
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde sizlerden gelenleri konuşuyoruz. Sizin paylaşmak istediğiniz konuları, Nurtaç kendi bilgi ve tecrübelerine dayanarak cevap veriyor.
Bu tarz bölümlerden keyif aldıysanız ve daha çok gelmesini istiyorsanız, email üzerinden ya da Instagram üzerinden ulaştırabilirsiniz.
***
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Her Pazartesi sabah 7’de yeni bölümü dinlemek için, podcast hesabını takip etmeyi unutmayın.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Bu bölümde yeni bir şey deneyeceğiz.
Bu bölüm tamamen size adanmış bir bölüm olacak.
Geçenlerde Instagram hesabım üzerinden işte bana kendi yaşadığınız soruları aktarın.
Ben de dilim döndüğü kadar, zekamın yettiği kadar cevap vereceğim üzerine bir poz paylaşmıştım, story paylaşmıştım.
Siz de çok teşekkür ediyorum.
Kendi yaşadığınız şeyleri bana gönderdiniz.
Çok yüksek ihtimalle hepsini bu bölümde alamayacağım.
Çünkü fazla uzun sürecek.
Genelde bölümleri 25 dakikanın üzerine geçirmemeye çalışıyoruz.
Şu anda o düzende gidiyor en azından.
Instagram'dan takip etmiyorsanız Nurtaş Türkiye'li direk Instagram'dan bulabilirsiniz.
Bir de Spotify'mı takip edebilirsiniz.
Lütfen buradan da takip ediliyormuş.
Gerçi inanın bana bende de o alışkanlık yoktu.
Bilmeyenler için söyleyeyim. Bir de yorum yapabilirsiniz.
Yıldız bırakabilirsiniz.
Beşler bırakabilirsiniz.
Lütfen. Lütfen. Hadi bekliyorum.
Hadi yapın geleni lütfen. Teşekkürler.
Buraya yorum gönderen kişilerin isimlerini vermeyeceğimi söylemiştim bu arada.
O yüzden tamamen size özel kalacak.
Genel olarak böyle YouTube'daki formata benziyor aslında.
YouTube'da da böyle bir şey yapmıştım.
Sizden gelenlere cevap verdiğim bir bölüm.
Burada da onun gibi bir şey yapacağız.
İlk soruyla başlayalım.
Kimsenin kimseyi dinlemeden sadece kendini met etmesi demiş.
Vav çok güzel. Bunu siz kendiniz birilerini dinlerken de kendinize dikkat etmenizi söyleyerek başlamak istiyorum.
Çünkü insan kendinin de bunu yaptığını fark ettikten sonra biraz daha hani aa okey demek gibi bu yaygın olan bir özellikmiş diyor.
Çünkü yani bu kişi için söylemiyorum.
Ben kendimde bunu yakaladıktan sonra fark ettim.
Birisini tam dinleyebilmek çok zor bir özellik.
Karşınızdaki insan konuşurken kendi söyleyeceğiniz cümleyi düşünmemek, kendi sıranızın gelmesini beklememek.
sizinle alakalı bir konuyu hemen aa bende ya deyip hemen kendi üzerinize almamak gerçekten geliştirilmesi gereken, özenilmesi gereken bir dinleme metotu zaman alacaktır muhakkak.
Çünkü genel olarak alışkanlıklarımız bu şekilde ilerlediği için yıllar boyunca şimdi karşınızdaki insan bir şey anlatırken siz kendinizle bağdaştırıyorsunuz, kendi görüş açınızı düşünüyorsunuz, ne söyleyeceğinizi planlıyorsunuz.
Hatta bence bir diğer yakaladığım şey siz sizin de böyle bir şey yaşadığınızı düşünüyorsunuz.
düşündüğünüzü ifade ederek karşınızdaki insana ya bak ben seni çok iyi anlıyorum.
O yüzden bana daha çok anlatabilir seni de göstermek adına kendinizden bir şey getiriyorsunuz.
O yüzden biraz burada kopukluk oluyor.
İyi bir dinleyici olamıyor oluyoruz.
Dinlerken sadece karşınızdaki insanı dinlemek hatta belki soru sorarak onu konuşturmaya devam etmek onu daha çok anlamak adına mesela ben o teknikleri kullanmaya başladıktan sonra dinleme tarzım
değişti ve karşımdaki insanın daha iştahla da bir şeyleri anlattığını anlamaya başladım.
Örnek vereyim burada. Bir tane arkadaşım yeni bir ilişkiye başlayacak.
Kafası karışmış. Ve ben hemen böyle ilişkiye başlarken kafa karışıklığıyla alakalı tavsiye vermek şu bu, kendimden örnek vermek yerine ona sürekli soru sordum.
Yani tam olarak kafanı ne karıştırıyor?
Neyle bağdaştırıyorsun?
Sana ne hissettiriyor? Gibi biraz daha soru sorarak onu daha çok dinlemek, anlamak, onu konuşturmak.
Kendim hemen bir şeyleri anlayayım da cevap vereyim de ben de yaşadım da demeden bunu ifade edebilmek dediğim gibi geliştirilmesi gereken bir özellik haline gelebiliyor.
Yani sorunun içerisinde onu yakaladığım için bu şekilde cevap verdim.
Çünkü insanların kendisine ümit etmesinin sebebi iyi dinleyici olamadıkları için, kendiyle bağdaştırdıkları için, üstüne alındıkları için olabiliyor.
Bir diğer soru.
Özellikle benimle aynı alanda olan çok yakın, burada exclamation mark koymuş, arkadaşlarımın başarılarımı içten kutlamamaları.
Evet, yani kıskançlık konusunda mı giriyor acaba bu?
Geçenlerde ben bunu zevkle konuştum.
Bana sorarsanız neredeyse insanın kendi fıtratında doğal olarak olan bir şey gibime geliyor bazen bu.
İnsan kendiyle alakalı mutlu olmadığında, kendi bulunduğu pozisyondan, evliliğinden, ilişkisinden...
parasından, kariyerinden neyse artık o.
İnsan özünde kendiyle sorunlarını çözemedikçe başkasıyla alakalı mutlu olamayacak.
Yani böyle bellik cümleler kurmaya korkuyorum çünkü tamamen kişisel deneyimlerime dayanarak söylüyorum.
Bilimsel, şöyle psikoloğum bu eğitimleri aldım, bu kitapları okudum da buraya geldim değil.
Baya baya kendi tecrübelerimi ve deneyimlerimi aktarıyorum size.
O yüzden umuyorum ki yanlış yerlere gitmiyordur cümlem.
Ama... Gözlemlerime göre ve hani Zek'le olan konuşmalarımdan da neden Zek örneğini veriyorum şöyle söyleyeyim.
Zek'te bu huy yok. Çünkü birincisi Zek bizim gibi kalıplarla büyümediği için başkasının oğlu, kuzeni, çocuğu, komşu, onun kardeşi, bunun dadısı falan filan.
Adamda kıyaslama yok. Bütün Amerikalılar böyle demiyor.
Ben Zek'ten bahsediyorum şu anda.
Çünkü çok yakın bir arkadaşı geçenlerde güzel bir iş teklifi aldı.
Ve dedim ki hani içinde kıskançlık oluştu mu?
Zek dedi ki hayır gerçekten çok sevindim.
benim içimde kıskançlık olurdu.
Mesela yani ben kendi bulunduğum pozisyondan mutlu olmazsam ve benim çok yakın arkadaşım o pozisyonu alırsa içten içe gıcık olurum ya.
Yani ben de iyi olmak istiyorum.
Hani o kötü olsun değil.
Ama ben de iyi olayım abi.
Hani beraber iyi olalım.
O yüzden hani tamamen karşımdaki insanı tüm o saflığımla kutlar mıyım?
Ben emin değilim.
Kendimden yani o kadar gelişebildim mi I'm not sure.
Altını çizerek söylüyorum. Kendimden mutlu olmadığım zaman.
Şu anki halimden bahsediyorsam eğer İngilizce'de content deniyor.
Yani tam anlamıyla içine sinen, mutlu olduğun, huzur olduğu bir yer diyelim.
Ben şu anda çok content bir ruh halindeyim.
Yani kendimden çok memnunum.
Bulunduğum yerden çok memnunum.
Kendi üzerine çalışan bir insanım.
O yüzden başka insanların mutluluğuna mutlu olabiliyorum.
Demek istediğim şu anda ben mutlu olmasaydım muhtemelen karşımdaki insan için de mutlu olmayabilirdim.
O yüzden arkadaşlarını değerlendirirken bu süzgeçten geçebilirsin.
Onların kendileriyle alakalı bir yolculuktan geçtiklerini, belki o olgunluğa erişemediklerini fark ederek bu beklentiden uzaklaşarak belki paylaşmak istiyorsun okey ama paylaşamadığın için yeni yöntemler keşfedebilirsin.
Yazarak ya da senin için gerçekten mutlu olacağına inandığın insanlarla paylaşarak annen, ailen genelde böyle oluyor.
Devam edebilirsin. Arkadaştan bunu beklemek ve olmadığında kırgınlık, kızgınlık olmasıyla beraber o ilişkiye de bu yansıyor.
Ve ilişkiniz bozulabiliyor. Bu nedenle iki taraf için bunu söylemek istiyorum.
Karşındaki insan o olgunlukta olmayabilir.
Kendisi mutlu olmayabilir.
O yüzden senin üzerinde mutlu olması çok olası bir beklenti olmayabilir diyeceğim.
Umarım yardımcı olmuştur.
Buradan anladığım üzere şu an bir dönemsel konu bu.
Demek ki normalde planlı bir insansan ve şu anda o planın dışına çıktıysan çok yüksek ihtimalle şu an böyle bir süreçten geçmen gerekiyor.
Ona izin vermen gerekiyor.
Benim şu ahir ömrümüzde en sevdiğim şeylerden bir tanesi kendinle alakalı yeni taraflarını keşfetme yolculuğu.
Çünkü insan bazen kendinde olduğu özelliklere inanarak Belirli bir kalıp içerisinde sıkışabiliyor ve bir şey geldiğinde panik moduna geçebiliyorsun.
Yani bunun gibi mesela normalde planlı birisisin.
Şu anda elin hiçbir şeye gitmiyor, şu bardağı alıp kaldırasın gelmiyor ve bu ilk başta alarm etki yaratıyor.
Yani eyvah ne oluyor, düzenden mi çıktım diye.
Ama o yolculuğa da okey dediğinde, o gelen yeni enerjiye de okey dediğinde kendine alakalı bambaşka bir tarafa geçiyorsun ve bu level atlamak gibi geliyor bana.
Dönem dönem dönemlerden geçiyoruz gibi bir bölümüm vardı benim.
Aslında o bölümü tekrardan dinleyebilirsin.
Hayat dönemler üzere, hayat kendinle alakalı yeni keşifler kurmak üzere.
Bu sebeple şu an yaşadığın şeyin dönemsel bir durum olduğunu düşünüyorum.
Şöyle söylemek istiyorum.
Başa çıktık, kurtulduk diye bir şey yok.
Bence bununla yaşamayı öğrenilmesi en iyi hali.
Çünkü... Gerçekten yurt dışındayken insan hem en en yakın arkadaşlarından hem ailesinden hem doğup büyüdüğü topraklardan uzak olduğu için günün sonunda her zaman yabancısın ve o içindeki burukluk hissi
bir yerde duruyor. O nedenle yurt dışına çıkmadan önce bu kararı veriyorsunuz.
Ya ülkenize durup bildiğiniz, alışkın olduğunuz, çevrenizdeki insanlarla bulunduğunuz yerden devam edeceksiniz ya da bulunduğunuz yerden tamamen çıkıp o rahatsızlığa okey deyip risk alıp risk toleransıyla
beraber yeni bir hayatın tadına bakacaksınız ve orada yeni özellikler geliştireceksiniz.
Yalnızlık da bunun en büyük bir parçası.
İçinizdeki burukluk, o hep bahsediyorum yani her geri döndüğünüzde tanıdığınız insanların bir az daha yaşlanması.
Onların özel anlarını kaçırmanız, üzerinizde kalan bir ağırlık hissi her zaman olacak.
Yurt dışındaki yalnızlık tam olarak oturmuyor, geçmiyor.
Kendi kendimizi bir komünite kurmaya çalışıyoruz.
Nerede olursak olalım. Türkler bunda çok başarılı olamıyorlar.
Duyduğum üzere hiç yaşamadım.
Avrupa'da bu konuda iyiymişiz.
Orada mahalle geliştirilebilmiş, biraz daha o Türk kültürü yaşanılabiliyor ama Amerika'da ya da ben Uzakdoğu'da yaşadım çok uzun süre.
O hissiyatı ben alamadım.
New York'ta fena bir sayıda Türk olmamasına rağmen bizim çocukken alışkın olduğumuz o aile-komşuluk ilişkilerini oturtamıyoruz istediğiniz kadar.
Başa çıkma olarak şunu söylemek istiyorum.
Kişiye göre çok değişken olabilecek bir durum bence.
Çünkü ben hem çok sosyalim hem de introvert bir tipim.
İçe dönük de bir insanım.
Yani tam arada bir insan olduğum için benim yalnızlığımdan çıkma metotlarım sosyalleşmek.
Yani bu kurslar olabilir.
Daha yeni sinema dersi aldım mesela.
Sinema kursu. Çok uzun yıllar dans ettim ve dansçı olmak benim için...
En önemli kimliklerimden bir tanesiydi.
Yabancı ülkede ben mesela kendimde şunu fark ettim.
Yabancı arkadaşlarımı gerçek arkadaş diye saymıyordum ben uzunca bir süre.
Herhangi bir arkadaşa ihtiyacım olduğunda Türkleri düşünüyordum.
O yüzden o language barrier diyeceğim.
Yani dil bariyerini, dil bariyeri sadece kendinizi ifade edebilmek değil, bağ kurabilmekte de karşınıza çıkıyor.
Orada biraz daha üstüne gitmek istedim çünkü...
Neden yabancı insanları ben sadece İngilizcemi geliştirmek üzere gibi bir kategoriye koymuşum zamanında ve o yüzden onlarla derinleşemedim çok uzunca bir süre.
Bu arada çok ilginçtir ki eşim İngilizce konuşmama rağmen onu yabancı gibi hissetmiyorum.
Yani tanıştığım günden beri zevkle İngilizce, yabancı dil konuşuyormuşum gibi hissetmiyorum.
O yüzden zaten bu kadar uzun süre beraber olabildim sanırım.
Yani başa çıkma konusunda kendi sevdiğiniz özelliklerin dışında yeni geliştirmek istediğiniz alanlara yönelmek önerisinde bulunacağım.
Eğer ki dil bariyeriniz varsa o konuyla alakalı farkındalık geliştirip üzerine gitmek üzere alıştırma yapılabilir ve böyle böyle hani o yalnızlık hissiyle ufaktan başa çıkılabilir.
Çünkü kolay değil. Sadece beraber yaşamayı öğrenmemiz gereken bir duygu bence.
Kendimizde keşfedip unlearn etmemiz gerektiğine karar verdiğimiz şeylerde bunu nasıl yapabiliriz?
Her şeyden önce tebrik etmek istiyorum.
Yani kendinde onları keşfedip unlearn ve reprogram yapabilmek highly effort gerektiren bir yer.
Hiç kolay değil. Bana sorarsanız çok keyifli ama zor bir şey.
O yüzden zor şeyleri seviyorsanız...
Mızmız değilseniz ki ben aslında biraz oralarda mızmızlık yapmaya müsait bir insanım.
Bunu biraz da böyle hayatı...
bir parçası olarak gördüğünüzde acayip keyif aldığınız bir şey haline dönüştürülebiliyor.
Ben burada yazı tekniğini önermek istiyorum.
Unlearn yapmak istediğiniz şeyleri yazmak ve onlara hedefler belirlemek.
Biraz daha ölçülebilir hale getirmek.
Ölçülebilir demek onu biraz daha elle tutulabilir hale getirmek.
Yani ne kadar sürede neyi nasıl halletmek istediğiniz üzerine belki bir hedef hazırlamak, roadmap çıkarmak olabilir.
Amaçsızlık, hedefsizlikle ne yapacağız?
Ne istediğimizde... Neden
bulamadık? Welcome to the club demek istiyorum.
Yani bu birazcık geriye dayanıyor bence.
Düşünsenize çok küçükken okula gönderiliyoruz.
Belirli bir sistemin içerisine sokuluyorsunuz.
Aslında kendinize ait, sadece size ait olan özellikleriniz geliştirilemiyor.
Çünkü okul müfredatına göre ilerlemeniz gerekiyor.
Sanatsal bir insansınız.
Çoğumuz aslında öyleydik.
Ama bu tarz şeyler hobi olarak kenara köşeye itildiği için matematiğe, aman da İngilizceye gibi gibi biraz daha hard skill şeylere vakit ayrıldığı için insanın kendisiyle olan bağı
zayıflamış oluyor. Bu duygular içerisinde çoğunlukla ailenin ya da öğretmenlerin yönlendirmesiyle siz hiç istemediğiniz bir bölümü okumaya başlamış oluyorsunuz.
Okumuşken bitirmek.
gerekiyor oluyor. Bitirmezseniz maalesef başarısızlıkla taçlandırılıyorsunuz, nitelendiriliyorsunuz.
Tüm bu sürecin sonunda kaçınılmaz son diyeceğim.
Siz ne istediğinizi tırnak içerisine söyleyeceğim.
amaçsız, hedefsiz biri olarak görülüyor oluyorsunuz.
Kendinizi de bu şekilde tanımlamaya başlıyorsunuz.
Aslında öyle değil. Sadece kendi yeteneklerinizi belki de unuttunuz, göz ardı ettiniz.
Onların ne olduğunu geliştiremediniz.
Onların üzerine yönelemediniz.
Size o alan açılmadı.
Çünkü düşünsenize küçücükken kendinizi o alanı açmayı bilmediğiniz için ve başka kişiler de size onu veremediği için Siz başka bir kalıba uymaya çalıştınız, uymadınız ve bugün bu noktadasınız.
O yüzden insanın kendi ne istediğini bulabilmesi, ulan ben gerçekten neden keyif alıyorum, hangi konu yetenekliyim, hemen bulamaması kadar doğal bir şey yok.
O yüzden panik yok, merak etmeyin.
Burada benim terapiyle beraber geliştirdiğim bir süreç oldu.
Ben artık bu yaşımda bir tutkumun olmadığını iddia ettim.
Dedim ki yani birçok şeyi seviyorum ama tutku seviyesinde değil.
O da dedi ki tutku öyle çat diye gelmiyor zaten.
Yani bir şeye başla, bir dene, devam ettir.
O devam ettikçe gelişen sevgi, kuvvetleşen sevgi tutku oluyor.
Yani bir şeye baktığında vay ben bunu deli gibi seviyorum, tutkuyla bağlayayım demiyorsun çoğunlukla.
Benim hayatımda şu anda kendi kıyafetlerini dikmek bu konuda.
Makineden korkuyorum. İşte o ip şu bu, o detaylar, küçük küçük şeyler, iğne kısmı falan korkuyorum.
Ama çok istiyorum, çok merak ediyorum.
Annem, anneannem yıllarca yapmış.
Bence kadın tarafımızdan bunun bana aktarılan bir şey olduğuna %100 eminim.
Ve kendi kıyafetlerimi yapmaya başladıktan sonra kıyafet almayacağımı falan zannediyorum.
Bilmiyorum, göreceğiz. O yüzden yani bu başlangıçta korktuğum, tökezlediğim bir şey olabilir.
Fakat sonrasında geliştikçe...
daha da sevgiyle bağlı olduğun, tutkuya dönüştüğü de bir şey olacak.
Özetle şu anda amaçsız, hedefsiz gibi hissediyor olabilirsiniz ama sizi temin ediyorum.
Var bir amacınız.
Sevdiğiniz şeyler var.
Belki kendinize olan güveniniz zayıflamış olabilir.
O yüzden orada bir iki alıştırma diyeceğim.
Yazı yazmak, kendinle sessiz kalabilmek, sevdiğin şeylere vakit ayırabilmek, biraz daha çabayla ve sabırla ilerleyen bir süreç olacaktır.
Alınganlık ve içine atma hakkında bir şeyler söyler misin?
Eskiden çok daha alıngan bir insandım ve dünyanın bana bir gıcıklığının olduğunu falan düşünüyordum.
Yengeç Burcu olabilirsin bu arada.
Yengeçlerin en top özelliklerinden bir tanesi.
Böyle kimse beni sevmiyor, zaten hiçbir şey iyi olmuyor diye.
Burada maalesef algıda seçicilik çok büyük bir rol oynuyor.
Yani o algımızın bize yaptığı kalleşliği.
Geçenki bölümde de şeyi söylemiştim çünkü insanın beyni olumlu şeyi okumaya çok da müsait değil.
Yani o kadar gıcık bir beynimiz var ki o kadar olumlu şeyler oluyor.
Sen şükür tarafını artırmadıkça oraya özellikle kendi attention'ını koymadıkça beyin negatifi seviyor.
Çünkü orada geliştirmek istediği bir şey var, bir sorun var.
Onu çözmek istiyor. Orayla daha çok uğraşıyor.
Olumlu olan şey oldu bitti zaten yani.
O yüzden beyni anlamak, onun nasıl çalıştığını bilmek ve sonra o duygulara nasıl aktarıldığını anlamak burada çok yardımcı.
Muhtemelen alınganlık yaptığınız şeyler karakterinizle alakalı bir şey olabiliyor.
Yani işte birçok şeyi kişisel algılamak üzere diyeceğim.
Sizinle hiç alakası olmayan bir konuyu bu tarz bir özellik geliştirdiğiniz için siz sizle alakalı zannediyorsunuz ve oradan Biraz da böyle kurban psikolojisine yakın bir bakış açınız varsa yani zaten de hep
bana olur bu hiçbir şey de iyi gitmiyor ben zaten gibi gibi cümleler kurarak kendinizle konuşma özelliğiniz varsa haydi bakalım bayram havası oradaki konuşmalar o şekilde o minvalde devam ediyor.
O yüzden çok yüksek ihtimalle konu sizinle alakalı değil.
Sizinle alakalı olduğuna çok emin olduğunuz bir şey varsa da orada geliştirilmesi gereken ikinci şey iletişim.
Açıkça konuşabilmek, açıkça söyleyebilmek her zaman kolay olmuyor.
Çünkü karşınızdaki insanların çoğu manipülatif kişiler de olabiliyor.
O kişilerle ben de hala nasıl iletişimi geliştirebilirim?
İnanın bilmiyorum. Çok zorlandığım insan modeli onlar.
O yüzden üstüne alınmadan bir şeylere daha böyle objektif yaklaşmak, içine atmadan iletişimi geliştirmek diyeceğim.
Amerikalı eşim için USA'ya taşındım.
Hiç arkadaşım yok. Bazen çok yalnız hissediyorum.
Anladığım üzere yeni taşınmışsın zaten.
O yüzden çok çok çok hani en doğal kısmındasın şu anda.
Yeni ülke, yeni insanlar, dil, yeni kültür.
Yani istediğimiz kadar Amerikan filmlerini izleyelim çocukluktan beri.
Bu kültürün içine girmek bambaşka bir şey.
Çünkü bu ülkenin tam bir kültürü yok.
Kuru kültür diyorum ben buraya.
Bizimki gibi zaten kabukları çatlamış bir ülke de değil.
Biraz daha içine kapanık, biraz daha böyle içinde halletmeye çalışan, pozitiviteyi biraz daha toksik pozitivite olarak geliştirebilen de bir ülke burası.
O yüzden hani hemen içine kırayım gideyim, dostluklarımı geliştireyim ve yeni bir hayat burada inşa edeyim biraz daha zaman alabiliyor.
Ama olunca evet rewarding de oluyor bence.
Eşin için taşındığını söylediğinden dolayı orada şeyi de duyuyorum açıkçası hani sen istemiyordun ama bu evlilikten dolayı buraya geldin.
geldin. Bazen bana da aynı şey oldu çünkü ben de Washington DC'ye taşınmak istemiyordum ama zevkten dolayı taşındım.
İlk olduğunda gıcık oluyorsun.
Hani ben şimdi beni istemiyordum ki ama kocamı mı takip ediyorum ben yani?
O kadın mı oldu? Hani benimle alakalı şeyler mi oldu gibi bir şey çıkabiliyor içinden.
Çıktı, bende de çıktı o.
Ama orada adaptability çok önemli bence.
Hemen adapte olabilmek ve orada geliştirilmesi gereken, orada öğrenilmesi gereken şeyleri öğrenip tamamen yani şu anda koşullar bu.
Ne yapacağım? Nasıl geliştireceğim?
Yani iki seçeneğin var.
Birisi kabullenmek ve oraya adapte olmak.
İkincisi de süreci uzatmak, direnmek.
Belki biraz daha negatif konuşmalarla, çok yüksek ihtimalle hem kocana hem kendini suçlamalı cümleler de çıkabilir oradan.
O yüzden... İkinci seçenek tarafındaysan eğer mutlaka profesyonel yardım tavsiye edeceğim.
Çünkü ben yaptım. Amerika'ya ilk geldiğimde Amerikalı bir terapisiyle başladım aslında.
Bir de o zaman pandemi süreciydi.
Yeni evlenmiştim ve hiç kolay değildi.
Bir de bunun kolay olmadığını bilmek, bir süreçten geçiyor olduğunu başkasının da görmesi de çok yardımcı oluyor.
Toplum normlarının dışında olmak.
Mesela evli değilim, çocuğum yok, 30 yaşındayım ve yurt dışında yaşıyorum.
Benim senin adına tebrik ettiğim bir şey bu.
Çünkü insanın sana sunulan kalıpların dışına çıkabilmesi ve gerçekten kendin ne istediğini bulmak için bu yolculuğa, bu cesaretle devam edebilmesi benim nazarımda alkış
gerektiren bir şey.
Çünkü birçoğumuz daha kendini keşfedemeden evlenebiliyor.
Kendi partnerini tanımadan, kendisini tanımadan işte hemen evleneyim, çocuk yapayım gayesine girebiliyor.
Ve o yüzden o evlilikten çıkmak da çok zor oluyor.
Kendisini belki daha sonradan keşfediyor, evliliğinin yürümediğini anlıyor ama farklı sebeplerden dolayı o evlilikten çıkamıyor.
Burada sen bir seçim yapmışsın.
Bu sana ait olan bir seçim.
Kendi arkanda durman gerektiğini hatırlatmak istiyorum belki de burada.
Çünkü 30'lu yaşlarda çocuğunun olması, evli olması vs.
bunu kim söyledi?
Kim karar verdi? Ve senin hayatını neden yönlendirmesi gerekiyor?
Bu arada 30'lu yaşlar hala çok genç.
Yani hatırlatmak istiyorum bütün 30'lu yaşlarda olan insanlara.
Tabii ki de çocuk doğurmak şu bu ayrı bir konu.
Ama çok genciz.
Hepimiz kariyerimizin hala başındayız.
Yeni bir kariyere başlıyor olabiliriz.
Hayatımızı tekrardan bambaşka bir ülkeye taşıyor olabiliriz.
Hala o kadar genç ve bunları yapmak için müsait bir yaştayız ki hatırlatmak istiyorum.
O yüzden toplum normlarının zaten dışına çıkmışsın.
Ve bana sorarsan içten içe gururlu duyduğun bir şey olduğunu ben tahmin ediyorum.
Ya da en azından bu mesajından öyle hissettim.
Bilmiyorum. Umarım doğrudur.
Ama son olarak şeyde bir vurgu getirmek isterim tabii ki de.
Kaygı çok doğal.
Sonuçta bizden beklenilen şeyler var.
Kendi kültürümüz var.
İçten içe geç mi kalıyorum gibi bir korku da olabiliyor.
O yüzden o duygular elbette var.
Var olduğunu bilmek sonuçta onların direksiyonu alacağı anlamına gelmiyor.
Bu bölüm için son kısma geçeyim.
Çünkü gerçekten uzun sürecek yoksa.
Bu arkadaşımız 4-5 kutuya yazmış.
Toparlamaya çalışacağım.
20 yaşında olmama rağmen hala özümdeki asıl kişiliğin bilincinde olamadığımı fark ediyorum.
Sanki iki farklı karakterim varmış gibi ama asıl olanın hangisi olduğunun farkına varamıyorum bir türlü.
Belki de muhtemelen kendimi çevremi olduğumdan farklı göstermeye çalışırken kendimi de kandırdım ve asıl özlüğü kaybettim sanırım.
Bazen çok dindar hissediyorum.
Bazen her şeyi sorgulayan ve araştırmaktan keyif alan biri gibi.
Somut bir örnek vermek gerekirse bazen tesettürü bırakmak istiyorum.
Bazen tesettürlü olmayı seviyorum.
Biraz daha uzun o yüzden buradan toparlamaya çalışacağım.
Kendini kaybetmedin.
Bence 20 yaşının sana verdiği yetkiye göre hareket ediyorsun.
Sorgulaman, kendinde olanı keşfetmen, yeni şeyler öğrenmen, kafa karışıklığı o kadar güzel ki bence.
Tüm bunların sonunda gerçek özüne, gerçek sevdiğin şeye ulaşacağını düşünüyorum.
Buna cesaret edebilmen, bir şeyi merak edebilmen, okuman, araştırman, sorgulaman, tekrardan hani uzaklaşıp geri dönmen, dönmemen çok değerli, çok güzel.
20 yaşında tam da olması gerektiği gibi hatta belki de...
Erken bile başladığım bir şey olmuş bence.
Ben gurur duydum açıkçası.
Korkacağın hiçbir şey yok. Zaten şu anda olması gereken bu.
Bol bol bilgi yenilmek, bunları anlamak, süzgeçten geçirmek.
Anlamaya çalışmak. Çünkü hatta ben 27 yaşına kadar şöyle değerlendirmiştim onu.
Bazı şeyleri öğrenirken başlık atıyormuşuz gibi oluyor.
Tam anlayamıyorsun, sindiremiyorsun, kendinle özleştiremiyorsun.
Ama 27 yaşından sonra bir şeyler böyle aa demek bu demekmiş, böyleymiş gibi gibi oturmaya başlıyor.
Algı değişmeye başlıyor.
Sonra sen yeni bir sene başlıyor oluyorsun.
O yüzden keyifli olduğunu düşünüyorum.
Ben çok mutlu oldum senin adına.
Yani bir felsefe ya da psikoloji kanalı değilim.
O yüzden belki... büyük örneklerle size bunları aktaramıyorum ama beni bir yakın arkadaşınız, ablanız gibi gördüğünüz için, paylaştığınız için ben de kendi içimden gelenleri, kendi tecrübelerime dayanarak,
kendi limitli bilgime göre aktarmaya çalışıyorum.
Umarım dilim döndüğü kadar yardımcı olmuştur.
Muhakkak yanlış ifade ettiğim, muhakkak söylememem gereken şeyleri söylediğim konu olmuştur.
O yüzden sürçülisan ettiysem affola diyeceğim.
Sorularını cevaplayamadıklarım için de ayrıca özür diliyorum.
Bir sonraki bölümde onları da toparlamaya çalışırım.
Bu şekilde bölümlerden keyif alıyorsanız eğer ya Instagram'dan ya da e-mail üzerinden bana ulaştırmaya devam edebilirsiniz.
Tabii kutu olduğunda hani soru kutucuğu açtığımda daha kolay oluyor.
O soruları toplamam da kolay oluyor.
Tek bir noktada oluyorlar en azından.
Ama keyif aldıysanız geri bildirimi yapabilirsiniz.
Başta da dediğim gibi bu podcast kanalını takip edebilirsiniz.
Yorum bırakabilirsiniz ve 5 yıldız bırakabilirsiniz.
Çok teşekkür ediyorum. Haftaya yeni bir...
bölümüne görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
