
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
2024 yılının bitmesine son 100 gün. Şöyle yıl başı planları, yıl sonu paniği demeden, kısa bir envanter alıp, son 100 güne ufak bir verimli olma çalışması hazırlamak isterseniz bu bölüm sizin için.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Şaka gibi 2024 yılının bitmesine son 100 gün kalmış.
Ne ara geçti yahu falan demeyeceğim çünkü her yıl aynı muhabbeti yapıyoruz ama bu bölümde madem son 100 gün kaldı ve şu ana kadar neler yapıldı belki onun bir ufak envantarını alabilirsiniz, bir matematik
süzgeçten geçirebiliriz.
Sistem kurma, disiplin bunlardan hep bahsetmiştim daha öncesinde o yüzden biraz böyle üzerinden geçeceğiz.
Productivity dediğimiz yani daha verimli olmak üzere şu güne kadar neler yapıldı son 100 gün için diyelim neler planlanabilir biraz bunları konuşacağız.
Biliyorsunuz ben artık New York'a döndüm ve New York'un havasından mıdır, suyundan mıdır?
Burada popüler olarak hasıl kültürü var.
Hasıl kültürü dediğimiz New York'ta yaşayan birçok insanın 2-3 tane işi var.
Çoğunluk sabah 5'de kalkar, sporuna gider, iş çıkışı birçok kursa katılır.
Yani kendisini geliştirmek üzere, daha fazla çalışmak üzere, belki daha çok para kazanmak üzere bir hasıl kültürü var.
Yani hasıl dediğimiz işte asılmak gibi de düşünebilirsiniz.
Vay hasılla asılmak biraz uydu sanki.
Şöyle yani daha çok bir şeyler yapmak işte kendini gerçekleştirmek üzere kurslar almak, kariyerini ilerletmek, hobilerini geliştirmek, daha çok sosyal olmak vs.
Fakat bu şehrin busuna çok kapılırsan ve kendini buradan uzaklaştırmayı da başaramazsan benim yaz öncesi olduğum gibi bir tık burnout olabiliyorsunuz.
Yani tükenmişlik sendromuna da yakalanabiliyorsunuz.
Çünkü fazla hustle kültür oluyor bu sefer.
Sürekli bir şeyler yapmak, sürekli dürtülme üzere gidiyorsunuz.
Bunların ayrımını yapmak çok önemli.
Ben New York'tan bahsediyorum ama yaşadığınız yer olabilir, iş hayatınız olabilir, patronunuz olabilir, sizin üzerinizde baskı yaratan insanlar olabilir.
Dediğim gibi İstanbul'da yaşıyorsanız belki New York'a daha benzer bir atmosferi de vardır.
Uyandığınızda anksiyatik hissediyorsanız eğer muhtemelen sisteminiz çok çalışmıyor olabilir, belki sistem kuranmış olabilirsiniz.
Kendime baktığımda çok disiplini büyümediğim için Kendimle alakalı en büyük eksikliğimin bu olduğu kanaatindeyim.
Terapide de bunun üzerine çalışıyorum aslına bakarsanız.
Çünkü disiplin yok ise eğer bu motivasyondan hep bahsediyoruz ya motivasyon çok önemli işte motivasyonumuz olacak falan filan.
O bir yere kadar sizi götürüyor.
Onun götürmediği yerde disiplinin devreye giriyor olması gerekiyor.
Fakat bu da çok gelişmediyse işte o raydan biraz çıkıyor oluyorsunuz.
Programınızdan çıkıyor oluyorsunuz.
Bir de benim gibi unutkansanız eğer hem yaptığınız şeyleri hem de yapacağınız şeyleri unutma eğilimindeyseniz eğer.
İşler biraz daha karmaşıklaşıyor.
Ama ben tüm bu hengamede, duygusal hengamemde, fiziksel hengamemde yaşadığım ansiyetik reaksiyonlarda kendime yaklaşımımı öz şefkatten yana kullanmayı deneyimliyorum.
Onu biraz daha artırmak istiyorum günlük hayatımda.
Çünkü bu bahsettiğimiz süre gelen alışkanlıklar hemen değişmiyor.
Hemen değişmesi de gerekmiyor bu arada.
Bazen onu fark etmek de size başka bir öngörü katıyor.
Ya da diğer insanlarla olan...
Bağınızı değiştirebiliyor çünkü empatik de yaklaşabiliyorsunuz.
İlk çemberinizdeki insanların neye nasıl reaksiyon verdiğini de biraz daha hissediyor olabiliyorsunuz, anlayabiliyor oluyorsunuz.
Tüm bunların hepsini bir potada toplayalım.
Hep öz şefkatten bahsediyoruz zaten.
Öz şefkatle kendimize yaklaşacağız.
2024 sizin için nasıldı bilmiyorum.
Ben artık yıllarla koşmaktan vazgeçtim.
Yani aa 2021 hemen planlar, 2022, 2023, 2024.
Ben bu sıralamadan biraz vazgeçiyorum.
Yapacağım şeyleri yıllara göre sıralamayı istemiyorum.
Ama bu eşittir, tamamen random olacağız, her şey kafamıza göre hareket edeceğiz gibi bir şey değil.
Sadece zannediyorum yıla göre kendimde bir panik duygusu yaratmak istemiyorum.
Ya 2023'te de 2024'te de aynı şeyleri yaptık, hani değişecekti vs.
Eskiden, öğrenciyken özellikle...
Yılları o şekilde ayırmak daha kolaydı ve başarıyı ona göre ölçeklendirmek de görece daha kolaydı.
Çünkü işte bir sonraki sınıfa geçtiğinizde zaten bir başarı hissiyatını veriyor ya da yaptığınız etkinlikler değişebiliyor, aldığınız ders sayıları değişebiliyor.
Belki tez yazmaya başlıyorsunuz ya da yurt dışında, yabancı dil okuduğum için ben, yurt dışında okumaya başladım.
Hem alanınız değişiyor hem öğrendikleriniz ve kendinize kattıklarınız böyle seneye göre değişiyor gibi.
Fakat artık profesyonel hayata başladıktan sonra bunu...
Senelere göre kategorize etmek biraz kaygı da artıran bir şey olabiliyor.
Benim gibi hassas insanlar için.
O yüzden ben 2024'te böyle oturup neler oldu neler olmadı planlaması yapmayacağım.
Sadece son 100 güne biraz böyle tatlış bir yaklaşım yaklaşmak istiyorum.
Daha önceki yıllarda zevkle şunu deneyimledik ve çok keyifliydi bence.
Aralık ayı için oluyordu bu çünkü 100 güne bunu yapmanız çok zor olacaktır tahminim.
Her gün yeni bir deneyim.
Yeni bir restoran olabilir, evde kendinize yaptığınız yeni bir tarif olabilir, yeni bir kitap okumak olabilir, yeni bir diziye başlamak olabilir.
Yani hayatınıza biraz böyle denemediğiniz şeyleri katmak.
Yeni bir şeyin tadına bakmak ve yine kendinizi konfor alanından çıkarmak için daha çok cesaretlendirmek üzere bir alıştırma diyebilirsiniz.
Belki bunu haydi bakalım 100 gün boyunca bir sürü yeni şeyler deneyimleyeceğiz gibi demek de çok gerçekçi olmayabilir.
O yüzden 100 gün değil de bu son kalan 100 günde neleri...
Yeni yapabilirsiniz. Belki yeni bir kursa katılmak olabilir.
Uzun zamandır almak istediğiniz yeni bir koltuk vardır.
Yani bu bile olabilir anlatabiliyor muyum?
Hep bir geciktirdiğiniz, ertelediğiniz şeyleri biraz öne çekmek.
Hadi bakalım son 100 güne neleri sığdırıyoruz gibi bir plan çizebilirsiniz isterseniz.
Bu arada bu bölümün hiç şey dili olmasını istemiyorum.
Haydi bakalım yeni yıl, eski hedefler, yeni yıllar falan hani neler yapıldı bugüne kadar gibi bir kaygı ve dilinin olmasını hiç istemiyorum.
Onun altını çizeyim. Sadece kendim de şu son 100 güne verimliliğimi artırmak için biraz daha öz değerlendirerek ilerleyeceğim.
Onu da sizinle paylaşmak istedim.
Türkiye'den geldikten sonra bir adaptasyon süreci zaten oluyor.
Jetlag da oluyor. Bir de yenilenme gibi bir his yaratıyor yani.
İnsan işte sonbahar, eylül başladı ve buradan sonra yeni bir sezona giriyoruz hissiyatı da oluşuyor.
Belki de oluşmasını istiyorum bilmiyorum.
Çünkü normal şartlarda çok da böyle zamanlara ayırarak gidebilen bir insan değilim.
Burada kendime sistem de kurabilmek için alttaki o fundamental şeyleri hazırlamaya çalışıyorum.
Onlardan bir tanesi de bu özdeğerlendirmeyi günlük olarak kendime hatırlatabilmek.
Bunu yılın başında şöyle başlamıştık.
Bölümü dinleyenler belki hatırlar.
Kendime 20 maddelik bir liste hazırlamıştım.
Bunları her gün kendime hatırlatacaktım.
Öğrendiğim şeyler diyelim yani bazı şeyleri kişisel algılamamak, konfor alanımdan çıkmak gibi.
Ve onu her gün uyandığımda laps diye.
karşımdaki duvara asmıştım ki görebileyim, kendime de hatırlatabileyim diye.
Birkaç ay sonra o duvarın modeli değişti, üzerindeki kağıtlar değişti.
O yüzden evet çok da gözümün önünde olmadı ama buna benzer bir alıştırma yapabilirsiniz.
Kendinizi hatırlatmak istediğiniz, her sabah görmek istediğiniz cümleleri, yazıları baya baya tam karşınızdaki duvara ya da dolaba neyse artık karşınızdaki yer oraya asabilirsiniz.
Günlük tutmak burada çok tatlı olabilir.
Son 100 gün günlüğü yazabilirsiniz.
Kısa kısa da olsa belki 3 cümle olur o gün için ama böyle minik minik günlük tutmak da çok tatlı olabilir.
Hatta belki yeni çok ince bir not defteri alıp son 100 gün gibi de yapabilirsiniz.
Hikayeleştirmeyi seviyorsanız biraz böyle içine edebi bir şeyler katmak istiyorsanız belki kendinizde görmek istediğiniz yazı yazmakla alakalı bir şey de olabilir.
Onları da ekleyebilirsiniz ki...
Ben aslında kendi yazı dilimi çok seviyorum.
İnsanların sevmesi de önemli değil artık ve kendi kendine bu onayı verince sen zaten bundan keyif alan tek kişi de olsan that's okay çünkü sanatçı tarafında, o yaratıcı tarafında zaten burada karşılaşıyorsun ve oradaki
tatmini de buradan alıyorsun.
Belki son 100 gün meditasyonu daha çok arttırabilirsiniz, nefes egzersizlerini daha çok arttırabilirsiniz çünkü faydasını ben gerçekten çok görüyorum.
Bir de ben... Çakra üzerine çalışmayı çok seviyorum.
Çakraları vücudunuzdaki tuşlar gibi görebilirsiniz.
O tuşlara dokunmak işte kök çakram, işte boğaz çakram, kalp çakram.
Oraları böyle dokunma hissini de çok seviyorum galiba.
Temizlemek de iyi hissettiriyor beni.
Eğer ki bugüne kadar yapmak istediğiniz yeni bir şey varsa, yeni bir hedef belirliyorsanız smart tekniğini kullanabilirsiniz.
Smart hedefin Türkçe harf açılımını spesifik, ölçülebilir, ulaşılabilir.
ilgili ve zaman sınırlı olarak açabiliriz.
Biliyorsunuz biraz plan yaparken genel plan yapmak alışkanlığımız, kötü alışkanlığımız var.
Spesifik olmayı tam beceremiyoruz.
Bu ne demek? İşte bu yıl İspanyolca öğreneceğim.
O kadar ucu açık ki, o kadar geniş ki yani mesela şey deseniz ben şu 100 gün içerisinde tam 100 tane İspanyolca kelime öğreneceğim deseniz işte bu daha spesifik, ulaşılabilir, ölçülebilir.
Kaç tane kelime öğrendiğinizi görebiliyorsunuz, onları bir kağıda yazabiliyorsunuz.
Ve ulaşılabilir olduğu için de tatmin edici oluyor aynı şekilde.
Zaten oradan aldığınız tatmin başka yere de yansıyor.
O yüzden o kafanızdaki kocaman hedefleri biraz böyle daraltıp daha ulaşılabilir, ölçülebilir hale getirdiğinizde biraz daha manageable olacak.
80-20 kuralı var.
Bunu geçenlerde bir kitapta da gördüm.
Hayatındaki en önemli %20'lik aktiviteler hayatının geri kalan %80'lik tarafını etkilediğini söylüyor.
O yüzden o... %20'lik kısmı nasıl doldurduğuna sen çok dikkat edeceksin.
Senin için ne önemli olduğunu, o önceliklerin neler olduğunu, neye daha çok enerji harcamak istediğini sen karar vereceksin.
Belki onu tekrardan bir gözden geçirmesini yapabilirsiniz.
Bir de kendi zamanınızı bloklamak.
Sabah uyandığınızdaki saati ve öğleden sonraki saati tabii ki de full time işiniz varsa onu belki harit etmek zordur ama Beyninizin çalışma sistemine göre sabah belki daha zorlandığınız işleri alabilirsiniz.
Öğleden sonra biraz daha yönetimsel şeyleri yapabilirsiniz.
Daha kağıt kürek dediğimiz, çor dediğimiz, çok da hani böyle beynimizi çalıştırmayacak şeylere yönelebilirsiniz.
Ben sabah insanıyım. Gece çalışmayı hiç sevmiyorum.
Akşama doğru çalışmayı sevmiyorum.
Böyle sabah sabah beynim boşken, daha tazeyken, yeni uyanmışken yaratıcı şeyler yapmayı, beynimi kullanacağım şeyler yapmayı daha çok seviyorum.
Duygusal olarak diyeceğim, kendinize yapacağınız buradaki yatırım şu son yüz günde.
Sevmediğiniz sanatlarınızı kabul etmeniz olabilir.
Kendinizi biraz daha böyle olduğunuz haliyle dış olarak da iç olarak da.
Bu sizsiniz yani başka bir yere gidemezsiniz.
Başka bir vücuda taşınamayacaksınız.
Başka bir ruha taşınamayacaksınız.
Buradasınız. O yüzden belki bu son 100 gün daha deliberate bir şekilde, daha bilinçli bir şekilde bunu kendinize hatırlatarak ben böyle seviyorum kendimi.
Aynaya bakıp çok güzelsin ve çok tatlısın.
Bak bugüne kadar neler yaptın.
Çok da güzel bir enerjin var.
Avrunu çok seviyorum, enerjini çok seviyorum, ruhunu çok seviyorum, bakış açını çok seviyorum.
Sevmediğim tarafların var ama onları şu anda konuşmamıza gerek yok gibi.
Biraz daha böyle kendine minnoş minnoş davrandığın, daha kendini kabul edebildiğin 100 gün deneyimi yapabilirsiniz.
Ben maalesef kendim bugüne kadar neler yaptığını çok çabuk unutabilen bir insanım.
Burada beyinle alakalı ufak bir anekdot geçmek istiyorum.
Şimdi ilkel beynimizle, advanced beynimiz.
Çok farklı dilleri var bu ikisinin.
Sonuçta tamam kafa tasımızın içindeki organ okey ama ikisinin böyle diyaloğunu kursanız ne anlatıyor bunlar dersiniz?
İlkel beyniniz sizi korumak üzere sürekli işte aman da bir şey yapma çok da değişkenlik göstermene gerek yok.
Biz şu an iyiyiz. O tehlike almana gerek yok.
O riske girmene gerek yok gibi böyle bizi biraz daha sabote eden biyolojik olarak da inclined olduğumuz bir sistemimiz var.
Bunu çok anlayamıyoruz, algılayamıyoruz.
Belki kendimize hatırlatmamız gereken bir alanda olabiliyor.
Advanced beynimizde kendine daha çok güvenen ve ileriye gitmek isteyen, ilkelden çıkmış, gelişimin farkında, bilinci artmış, arzusu ve istekleri yüksek, originals grubunda yani yenilik
getirmek isteyen, bir şeyleri değiştirmek isteyen, içindeki ateşi dinleyen beyin de olduğu için siz o iki beynin arasındaki diyaloglardan ve sıkışıklıklarından hareket edemiyor olabiliyorsunuz bazen.
Çünkü şunu da sorguluyorum, neden bu kadar desire varken içimde, istek, arzu varken?
Hareket edemiyorum, kendimi sabote ediyorum ama bunu çok da böyle niye ben böyleyim, niye şu şöyle demeden gerçekten bunun biyolojik bir reaksiyon olduğunu, sisteminizin bu yönde kurulduğunu daha tencabı
bir şekilde yani somut bir şekilde önünüze koyduğunuzda bununla ayrışabiliyorsunuz.
Kendiniz olmadığının farkına varıyorsunuz.
Bir kere kendinizi suçlamaktan çıkıyorsunuz çünkü insanın kendisine yaptığı en büyük haksızlıklardan bir tanesi de bu.
Kendimize ebeveyn modlarıyla kullandığımız ses tonu ve cevaplar.
Bu suçlayıcı olabiliyor, cezalandırıcı olabiliyor, çok eleştirel olabiliyor ve talepkar olabiliyor.
Kendimizde konuştuğumuz dili fark ettiğimizde maalesef oradaki ses tonunu duyduğunuzda içiniz bir cız ediyor.
Yani neden kendimi cezalandırmışım, neden kendime bu kadar suçluluk hissettirmişim, çok eleştirmişim kendimi, bir salamamışım yani buraya bir türlü okey diyememişim.
O yüzden hep şey diyorum yani biraz ayrıştırmamız gerekiyor kendimizi.
Sonuçta baktığında ilkel beyninle resmen bir savaşım halindesin.
Ona karşı bir şeyi değiştirmek, onu da yıkmak, onun önünden geçmek istiyorsun.
Ama biyolojin bu, sistemin bu.
Bir de kadın olduğum için ek olarak hormon durumu var.
PMS sendromu var. Ben şu anda PMS'deyim ve içimden gerçekten canavar çıkıyor.
Ve birincisi inanılmaz diyorum tıkaba sayıyorum şu anda.
Nefes alamayacak kadar yiyorum.
Ha okey tamam işte jetlag da ülke değiştirdik falan filan buna izin veriyorum.
İkincisi duygusal olarak çok sert böyle tight bir şekilde hissediyorum.
Ama hep söylüyorum kendini ayrıştıracaksın.
Bunun bir süreç olduğunu fark ediyorum.
Benim anlık hissettiğimi fark ediyorum.
Ve mesela böyle durumlarda çevrenizdeki insanlara daha salça olabiliyorsunuz ya.
Belki o an onlardan hoşlanmıyorsunuz o an.
Onlar da sizden hoşlanmıyor.
Bu da çok normal. Bu da çok tatlı hayatın bir parçası.
Kabul edince, bir şeylerin farkına varınca bazı şeyler de kolaylaşıyor ama.
Bazen de şunu kafamdan atamıyorum ya.
Yani günün sonunda o kadar simülasyon hissi var ki böyle.
Dün mesela subway'deydim, trendeydim.
Kitap okuyorum, kafamı kaldırdım.
Çevremdeki insanlara baktım ve dedim ki günlük telaşlarımıza bak.
Zaten hepimiz ortalama çok da uzun insanlar değiliz.
Baktığında böyle pıtı pıtı yürüyen insanlar, bir telaşası var.
Herkes bir yere koşturmaya çalışıyor ama.
Hangimiz duraksayabiliyor?
Hayatın o günlük akışı, sürekli zorlandığımız aynı konular, sorunlar, ilişkiler vs.
derken gerçekten elimizdeki bir tane ömür var ve o da geçiyor.
Böyle babaanne ses tonuyla anlatmıyorum.
Gerçekten bu bazen simülasyon gibi geliyor.
Yani burada olmamızın, bilmiyorum yani şu an hayatta olmanın existential bir yerden söylüyorum bunu.
Tav olarak bilmiyorum yani din konusunu ayrı tutuyorum bu arada.
Çünkü tamam farklı açıklayan bir ideoloji var.
Genel olarak yani insan olarak böyle çevremize baktığımda ki ben biliyorsunuz New York'ta yaşadığım için dünyanın her insanı var.
Bir trende hepsini görebiliyorsunuz.
Aynı anda 25 milletten insanı görebiliyorsunuz ve bu 25 milletten insan farklı kültür, farklı dini inanç, anlayış, karakter demek.
O yüzden böyle çevreme baktığımda bazen gerçekten simülasyon gibi geliyor bazı şeyler.
Çok da ciddiye almamak da mı gerek bilemedim.
Neyse ama şu son 100 günümüzde bakalım neler olacak.
O bitiremediğiniz kitabı bitirin.
Belki olur bir 100 dolar olur.
Bir dolar biriktirin.
Hani o kenarda dursun minik minik.
Başka bir şey temsilen.
Yeni bir vizyona. Belki biraz daha o manifest ettiğiniz şeye yönelik.
Yurt dışı olabilir. Araba almak istiyor olabilirsiniz.
Yeni bir ev almak istiyor olabilirsiniz.
Yeni bir eve geçmek istiyor olabilirsiniz.
Ben hiçbir zaman vision board yapmadım.
Neden bilmiyorum. Hep böyle bir ertelediğim bir şey oldu.
Çok ilgimi çekmedi. Ama vision board yapmak istiyorum.
Deneyeceğim. Size de anlatırım.
Şimdi bu son 100 günün hatırına bir tane de vision board hazırlayalım.
Çünkü kafamda hep bir şeyler var.
Yazı yazmayı seviyorum. Böyle oluyormuş gibi hayal etmeyi seviyorum.
Ay ritüellerinde yapmayı da seviyorum.
Ama görsel olarak Vision Board hiç yapmadım.
Onu da denemek istiyorum. Her güne yeni bir deneyim.
Ben deneyeceğim. Denemek isterseniz bir üzgün çokmuş gibi görünüyor ama mümkün mertebe.
Yani yeni şarkı dinlemek bile olabilir bu arada.
Çok da kasmayalım. Rahat rahat böyle ay vay 12 olmak üzere hemen yeni bir şarkı açayım gibiydi.
bir gerginliğe girebilirsiniz.
Girin. Boşver.
Yani yeni bir şey deneyelim. Son 100 günde bakalım neler olacak.
Bir flamenko dersi, kursu muhabbeti var.
Galiba kaçırıyorum. Onu kaçırmazsam ona yazılmak istiyorum.
Ay flamenkoyu çok seviyorum ya.
Gerçekten. Türkiye'de de roman dansını çok seviyorum.
Böyle azıcık çingen şeylerini seviyorum ben.
Güzel ama. Fire yani ateşi var.
Okey. Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Bu bölüm kısa olsun istedim.
Umuyorum. Biraz böyle içimize ateş koyan da bir bölüm olsun.
Son yüz günümüzü biraz böyle körüklendirelim.
Sizi seviyorum. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
