
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Kusura bakmayın bu hafta bölümümüz gecikti.
Geçen haftaki bölümde biraz bahsetmiştim.
Ya ara vereceğim biraz bölümlere ya da işte böyle birazcık gecikmeli geldi.
Gönlümden geçen bölümleri önden kaydedip sizi hiç aksattırmadan aynı haftalık aynı saatte devam edebilmek.
Çünkü bu rutini de çok seviyorum.
Burada kurduğumuz topluluğu çok seviyorum.
Buradaki paylaşımları çok seviyorum.
Instagram'da fark ettiyseniz de yani eskisi gibi iş paylaşımları çok yapmak istemiyorum.
Daha çok böyle kendime yönelik yaratıcı çalışmalarım.
Dün dantelden pantolon yaptım.
Yani hayatımda ilk defa hiçbir şey bilmeden kafama göre kestim, çizdim.
Diktim ve tabii ki de çok hatası var ama aşırı keyif aldığım bir şey oldu.
Onu da paylaştım. Instagram'ım nurtaştürkeli.
Bu bölümde de biraz böyle tembellik konusunu konuşmak istiyorum.
Yani gerçekten tembel miyiz, motivasyonumuz mu eksik, depresyonda mıyız?
Çünkü bir şey yapmak istemediğimizde, biraz böyle toplumdan geri çekilmek istediğimizde, kendimize yönelmek istediğimizde, daha çok terapi almak istediğimizde ya da ne bileyim.
biraz böyle uzaklaşmak istediğimizde genelde dışarıdaki bakış açısı sizin iyi bir süreçten geçmediğiniz üzerine olabiliyor.
Bu arada böyle de olabilir.
Bu sıra zor bir süreçten geçiyor olabilirsiniz.
Ben kendime baktığımda zor bir süreçten geçmesem de buna ihtiyaç duyduğumu fark ediyorum.
Konuyu da tembellikle eşleştiriyorum maalesef ve biliyorsunuz ki tembellik olumsuz bir yargıya sahip.
İşte tembel olmak, verimli olmamak, çalışkan olmamak, yan gelip yatmak, işte parazit olmak gibi birçok şeyle kelimeleri bağdaştırabiliyorsunuz.
Yani tembelliği duyduğunuzda oh be ne güzel dinlendik, rahatladık kimse demiyor.
Sanki utanılacak bir şeymiş gibi.
Aynı şekilde çok çalışmak da övünülecek.
Böyle sizinle alakalı ayrı bir değer katan olguymuş gibi bahsedilebiliyor.
Mesela bunu ben ilk defa Çin'deyken fark etmiştim.
İnsanlar gece 10-11'e kadar çalışıyorlar ve şey böyle çok çalıştım gece 11'e kadar çalıştım ya o kadar çok çalıştım ki şu an çok yorgunum.
Hani sabahta 5 duyu yandım ve yine çalıştım.
Bununla gurur duyuyorlardı.
Amerika'da da benzer bir yaklaşım var.
Türkiye'de de benzer olduğunu tahmin ediyorum.
Yani uzun zamandır Türkiye'de çalışma ortamında bulunmadım.
Ama bu sadece iş hayatı değil, hayatınızın dışında da sürekli yoğun olmakla övünülmek gibi bir şey var.
Yani hiç boş durmamak, sürekli arı gibi çalışmak, ay ben rahat duramam, yerinde duramam, hiç oturamam demek bir yerde değer algısı gibi.
Şimdi bu değer algılarına baktığımızda ben kendi geçmişimde birçok yerde kendimi değersiz hissettim.
İşte ben o kadar çalışmayı sevmiyorum, ben o kadar arı gibi olmayı sevmiyorum.
Ben tırnak içerisinde yan gelip yatmayı çok seviyorum.
Yani bu baya kişisel bir şey bu arada.
Bir böyle tanımı, kalıbı yok.
Herkese işte sabah şu saatte kalkarsan ve şunları yersen, böyle spor yaparsan ve şu şekilde çalışırsan çalışkansın, temel değilsin gibi bir kalıp olduğunu düşünmüyorum.
Ya da kategoriler.
Çünkü sanatçıysanız mesela zaten kendi zamanınızı kendiniz ayarlamanız gerekiyor.
Kendinize o özel alanı yaratmalısınız ki yaratıcı şeyler yapabilin.
Yani sanatçı kafasının şu klasik verimli olma çabasındaki hani sirkülasyondan çok emin değilim.
Yani kurumsal hayat endişesinin olduğunu düşünmüyorum full time sanatçılarda.
Ama böyle biliyorsunuz ki plaza hayatı ya da şu anda genel hayatımız yani illa plazada çalışmanıza gerek yok.
Sürekli çalışkan olmakla, üretken olmakla alakalı bir baskı var üzerimizde.
Ben bütün bu baskılara dayanarak şu anda kendimi yine tırnak içerisinde tembel ilan etmek istiyorum.
Çünkü tembel kelimesi beni çok rahatsız ediyor.
Kendimle alakalı çok utanılacak bir şeymiş gibi hissediyorum.
Ama kendi tanımlamanız nasıl biraz buna bakmanız lazım.
Biraz böyle son dönemlerde sağlık sorunları da yaşıyorum bu arada.
Tam hallettikten sonra sizinle paylaşacağım.
Yani şöyle 10 gündür zaten grip gibiyim ama bu sağlık sorunun bayağı şu an doktorlara gittiğim bir operasyon geçirmem gereken bir konu.
Tamamen hallettikten sonra paylaşacağım fakat mentalimi etkileyen bir konu oldu.
Çünkü ilk defa böyle bir şey başıma geliyor.
Tamam madem böyle biraz kendimize alan yaratalım diyerek bazı şeylerden kendimi çektim.
Özellikle çalışma hayatıyla alakalı, para kazanma kaygısıyla alakalı kendimi biraz böyle geri çekmek istiyorum.
Fakat geri çekerken sanki böyle herkesten onay almak istiyorum.
İşte anneme gidip... Bak ben geri çekiliyorum ama işte biraz dinlenme ihtiyacım var ya da ZEK özellikle.
Çünkü main provider'ımız ZEK.
Yani esas bütün masrafları karşılayan ZEK.
ZEK şu an çalışmasa batarız yani öyle düşünün.
Benim böyle bir lüksüm var.
Tamam çalışmayıp kendimi bir iki ay geri çekebilirim.
Ne güzel. Ama sanki ZEK'in de onayını almak istiyorum gibi.
Bu arada kendi evliliğimle alakalı ZEK'in onayı zaten yıllar önce bana verilmiş.
Çok çok eskiden beri Zekep şey söyler, lütfen kendine odaklan, kendi sevdiğin işleri yap, sevmediğin işleri yapma.
Bu alanı bana tanıyan bir partnerim olmasına rağmen kendi tanımlamalarımdan dolayı, kendimle alakalı değerimden dolayı illa yine böyle bir şey ilan etme, onay alma ihtiyacı hissedebiliyorum.
Bu doğal, beni üzen bir şey değil.
Doğal sadece nerede yakaladım ve nasıl tepki verdiğim önemli.
Çünkü mesela şimdi...
Madem geri çekiliyorum iş hayatından bir süre.
Sağlık sorunlarıyla ilgileneceğim.
İşte Türkiye'ye karar veremiyorum.
Bu sıra kafa dolu. Ama sanki böyle evde çok faydalı şeyler yapmam lazımmış gibi bir algı geliyor.
Yani oturamazsınız.
Hani o zaman dolapları temizle Nurtaç.
O zaman kapıları sil Nurtaç.
O zaman ne bileyim işte git bir şeyler yap.
Yani hani hobilerin dışında olandan bahsediyorum bu arada.
Bunun bana genetik kodlandığına eminim.
Yaş ilerledikçe bir de şimdi annede değilim, annelik kaygısı da gelmeye başladı.
İşte ulan annede değilim, acaba anne olabilecek miyim, anne olmak istiyor muyum?
Bunlar zaten bizim raflarımızda yukarılarda duran, tozlanan duygular biraz böyle aşağılara inmeye başladı.
Ne güzel. Ama aynı zamanda böyle ev kadını title'ının...
verdiği bir baskı var üzerinde yani evde duruyorsan mesela madem iş hayatından kendini çekiyorsan o zaman evin daha temiz olsun Nurtaç o zaman pasta börek yap Nurtaç gibi bir kod giriyor odamıza o yüzden böyle bunu
yakalıyorum ne güzel ama rahat mıyım değilim yani her gün bir çaba gerektiren bir şey bu sonra bir tane arkadaşım var astrolog kendisi geçen gün buluştuk birçok konuda yani astrolojiye
çok inanmıyorum maalesef keşke daha çok inansam yani bilimim inanıyorum Ama keşke daha çok inansam ve ona göre kendimi biraz organize etsem.
Ve arkadaşım biraz şey dedi yani kime nasıl enerji verdiğin çok değerli Nurtaç.
Çünkü yengeç burçlarının bir özelliği şifacı.
Ne güzel. Şifacı olmak yani biraz böyle bir tarafımız var.
Şimdi yengeçler olarak bu konuda azıcık övüneceğim diyeceğim.
Ya da belki fark etmişsinizdir.
Eğer hayatınızda yengeç varsa biraz daha anaçtır, sıcaktır, duygusaldır, alan tanır, dinler.
İyiyizdir yani o konularda.
Ama şimdi benim kendime yüklediğim misyon herkese iyi olayım, herkese iyi öteyim yani ben iyileştireyim gibi olabiliyor.
Bu bu arada yine bilinçaltında yani hiçbir zaman kendimize yaptığımız saboteleri şatadanak diye fark etmiyoruz.
Böyle hani aa evet ya şu anda bunu yapacağım demiyoruz.
Benim bu şifacı tarafımı ben sanki herkese vermem gerekiyormuş gibi bir algım vardı ve arkadaşım şey dedi yani hayır.
Gerçekten bunu isteyen, kendisini değiştirmek isteyen, seninle paylaşmak isteyen insanlara bunu vereceksin.
Şimdi benim bu enerjiyi içimde tutma, daha doğru yere aktarma, işte kendime de aktarabilme taraflarım yeni yeni gelişiyor.
Yani uzun zamandır zaten bir şeyler yapıyoruz üstüne ama tamamen değişmedi.
E tembellikle eşleştiriyorum işte bunu.
Yani eğer kendime akıtırsam bu enerjiyi, önce kendimi iyileştirirsem gibi bir şeyi tembellik zannediyorum ben.
Bu ne demek bu arada? Bazen...
Yine bak her bölümde anlatıyorum çünkü hepimizin probleminin %90'ının buradan geldiğine...
Neredeyse eminim. Telefonlarımız, bilgisayarlarımız...
Sürekli böyle bir şey ile meşgul olma hali.
İşte arkadan podcast da dinleyeyim.
Beni dinleyin de. Bu ayrı.
Burası exceptional. Çünkü bin dinledikten sonra podcast'ı kapatın falan böyle.
Telefonlarınızdan uzak durun. Çünkü hatırlatıyorum en azından.
Öyle söyleyelim. Böyle tabii ki den dinlemeyi de bilirsiniz.
İşin şakası. Ama böyle arkada bir şeyler çalsın.
İşte dizi izleyeyim arkada.
Televizyon çalsın arkada.
İşte ses olsun ya müzik olsun falan.
Yürürken de müzik olsun. Bunlar bu arada kötü değil, kötü anlamda söylemiyorum.
Ama sessiz kalamıyoruz ya böyle kendimizde kalamıyoruz ve kafa meşguliyeti, o yorgunluk, o bir yerde sıkışmışlık hali, kendini anlayamama ve bence bakın bir diğer sorun sürekli bir
böyle çaba içindeyiz.
Yani bunu da iyileştirem, şuna da iyi gelem, bu metotu deneyem.
Yani bir salamıyoruz. Bölümlerimde bunları çok sık söylüyorum çünkü ben çok sık yapıyorum, hala yapıyorum.
Böyle saldım zannediyorum, bir süre akışta gidiyoruz, organik ilerliyor diyoruz.
Sonra tak yine aynı.
Bu yüzden tembele konusunu orada daha çok baskılamak istiyorum.
Yani biz hep bir çaba halindeyiz.
Onu da değiştireyim, bunu da düzelteyim, daha erken uyanayım ve hep böyle olsun.
Şimdi psikoloji sürekli bir şeyi değiştirme, yenileme, düzeltme halindeyken bence gerçek anlamda o dinlenme halini yapamıyoruz.
Atomik Alışkanlıklar kitabını tekrardan okumaya başladım.
Biliyorsunuz kitapları okuyoruz ve unutuyoruz.
Bu arada sanatçının yoluna da tekrardan başlıyorum ama çok religious'lı bir şekilde değil.
Yani hani başladım, bazı alıştırmaları yapmak istiyorum, bazen okuyorum, bazen yazıyorum gibi.
Yani sabah sayfalarını her gün yazıyorum da ekstra yazıdan bahsediyorum.
Bu Atomic Alışkanlıklar sık sık tekrar edilmesi gereken bir kitap bence.
Çünkü alışkanlıkların nasıl geliştiğini, hedefler değil de esas önemli olanın sistem olduğunu ya da beynimizi nasıl çürük edebileceğimizi o kitapta biraz daha iyi anlıyoruz.
Kitap bittikten sonra sadece bu kitabı anlatan bir bölüm hazırlamak istiyorum ve kendim de sık sık dinleyeceğim böyle özeti gibi.
Çeçi bir şey gitmeyin oraya gelin.
Biz alışkanlıkları yapmak yerine sürekli onları değiştirmek üzerine düşündüğümüz için yorgunluk zaten oradan başlıyor.
Bir check edin kendinizi.
Yapmaktan ziyade yapacağımız şeyleri sürekli düşünüyoruz.
Yapmadığımızda yapmadığımızı düşünüyoruz.
Yapmadığımızı düşündüğümüz zaman da kendimizde kızıyoruz.
Yani bu böyle hop kocaman bir circle olarak hayatımızın içine yine giriyor.
Ve akşam yatağı yatarken bazen yaptıklarınla övünüyorsun bazen yapamadıklarından kendine kızarak yatağı yatıyorsun.
Sorunun birazcık temelinin sürekli düşünmek olduğunu düşünüyorum.
Çünkü şimdi şunu yapacağım bunu yapmadım buraya gideceğim bulaşıkları yıkayacağım ya bulaşıkları yıkayacağım diye düşünme mesela keşke.
Direkt yıka. Otomatik o yüzden deniyor ya mesela kötü düşüncelerimiz aslında otomatik.
Kafa alışmış ona, beyinli sistem alışmış, artık desenler kurulmuş orada.
Tık oraya gidiyor işte felaketlendirmeler, etiketlendirmeler, zihin okumalar falan.
Bayağı alışmışız ve iyi olduğumuzu düşünüyoruz.
Karakterimizin partisi olduğuna falan inanıyoruz.
Ama iyi alışkanlıklarımızı aynı sisteme oturtmak çok zor.
Bir de zaten alışkanlık geliştirmek ayrı bir zor, emek gerektiriyor.
Yarı yolda bırakıyoruz. O yüzden kitabın zaten en büyük vurgusu %1 dahi olsa o ilerlemeye devam edecek.
Çünkü yani şurası daha kritik.
Kötü alışkanlıklar da %1 dahi olsa kötü olarak devam ediyor hayatına.
Yani o akümülatif olarak hayatını engelliyor ya da daha kötü kelimesini kullanmayı sevmiyorum ama olumsuz bir yere çekebiliyor bizi.
E bir de düşünce olarak ağırlığı olunca haydi bakalım başka metotlar deneme.
İşte şunu şunu deneyeceğim, bunu deneyeceğim, yeni bir metot deneyeceğim.
Burada biraz kafanın rahatlığının...
Gerçekten akışlı olmanın zor.
Yani hepsini duyduk. Bugüne kadar hep duyduk.
O yüzden belki kendi tanımlamalarınızı değiştirebilirsiniz.
Ben bu bölümde tembelim diye bu yüzden söylemek istiyorum.
Tembel miyim? Değilim. Ama bu sıra kendime bu alanı yaratıyorum.
Dün dediğim gibi dikiş yaparken sessizlikte sadece dikiş yapmak bir de çok sabırsızım.
Yani hemen dikem hemen üstümde görem yeni yapıyorum ya böyle şeyleri.
Bu sabırsızlığımı yakalıyorum mesela.
Yani Nurtaç biraz sessiz biraz sakin.
Bu kalabalıklar hepimizi yordu.
Düşünce kalabalığı, insan kalabalığı, sürekli bir şey değiştirme hali, yeni bir motivasyon, yeni bir hedef hepimizi yordu.
Sizin için değerli olan şey ne?
Bu kendinize sorabildiğiniz bir alan var mı?
Çünkü günlük hayatın akışında eğer ailenizle yaşıyorsanız ya da çevrenizde sizi biraz daha böyle rahat rahatsız edebilen kişiler varsa kendinize ayırdığınız alan daralıyor.
Sürekli ulaşılabilir olmak ya da kendinizi o rolü vermekten o yüzden bahsediyorum.
Yani siz kendinizi kurtarıcı, şifacı, fedakar gibi görüyorsanız daha fazla enerjinizi oraya akıtma eğilimine gösterebilirsiniz.
Orada da işte yine aynı döngü devam ediyor.
Maalesef biz böyle tembellik olmamak için dışarıya dışarıya dışarıya akıttığımız enerjiler, tembellikten korktuğumuz için yapmak istemediğimiz şeyleri yapmalar.
Bu arada şundan bahsetmiyorum ve biraz o yüzden...
Galiba altını çizmek istiyorum. Şu anda çalışmak istemeniz bir işte çalışıyor olabilirsiniz maddi zorunluluktan dolayı.
Belki şunu söylemek istiyorum.
Benim de başıma geldi zamanında.
Geçici olabiliyor. Sadece o akışta kaldığında, yine gözünü açtığında, kendinle bağ kurduğunda o çıkış kapısını daha rahat görebiliyorsun.
Çünkü hayatın boyunca o istemediğin işte çalışmayacaksın.
Bunu bilmek bile biraz böyle rahatlatabilir en azından mental olarak.
Bir süreç. Ben de üniversiteden mezun olduğumda korkunç bir işte çalıştım.
Yani korkunç bir ortamda, korkunç bir işte.
Ve geçti. Karşıma başka fırsatlar çıktı ve değerlendirebildim en azından.
Şu anda da o yüzden kendimi sürekli şey hatırlatıyorum.
Yani belki de bugünkü hani yine tembellik diyeceğim.
Bir şey yapmama halim beni panik yapıyor.
Çünkü eskiden 3-5 işi aynı anda yapabilen bir kişiyken bir günde 3 işi falan aynı anda yapıyordum gerçekten.
Şimdi böyle aha ben bir süre işsiz mi kalacağım ya da hiçbir şey yapmayacağım mı hali beni korkutabiliyor.
Ama işte o korku anında diyorum ki Tekrardan tanımlamalarını yap.
Çünkü hayat geçiyor.
Biliyorsunuz bunları çok söylüyorum.
Elimizde olan bitencik hayatımız var.
Başkalarını etkilemek adına ya da ispat etmek adına, onay almak adına kendimizden uzaklaşmalar bize fayda sağlamıyor.
Tembelsek tembeliz. En azından bu sıra tembeliz.
İçe dönme. Ve şey demiyorum bu arada.
Gidin ekstra nefes egzersizleri yapın.
Şöyle bir şeyler yapın.
Böyle düzeltin kendinizi.
Hemen akışa geri dönün gibi değil.
Çünkü psikoloji de öyleymiş yani.
İnsanlar bir an önce toparlasınlar ve hani faydalı olmaya devam etsinler, çalışsınlar ve topluma katkı sağlasınlar gibi.
Bir yandan onu söylemiyorum.
Bir şey yapmama hali.
Hani hiçbir şey ya.
Yapmayacağım abi. Kitap bile okumayacağım ya diyebilmek.
Belki bir tık böyle iç gıdıklayan, biraz korkutan.
Anlatabildim mi? Bir lüks diyeceğim.
Lüks olabilir. İsyankarlık da biraz.
İçimdeki isyankarlığı da seviyorum.
Yapmıyorum abi. Hiçbir şey yapmayacağım.
Podcastlerimi de... Şey yaptıktan sonra böyle 3-5 bölüm önden çektikten sonra buradan da check out yapacağım.
Çünkü bence bu da lazım.
Konuşmayı çok seviyorum bu arada.
Bazen günlük hayatımın akışında bir şey oluyor ve diyorum ki şu anda her şeyi durdurup podcast çekmek istiyorum.
Ama bazen buradan da kafa olarak check out yapmak istiyorum gibi.
Derdimi anlatabildim mi bu bölümde bilmiyorum.
Ama bizi, burayı, konuştuğumuz konuları, hayatı...
Keşmekeşleri, saçmalamaları, inişleri düşüşleri ben seviyorum.
Bu sıra zorlandığım bir süreçtiğim öyle söyleyeyim size.
Geçtikten sonra daha rahat rahat anlatacağım.
Umarım bazı arkadaşlarıma da yardımcı olur hatta.
Sağlık konuları yani. O yüzden haftaya inşallah yeni bölümle görüşmek üzere.
Umuyorum keyif aldınız. Güzel bir bölüm olmuştur.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
