ilişkimde öğrendiğim şeyler kıyafetime karışan, arkadaş çevreme karışan, belki yurt dışında yaşamak istiyorsam ona karışan bir dinamik
iken bir başkasıyla karşılaştığımda işte dışarıya çıkman, kıyafetin, kiminle konuştuğun vesaire önemli olmaması başta bana şunu hissettirdi.
Aa demek ki Zek beni o kadar sevmiyor.
Şimdi bunu anlatmamın sebebi aslında o toksik ilişkide insan bu kadar manipülenin sevginin bir parçası olduğu zannetme haline bürünebiliyor.
Ki... Bana olmuştu.
Birinin beni bu kadar kıskanması, benim her şeyime karışmak istemesi vs.
aynı zamanda bana şey hissi vermişti.
Yani demek ki beni çok seviyor.
Bunların hepsi bilmediğim için bence inanın.
Fakat yine zevkte bunlar olmadığı için beni çokça kendine çeken özellikler de oldu.
Benimle alakalı kişisel yargısının olmaması, yorumunun olmaması, beni değiştirme çabasının olmaması, beni ben olduğum haliyle koşulsuz olarak yani şöyle yaparsan seni daha çok seveceğim, böyle yaparsan seni
sevmeyeceğim, üzerime şöyle şöyle gelirsen bunlar olmayacak gibi sıfır koşul ile başlayan, sadece gerçekten iki insanın bir araya gelip birbirini tanıması ile yeni bir döneme girildiğini düşündüren bir başlangıçtı.
Şimdi... Burada verdiğim tepkiler dediğim gibi birincisi aaa bu adam beni demek ki bu kadar sevmiyor ya da ya çok mu yumuşak bu çocuk ya yani hiç sert tarafa olmayacak mı falan gibi benim de kafamda bana
ait olmayan seslerin bana konuştuğunu fark ediyorum.
Yine kendimle alakalı en sevdiğim özelliklerden bir tanesi, bazen bir şey yaparken bile bilinçaltında, mantıken onu anlıyorum, çabuk idrak edebiliyorum.
Ve bu yargılamayı yaparken, yeni ilişkimi değerlendirmeye çalışırken dışarıdaki seslerin bana ait olmadığını aslında anlıyordum.
Yani zeki, işte o Türk erkeğine göre daha yumuşak bulmam, neden bana karışmıyor, yoksa beni sevmiyor mu gibi değerlendirirken bu değerlendirmenin yanlış olduğunu içten içe de biliyordum.
O yüzden kendi kendime bir şey diyordum.
Yani burada kalmaya devam et, ilişkine emek vermeye devam et ve bu insanı tanımaya devam et.
Tabii ki de şu an 9 yıllık bir ilişki içerisindeyim.
Başlarda çat diye olmadı bu hemen değişimi gösterebilmem, adapte olabilmem.
Çünkü bence ben de toksiyim.
Yani bir de şunu biliyorsunuzdur.
Partneriniz sizdeki özellikleri çıkartan bir partner oluyor.
Bu iyi ya da kötü özellikleriniz.
Sizin de karşınıza hayatınıza toksik olan, sizinle benzer travmaları olan, sizinle benzer korkuları olan insan girdiğinde o taraflarınız biraz daha ön plana çıkıyor.
Korkularınız sizi belki yönetmeye başlıyor ve kontrol biraz da elden çıkıyor.
Psikolojide şu şekilde değerlendiriliyor.
Bildiğimiz şeye çekiliriz.
Yani bize tanıdık olan şeye çekiliriz.
Bu çekimin iyi olması anlamına gelmiyor.
Zaten toksik. İçinde bulunduğunuz negatif duygular başkasında da olduğunuzda ona çekim gösterebiliyorsunuz ve bu maalesef ki sağlıklı bir outcome olmuyor.
Ben kendimdeki toksik özelliklerin farkındayım.
Egomla alakalı zaten.
Bir farkındalık var bende işte bana öyle diyemezsin, buna konuşamazsın, sen kimsin oğlum falan diye kavga içerisinde baya oğlum kardeşim falan içimden çıkıyordu.
Bunun en büyük sebebi 12 yaşından beri babasız olduğum için kendimi koruma.
Duygusuyla beraber hani erkekler hayatta işte güç veremem, söz veremem falan gibi böyle ufaktan tomboy tarafım vardı.
Yine bunun arkasında korku var bu arada duyuyorsunuzdur diye tahmin ediyorum.
Yani o erkeğe güç vermeyeyim aman kontrolünü eline almasın gibi bir yandan da korkuyla verdiğim tepki bunlar.
Fakat yine günün sonunda toksikliğe de çok müsaitim.
Ben de kontrol istiyorum, karşımdakini değiştirmek istiyorum.
Bunu beğenmedim, bunu beğendim diyorum.
Sen bana karışmazsın kardeşim diyorum.
Yani şey de değil, böyle hadi güzelce oturalım konuşalım da yok.
Yani ben de o sert çıkışları yapabiliyorum.
Negatif, yıkıcı olarak devam edebiliyorum.
Bu yüzden partner seçiminizde o farkındalık, bayağı bilinçli bir yaklaşımın hayati bir karar olduğu düşüncesindeyim.
Çünkü evet çekim olabilir.
Tanıdık geldiği için daha lezzetli olabilir ama ben insanın kendisini geliştirmesi için size çok benzemeyen işte comfort zone deniyor ya o alışık olduğunuz ortamdan çıkıp karşıki taraftan neler öğrenebilirsiniz,
kendinizden neleri çıkartabilirsiniz, unlearning deniyor buna da.
Neleri o sisteminizden dışarı atabilirsiniz ve yenilerini ekleyebilirsiniz üzerine.
Bir çalışma yapmanız gerekiyor ve o yüzden partnerinizi ona göre seçmeniz gerekiyor.
Ben yine bir Türk erkeğiyle beraber olduğumda yani bir araya geldiğimde arkadaşım dahi olsa aynı tepkiyi gösteriyorum.
Yani bana bunu diyemezsin, bana şöyle diyemezsin, toksiksin sen.
Demek ki çok karışıyorsun, karına Allah bilir neler yapıyorsun gibi böyle garip garip ses tonları çıkıyor benden.
Bence ben değilim ama yani bir tarafım tabii ki de o.
Fakat dediğim gibi yanınızda olan insanlar bir böyle kurcukladığında o damara bastığında tetiklediğinde çok da engelleyemiyorsun.
Yani hani istediğin kadar aman da ben kendimi geliştirdim çok da artık open mindedim falan de.
Yani burada psikolojik bir tepkime var.
O yüzden bence kimyasal da bir şey bu.
Yanınızda olan insanlar size yaklaşım şekilleri işte ilişki dinlemeniz vesaire hepsi bir faktör.
Şimdi bu kadar yıldır ben neyi öğrenmeye çalışıyorum?
Karşımdaki insanı kontrol edemeyeceğime göre kendi verdiğim tepkiyi kontrol edebilmek üzerine ben efor sarf ediyorum.
Yıllardır ailem, arkadaşlarım, ilişkim, kendim yani karşılaştığım olaylar.
Ben şu içeriği sağlamlaştırmak üzere büyük bir emek sarf ediyorum.
Duygusal dayanıklılık da denilebilir buna.
O yüzden böyle karşımdaki insan beni tetiklediğinde hemen o şeye düşmek istemiyorum ve hemen de düşmüyorum bu arada.
Sadece hani buraya...
Konuyu getirmemin sebebi kendimde bunu biraz daha fark etmem.
Ve çok açık söylemek gerekirse tercihimin beni ne kadar geliştirdiğini, ilerlettiğini de görebiliyorum.
Çünkü ben zevkle başka yönlerimi shine edebilme şansına sahip oldum.
Tekrardan tetiklendiğimde bu tepkimeleri verebileceğimin potansiyelini biliyorum.
Ama kontrol benim elimde yine dediğim gibi.
Bu arada ben bu bölümde arkadaşımı kötülemiyorum çünkü çok yakın bir arkadaşım aynı zamanda.
Kendimdeki reaksiyonu biraz daha fark ettim.
Tüm bunların yanında bu iki Türk'ün sıcaklığının tadı da bir başka.
Yani hani bu kadar belki tetiklendiğim, bildiğim bir yer olabilir.
Ama aynı zamanda o bilmek bana o sıcaklığı, huzuru da veren bir yer.
Yani bu ha ha bu çok kötü o yüzden tabii ki de ben doğru kararı seçtim gibi bir şey de değil bu arada.
Denge diyeceğim. İki tarafı da dengelemek üzerine.
Kendimde gördüğüm bir şey.
Eğer ki bir erkek, bu milliyetle alakalı değil bence artık.
Bir kişi diyeyim, erkek de demeyeyim direkt.
Bir başkasını çok fazla himayesi altına almaya kalkıştığında, kontrol ettiğinde, kısıtladığında karşı çıkıyorum.
O konuyla alakalı çok bir toleransım yok.
Galiba o yüzden birisi böyle azıcık onunla alakalı bir şeyi tetiklediğinde tırnaklarımı gösteriyorum.
Bazen gereksiz oluyor çünkü sizin yargılama şekliniz, olayı anlama şekliniz yanlış olabiliyor.
Fakat toksik ilişkileri biz biraz daha böyle algılama şeklimiz daha işte sevgi dolu, tutku dolu, kıskançlık demek, sevgi demektir gibi anladıysanız eğer onun doğru olmadığını bu bölümde belirtmek istiyorum.
Doğru değil, sağlıklı bir şey değil.
Sizi siz olmaktan uzaklaştıran bir şey.
Hatta kendi bireyselliğinizden, istediğiniz...
değiştirmek istediğiniz özelliklerinizden yeni bir hayat şeklinden uzaklaştıran bir şey olduğunu düşünüyorum.
Umuyorum biraz farkındalık geliştiren bir bölüm olmuştur.
Yani tekrar etmek istiyorum galiba işte içerik üreticisi kaygısı bölümündeyiz.
Eski erkek arkadaşımı ya da Türk arkadaşımı burada boklamak anlamında konuşmuyorum.
Kendimi de boklamak anlamında konuşmuyorum.
Sadece psikolojik olarak verdiğimiz kararların arkasında neler yatabileceğini belki biraz daha yüksek sesle söylemek istedim.
Seçimleriniz sizin...
kurmaya çalıştığınız hayatınızda büyük bir rol oynuyor.
Ve bu kararı neye göre, neden, nasıl verdiğinizi anlamak tabii ki de daha iyi bir karar almanızı sağlayacaktır.
Ve yine Türk ve yabancı olarak da ayırmak istemiyorum.
Sonuçta toksik, her yerde toksik, her ülkede toksik.
Hatta Fransa'da daha toksik.
Çekici bile gelebiliyor ama aman diyeyim yani nasıl bir hayat istediğinize karar verdikten sonra seçimleriniz ona göre şekilleniyor.
Siz yeter ki ne istediğinizi bilin.
Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
