
Bu bölümde, Nurtaç suçluluk duygusunu ele alıyor.
Özellikle haz aldığımız anlarda bilinçaltımızda ortaya çıkan suçluluk duygusunu yakından inceleyerek, bu duygunun nedenlerini anlamaya çalışıyoruz. Ayrıca paradoksal duygunun nasıl ortaya çıktığını ve buna yönelik neler yapabileceğimizi konuşuyoruz. Keyifli dinlemeler 🎙🌟
Hiwell platformunu denemek için aşağıdaki linki kullanabilirsiniz:
https://hiwell.app/eniyiversiyonun
Ayrıca, %10 indirim kodumuz olan "nurtac10"u kullanarak bu avantajdan faydalanabilirsiniz.
Daha fazla bilgi ve iletişim için bize Instagram üzerinden ya da email yoluyla ulaşabilirsiniz.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Selamlar, En İyi Versiyon'un podcastine hoş geldiniz.
Ben Nurtaç. Muhtemelen şu anda yeni uyandınız.
Bir gözünüz kapalı, bir gözünüz açık, bir gözünüz yatağınızda, bir gözünüz kapıda falan bir şekilde hazırlanıyorsunuz diye hayal ediyorum ben.
Yani bölümleri şu anda pazartesi sabahı denemek için.
Bu saate aldık. Bakalım nasıl gidecek.
Belki şu anda kahve içiyorsunuz, kahvaltı yapıyorsunuz.
Belki çoktan yola düştünüz.
Artık işe giderken beni yanınıza aldınız.
Teşekkür ediyorum bu arada yolculuğunuzu benimle geçirdiğiniz için.
Ben ise şu anda bayağı sıcak suyun içine kolajen koydum.
New York sağ olsun yine bana bir yağmur ısmarladı.
Yağmurlu havalarda tam da moduma geliyorum.
O yüzden kendimi odaya kapattım.
Bugünkü konumuz suçluluk.
Nerelerde suçlu hissediyoruz?
Ben özellikle bugün keyifli bir şey yaparken, belki pahalı bir şey alırken, belki kendime bir kıyak geçerken nedense suçluluk hissettiğim üzerine biraz daha ağırlık
vereceğim. Ayrıca tabii ki de suçluluk duygusu tam olarak nedir?
Altında yatan sebepler nelerdir?
Ve buna karşı neler yapabiliriz, neler geliştirebiliriz?
Bunlardan bahsettiğimiz bir bölüm olacak.
Bölümümüze de başlamadan önce bu bölüme sponsor olan Hayvel'e öncelikle teşekkür ediyorum.
Eğer ki daha önce online terapi tecrübeniz olduysa mutlaka Hayvel'le karşılaştınız diye tahmin ediyorum.
Ama hiç bilmeyenler için özetlemek gerekirse Hayvel kendi bünyesinde 600'den fazla klinik psikolog ile bu anlamda kendisine destek arayan insanları bir araya getiren online
bir terapi platformu.
İsterseniz telefonunuz üzerinden terapinize katılabilirsiniz.
Ben biraz daha web sitesi insanıyım sanıyorum.
O yüzden gerçekten çok kolay platformu zaten web sitesinde incelerseniz.
Kullanımı gerçekten çok kolay bir platform.
Zaten sizin verdiğiniz cevaplara göre size terapist seçenekleri sunuluyor.
Siz de terapistinizle ayrıca mesajlaşabiliyorsunuz.
Kendi yine programınıza uyan saatleri terapistinize önerebiliyorsunuz.
Ve de en güzeli bence 15 dakika ücretsiz olarak terapistinizle tanışabiliyorsunuz.
Eğer ki terapistinizi değiştirmek isterseniz de yine platform üzerinden ücretsiz olarak başka bir terapistle tanışma hakkınız var.
Ayrıca nurtaç10 kodu...
zaten uygun olan fiyatlardan %10 indirimde kazanabiliyorsunuz.
Bu arada gerçekten platforma bakarsanız toplu aldığınız seanslarda ayrıca indirim yapılıyor.
Bir de benim kodum nurtaç10 kodunu kullanarak ayrıca ayrıca %10 indirim yapılıyor.
Yine açıklamalarda kodu ve platformun linkini bulabilirsiniz.
Şimdi başta da dediğim gibi bugünlerde biraz daha suçluk duygumun arttığını fark ediyorum.
Ama bu suçluk duygusu çok da genel anlamda olan suçluk duygusu değil.
Demektir ki önce kendi yaşadığım tecrübeden başlayacağım.
Bu sıralar işte pahalı bir kıyafet aldığımda, pahalı yemek yediğimde ya da geçen gün işte tırnaklarımı yaptırdığımda aslında bilinçaltında suçluluk duygumun beni böyle tepiklediğini
fark ettim. Bu ilk defa olmuyor hayatım boyunca karşıma çıkan bir şey ve neden böyle hissettiğimi aslında sorgulamak ve anlamak istedim.
Çünkü baktığınızda ortada beni suçlu hissettirecek hiç kimse yok, hiçbir olgu yok, hiçbir olay yaşanmadı.
Demektir ki bilinçaltımda oluşan bir duygu zaten suçluluk için duygu deniyor ve de negatif duygular grubuna eklendiği için çok da istemediğimiz bir şey.
Ayrıca bilinçaltında genelde başka olumsuz duygularla bağlantılı olduğuna inanıldığı için günlük hayat akışımızda biraz daha bastırdığımız, çok da gündeme getirmek istemediğimiz diğer olumsuz duygularla
beraber mümkünse bir yerlere gömebileceğimiz bir duygu grubunda kendisi.
Bu nedenle özellikle keyif aldığım şeyleri yaparken belki önceki hayatımda Nurtaç'ın pahalı dediği şeyleri şu anda daha rahat daha konforlu
yaparken alttan altı aslında bilinçaltımın bana oynadığı oyunların farkındayım.
O yüzden dedim ki wow wow wow dostum yani we can't do this forever.
O yüzden hemen önlem almalıyız.
Hemen arkasında yatan anlamları anlamalıyız.
Bir de olumlu duyguları nasıl kendi karşısına çıkarabiliriz?
Buna yönelik neler yapabiliriz?
Bunları araştırdım. Kendi üzerimliğine bunları çalıştım ve o yüzden sizinle bu bölümü paylaşmak istedim.
Bilmiyorum benzer şeyler yaşıyor musunuz gerçekten?
Yani biraz daha keyifli bir şey yaptığınızda, zevk aldığınız bir şeyi yaptığınızda, belki normal bütçenizin bir tık üstüne çıktığınızda genel olarak bir kaygı olur benim bildiğim.
Çünkü asıl bahsedilen suçluluk duygusu normalde bu keyif almaktan gelen suçluluk duygusu değil.
Biraz daha böyle bilinç altında yatan hem sizin kendi ahlaki değerleriniz hem annenizden, babanızdan, kültürünüzden aldığınız ahlaki değerleriniz, etik değerleriniz, ayrıca başka insanların üzerinde
yarattığınız... hasar gibi şeylerle farklı kategorize edilebiliyor oradaki suçluluk duygusu.
Ama benim bahsettiğim hiç kimseye zarar vermiyorum.
Etik olarak yanlış bir şey yapmıyorum.
Ahlaki olarak yanlış bir şey yapmıyorum.
Ama alttan alta kendimi suçlu hissediyorum.
Ya da tüm bu yaptıklarıma değer birisi değilmişim gibi.
Yani daha önceki bölümlerde de biraz böyle değersizlik konusundan bahsetmiştim.
Önceden de şema terapisinde bu özdeğer eksikliğiyle alakalı bir şema üzerine çalışmıştık.
Hak dilinde aşağılık kompleksi demiştim hatta ki o bölümlere de devam etmek istiyorum.
Çünkü ha deyince oh be kurtuldum gibi bir şey olmadı.
Dönem dönem aşağılık kompleksimin yükseldiği zamanlar oluyor.
Ama çok daha direksiyonun başında farkındalıkla gittiğim için çok daha kontrol edilebilir bir pozisyonda.
Keyifli bir şey yaparken yani aslında tüm olması gereken şey tamamen neşe.
O olumlu duyguların oluştuğu bir alanda olmamız gerekiyor.
Ama ne var ki suçluluk duygusu da bir yerden alttan alta bilinç altında da yaşandığı için burada bir paradoks var.
Burada fark etmemiz gereken ilk şey keyif ve suçluluk duygusunun arasında oluşan paradoks.
Bunun altında da aslında toplumdan bize verilen bir takım mesajlar olabilir.
Bize toplum ne diyor?
Kazandığımız parayla alakalı bir şey olabilir, kendi değerinizle alakalı bir şey olabilir ve sorumluluklarınızla alakalı bir şey olabilir.
Benim gündemimde özellikle ben yine benim standartlarıma göre yeteri kadar para kazanmadığım için daha çok para harcadığım yerlerde herhangi bir aktivite yaptığımda bilinçaltında suçluk hissediyorum.
O an belki buna değer olmadığımı düşünüyorum, belki onu yapacağıma başka bir şey yapmam gerekirmiş.
gibi bir baskı yaratıyorum üzerimde.
Sorumluluklarımı yerine getirmediğimin üzerine bir paradoks ile o masada oturuyorum.
Yani aslında keyif alıyorum. Aslında mutluyum ama bir yandan da bilinçaltımın bu şekilde konuşmalarını da dinliyorum.
Bunların dışında dışarıdan gelen etkenler de oluyor çoğunlukla hele ki yaşadığımız toplumda sosyal medya belası hele ki Instagram platformu.
Oraya gittiğimizde birçok anlamda kendi değerimizi karşılaştırdığımız bir alanda yaşıyoruz.
Bu da maalesef suçluluk duygusunu bilinçaltında çok fazla tetikleyen bir faktör olabiliyor.
Bunların yanı sıra psikolojik nedenlerine de bakmak gerekirse ilk karşımıza çıkan şey imposter sendromu.
Sonra mükemmelliyetçilik ve de yargılanma korkusu olarak söyleyebiliriz bu suçluk duygularının psikolojik olarak altında yatan nedenlerine bakıldığında.
Bunlar genellikle toplumdan öğrendiğimiz, belki aileden öğrendiğimiz, tarihten gelen bir şekilde sizin de beyninize işleyen şeyler olduğu için kendinizi fark etmeden belirli
bir potaya koyuyorsunuz ve ona aykırı bir şey yaptığınızı hissettiğiniz zaman Maalesef oluşan duygu yine burada paradoks olarak, karşıt duygu olarak suçluk duygusu da olabiliyor.
Çünkü öyle bir toplumda yaşıyoruz ki sanki sürekli at yarışındaymışız gibi hissediyoruz.
Sürekli üretici olman gerekiyor, verimli olman gerekiyor, daha değerli şeyler yapman gerekiyor, vaktini boşa harcamaman gerekiyor, paranı boşa harcamaman gerekiyor gibi
gibi birçok değeri büyürken özellikle ailemizden öğrendiğimiz için ilerleyen yaşlarımızda, şu anki hayatımızda yaptığımız birçok şeyde suçluk duygusu olarak karşımıza çıkabiliyor.
Aslında hak etmene rağmen hak etmediğini zannetme algısı oluşabiliyor.
Sürekli toplum tarafından her daim çalışkan olman üzerine, başarıya kalaman üzerine, verimli olman üzerine bir şekilde geliştiysen bunu yıkmak çok zor.
O yüzden Keyifli vakit geçirdiğinde otomatik olarak suçluluk duygusu yaşaman çok daha doğal bir şey.
Çünkü o an aslında yanlış bir şey yapıyorsun.
Yani kendi ahlaki değerlerine, kendi etik değerlerine ters düşen bir şey yapıyorsun.
Ne gerek vardı şimdi ben bunu yaptım diyorsun bilinç altında ya da bilinç üstünde.
Sen biliyorsun bunu.
Bunların yanı sıra bir de önceliklerimiz ve sorumluluklarımız da karşımıza çıkabiliyor.
Şimdi bunun önceliği bu muydu diyorsun.
O harcadığın şey için. Ya da sorumluluklarıma bu mu uyuyordu diyorsun.
Şimdi benim konumumda özellikle zekin tam zamanlı işi var.
Benim tam zamanlı işim yok.
Ben freelancerım. Benim aylık gelirim değişiyor.
O yüzden zeke karşı bir suçluk duygusu otomatik olarak gelişiyor bende.
Ve bunu zekle konuşmama rağmen.
Zekin bana defalarca söylemesine rağmen ben bunu hissediyorum.
Çünkü bilinçaltımda dediğim gibi benim kendime verdiğim değer için belirlediğim bir rakam var.
ve ona ulaşmadığım sürece yaptığım şeylerin altında sorumluluklarıma uymadığını düşündüğüm için, benim onu hak etmediğime bilinçaltında inandığım için suçluk hissediyorum.
Bu şekilde karşıma çıkıyor.
Bunları size anlatırken ne kadar absürt olduğunun farkındayım bu arada.
Yani bunun tam tersi olduğunun.
Her gün, saatlerce çalıştığımın, her şeyin farkındayım.
Birçok çabamın farkındayım.
Yaptığım şeylerin farkındayım.
Neyi neyle kompansa ettiğimin farkındayım.
Ama gel gör ki bunlar işte pat diye hemen iyileşmiyor.
Çaba sarf edilmesi gerekiliyor.
Ben paylaştıkça da iyileştiğime inanıyorum.
Zaten bu bölümlerde bu yüzden kendi yaralarımı, açıklarımı ya da zayıf hissettiğim yerleri konuşmayı göstermeyi de seviyorum.
Bir de şu anda öyle bir dünyada yaşıyoruz ki gerçi bu muhtemelen önceden de böyleydi.
Sürekli her gün özellikle de sosyal medyadan dolayı kendimizi durmaksızın birileriyle, bir şeyle, bir pozisyonla, bir hayalle kıyaslıyoruz.
Ve bu bitmek bilmiyor.
Özellikle bugünkü yaşadığımız dünyada sabah 5'te uyanman gerekiyor.
Hemen duşunu alman gerekiyor.
That girl var ya İngilizce'de şu an çok yaygındır.
Belki videolarda falan denk gelmişsinizdir.
Sabah 5'te uyanıyor bu ablamız.
Gerçekten de güneşe selamını veriyor.
Gerçekten meditasyonunu yapıyor.
Muhtemelen gym'e gidiyor.
Gitmeden önce bütün o sağlıklı hazırlıkları yapıyor.
Sonra geliyor duşunu alıyor.
Günlüğünü yazıyor. İşe hazırlanıyor.
Yine full time işi var bu ablanın.
İşine gidiyor eve geliyor.
Yani bitmeyen mükemmel yüksek dozda bir enerji ve mükemmel bir motivasyon.
Ayrıca mükemmel bir mental sağlık.
Ve sen buna bakarak kendine diyorsun ki ben ne yapayım o zaman?
O gün kendine belirledin, standartları belki yetiştiremedin, uygulayamadın çünkü onlar çok yüksek standartlar ya muhtemelen.
O günkü hayalin olmadı, belki beklediğin iş teklifi hiç gelmedi, belki bir arkadaşınla bir şey yaşadın bilmiyorum yani moralin bozuldu.
Diyorsun ki benim hayatım o zaman hiç iyi gitmiyor, ben yanlış yapıyorum.
O halde ben... Şöyle şöyle şunları hak etmiyorum.
Bence ben keyifli şeyler yapmamalıyım.
Kendime güzel bir kahve ısmarlamamalıyım.
Kendini yani en ufak yerden cezalandırmaya çalıştığın bir psikolojiye girebiliyorsun.
Ben girdim oradan biliyorum.
Bir de tüm bunların yanı sıra başka insanların yargılamasından da korkuyorsun.
Annen, baban, kardeşlerin, erkek arkadaşın, kız arkadaşların.
Öğretmenin, patronun, iş arkadaşların yani çevrende olan birçok insanın da senin hayatına baktığında o mükemmeli yaşamadığını görmelerinden de korktuğun için bir yerde bilinçaltında yargıdan da
korkuyor oluyorsun. Bunlar toplum senin kendi inançların ve de sosyal medyanın etkisiyle oluşan bir durum olarak karşına çıkıyor.
Bunun sonucunda da içsel olarak bir çatışma çıkabiliyor.
Zaten öyle bir ekimiz var ki Türkçe'de.
Melih. Keşke bunları tamamen hayatımızdan çıkartabilsek.
Şöyle yapmalıydın, böyle söylemeliydin, bunu burada harcamamalıydın, gitmemeliydin.
Yani bunlar bitmez.
Hele ki hayatımızda her gün mutlaka bir yerden bir türlü o yüksek standartlara çıkamıyoruz, ulaşamıyoruz ya bir şekilde hayatımızı meşgul eden şeyler olabiliyor.
Bunun üzerine de artık farkındalık geliştirmek, öz şefkati geliştirmek burada elzem bir rol alıyor.
Benim farkındalığımı geliştiren, bence en önemli, etkinliğim günlük yazmak.
Her gün mutlaka en az iki ya da üç sayfa günlük yazıyorum.
İngilizce'de aslında morning pages de deniyor.
Bu genelde dört sayfa oluyor morning pages de bu arada.
Yazabileceğiniz bir şey aklınıza gelmese dahi şu anda sadece yazıyorum, yazıyorum, bu konuyla alakalı bir şey yazmak istiyorum gibi yani belki tamamen saçma olan şeyleri bile kağıda yazarak o
yazma alışkanlığını geliştirmek aslında çok önemli.
Zaten yazı terapisi diye bir şey de var.
Yazı yazarak beyninizi rahatlatabiliyorsunuz.
Yazı yazarak birçok şeyi ortaya çıkarabiliyorsunuz.
Yazı yazdığınızda içinizde biriken o olumsuz duyguları aslında dışarıya vurmuş oluyorsunuz ve içinizde...
de patlamamış oluyor. Bence en önemli kısım burası zaten.
Uzmanlar genelde en az 15-20 dakika yazı yazılmasını da öneriyorlar.
Ben 9 yaşından beri günlük yazan bir insanım.
Benim için artık düşündüğüm bir şey bile değil.
Yazı yazmaktan aşırı keyif alıyorum.
Günlük tutmaktan aşırı keyif alıyorum ve şeyden de korkmuyorum.
Bir gün ölümde bunlar okunacak falan.
Who cares yani ölüp gitmişim o yüzden.
Orası beni ilgilendirmiyor.
Bugün benim rahatlamam, farkındalığım içimdeki bütün olumsuz duyguları dışarıya çıkartmam, kusmam.
Benim daha çok faydama olan şeyler.
Bu yüzden de yazı yazarken sensör uygulamayın deniyor.
Yani bazen öyle şeyler yazıyorum ki biri bunu okursa gerçekten Sıçtım falan da diyorum.
Bazen eğer ki çok ileriye gittiysem düşüncem ya da duygumla alakalı orayı karalıyorum.
Çünkü o kadar da gerek yok.
Şimdi hani öldükten sonra dedik de ölmeden önce de bazen görülmemesi gereken duygu ve düşünceler olabiliyor efendim.
O yüzden oraları karalıyoruz.
Bir diğer alışkanlığım.
Bu arada 20 tane falan not defterim olduğu için bunları benden çok duyabilirsiniz.
Burada da bir diğer alışkanlığım şükür defteri tutmak.
Bu arada bu şükür defteri öyle bir defter ki gördüğünüzde gülersiniz yani.
Diyorum ki bugün kahve içtiğim için şükrediyorum.
Kahve yapabildiğim için, kahveyi koklayabildiğim için şükrediyorum.
Yatağı toplayabildiğim için şükrediyorum.
Beynime öyle bir trick yapıyorum ki gerçekten bence çok önemli.
Bu hayatta fark etmediğimiz, artık otopilota bağladığımız yerlerde biraz onu durak satıp bir şeylerin, üzerine çaba yaptığımın ya da sahip olduğum şeylerin, çalıştığımın, emeğimin
kendime hatırlatılmasını sağladığım bir yer benim o defterler.
Çünkü başkası size bunu yapmaz.
Zaten başkası yapsa da fayda etmez.
Bunu sizin kendi kendinize ikna etmeniz gerekiyor.
Sizin de bu işte değere sahip olduğunuzu hatırlatan şeyler, elinizdeki, hayatınızdaki...
güzel şeyler, bir şeyleri hak ettiğinize dair somut bir kanıt olarak bence yazı yazmak, defter tutmak bu anlamda en büyük yardımcı.
Bu suçluk duygularıyla başa çıkmak için diğer geliştireceğimiz bir şey de olumlamaları sık sık yapmak.
Ben aslında olumlamalar yapmayı maalesef çok aklıma getiremiyorum.
Getirdiğim zaman da faydasını da görüyorum, farkındayım ama daha sık yapmam gereken bir şey bence hayatımda.
Bu konudaki olumlamaları şöyle söyleyebiliriz.
Mesela Ben şu anda kendime değer vermeyi hak ediyorum.
Ben kendimi önceliklendiriyorum.
Ben bunu hak ettim.
Self-care yani kendi öz bakımıma zaman ayırmak istiyorum.
Kimsenin beni yargılamasına izin vermediğim bir yerdeyim.
Bu alanın dışındayım.
Sorumluluklarım ile bu kendime ayırdığım zamanın dengesini kurabilen bir insan olduğuma inanıyorum.
İçerisinde keyif aldığım etkinliklerde ya da alışkanlıklarımda yaşadığım suçluk duygusunu bırakıyorum gibi bence sonuncusu en vurucuydu.
Bu tarz olumlamaları hayata biraz daha katmak faydalı olabiliyor.
Ben de daha çok yapmak istiyorum bunları.
Aklıma geldikçe üzerimdeki etkisinin de farkındayım.
O nedenle çalışmalara devam edeceğiz.
Burada gerçekten şu öz şefkat, kendine olan güveni geliştirmek, kendine olan sevgiyi artırmak.
Çünkü bazen öyle anlar oluyor ki bir şey oluyor ve sen belki de bunun sorumlusu değilsin.
Ama kendini sorumlu zannediyorsun.
Bunun bir parçası zannediyorsun.
Ve de... Suçlayacak birilerini arıyorsun çünkü suçluk duygusunun en güzel tarafı ya kendini suçlamak ya da başka birilerini suçlamak.
Buna otomatik olarak gelişen reaksiyonlarımız var bence.
Mesela aşırı genellemeler, felaketlendirmeler, etiketlendirmeler gibi.
Eğer hiç bilgisayar davranışı terapi aldıysanız kendimde benim çok yakaladığım otomatik düşünceler grubunda bunlar vardı gerçekten.
Hele ki etiketlendirme ve felaketlendirme ve de...
Aşırı genellem aslında hepsi var maalesef.
Bu yüzden günlük olarak mood tracker da yapabilirsiniz.
Nasıl hissediyorum?
Buradaki tepkim neydi?
Eğer ki bu tarz bir konuyla sık karşılaşıyorsanız, kendinizde yakıldığınız zaman sebeplerinin ne olduğunu fark edemiyorsanız burada yazı yazmak ve günlük olarak modunuzu not almak çok faydalı.
Ben de daha önce denemiştim ve böyle çok alakasız yerlerde nasıl tepki verdiğimi falan biraz daha fark etme şansım olmuştu bu sayede.
Özetle bazen bazı şeyler bizim sorumluluğumuzda değil.
Evet sorumluluğumuzda olan şeyler de var.
Burada işte biraz daha özsefkat konusu ortaya çıkıyor.
Meli malıdan ziyade yapabilirdim.
O anki şartlar öyle olmadı.
O anki pozisyon uygun değildi.
Modum uygun değildi. O an onu yapmak istemedim gibi.
Çok da kendine saldırmadan, kendine de hırçın olmadan orada bir özsefkati ön plana çıkartarak bir yumuşak geçiş yapılabilir.
Hayata ve kendine güvenmeyi de öğrenmek gerekiyor.
Bunu hak ettiğine güçlü bir şekilde güvenmek ve öğrenmek gerekiyor.
Pişmanlık duymamak.
Bir şeyi geri getiremezsin.
Artık geçti o.
Hayat geçti. O an o yaşandı ve bitti.
Tamir edilebilen bir şeyse eğer edersin.
Tamir edilemeyecek bir şeyse de...
bundan sonra yapılacaklar konusuna bakılır.
Ama aynı duygu içerisine kalmak uzun vadede çok yıpratıcı olacaktır ve hiçbir kimse ya da hiçbir duruma da faydası olmayacaktır.
Sorumluluklarını kabul edeceksin.
Bugün neler yapabilirim?
Geleceğim için neler yapabilirim?
Daha önceki yaptıklarımdan neler öğrenebilirim?
diye düşündükten sonra biraz gerçekçi olup özsevkati geliştirip özsevgiyi ön plana çıkartıp kendine olan güvenini de artırıp aynen devam edeceğiz.
Yani bunları size söylerken kızım sana söylüyorum.
Gelinim selamla da yapıyorum kendime.
Çünkü tabii ki de bunların dereceleri değişiyor.
Şu anda bence bahsettiğim suçluk duygusunun derecesi çok daha kontrol edilebilir seviyede ama hala olabiliyor.
Çünkü çok yüksek standartlar şemam var.
Sürekli kendimden beklentilerim aslında Gerçekçi beklentiler değil.
Farkındayım ama dediğim gibi yaşadığım toplumda sürekli üretken olma dürtüsüyle de boğuştuğum için bir yarış halindeyim.
Ne kadar sakinleşmeye çalışsam da, meditasyonlar, yogalar yapsam da, dışarıda arkadaşlarımla keyifli vakitler geçirsem de beynimin bir köşesinde her zaman sürekli hareket eden, işleyen bir saat var ve tık tık tık tık içeriden
böyle beni dürten bir saat bu saat.
Bu bölümde bahsetmediğim başka bir konu daha var aslında.
Size de oluyor mu bu bilmiyorum çok merak ediyorum.
Bir yerde hizmet aldığımda eğer ki karşımdaki insan benden yaşça büyükse de ben suçluluk hissediyorum.
Bu da muhtemelen işte kendi ahlak ve etik değerlerime uymadığını düşündüğüm bir yer olduğu için olabilir.
Yaşı gereği çünkü özellikle bizim toplumumuzda saygıdan dolayı biz genelde büyüklere hizmet ederek büyüdük.
Böyle bir durumda da sizden yaşça büyük olan bir insanın size yaptığı hizmet karşılığında maalesef otomatik olarak da bir suçluk duygusu oluşabiliyor.
Burada yapılacak ilk şey bu konunun sizinle hiçbir alakası olmadığını.
sizin sorumluluğunuzda olmadığını, sizin elinizde olan bir şey olmadığını kendinize hatırlatmak olacaktır.
Çünkü benim gibi bir insansanız özellikle aşırı hassas insanlar grubuna giriyorsanız başka insanların nasıl yaşamak istediğini tahmin edip ona göre bir duygu oluşturuyorsanız
bünyenizde biraz daha zor bir durum olabilir.
O nedenle unutmayın ki olumsuz düşünceler olumsuz duyguları yaratıyor ve o duygular da davranışlarımıza yansıyor.
En baştan fark edip burada en önemli kilit nokta tekrar edelim.
Kendi sorumluluğunuzda olmadığını hatırlamanız olur.
Bu genel olarak böyle aslında.
Elinizden geleni yaptığınıza inandığınız zaman Ve buna güvendiğiniz zaman pişmanlık duymadan buna değer olduğunuzu hatırlatarak hayatınızı yaşamaya devam edebilirsiniz.
Pahalı şeyleri alabilirsiniz.
Elinizdeki bazı şeyleri paylaşmak zorunda değilsiniz.
Her şeyi herkesle beraber yapmak zorunda değilsiniz.
Bir şey kendi başınıza keyfini çıkara çıkara da yiyebilirsiniz, yapabilirsiniz.
Hayatınızdaki şey ne bilmiyorum şu anda.
Böyle. Bu konuyla alakalı bir bölüm yapmak istedim.
Galiba daha çok kendime anlattığım bir bölümdü.
Size de böyle şeyler oluyor mu?
Belki biraz fazla lükse kaçtığınızı düşünüyor musunuz?
Ya da bunları hak etmediğinize inanıyor musunuz?
Bazen artık nasıl oluşturduysak o bilinçaltındaki değerlerimizi.
Onlar da zıtlaştığı anda bu durumla karşılaşabiliyoruz.
Ama hiç merak etmeyin çalışmalara devam.
Bu bıt bıt bıt düşünceleri, duyguları ve davranışları yakalamaya devam.
Öz şefkati artırmaya devam.
Ne diyorduk? En iyi versiyonumuza ulaşmaya devam.
Bölümü dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.
Yeni bölümlerle görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
