
Survivor's Guilt | Herkese İyi Gelme Kaygısı
1 Haziran 2026 · 10 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Herkesin bir Haziran'ı hayırlı uğurlu olsun.
Yine bir yeni yılın yarısına geldik.
Yani bunu insanlar tam yarısı olarak saymıyorlar, Haziran sonu olarak sayıyorlar ama 6.
ay deyince böyle bir başlıyorsun ya, 2026'nın yarısı bitti bile, hepimize geçmiş olsun.
Ben bu konuda çok karamsar değilim.
Sadece şunu söylemek istiyorum açıkça, artık aylar, yıllar böyle gün gibi geçiyor.
O kadar hızlı geçiyor ki her şey.
Bazen şey diyorum yani göz açıp kapayıncaya kadar sözüne kadar gerçekmiş.
Yani hayat geçiyor, bir şeyler geçiyor.
Bilmiyorum hani yaşlanıyoruz felsefesi değil bu.
Biraz da yaşlanıyoruz doğru ama belki genç görünüyoruz hani çok hissetmiyoruz, çok vurmuyor.
Biraz belimiz tutulmaya falan başladı okey ama hayatın bir de bu tarafı var ve biraz böyle durmak...
envantaylar almak yine değerlendirmelere koymak güzel olabilir.
Hasılı bir hazır anımız kutlu olsun.
Umuyorum ilk yarısı gayet güzel geçmiştir.
İkinci yarısında gönlünüzden geçenler devam eder.
Daha güzel şeyler yapmak nasip olur diyelim.
Bugünkü bölümde Survivor's Guilt'den bahsedeceğim.
Yani kurtulan olmanın suçluluğu.
Bunun İngilizcesi biraz daha dolu dolu anlam veriyor gibime geliyor.
Şöyle düşünün bir uçakta kaza oldu.
Herkes öldü. Siz kurtuldunuz.
Siz kendinizi suçlu hissediyorsunuz.
Böyle şanslı değil de daha çok suçlu gibi.
Yani ben niye kurtuldum?
Herkes gitti gibi.
Bu garip bir şey psikolojide. Ben psikolog olmadığım için derinlere girip analizini yapamayacağım.
Zaten biliyorsunuz ki artık o kadar analizler de yapmıyorum.
Sıkıldım çünkü. Biraz böyle yüzeylerde kalmaya devam ediyoruz.
Bu güzel. Bu kafa güzel bu arada.
Gerçekten rahatlık da veriyor.
Survivor's guilt biraz daha bizim gibi toplumlarda daha çok hissedilen de bir şey.
Çünkü toplumcu topluluklarda hani benim varsa sana vermem lazım, işte senin olan benimdir, hep beraberiz, biz bir aileyiz, birlik beraberlik kavramları bazen sınır aşımına sebep
oluyor. Bu sınır aşımı biraz kendini nasıl koruyamayacağını bilememekle beraber karışıyor.
Sen neydin, kimdin, nasıldı, neydik, yani senin kararların beni neden etkiliyor, ben neden o faturayı ödüyorum gibi böyle.
bir denizde düşünün kendinizi sürekli dalgalar geliyor gidiyor yani tamam birlik beraberlik güzel bir şey ama bazen bazı toplumlarda dediğim gibi bazı aile yapılarında ya da bir şeyler
başkalarından fatura alınıyor senin hayat kararın senin seçimlerin beni de etkiliyor oluyor değil mi çünkü bunun bir tarafı Bu.
Madalyonun bir yüzü bu. Tamam çok yakını sıcağız, aile kavramı, yakınlık, işte yalnız hissetmiyorum.
Ne güzel yani aile markamda her zaman destek.
Bu güzel tarafı. Bir diğer tarafı da birisi bir karar veriyor, bir seçimi var.
Hadi bakalım herkes elini cebine atacak.
Hadi bakalım herkes o faturayı ödeyecek.
Hadi bakalım biz onun seçimlerinin arkasında olacağız gibi bir şey de var.
Ben de Türkiye'de büyüdüğüm için ve uzun yıllar Çin'de yaşadığım için Çin'le Türkiye bu konuda birazcık benzer kültürdür.
Ama Türkiye kadar olan bir yerle henüz karşılaşmadım.
Öyle söyleyeyim. Hani Çin benzerdir ama biliyorsunuz Çin'in eskiden tek çocuk politikası vardı.
Çoğu insan tek çocuklu ailede büyüyor.
O yüzden bu kadar hani paylaşım işte kardeşimi de düşüneyim, anamı da babamı da düşüneyim çok fazla yok.
Şöyle bir kültür var orada. Türklere benzeyen hani çocuk büyüyünce anneye babaya bakacak gibi.
Amerika'da bu yok. Kardeşler arasında da böyle bir baskı yok.
Hatta ben yıllar önce Amerikalı bir arkadaşıma kardeşim için yaptığım bir şey söyledim de çok şaşırmıştı.
Hani böyle what? Why?
Hani sen niye yapıyorsun gibi bir tepki vermişti.
Bu bahsettiğim gerçekten 15 yıl önce falandır.
Yabancı bir arkadaşıma anlattığımda.
Bizde normal olan şeyler, hani senin görev gibi bildiğin, bende varsa ona da vermem gereken diye düşündüğün şeyler, yabancılar için anormal.
Şimdi bunun iyi tarafları da var, kötü tarafları da var.
Fark ettiyseniz bütün bu konuların hem güzel tarafları hem de bizi yoran, yorucu tarafları var.
Şimdi Survivor's Guilt'e şöyle bağlamak istiyorum o yüzden.
Sen kendin diyelim hani...
Şu an bunu dinlediğine göre belki de sen Survivors Guild yaşıyorsun.
Yıllar boyunca seçimlerini aslında o kendi vizyonuna göre verdin.
Kendi öngörülerin, fırsattan faydalanabilmen, işte onları görebilmen, değerlendirmelerin, aldığın riskler, yalnızlığın, düşüşlerin, kazanışların, kaybedişlerin hepsi senin heybende.
Değil mi? Yıllarca sen bir şeyleri deneyimledin.
Belki de o kayalardan kendi tırnaklarınla tırmandın.
Bir karar aldın. Bu bir survive aslında.
Aslında sen o zor durumdan çıktın.
Eğer hani direkt olarak aileden destek almadıysan, gerçekten bir şeyleri kendi tırnaklarınla yaptıysan, evet, tebrik ediyorum, buradan çıkmayı başardın.
Fakat şimdi arkasından gelen bir yük var bunun.
Sen çıktın, kurtuldun.
Kendine göre çok güzel bir hayat kurdun ve hayallerindeki hayatı yaşıyorsun.
Arkana dönüp baktığında eğer o sevdiğin insanlar hala sıkıntıyı yaşıyorlarsa, sen bugün geldiğin noktadan...
tam olarak mutlu olmayı, huzurlu olmayı biraz beceremiyorsun.
Hala bir ufak suçluluk hissediyor olabiliyorsun.
Çünkü buradan ayrışmak, bu enerjiyi koparmak çok zor.
Bunun içerisinde kültürel bağlar var.
İşte din bağları var belki de inanıyorsan.
Ya da hani el alem ne der kavramı var.
Ya da işte bu din kavramına biraz benzeyen şöyle bir şey var.
Cezalandırma korkun var. Hani eğer aileme sırt dönersem, arkadaşlarıma sırt dönersem, insanlara yardım etmezsem ben bencil miyim, ben kötü insan mıyım gibi başka başka kavramlarla kafam boğuşuyor.
Çünkü sen de buna yabancısın.
Aslında kendin bir yere geldin.
Bir şeyler yaptın, o aldığın riskler işe yaradı, yaramayan kısımları da oldu.
Belki sağlığın bozuldu, belki kendinden bir sürü fedakarlık verdin ama günün sonunda diyelim ki keyfin yerinde.
Günün sonunda geldiğin noktadan sen memnunsun, günün sonunda zorlanmıyorsun, öyle söyleyelim.
Zorlanmadığın için bunun bedeli arkana dönüp zorlananlara yardım etmek değil aslında.
Ve bunun sonucu da senin kötü olduğun, kötü insana dönüştüğün, şımardığın, onları terk ettiğin anlamına da gelmiyor.
Bu bölüm aslında benim için çok şey ifade ediyor çünkü ben Survivor's Guilty direkt olarak yaşıyorum.
Geldiğim noktadan çok memnunum ama arkaya dönüp baktığımda ailem ya da arkadaşlarım benim gönlüme göre diyeyim rahat bir konumda olamadıkları için aslında bulunduğum noktayı birazcık böyle suçlulukla yaşıyordum.
Sonra sonra şunları fark ettim ki ben başka insanların hayatlarını kurtaramam.
Yani herkes kendi hayatından mesul, herkes kendi seçimlerinden mesul ve faturalarını da kendileri ödemeleri gerekiyor.
Yani faturadan kastım gerçekten ev elektrik faturası değil.
Verdikleri seçimlerin bedellerini kendileri ödemeleri gerekiyor.
Çünkü ben bedellerimi kendim ödedim.
Evet belki bugün geldiğim noktadan memnunum ama bu bedelleri...
Ben kimseye ödetmedim ya da gidip şikayet etmedim.
Çünkü yurt dışında yaşamak mesela tabii ki de çok güzel tarafları da var.
Ama senden götürdükleri var, verdiğim fedakarlıklar var.
Bana sorarsanız mesela neyi kaybettim?
Şu an neyi kaybettim bile hatırlayamayacağım kadar alıştım yabancı ülkeye.
Çünkü Türkiye'ye gittiğimde gerçekten sadece misafirim artık.
Evet tamamen dönsem belki bir iki ayımı alır hemen alışırım.
Hemen o adaptasyonu sağlarım.
Ne güzel. Ama şu anda yurt dışında yaşamak benim evim oldu.
Özellikle New York benim evim oldu ve benim buradaki hayatım bana ait.
Ben mutluyum diye, şikayet etmiyorum diye arkaya dönüp hadi bakalım kimin neye ihtiyacı var, ben sizi kurtarmak istiyorum diyemem.
Çünkü bunu yaptıkça aslında kendi hayatımdan veriyor oluyorum.
Çünkü devam edebilirim, başka şeylere yönelebilirim, belki başka girişimlerde bulunabilirim ama...
İşte bu birazcık sizin dikkatinizi dağıtan bir şey olabiliyor.
Acil durumlar hariç. Sonuçta hepimizin ailesine kritik bir durum olabilir, acil bir şey yaşanabilir.
Acil durumda yapabileceğiniz bir yardım varsa zaten yaparsınız, yapabileceğiniz kadar yaparsınız.
Zaten imkanlar var diye ya da zaten siz daha kolay yaparsınız, becerirsiniz diye, siz güçlüsünüz diye kendi yapabileceğiniz şeyden de fazlasını vermeniz aslında yine kendinize yaptığınız bir ihanet.
Kendi geleceğinizden alıp...
Oraya vermeye çalışıyorsunuz.
Bu çok kritik bir şey, biraz hassas bir şey.
Bahsettiğim şey aile bağlarını koparın, kimseye bakmayın, önünüze dümdüz bakın gidin demiyorum.
Çünkü ben kendi ailesini çok seven, kendi ailemi, arkadaşlarımı, yakınlarımı çok seven bir insanım ve onlar için her gün elimden geleni yapabilecek bir insanım.
Burada bahsetmek istediğim şey aradaki ince fark.
Çünkü bugün geldiğiniz noktaya kolay gelmediniz.
Bazen insanlar biliyorsunuz ki o yaptığınız her şeyi, ay sen ne kadar şanslısın diyorlar.
Ne kadar şanslısın, ne kadar işte hep bir şeyler olmuş ya da kocanın sayesinde falan diyorlar.
Bırakın desinler, bırakın onlar kendi istediklerini düşünsünler.
Sonuçta bugün bu hayatı yaşayan sizsiniz.
Kapılarınızı kapattığınızda o evde siz varsınız.
O insanlar ve düşünceleri kapıların arkasında kalıyorlar ki kapıların arkasında kalmalılar.
O negatif düşünceler işte kocanın sayesinde diyenler, çok şanslısın diyenler zaten dışarıda kalması gereken kişiler oluyorlar.
Bilmem anlatabildim mi?
Artık suçluluk hissetmeden kendi hayatınıza devam etmeniz gerekiyor.
Çünkü bu suçluluk hissetmenin altında başka bir şey daha var.
Biraz da ondan bahsetmek istiyorum.
Bu acıma duygusu.
Biraz da ondan bahsetmek istiyorum.
İçerisinde biraz acıma duygusu barındırıyor ve acıma duygusu iyi bir şey değil.
Yani sizin ailenize üzülmeniz, onlara acımanız, sürekli yardım etmeye çalışmanız aslında onların da potansiyeline hem müdahale etmeniz hem de güvenmediğiniz anlamına geliyor.
Sonuçta onlar da hayattaki kendi yolculuklarından geçiyorlar, kendi seçimlerini, kendi vizyonlarına göre veriyorlar, kendi risklerini kendileri alıyorlar, çevrelerine, kendi istediklerine göre insanları getiriyorlar ve bedelleri iyi veya kötü kendileri
ödüyorlar. O yüzden bırakın herkes kendi...
Kendi yolunda başarılı olmayı ya da başarısız olmayı deneyimlesin.
Ve yapabileceğiniz bir şey varsa, gerçekten kritik bir şey oluşursa yine bir araya gelinir.
Ama ben açıkçası Amerika'dan aldığım bu tarafı kendi ailemde uyguluyorum.
Ve benim mentalime gerçekten çok yardımcı oldu.
Açıkçası bu Türkiye'de yaşamak, Çin'de yaşamak, Amerika'da yaşamak beni güzel bir sentezlediğini düşünüyorum.
Uzunca bir süre Survivor's Guilt yaşıyordum.
Hani benim de üzerimde bir suçluk hissettiğim şey vardı.
Şu anda o yok. Çünkü ben suçluk hissetmeye devam ettikçe bir yerde kendi hayatıma da haksızlık...
yapıyorum. Bir yerde bana verilen, bana bahşedilen güzelliklerinde tadını çıkaramıyorum ve bu enerji olarak yanlış gibi geliyor bana.
Çünkü bana verildi. Benim bunu yaşamam gerekiyor.
Bunlarla başka şeyler çıkartmam gerekiyor.
Sürekli üzerimde bir yük, sürekli sorumluluk, sürekli suçluluk hissettim de inanın bana ben de kendi potansiyelimi olması gerektiği gibi kullanamadım.
Kullanamam. Kullanılamaz.
Yani zaten böyle bir ortam buna müsait değil.
Hasılı sonuna kadar şükranla, doya doya, içinizde sine sine bugün geldiğiniz hayatı yaşayın.
Sevdiklerinizi sadece maddi olarak değil, manevi olarak sevginizi, saygınızı her zaman gösterin.
Bu şekilde aile bağları inanın bana daha da güçlü olacak.
Çünkü sürekli kendinizden alıp veremezsiniz.
Hele ki bazen kendi kapınız boşsa hiç veremezsiniz.
Böyle bir bölüm olsun istedim.
Hafta yeni bölümüne görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın. Spotify'dan en iyi versiyon hesabını takip etmeyi unutmayın.
Ayrıca Instagram'dan da en iyi versiyon...
hesabını takip edebilirsiniz. Bir de Spotify'dan 5 yıldız vermeyi unutmayın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
