
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Back to square one - Bu bölümde baştan başlamak hakkında konuşuyoruz. İki ileri bir geri olma halinden.
Bu durumda yaşanılan motivasyon eksikliği, isteksizlik ve pes etme hissi ile bu duruma karşın neler yapılacağı, bunu nasıl avantaja çevirebileceğimizi, baştan başlamayı iyi bildiğimizi hatırlatan bir bölüm oldu. İyi dinlemeler.
******
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
İngilizce'de bir ifade var, back to square one diye.
Neden bilmiyorum, bu ifadeyi çok seviyorum.
Yani bu tarz kullanımını, söylemeni çok seviyorum.
Anlamı... Başa sarmak, başa dönmek, başladığın yere geri gelmek gibi bir şey.
Bugünkü bölümde biraz böyle ne kadar ilerlediğimizi düşünürsek düşünelim.
İlla ki bu tökezlemeler olacağını, ikileri bir geri olacağını ve bu hislerin, bu gerilemelerin, tökezlemelerin de yolun bir parçası olduğunu hem size hatırlatmak istiyorum hem de kendime hatırlatmak
istiyorum. Çünkü klasiktir.
Fulmunlarda, periyot dönemlerinde ekstra bir yoğunluk yaşarım.
Duygu yoğunluğu işte fiziksel olarak ağırlıktır.
Biraz daha yavaşlamadır.
Yani bu süreç benim için zordur.
Periyodun zaten dolunaya denk gelmesi bence komik bir kombo.
Gerçekten zorlanıyorum. Her ay zorlanıyorum.
Zorlanmadığımı zannettiğim halde zorlanıyorum.
Burada aslında genelde vücudunuz o alarmı veriyor.
Eğer bir yeriniz ağrıyorsa fazla fazla yorgun hissediyorsanız demek ki zorlanıyorsunuz ya da yorulmuşsunuz demek.
Mental olarak da aslında bu yorgunluğu fiziksel hastalığımızda karşıladığımız gibi karşılamanın iyi olduğu söyleniyor.
Mesela yatakta yatarak, dinlenerek, ekstra vitamini alarak, fazlaca sıvı tüketerek vücudunuza o dinlenme sürecini vermeniz gerekiyor.
Bizler o fiziksel hasta olmadıkça yatak döşek yatamıyoruz.
Dinlenmek ya da böyle sanki hiçbir şey yapmamak zaman kaybediyormuşuz hissini veriyor.
O yüzden ben de oralarda iki ileri bir geriyim.
Zaten bugün konuşmamız iki ileri bir geri.
Bazen iyi yaptığımız bazen kötü yaptığımız şeyler.
Bu back to square one yani o başa dönmek kötü bir şey mi?
Motivasyon kaybı mı? Yoksa yeni bir fırsat mı?
Biraz böyle bakış açıları ekleyerek de konuşmak istiyorum.
Çünkü çok sık karşılaştığım bir şey bir şeyi hallettiğimi zannettiğim zaman tekrardan başa dönme hissi gerçekten çok sinir bozucu bir his.
Hani halletmiştik, hani yapmıştık dedikten sonra böyle hayda deyip tekrardan ona bakmak, onunla ilgilenmek, hem efor, hem zaman, hem
enerji vermek birazcık can sıkıcı olabiliyor.
Kendi hayatımda bunu kategori kategori bölemiyorum ama birçok yerde karşılaşıyorum.
Mesela öz disiplini sağlayamamam konusunda.
Bir oluyor. Mükemmel gidiyoruz.
Tırnak içinde mükemmel.
Çok iyi gidiyoruz. Hayda hallettik işte öz disiplini.
Evimi daha düzenli kullanabiliyorum.
Eşyalarım çok düzenli.
İş hayatım daha düzenli.
Schedule yapabiliyorum.
Haftalık, aylık takvimler kullanabiliyorum.
Toplantılarımı aksatmıyorum falan.
Bir oluyor. Lost.
Kaybolmuşum. Hiçbir şey yapmak istemiyorum.
Overwhelmed olmuşum, streslenmişim.
Bir moda girmişim ve o zaman diyorum ki işte gitti.
O düzenim de gitti, öz disiplin de gitti.
Kendime olan şefkatim gitti.
Başa sarıyoruz ve başa sardığım zaman da panik yapıyorum.
Bu genelde freelancer olduğum için, kendi zamanımı kendim düzenlediğim için ilk başta iş hayatımla alakalı karşıma çıkıyor.
Ama ilişkilerimde de bu olabiliyor.
Genel olarak birçok yerde kendimi geliştirdim.
Buralarda haksızlık yapmak istemiyorum kendime.
Ama hep diyoruz ya 0 ile 10 arasında bir çizelge yapacaksak eğer belki ben 7'ye gelmişimdir ama gönlümden 9'dur mesela ama 7'den bazen 5'e düşüyorumdur gibi düşünebilirsiniz.
Yani aralarında kocaman fark yok ama o bir ileri bir geriler birazcık bizi sarsabiliyor yani dengemizi değiştirebiliyor.
Aynı zamanda da kişisel gelişim kısmında diyeceğim.
Diyet kısmında, spor kısmında, sağlıklı alışkanlıklar kazanma kısmında tamamen yaşadığım bir şey.
Yani bir ileri gidiyorum, bir geri gidiyorum.
Bir spor yapıyorum, çok düzenli, çok iyiyim.
Bayağı rutine oturttum, bum, bir şey oldu, bozuldu.
Birisi rutinime girdi, bir şey distract etti ve tamamen başa sarıyorum.
Tekrar tekrar başlamam gerekiyor ve bu gerçekten çok zor.
Şimdi annemle döndüğüm için New York'a...
Türkiye'de yemediğim kadar fazla yedim.
Ve böyle yemeğe başladıktan sonra onu azaltmanız çok zor oluyor.
Diyet zaten birazcık bayatlamış bir kelime ama hani yediklerine dikkat etmek diyelim.
Biraz daha sağlığına dikkat etmek diyelim.
Oraların ucu kaçtı mı biraz tutması daha da zor oluyor.
Mesela şu anda ben o noktadayım.
Abur cubura sardım.
Periyot işte annem şimdi döndü.
Annemin döndükten sonraki hani o duygu boşluğu.
Bunları yapmak da kendine hak görmeye işte.
Zaten periyot dönemindeyim. Zaten stresliyim deyip böyle koca koca kaplar cips mips yemeye başladığın zaman hayda gidiyor zaten gerçekten ucu.
Tıka basa yemek gibi bir şey var.
Birazcık böyle hani yeme bozukluğu demek istemiyorum.
Ama benim dönemlerim var.
O dönemlerinden bir tanesini de çattık şu anda.
Geçici olduğunu biliyorum.
Ama işte back to square one.
Yani yine başa döndük.
Güzel haber. Bu ilk defa başımıza gelmiyor.
Güzel haber. Daha önce buradan çıktık.
Güzel haber ne yapacağımızı biliyoruz.
Yani alarm çalıyor gibi görünebilir.
Evet gidiyorduk.
Ne güzel ilerliyorduk. Yine geri düştük.
Ama biz buraya biliyoruz.
Biz şu an bulunduğumuz hissi biliyoruz.
Şu an geldiğimiz konumu biliyoruz.
Ve de öz şefkati yine odaya davet ediyoruz.
Yine aramıza davet ediyoruz.
Çünkü öz şefkat burada olmazsa olmaz.
Yani öz şefkat olmak zorunda.
Öz şefkati yanımıza alıp rota yapmak zorundayız.
Pusulayı yapmak zorundayız.
Kendimize sakın ha sakın saldırmadan, şu anki hayatınızda hangi konuda geriye gitmiş hissediyorsanız eğer, ilişkiniz olabilir, iş hayatınız olabilir, kişisel gelişiminiz olabilir, okuldaki performansınız olabilir,
bilmiyorum. Ama daha önce burada oldunuz.
Daha önce bu gerilemeleri yaşadınız.
Yani ilk defa olamaz. Mümkün değil.
Bu güzel haber. Şimdi vücudumuza burayı hatırlatacağız.
Eğer ki geriye geldiysek şu anda, geriye sardıysak.
Biz burada olduk.
Resilience. Yani buna direnç geliştireceğiz.
Herhangi bir başarısızlıkta, herhangi bir tökezlemede tekrardan ayağa kalkma yeteneği diyebiliriz buna.
Buna artık bir direnç göstermeye başlayacağız.
Evet. Part of the process.
Bu gelişimin bir parçası ve biz buna zihinsel olarak dayanıklılık geliştireceğiz.
Aslında en önemli taban bu.
Yani foundation'ımızı, tabanımızı bu yapacağız.
Zihinsel dayanıklılık.
Birçok başarı hikayesinin...
Biz böyle hazırlanmış, sunulmuş, başarılı olmuş halini dinliyoruz.
Arka mutfakta o pişerken, hani soğanları keserken, biberlerle karıştırırken ki halini bilmiyoruz.
O süreci bizim karşımıza çıkana kadar ki süreçten haberimiz yok.
Bu aynı zamanda çevremizdeki insanlarla da alakalı.
Çevrenize baktığınızda ister istemez kıyaslama yapıyor olabilirsiniz.
Onların nihai halini görünce...
Kendinizle kıyaslayıp sanki onlar hiçbir zaman tökezlemedi, başa saramadı gibi görüyor olabilirsiniz.
O yüzden öncelikle bunu bir kabullenelim.
Şu ana kadar dinlediğiniz birçok başarı hikayesinin hatta bence hepsinin benzer bir süreci oldu.
Tekrardan başa sardılar, tökezlediler, başaramadılar, yeniden başladılar, değişik bir şekilde başladılar, aynı şekilde başladılar, bir şeyleri ekleyerek çıkararak başladılar.
Ama tüm bu saydıklarım ne de zorlanıyorsa...
Tüm bunları arkada bırakıp dayanıklılık geliştirip direnç gösterip tekrardan başladı.
Elbette bu anlarda karşılaştığımız bazı duygular oluyor değil mi?
Mesela motivasyon kaybı ya da benim gibi bir insansanız böyle hemen yılmaya yönelik konuşmalar yapmak.
Ben de kendi kendimi tehdit eden bir tavır var.
Mesela zorlandığım bir yerde başa sardığım zaman baya kendi kendimi aslında tehdit ediyorum.
Bu ne demek? Yapmayacağım işte ben bunu.
Bırakıyorum o zaman. Olmuyor zaten.
Bak o kadar denedim. Bıdı bıdı bıdı bıdı derken bilinç altında yani kafamın arkasında ben bunun kendi kendime tehdit olduğunun çok farkındayım.
Onu yapacak olduğumun da çok farkındayım.
Hani ayağa kalkıp tekrardan başlayacağımın da çok farkındayım.
Ama öyle bir hale giriyorum ki sanki kendi kendimi tehdit ediyorum.
Onu bak yapamazsan şimdi bırakacağım bunu ve bir daha elini süremeyeceksin gibi kendi kendime ultimatom veriyorum.
Burada hep bahsediyoruz zaten kesin başka bir ses geliştirdim çocukluğumdan beri kendime.
Burada talepkar olabilir, cezalandırıcı olabilir.
O yüzden bir anda böyle kendime dışarıdan bir sesten uyarı yapıyorum.
Ve genelde benim vücudum şöyle çalışıyor.
Ne zamanki kendimi böyle tehdit etsem yani bırakma noktasına gelsem silkelenip daha iyi yapıyorum.
Ve hatta bu isyanı başkasının yanında yaşıyorsam, mesela birkaç saat önce Zek'in yanında bir çekimle alakalı kriz yaşadım.
Benim evim maalesef çok fazla güneş ışığı almıyor.
Bir bölümü hani hallice alıyor diyelim.
Ve günün belirli saatinden sonra oradaki ışık da böyle iyice azalıyor.
Biz oradan böyle gıdım gıdım güneş almaya çalışıyoruz ve çekim yapmam gerekiyor.
Ben de bölümün başında bahsettiğim gibi bu sıra yorgun olduğum için hem mentor olarak hem fiziksel olarak işte periyotur falan filan demiştik.
Zorlanıyorum yani sabah kalktığımda haydi işe gidiyoruz kafasında değilim.
Biraz kahve içeyim, biraz yazı yazayım, biraz işte e-maillerime bakayım, biraz hiçbir şey yapmayayım derken saat 2-3'ü buluyor.
2-3'de artık kış mevsimi yaklaştığı için eskisi gibi pırıl pırıl değil.
Daha karanlık olan gün saatleri.
O yüzden böyle o azıcık kalan güneş hüzmesinden bir damla alabilmek...
Ve direkt delirdim işte. Gözlerimin altı kapkara çıktı.
Alnımdaki kırışıklıklar daha belirgin oldu.
Ve ben orada Nuh Taç direkt isyan noktasına geçer.
Direkt böyle çirkinleşirim kendi kendime.
Hemen böyle bırakma konuşmaları yaparım.
Çekmeyeceğim de zaten video.
Zaten de bunu yapmayacağım.
Ne bu böyle? Bununla mı uğraşacağım?
Ya da çekim yaptığım o da cam kenarında olduğu için.
Anında bir ambulans geçer.
Birisi tırla geçer.
Birisi korna çalar. Birisi kavga eder.
Her şey sanki o anın tersine gelişmek zorundaymış gibi.
Ya da biliyorsunuz zaten podcastlerde de duyuyorsunuz.
Üst kat komşum bir anda topuklar kıvısıyla saatlerce yürüme kararı alır.
Ve Nurtaç buralarda öyle çok sakin bir kadın değildir.
Yani Nurtaç hadi bakalım bekleyelim ya ne olacak diye bir şey düşünemez.
Çünkü zaten o noktaya gelene kadar ben biraz zorlanmışım.
Hani kalkmışım, duş almışım, makyajımı yapmışım, giyinmişim.
Mentel olarak uzun bir zamanımı almış benim oraya gelmem.
Ve oraya geldikten sonra karşılaştığım zorlukla başa çıkmak benim için çok zor.
Belki başkası için böyle değildir.
Ama hani sanki evin de sana ters gidiyor, komşun sana ters gidiyor, yoldan geçen arabadaki insan sana ters gidiyor gibi bir duyguyla karşılaşınca da biliyorum çok saçma ama inanın bu duygusal boşluklarda
buralara gidiyorsunuz.
Yani düşünce tarzınız bu şekilde gelişiyor.
Neyse bir de benim gibiyseniz hani hemen kendine acınma, işte bulunduğu ortamdan çıkamama gibi yatkınlıklarınız varsa ruh haliniz genel olarak boğuluyor.
Ama şimdi şuraya geleceğim.
Ben bu isyanı yaparken Zek'e o cakamı atarken işte bırakacağım da her yere bir yere yaparken şeyden o kadar eminim ki Zek gitse de videomu çeksem.
Kafada zaten Zek gidecekti bu arada yani arkadaşlarıyla buluşacaktı.
Hazır adam bana işte softbox'ı kurmama yardım etti.
Ben orada hazırlanıyorum. Hani stüdyoyu kuracağız.
Ama ışık o kadar kötü olduğu için ben bir anda isyan bayrağını çektim.
Ve Zek beni dinliyor. Fakat ben böyle brrr diye anlatırken Şeyin de farkındayım yani gitsinsek ben çekimimi yapayım çünkü başka bir şey deneyeceğim.
Sadece belki o an seyirciye ihtiyacım vardı.
Bir de artık böyle geliştirmişim maalesef işte buraları kırmak değiştirmek de gerekiyor.
Buna alıştıysanız eğer bu şekilde hani venting diyoruz böyle kendinizi boşaltarak isyan ederek biraz çirkinleşerek diyeceğim.
Kendinizi ayağa kaldırmaya alıştıysanız eğer bu sağlıklı bir başa çıkma mekanizması değil.
Ama ben o yola başvuruyorum bilinçsiz olarak.
Yaparken fark ediyorum.
Zek mesela ben bu moddayken bana şey dedi.
Lütfen bence çekim yapma.
Firmaya da e-mail atabilirsin.
Hani yetiştiremeyeceğini söyleyebilirsin.
Çünkü deadline'ı bir gün önceye çektiler.
O da beni sıkıştırdı gerçekten.
Zek de şey dedi. Yani bunu yapamayacağını söyleyebilirsin.
Birincisi ben onu yapmam.
Yaparım dediysem ve gerçekten yapabileceğim bir ortam var ise yaparım.
Tabii gerçekten yapamayacağım bir durumdaysam illaki o e-mail'i atarım.
Ama buradaki durum benim birazcık adapte olamamamla alakalıydı.
O an muhtemelen o boşalmaya dökülmeye de ihtiyacım vardı.
Zek gerçekten evden çıktı.
Çıktığı gibi çekimlerimi yaptım ve çok daha kolaylıkla yaptım.
Bazen böyle anlar yaşıyor olabiliriz.
Eski alışkanlıklarımız, baş etme şeklimiz hele ki bu yönde ilerlediyse bu tarz bir rahatlama yöntemine başvuruyor olabiliriz.
Bunun sağlıklı olduğunu savunmuyorum.
Sadece kendimi yaparken izlediğimde, olay anında neyle sonuçlanacağının az çok farkındayım.
O yüzden kendime öz şefkat ve sabır göstermek istiyorum.
Böyle yerlerde tökezlediğimde, başarısız hissettiğimde, zorlandığımda bunu aslında böyle bilissel çarpıtma olarak yaklaşmadan yani tamamen başarısızlık gibi görmeden bir yeni bir fırsat olacağını düşünüp yeni
şeyler deneyimleyebileceğinizi görmek.
Bu arada çiçek böcek gibi pozitif olun da demiyorum.
Hani evet ya başarısız hissediyorum ama işte bu çok güzel bir fırsat ve şimdi tekrardan başlayacağız gibi kocaman kocaman cümlelerle, yüzünüze kocaman bir gülümsemeyle değil.
Ama içsel olarak diyoruz ya kafanın arkasında aslında cevabı çok iyi biliyorsun.
Şu anda neler olduğunun çok iyi farkındasın.
Vazgeçip vazgeçmemek istediğinden çok eminsin.
Sen eminsin, sen biliyorsun.
Bırakmayacağını biliyorsun.
Ne zaman bırakma aşamasına geldiğini biliyorsun.
Ne zaman çok yorulduğunu biliyorsun.
Ne zaman tökezlediğini biliyorsun ve ne zaman dinlenmen gerektiğini aslında o kadar iyi biliyorsun ki kendine sorduğunda böyle geri çekildiğinde şöyle bir uzanabilirsin.
Ve içindeki o gerçek hissiyatı bulabilirsin, duyabilirsin.
Aslında bu hissiyat o kadar da uzakta değil.
Zekin bana böyle kararsız kaldığım bir gün yaptırdığı alıştırma var.
Belki de önce paylaşmışımdır açıkçası hatırlamıyorum.
Ama size onu anlatmak istiyorum.
Bir uzanan yatakta gözlerinizi kapatın.
Kendinizi yuvarlak masada hayal edin.
Bir sandalyede siz varsınız.
Tam karşınızdaki sandalyede...
Daha akıllı olan versiyonunuz oturuyor.
Yani wiser, daha bilge olan versiyonunuz oturuyor.
Diğer kişilerde fikirlerine saygı duyduğunuz, ünlü kişiler olabilir, hayatınızdaki kişiler olabilir.
Onlarla bu konuyu tartıştığınızı düşünün.
Ve daha bilge olan haliniz o konuyla alakalı size ne söylerdi?
Çok güvendiğiniz, sevdiğiniz kişi, hayatınızdaki bir kişi olabilir.
Bu konu alakalı size ne söylerdi?
Ünlü kişi size ne söylerdi?
Takdir ettiğiniz bir filozof olabilir.
Bilim adamı olabilir, öğretmeniniz olabilir, ünlü bir sanatçı olabilir, ressam olabilir.
Kimse artık o. Ünlü olmasına da gerek yok.
O kişi bununla alakalı ne söylerdi gibi böyle biraz daha yuvarlak masaya alıp konuşma gibi düşünebilirsiniz.
Ben bu aktivitede direkt ne hissettiğimi çok kolay buluyorum bu yöntemle.
Çünkü o masada gerçekten o kişiler yok.
Sadece siz o içinizdeki sesleri ayırt edebiliyorsunuz ve Gerçekten ne yapmak istediğinizde biraz daha sanki somutlaştırıyor oluyorsunuz böyle bir aktivitede.
İçsel olarak ne istediğinizi bildiğinizi anladığınız zaman başa döndüğünüzde o hareketleri yenilemek de ya da yeni baştan başka şeylerle başlamak da daha kolay, daha yapılabilir
ve daha ölçülebilir oluyor. Şeye yatkınlığınız varsa eğer hani hepsini bütünüyle çöpe atma, hepsini bütünüyle başarısızlık gibi görmek gibi eğilimleriniz varsa iş biraz daha zor.
O yüzden onları da ayırt edebilmek, ayıklamak burada çok değerli.
Çünkü çok şey yaptınız.
Hemen sonuca odaklanıp o aradaki emeğinizi yok sayarsanız eğer hem emeğinize, hem enerjinize, hem kendinize, hem kendi zekanıza çok büyük bir haksızlık oluyor.
Bunu söylüyorum, ben de yapıyorum.
Eğer nihai hedefe ulaşamadıysam, nihai istediğim şeye ulaşamadıysam sanki o A ile Z arasında yaptığım bütün emeklerimi haksızlık yapıyorum.
Onları görmezden geliyorum.
Nihai hedefime ulaşamadım yani tırnak içerisinde.
Öyle de bir çirkin ses tonu var kafamda.
Biraz böyle cadaloz tarafım var.
Kendi zorlandığım tarafım var.
Kendime hırçın olduğum tarafım var.
Bu bazen işe yarıyor.
İşte o hırçınlık beni ayağa kaldırıyor.
Kendi kendime isyan ediyorum.
Kendi kendimle kavga ediyorum. Bunlar bazen beni silkeliyor.
Bazen de yaptığım bütün o emekleri görmezden geliyor.
Kendime yaptığım bir haksızlık oluyor.
Diyorum ya öz şefkat konusunda bile bir ileri bir geri gidiyorum.
Bir başa sarıyorum, hırçınlaşıyorum, çirkinleşiyorum.
Bir hop ileri gidiyorum, kendimi çok seviyorum, kendimi kucaklıyorum.
Ve bu arada kendini kucaklamak sadece lafta kalan bir şey olmasın.
Gerçekten kendinizi kucaklayın.
Gerçekten böyle ben elimle yapıp yanağıma öpücük koyarım.
Bunlar da çok tatlı.
Başkasına gösterdiğimiz o şefkat, sevgi.
Neden kendimize diyerek yapmıyoruz?
Neden kendimizi şöyle kocaman sıkı sıkı sarıp görüyorum seni yapıyorsun.
Vallahi helal olsun bak denedin o kadar.
Evet biraz tökezledin ama bak devam yani.
Bunu gerçekten istiyorsun ben biliyorum senin gerçekten istediğini.
Ve bu zaten böyle başa saracağız.
İlerlemenin bir parçası bu.
Baştan baştan başlamanın farklı keyiflerine varacağız gibi.
Bazen biraz da kendimize tatlı konuşmak gerekebiliyor.
Biraz daha böyle esnek olup adaptasyonumuzu artırmak gerekebiliyor.
Ya da işte bugün bu bölümü çektiğim için şöyle söyleyebilirim.
O an adaptasyonda zorluk yaşıyordum.
Ama işte üzerine düşündükten sonra dedim bununla alakalı bir bölüm çekmeliyim.
Çünkü benim için çok gündem bir konu.
Bu sadece şu an bugünkü yaşadığım konuyla alakalı değil birçok yerde yaşıyorum.
Tekrardan hani o Türkiye'deki bölümleri dinlediyseniz eğer New York'a taşımak istediğim Nurtaç'ı henüz taşıyamadım.
Zaten 5 haftadır annemle ilgilendim.
Çok fazla seyahat ettik ve çok etkinlik yaptık.
Benim kendi rutinimden çıktım.
Burada olumsuz bir şey gibi söylemiyorum.
Çünkü gelirken zaten annemle alakalı bir aktivite olacağının farkındaydım.
Ama şimdi yeniden başlıyoruz.
Şimdi yeni fırsatları alan açma zamanı.
Sadece kendimi hatırlatırken size de hatırlatmak istedim.
Eğer ki hayatınızda böyle başa sardığınız, düşündüğünüz, hani halletmiştik dediğiniz, tekrar tekrar zorlandığınız yerler varsa burayı iyi biliyoruz.
Kendimize şefkat. Yeniden başlayacağız.
Bunu bir fırsat olarak göreceğiz.
Tekrardan buraya dönebiliriz bu arada.
Yani 3'e çıktık 0'a, 10'a çıktık 0'a, 10'a çıktık 5'e düşebiliriz.
Bu yolun bir parçası.
Bunu kabul edelim. Kaçamayınca kabul etmek zorunda kalıyoruz biliyorsunuz.
Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.
Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
