
Yeni bölümde Nurtaç, son zamanlarda kararsız ve sıkışık hissetmesi üzerine, Central Park’a gidip, kendisiyle nasıl bağ kurduğunu, 22 yaşına yazdığı mektupla, kronolojik olarak hayatını nasıl düzene soktuğunu, terapi almanın hayatındaki etkisini, kendisini tanımasına ve geliştirmesine katkısını ve terapiden öğrendikleriyle, sadece güncel sorunlarını çözmesine değil, gelecekte de karşılaştığı zorluklarla nasıl baş edebileceği üzerine bir bölüm hazırladı.
*****
Hiwell platformunu denemek için aşağıdaki linki kullanabilirsiniz:
https://hiwell.app/turkeli-nurtac
Ayrıca, %10 indirim kodumuz olan "10nurtac"ı kullanarak bu avantajdan faydalanabilirsiniz.
******
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Her Pazartesi sabah 7’de yeni bölümü dinlemek için, podcast hesabını takip etmeyi unutmayın.
******
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Bu bölüm kendini seven, kendini tanımak isteyen, kendiyle derinleşmek isteyenlere gelsin.
Günaydınlar, umarım çok tatlı bir hafta başlangıcı olur.
Her sabah pazartesi günü saat 7'de buradayız.
Ara ara kaçırdığımız oldu, neredesin, ne oldu diyenler oldu.
Onlara çok teşekkür ediyoruz.
Merak etmeyin, aldık yine yerimizi.
Güzel bir bölüm olsun, keyifle dinleyeceğiniz bir bölüm olsun.
Geçen pazar günü benim bir tane iş birliğim vardı.
Bu arada iş birliğim kafa masajı.
Belki internette falan görmüşsünüzdür.
Şu anda scalp treatment yani saç derisine bakım yapılıyor.
Temizleniyor, fırçalanıyor.
Yok böyle taç var suyla geçiyor gidiyor falan.
Acayip bir şey. İnternette görmüşsünüzdür belki.
Bayağı da viral oldu. Ben birkaç kere deneyimledim ve çok keyifli.
O yüzden Zeki de götürmek istedim.
Pazar sabahı kalktık iş birliğine gittik.
Sonrasında işte New York'ta Brooklyn çok popüler.
Yani neden bu kadar popüler bilmiyorum.
Çok hipster mahallesi zaten.
Bir yerde oturduk, ufak bir kahvaltı yaptık, kahvelerimizi içtik ve tabii ki de iş birliği erken olduğu için.
Saat 12 gibi her şey bitmişti ve günün sonunda artık ne yapacağımız bize kaldı.
Zevk bir etkinliğe katılacaktı.
Burada film yapımcıları ile beraber bir patlak etkinliği vardı.
Ben oraya gitmek istemedim. Sonrasında zaten aslında hazırlanmıştım.
Central Park'a pikniğe gideceğim kendi başıma.
Biliyorsunuz sanatçının yolu kitabında Artist's Day çok önerilen bir şey.
Haftada bir kere en azından kendi başına bir yerlere gitmek, kendinle date'e çıkmak gibi düşünebilirsiniz.
Sinemaya gidebilirsiniz, tiyatro izlemeye gidebilirsiniz, bale izlemeye gidebilirsiniz.
Ya da sadece bütün gün kendi başınıza bir kafede kitap okuyabilirsiniz, bir müzeye gidebilirsiniz.
Ama yalnız kalmanız gerekiyor.
Yaratıcı tarafınıza bir bağ kurmanız gerekiyor.
Ben de o gün nedense ona direniyorum.
Yani trene binmek istemiyorum.
Hafta sonu trenler burada çok garip, çok erteleniyor, tünellerde kalıyor falan.
Yani bir tık böyle kendimle savaştığımın da farkındayım.
Sonra yazı turu attım, zevkliyim hala.
Dedim ki hani gideyim mi gitmeyeyim mi?
İşte yazı gelirse gideceksin, tura gelse falan.
Yani çok saçma, düşünsenize yani günümün nasıl geçireceğimle alakalı kararı yazı turuya bırakmak istiyorum falan.
Ve iki kere attık, iki keresinde de Central Park'a git geldi.
Okey, hadi aldım zaten yanımda iki tane kocaman çanta var.
Bir tanesi çekimler içinde zaten, bir tanesi de böyle piknik örtüsü, atıştırmalıklarım, su, kitabım, günlüğüm, kulaklığım.
Her şeyim benimle ve pikniğe hazır olduğumu biliyorum.
Neyse kalktım, gittim. Gittim ve Central Park'a girer girmez oranın ağrısı, enerjisi zaten şey dedirtiyorsa.
Keşke buralarda kamp yapsam, burada yaşasam hani hiç gitmesem.
Çünkü çok güzel bir enerjisi var parkın.
Zaten pazar günü olduğu için çok fazla insan vardı.
O kalabalığa da ihtiyacım vardı galiba.
Yani kalabalık içinde tek kalmak da çok keyif veriyor bana.
Biliyorsunuz şu anda sakura sezonu artık bitti bitecek.
Yani o pembe çiçeklerin olduğu, kiraz çiçeklerin olduğu dönemdeyiz.
Bir tane pembe kocaman bir ağaç buldum.
Altına pembe battaniyemiz.
Ve cennetteyim.
Ya bu kadar güzel bir his olamaz.
Yan tarafımda canlı müzik var.
O kadar keyif alıyorum ki böyle yaşadığımı falan tekrardan hissediyorum.
Sonra diyorum kızım niye direniyorsun?
Yani bu tatlı şeyler yapmak için neden direniyorsun?
O da ayrı bir konu. Ona biraz sonra belki gireriz.
Yani her sabah kendimizde yaşadığımız bu challenge durumuna.
Orada kendi başıma otururken...
Biliyorsunuz yani daha önceki bölümlerden de çok bahsediyorum.
Dopamin detoks yani bir telefona dokunmadan bir şey izlemeden sadece çevrene bakarak yani dijital dünyadan uzak durarak anda kalabilmek gayet zor.
Yani zorlanıyoruz çünkü hepimiz çok alıştık.
Bir elim telefona değsin yani ayağım falan değsin bir ucu değsin hani böyle bağımlılık falan haline dönmüş oluyor.
Sonra telefonu tamamen uzaklaştırdım.
Çantanın en derinliklerine falan sakladım.
Kitap okumaya başladım. Meditasyon yaptım.
Canlı müziği dinledim. Yani ona odaklandım sadece.
Ve sonrasında 22 yaşıma mektup yazmak istedim.
Çünkü 22 yaşım benim için bir dönüm noktası.
Üniversitenin bitti, tekrardan aile evine döndüm.
O zaman işte büyük bir aşk acısı yaşıyorum.
Yeni ayrılmışım sevgilimden.
İş bulabilecek miyim? Hayata yeni başlıyorum.
Yani 22 yaşındayım.
Hayatımın en böyle hani baharındayken şey zannediyorum yani...
Ne olacak benim geleceğim? İyi bir yerlere gelecek miyim?
Yani bitti mi bu? 22 yaşının verdiği acelecilik, o sabırsızlık, biraz böyle tecrübesizlikten kaynaklı.
Aslında o psikolojideydim.
Hayatımın daha nasıl başladığını, nereye gideceğini bilmeden sadece kaygı üzerinde odaklanmıştım.
Bu mektubu yazarken...
Biraz daha böyle kronolojik bir şekilde yazmak istedim.
Yani işte 2012 Haziran, Temmuz mezun oldun, eve döndün, iş aradın, sevgilinden ayrıldın falan filan böyle teker teker kronolojik olarak yazıyorum.
Geçmişe geri dönmenin, o günleri tekrardan hatırlamanın şu anki halinize büyük bir etkisi olduğunu düşünüyorum.
Çünkü insan bunu unutuyor.
Nelerden geçtiğini, neleri başardığını unutuyor.
Hele ki kendimizin yaptığı şeyleri çok daha güzel unutuyoruz.
Yani kendimize karşı bu nankörlüğümüz, bu hırçınlığımız...
Bu sert o şefkatten uzak tarafımız yani bu kadar negatif anlatmayayım ama biraz daha o tarafa meyilliyiz ya yani o yaptığın başarıları böyle tık unutup hadi bakalım what's next ve olmadıysa eğer bir tık böyle hani geride kalma korkusuyla
beraber bir döngüye giriyoruz ve bunun hep böyle olacağını zannediyoruz.
Özellikle olay anında yani bir şey olduğunda oradan çıkamayacaksın o modun hep böyle sürecek gibi kaygılarının olabiliyor.
O yüzden bütün olanları teker teker kendimi hatırlatmak, yaptığım, yapamadığım, başardığım, başarmadığım şeyleri tekrardan gözden geçirmek hem kendinize daha adil olmanızı sağlıyor hem de biraz daha objektif
bir şekilde bakabilmenize yardımcı oluyor.
Çünkü insan kendi içindeyken yaptığı şeyleri, özellikle olumlu şeyleri çok göremiyor.
Biraz bu doğamızda olan bir şey.
Dışarıya karşı daha odaklı insanlar olduğumuz için yani başkalarının bizim hakkımızdaki düşünceleri, başkalarının yaptığı şeyler, başkalarının yapış şekilleri yani neye nasıl yaklaştıkları onların başarısı çünkü başarısızlıklarını da görmüyoruz
diğer insanlarda. Karşılaştırmayı yapmamak neredeyse mümkün değil çünkü bununla alakalı bir bölüm de yapmıştım.
Ben bilinçli olduğumu düşünüyorum, farkındalığımın yüksek olduğunu düşünüyorum.
Kendimi karşılaştırmayı böyle alır almaz, okey okey dur bakalım geri çekil diyorum.
Fakat şunu da fark ettim geçenlerde.
Sosyal medyada tanımadığınız insanlarla yaptığınız karşılaştırmayı kontrol etmek, orada kendinizi geri çekmek daha kolay.
Ama o yakın çevrenizdeki, yakın çemberinizdeki insanlarla karşılaştırmaktan kendinizi tam anlamıyla uzaklaştırmak birazcık daha zormuş.
Bunu geçenlerde kendimde yakaladım.
Hani sosyal medyada öf tamam ya artık bakmayın.
Camriye sıra falan deyip telefonunu elinizden atabiliyorsunuz.
Ama yakın çevrenizdeki insanlar bir başarıya ulaştıklarında, bir şey aldıklarında vs.
fark etmeden böyle kendi ilerlemenizi sorgulayabiliyorsunuz.
Yani bu dışarıya çok odaklı olmak, içerideki gelişimi fark etmemek, konu kendin olunca biraz daha hoyrat olmak, öz şefkatten uzaklaşmak, fark etmediğiniz zaman içinde sıkıştığınız bir duygu.
Burada bize düşen görev...
%1 milyon bunları fark etmek, bunları yaparken kendimizi yakalamak, bunlardan kendimizi ayrıştırmak.
Bu bir zorunluluk.
Yoksa gerçekten duygularımızın peşine takılıp biz onlar olduğumuzu zannediyoruz ve onlarla kendimizi tanımlamaya başlıyoruz ve sonrasında aslında belki de kendimize yaptığımız haksızlıktan dolayı hak etmediğimiz bir hayatı yaşayarak yine
başkalarına suçu atma eğiliminde bulunabiliyoruz.
Buna bütünüyle bakarsak eğer...
Paket gibi düşünebilirsiniz.
Önünüzde bir şey var. Aslında hayatınızdaki amaç kendini tanımak, kendini fark etmek, kendini keşfetmek üzere bir yolculuk.
Ve bu hayatta ne yaparsanız yapın, hangi kararı alırsanız alın, hangi meslek, hangi etkinlik, hangi ilişki üzere olursa olsun aslında içinde aynı amacı barındırmalı.
Ve de yine okuduğum kitapta bir bölüm vardı.
Yaptığınız şeyler bir amaca hizmet etmiyorsa aslında günün sonunda havada kalıyorlar.
Çünkü bir amacı yok. Ve o amacın da anlamlı bir amaç olması aslında en nihai hedef.
Şu anda Fi kitabını okuyorum.
Fi kitabında işte deniz var.
hoca, müzik hocası, kız arkadaşı Duru dansçı ve bir gösteri hazırlayacaklar.
Duru'nun tek amacı o kocaman sahnede baş dansçı olmak, dikkat çekmek.
Deniz'in de Duru'yla tüm kavgası amacın ne?
Yani sanatı ne için yapıyorsun?
Sen ona hizmet etmediğin sürece sadece dans etmek, dikkatleri üzere çekmek istediğin sürece aslında doğru bir yere hizmet etmediğini Duru'ya aktarmak istiyor.
Duru bunu ısrarla anlamıyor.
Deniz'in kafa bambaşka zaten, çok daha filozofça.
Bakış açısı var. O yüzden orada bir anlaşmazlık var.
Ve o kitabı okurken tabii ki de bu bölümde ben de şeyi düşündüm.
Yani ben de bir sürü şey yapıyorum ama günün sonundaki amacım ne?
Bir şeye teslim mi oluyorum?
Bir amaca hizmet mi ediyorum?
Yoksa oradaki nihai hedefim...
Bana getirileri üzerine mi?
Burada İngilizcede bir tanım var.
Giver's Mindset ve Taker's Mindset diye.
Yani siz bir şeyi yaparken almak üzere mi yaklaşıyorsunuz ona yoksa vermek üzere mi yaklaşıyorsunuz ona?
Tabii ki de alma verme dengesi başka bir konu ama siz bir şeyleri yaparken oradaki beklentiniz ne üzerine?
Size gelenler üzerine mi?
Sizin verdikleriniz üzerine mi?
Kurduğunuz anlamlı bağlar üzerine mi?
Yani tam olarak oradaki amacınız ne?
Böyle bir soru karşısında tamamen dürüst olmak da...
Çok zor. Çünkü bir şeyleri kabul etmek zorunda kalıyorsun.
Belki de çiğ taraflarını, karanlık taraflarını, gölge taraflarını görmek zorunda kalıyorsun.
Şimdi tüm bu anlattığım şeyleri o gün dediğim gibi Central Park'ta piknik halindeyken düşünürken kendime yazdığım mektupla beraber kendime de biraz daha objektif olmak istedim.
Evet bugüne kadar çok fazla şey yaptım.
iyi ya da kötü, başarılı ya da başarısız almak isteyerek ya da vermek isteyerek ve tüm bunlara baktığımda öğrenmem gereken şeyin bu olduğunu fark ettim.
Yani ben... ineceğim, düşeceğim, kalkacağım, yükseleceğim, birilerine yardım edeceğim, birileri bana yardım edecek.
Bu hayat dengesi üzerinde zaten gitmem gereken bir yolculuk.
Zaten karşıma çıkması gereken şeyler karşıma çıkmış.
Evet hatalarım var. Hala sıklıkla yaptığım aynı hatalar var.
Ama tüm bunlar bugün beni ben yapıyorlar ve ben aslında bu kişiyi tanımak istiyorum.
Gerçek Nurtaç'ı tanımak istiyorum.
Günlük karşılaştığım challenge'larla nasıl başa çıktığımı görmek istiyorum.
İçimde güçlenmek, bu gücü hatırlamak istiyorum.
İnsan kendi içine bakmadığı zaman genelde dışarıya odaklı oluyor demiştik.
Ve böyle olunca başka insanların yaptığı iyi ya da kötü şeyleri biraz daha net görebiliyorsunuz.
Ve onların daha iyi olması için onlara önerilerde bulunabiliyorsunuz.
Kimseye tavsiye vermeyin bölümünde de bahsetmiştim.
Bizler böyle bir insan karşımıza sorunla çıktığında hemen onun sorunlarını iyileştirmek istiyoruz.
Hemen ona iyi gelmek istiyoruz.
Çok sağlıkla dinleyemiyoruz.
Bir şeyleri biraz daha üstümüze alma eğiliminde bulunabiliyoruz falan.
Yine işte tüm bunlar aslında farkındalıkla beraber gelişen, ilerleyen ve değişen şeyler olacak.
Buradaki hedefimiz kendini tanıyıp kendinin iyi ya da kötü yanlarını kabul etmek.
Çünkü evet muhteşem değiliz.
Çok fazla engebeli yol var içimizde, ruhumuzda.
Ve bana çok iyi gelen, gerçekten bugünkü Nurtaç'ı inşa etmemi sağlayan ve inşa etmek devam ediyor bu arada.
Hani okey olduk bittik ve ben bu yüzden bu podcast'ı yapıyorum ve siz de hadi bakalım benden öğrenin ve hayata böyle devam edin gibi bir şey asla söz konusu değil.
Çünkü devam eden bir yolculuk.
Ben de her gün uyandığımda bir sürü duyguları fark ediyorum kendimde.
Sabah uyandığımda bir challenge resmen.
Yani ben bugün ne hissediyorum?
Ve eğer kendinize bunu sormazsanız, vücudunuzu taramazsanız aslında o duygunun peşine gitmiş oluyorsunuz.
Belki bazı sabahlar ekstra stresli uyanıyorsunuz.
Daha gergin, daha korkarak uyanıyorsunuz.
Belki utanarak uyanıyorsunuz.
Bir şey oldu, bir şey söyleyemediniz, kızgınsınız.
Mesela 3-4 gündür içimde bir öfke var ve neye karşı var hiçbir haberim yok.
Size şey diyorum bak bir sataşısım var sana haberin olsun.
Kendini koru. Çünkü içimde böyle bir falan var hani gıcıklık var içimde.
Biriyle sataşmak istiyorum.
Ve yakınımdakiler kimler?
Annem ve kocam. O yüzden onları uyarıyorum.
İşte bakın bir şey var üzerimde, gerginlik var üzerimde.
Kendinizi koruyun, beni çok ciddiye almayın.
Ama bir şey diyeceğim. Bunları açıkça söyleyebilmek bile müthiş bir iletişim.
Ve karşınızdaki insana da nereden çıktı bu ya bu Nurtaş niye böyle davranıyor?
Kendi kendine sorgulamadan aslında tamam Nurtaş şu anda çok iyi bir modda değil.
Nedense hani kimse bilmiyor bunu ama iyi bir gün de geçirmiyor.
O yüzden... Şu anda onu çok ciddiye almayalım.
Belki biraz fazla duygusal yaklaşıyor gibi.
Aslında karşınızdaki insanları da size yönelik biraz daha hazırlamış oluyorsunuz.
Burada da iletişim tabii ki de işin içine giriyor.
Kendime yazdığım mektupta dediğim gibi kronolojik olarak ilerliyorum.
Her yıl neler oldu falan hızlıca başlıklar halinde yazıyorum.
Ben hayatımda terapi almayı 28 yaşında başladım ve şu anda 33 yaşındayım.
5 yıldır düzenli olarak terapi alıyorum.
Terapi almanın amacı o an yaşadığınız sorunla başa çıkmak değil aslına bakarsanız.
Şu içeriği açtığınızda...
Neşterle içeriye daldığınızda yalnız olmamak.
Kendimi öyle görmüyor. O kadar seviyorum ki böyle içeriye bakmak.
Orada neler var. Sıkışmış.
Mesela Kuvvetli Bir Alkış dizisini izlediyseniz eğer.
Bayıldım o sahneye.
Başrol oyuncumuz hamile ve absurdist bir dizi olduğu için işte içindeki bebeği görüyoruz bir sonraki sahnede.
Dağınık, karmakarışık, çer çöp dolu bir odada sigara içiyor.
Çok dertli ve annesinin her şeyi içine attığıyla alakalı.
Kendisinin de dertlendiğini, annesinin içine içine ağladığını işte orada su falan boşaltıyorlar adamın üstüne.
O kadar güzel bir canlandırma ki içimizi görmek adına yani içimize attığımız şeyler içine içine ağlamak, çer çöpün dolu olması yani ne işi var orada onun anladın mı?
Ne işi var yıllar önce kalmış bir şeyin o kıyıda köşede bekleyip senin içinde fazlalık yaratmasına?
Keşke gerçek hayatta da içimizdeki şeyleri görebilsek yani şöyle bir içeriye bakabilsek ve o içimize attığımız, bir yerlerde sıkıştırdığımız, hiç böyle varlığını bile kabul etmek istemediğimiz şeylerle yüzleşebilsek.
Tabii ki de bunlarla yüzleşmek hele ki yalnız başına kolay değil.
Çünkü buna çok da hazırlıklı olarak da büyütülmedik.
Biraz ego... biraz toplum baskısı, işte terapinin ne demek olduğunu anlamamak.
Bir kere terapi alıyorum dediğinde insan her şey okey mi, iyi misin?
Neyin var gibi panik haline cevap verebiliyorlar.
Ki ben o yüzden terapiyi her yerde çok rahat bir şekilde anlatmak istiyorum.
O yüzden her ay sıklıkla Hayvel ile bu iş birliğime devam etmek istiyorum.
Çünkü hayat yolculuğunda elinize alabileceğiniz en güzel haritanın terapi olduğuna canı gönülden inanıyorum.
Çünkü terapi sadece geçmişe bakmanızı, işte oradaki travmayla yüzleşip Katarsiz yaşayıp oradaki yarayı iyileştirmenizi değil.
Kendinizi daha yakından anlayıp, yahu kardeşim ben bir şeyleri kafaya takıyorum.
Bir yerde o büyüyememiş çocuk halim var.
Ona küsen, hayattan böyle beklentisini düşük miktarda tutan çünkü belki de içten içe yüksek standartlar sendurumu yaşayan.
Öz saygısı düşük ama neden öz saygısı düşük?
Yıllar önce ona kim, ne söyledi?
O sesi kim kurdu kafasında?
Bir şeyler yaparken, bir şeylere karar verirken siz hangi sesi duyuyorsunuz?
Kim konuşuyor size ve onu dinliyorsunuz?
Ona göre hareket ediyorsunuz?
Ya da başarısız olduğunuzda size kızan kim?
Terapi sadece bugüne ve bugünkü sorunlara cevap vermiyordan kastım biraz da şu.
Benim 5 yıl önce ilk aldığım terapi ekolünde otomatik düşünceler vardı.
Otomatik düşünceler kendi içerisine zaten 7-8 kategoriye ayrılıyor.
Sizin bir olay anında...
neye nasıl tepki verdiğinizi anlamanız için bir şablon var ve siz o şablona göre düşüncelerinizi tanımlamaya başlıyorsunuz.
Bir olay anında felaketlendirme mi yapıyorsunuz?
Bir konuda etiketleme mi yapıyorsunuz?
Zihin okuması mı yapıyorsunuz?
Bu ekolide çalışırken gerçekten nurtaçı tanıma fırsatı buldum.
Neye nasıl tepki verdiğimi, hangi kategoriye girdiğini, ne kadar sıklıkla yaptığımı, hangi derecede olduğunu ve ona nasıl objektif bakabileceğimi.
Realistik bir şekilde konuları nasıl değerlendirebileceğimi öğrenme araçları verildi bana.
Bunu alın, hayatınız boyunca kullanın.
Çünkü bununla bugünün sorununu çözmüyorsunuz.
Yarın olabilecek bir olay anında, yarın karşılaşacağınız sorun karşısında neler yapabileceğinizi de anlamış oluyorsunuz.
Bu hayatınız boyunca sizi güçlendiren, neredeyse zırh gibi düşünebilirsiniz.
O nedenle terapiyi sadece dünü anlamak, sadece...
yaşadığınız geçmişte kalan sıkıntıları çözmek üzere değil, geleceğe de daha iyi hazırlanmak üzere size ışık tutan bir araç.
Ben bugüne kadar yurt dışında yaşadığım için Türkiye üzerinden terapiyi almak istiyordum ve online terapi platformlarına bakıyordum.
Çok fazla deneyimim oldu fakat son bir yıldır sizin de bildiğiniz üzere HiVal platformunda sıkıntısız bir şekilde terapime devam edebiliyorum.
Çünkü bu platformda Siz terapistle herhangi bir seans satın almadan önce tanışma fırsatı buluyorsunuz.
15 dakika ücretsiz ön görüşme yapıyorsunuz.
Beni aşkın uzman psikolog var.
Sizin içinizde Sinan terapistle kendi programınıza göre seanslarınızı ayarlayabiliyorsunuz.
Online olmasının en büyük avantajı...
İsterseniz seyahat edin, isterseniz şehir değiştirin.
Yine aynı terapistinizle uzunca bir süre çalıştığınız şekilde devam edebilirsiniz.
Bu podcastı dinliyorsanız eğer kendinizi tanımaya, en iyi versiyonunuza ulaşmaya hevesli olduğunuzu düşünüyorum.
O yüzden açıklamalardaki linkten Hayvel'in uygulamasını indirebilirsiniz.
İlk 15 dakikalık ücretsiz öngörüşmenizi de yapabilirsiniz.
Ve seans atını almak istediğinizde Onlurtaç kodunu kullanarak %10 indirimden de faydalanabilirsiniz.
Aynı kodu birkaç kere kullanabiliyorsunuz bu arada.
Terapi almadıysanız ve tam olarak ne olduğunu anlayamıyorsanız o yüzden Hayver burada size çok güzel bir ortam sunuyor.
En azından 15 dakika ücretsiz bir ön görüşme yaptığınızda konuşmaların nasıl ilerlediğini, terapiste nasıl görüşebileceğinizi, online'da ne hissettiğinizi de aslında deneyimlemiş oluyorsunuz.
Terapi almanın en iyi versiyonumuza giden yolda ki en önemli adımlardan bir tanesi olduğuna inanıyorum.
kendiniz için atabileceğiniz en anlamlı adım olduğunu düşünüyorum.
Ben bugün bu podcast'ı yapabiliyorsam eğer, en iyi versiyonuma çıkmaktan bahsediyorsam eğer, kendimi tanımaya gönüllü olduğum için, kendimi anlamaya gönüllü olduğum için, iyi ve kötü taraflarımla, hatalarımla, yaptığım başarılarla
vs. kendimi kabul etmeyi gerçekten istiyorum, canlı gönülden istiyorum ve şeyi de hatırlatmak istiyorum.
Bu neredeyse her gün karşılaştığımız bir challenge.
Challenge'ın Türkçesi var mı bilmiyorum.
Kaçmak yerine anlamak, bastırmak yerine yüzleşmek ve kabul etmek, onları özgürleştirmek...
Burada bize düşen görev.
Ve bu kolay değil. Gerçekten kolay değil.
Yani her gün yeni baştan başladığımız bir şey.
Ve çok sıklıkla söylüyorum.
Benim hayatta en zorlandığım şey bir şeyi devam ettirebilmek.
Yani başlamak çok güzel, çok kolay, çok keyif verici.
Fakat aynı şeyi sürekli devam ettirmek.
Sıkıldığında, motivasyonun düştüğünde, bir şeyler tökezlediğinde vs.
Devam ettirmek gerçekten zor.
Bir de bizim kültürde biz nazara inanıyoruz biliyorsunuz.
Bir şeyler çok iyi gidiyor, çok geliştim.
Vay okey ya açtım derken çat bir şey oluyor.
Düşüyoruz ve hemen bunu nazara bağlıyoruz.
Yine nazar değdi ya falan diye.
İnanın bana ne kadar reddetmeye çalışsam da beynimin bir tarafında şey kalmış.
Nazar mıydı acaba o ya falan hani böyle tuzlu bir banyo yapayım bari.
İki dakika ada çayı yakayım felak nasıl okuyayım falan.
Bir tarafta duruyor çünkü kültür.
Kültürü çıkaramam vücudumdan bünyemden.
Generational bir şey yani bu.
Sakin kalmak yani yükselirken okey düşüş de olabiliri en azından bilinçli olarak bilmek.
Hani beklemek değil yani tamam çıktıysak düşeceğiz gibi değil.
Ama yani güzel günler var, yağmurlu günler var, soğuk günler, sıcak günler var.
Bunu tam anlamıyla kabul ettiğimizde, sindirdiğimizde, uyguladığımızda, düştüğümüzde, hatırladığımızda belki de hayat biraz daha yaşaması kolay hale gelecek.
Çünkü düştüğümüz zaman onu bastırmak yok yok iyi hissediyorum ya her şey iyi.
Dur bir duş alayım dışarı çıkayım ve her şey iyi olacak yerine.
Okey ne geldi?
Yine ne var? Yine ne olduk kanka deyip böyle içerideki o sıkışmış duygunun dışarı çıkma isteğine izin verdiğinde belki de sadece o yaşanılan duyguyu gördüğünde yeterli oluyor.
Yani hemen bir aksiyon alın, arkasından hemen bir terapiste gidin gibi değil.
O duyguyla karşılaştığınızda geçmesine izin vermek, o geçerken onu izlemek.
Bunlar günlük yapmamız gereken, hatırlamamız gereken şeyler.
O yüzden altını çiziyorum. Yani bir gün yaptık ve okey bu sorun bir daha karşımıza çıkmayacak ve biz aynı reaksiyonu vermeyeceğiz anlamına gelmiyor.
Terapiye gittik ve bütün hayatım tamamen değişti.
Yeni bir kimlik geliştirdim.
Yepyeni birisi inşa ettim gibi de olmuyor.
Çok yavaş, adım adım, sindire sindire ilerleyecek.
Sonucunun güzel olduğunu biliyorum.
Kendimden biliyorum. Sonucunda bir ödül olduğunu biliyorum.
Çalışmaya devam. Her gün bunları hatırlamaya devam.
Eğer size iyi gelecekse uyandığınızda okuyacağınız bir metin de hazırlayabilirsiniz.
Biliyorsunuz yılbaşında yapmıştım ben.
Ocak ve Şubat ayında yaptım da şu son zamanlarda yapmıyorum.
Her sabah uyandığımda 20 maddem vardı.
Onları okuyordum. Hatta sizinle de paylaşmıştım daha öncesinde.
Öyle bir şey hazırlayabilirsiniz. Kendinize hatırlatacağınız bir liste.
Belki kapıları yapıştırabilirsiniz odadan odaya geçerken.
Çünkü unutmak çok kolay, aynı duygulara sıkışmak çok kolay ama tüm bunları kontrol altına almak mümkün.
Olay anında sakin kalmak mümkün.
Gelişmek, değişmek, şiddetini azaltmak çok mümkün.
Umarım keyifle dinlediğiniz bir bölüm olmuştur.
Genel çerçeveyi almak istedim.
Biraz böyle unutmaya müsaitiz, yaptığımız güzel şeyleri görmezden gelmeye müsaitiz.
Onları tekrardan hatırlatmak istedim.
Haftaya yeni bölümle tekrardan görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
