
Bu haftaki bölümde Nurtaç, sağlıklı sınırlar çizebilmenin öneminden, etkisinden ve tekniklerinden bahsediyor.
İnsanlar hayır diyebilmek kolay mı yoksa sinsi bir şekilde, fark etmeden aslında istemediğimiz şeylerin içinde mi buluyoruz kendimizi?
Başkasına hayır dediğimizde, kendimize evet diyebilmenin keyfini çıkarabilmek için, sağlıklı sınırlar çizebilmeyi öğrenmek ve deneyimlemek için, bu bölümü dinleyiniz.
*****
Hiwell platformunu denemek için aşağıdaki linki kullanabilirsiniz:
https://hiwell.app/nurtacturkelii
Ayrıca, %10 indirim kodumuz olan "10nurtac"ı kullanarak bu avantajdan faydalanabilirsiniz.
******
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Her Pazartesi sabah 7’de yeni bölümü dinlemek için, podcast hesabını takip etmeyi unutmayın.
******
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Herkese günaydın, yepyeni bir haftadan, yepyeni bir başlangıçtan herkese selamlar.
Artık ayın sonuna bile geldik.
Ocak ayı pıt diye bitti. Biz de şu anda bu arada zevk bize hafta sonuna.
Şehrin dışında bir kabin seyahati planlamıştı.
Evlilik yıl dönümümüz için dördüncü yılımızı kutluyoruz.
Ve ev tam nehrin üzerinde Hudson River'a yakın bir yerdeyiz.
Karlı bir dağ ve nehir manzarası izliyorum.
Yanımda sıcacık bir kahvem var.
Ve bugün sınırlar çizmek, hayır diyebilmek hakkında konuşmak istiyorum.
Uzun zamandır yapmak istediğim bölümdü.
Çünkü ben hala zorlanıyorum.
Yıllardır üzerinde çalışmama rağmen hala zorlanıyorum.
Kendi taktiklerimi yaparken ki hissettiğim...
duyguları ve bu hayır diyebilme mevzusunun aslında ne kadar tricky bir şey olduğundan bahsedeceğim size.
Başlamadan önce bölümümüz sponsoru Hayvel'e öncelikle teşekkür ediyorum.
Uzun süredir yurt dışında yaşayan bir insan olarak ve terapiyi kendi ana dilinde almak isteyen bir insan olarak bir süredir terapimi Hayvel üzerinden alıyorum.
Terapinin amacı aslında kendinizi daha yakından tanımak, hedef belirlemenizde, hedeflerinizi takip etmenizde, yalnız olmadığınızı bilmek ve bu iniş ve çıkış dönemlerinde biraz daha belki duygusal daha nasıl gerçekçi
yaklaşılabilir, nerelerde değişiklikler yapılabilir, kendinizi daha nasıl geliştirebilirsiniz üzerine bir ortam oluşturmanız oluyor.
Özellikle Highwell'de online olduğu için yolda vakit kaybetmeden, trafikte sıkışmadan, kendi programınıza göre, kendi bulunduğunuz yerden istediğiniz zaman seansınıza başlıyor olabilmeniz.
Platformun içerisinde 800'den fazla uzman klinik psikolog olduğu için kendi kişisel ihtiyaçlarınıza ve hedeflerinize göre terapistinize...
da görüşebiliyorsunuz ve herhangi bir seans atın almadan önce bu terapiste 15 dakika ücretsiz ön görüşme yapabiliyorsunuz.
Uyum olmadığını düşünüyorsanız da yine ücretsiz olarak değiştirebiliyorsunuz.
Açıklamalarda platformun linkini de bulabilirsiniz.
Baktığınızda her bütçeye göre seans paketi var.
Ayrıca 10NURTAŞ kodunu kullandığınızda ekstradan %10 indirimde kullanabiliyorsunuz.
Birden fazla da kullanabiliyorsunuz.
O yüzden seansınıza devam ettikçe bu kod ile devam edebilirsiniz.
Daha fazla merak ettiğiniz ya da sorularınız varsa bana DM'den ya da e-mail üzerinden de ulaşabilirsiniz.
Bu sınırlar çizmek ve hayır demek aslında iki ayrı konu olabilir bu arada ama ben bugün ikisinden biraz biraz bahsedeceğim.
Sınır çizmekle alakalı konuda ilk önce sınırlar kitabını önererek başlamak istiyorum.
Bu kitapta biraz daha ana tema olarak kişinin sağlıklı sınırlar çizebilmesi, ilişkilerini ve yaşamın diğer alanını nasıl etkilediği üzerine bir kitap aslında.
Yani kendi alanımızı hem çizebilmek, hem algılayabilmek, bunu koruyabilmek, diğer insanlara aktarabilmek.
Birazcık vakit alan bir yetenek olabiliyor.
Özellikle bizim gibi toplumcu topluluklarda her şeyi beraber yapmaya alışan, biraz da birbirimizin üzerinde hakkımız olduğu inandırılan bir toplulukta kendi sınırlarını çizebilmek, hayır diyebilmek biraz
böyle bencillikle alakalı algılanabiliyor.
Hayır diyebilmenin gücü ise kişinin kendine karşı olan saygısında büyük bir etkisi var.
Çünkü bir başkasına hayır dediğinizde kendinize...
Evet diyorsunuz. Bunun altını çizelim.
Çünkü bana bu anlamda en çok destek veren düşünce metot bu olmuştu.
Çünkü başkasına hayır dediğinizde aslında kendinizi olası olan stresten korumuş oluyorsunuz ve Kendinize evet demek istediğiniz yerde aslında kendi arkanızda duruyorsunuz.
Bu lafta kolay yapması zor olan bir şey.
İnanın bana çünkü Müthiş Psikolojiden Hayır Diyebilme Sanatı kitabını da sesli kitap olarak dinlemiştim bu arada.
Onu dinlerken şu hayır demenin aslında ne kadar sinsi bir şey olduğunu, hayatın nerelerinde karşımıza çıkabileceğini, özellikle iş hayatında, ikili ilişkilerde fark etmeden bizi avucunun içine
alabilecek güçte olduğunu anlamıştım.
Çünkü hayır diyememek aslında biraz sevilme ihtiyacını arkasında barındıran, özgüven eksikliği olan, hayatınızı belki tam ele alamadığınızda gösteren bir şey.
Özellikle bize verilen kalıplarda işte iş hayatında ilerlemek istiyorsan patronun her dediğini yapmalısın.
Patronuna karşı çıkmamalısın, iş arkadaşlarına belirli şekilde davranmalısın.
Bu sınırların dışına çıkarsan, bu hareketlerin dışına çıkarsan sevilmeyeceksin, istenmeyeceksin gibi kalıplarımız var ve biz o kalıplara uymaya çalıştıkça kendi istemediğimiz şeylere evet deme durumunda kalıyoruz.
Mesela aşırı mesai yapma durumu aslında sizin işsahatiniz bitmiştir, göreviniz bitmiştir.
Ama ya iş arkadaşınız size fazla iş yüklemiştir ya patronunuz size fazla iş yüklemiştir ya da yahu cumartesi çalışmaları var.
Bunların hepsinin aslında birazcık insanın sömürüldüğü durum olduğunu düşünüyorum ve kişiler hayır diyemedikleri için maalesef bu düzen bu şekilde devam etmek durumunda kalıyor.
Siz hayır dedikçe işinizi kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyorsunuz.
Hayır demek ve sınır çizmek ilk aklıma benim iş ve kariyer alanına geldi ama tabii ki de bu aynı zamanda aile için, romantik ilişkilerde, arkadaş ilişkilerinde, zaman yönetiminde ya da aldığınız
sosyal davetlerde.
Kişisel alanınızda ve finansal taleplerde, sağlığınız üzerinde bunlardan birazdan bahsedeceğim ve de dijital dünya diyelim yani dijital medya üzerinde karşımıza çıkan bir yer aslında.
Romantik ilişkilerde hayır demenin biraz böyle bireyselleşmek üzerine olan tarafını bir önceki bölümlerde bireyselleşme konusunda bahsetmiştim.
Romantik ilişkilerde genellikle karşılaşılan şey arkasında terk edilme korkusu ya da sevilmeme korkusundan kaynaklı olabiliyor.
O yüzden belki kendiniz de orada inceleyebilirsiniz.
Bende bir terk edilme korkusu var.
Neden olduğunu hala tam çözemedim.
Fakat arkadaşlık ilişkilerinde ben birisine hayır demekte zorlanıyorum.
Zorlanmadığımı düşünüyordum.
Benim için hayır demenin çok kolay olduğunu düşünüyordum.
Başka insanların benimle alakalı ne düşündüğünü o kadar da önemsemeliyimi düşünüyordum.
Fakat kendi programıma baktığımda özellikle Google Calendar üzerinden bayağı bir takvimlendirme hazırlıyorum ve bütün günümü saatlerine göre yazıyorum.
Bu takvime baktığımda birçok planın insanlarla sosyal aktivite üzerine olduğunu görüyorum.
Bunun amacı birazcık yeni şehirde olduğum için daha fazla insan tanıyabilmek, şehri biraz daha hızlı anlayabilmek, çözebilmek.
parçası olabilmek üzerineydi.
Ama baktığım zaman işte bir insan beni bir yemeğe davet ettiğinde, kahve içmeye çağırdığında hemen evet demem gerekiyor gibi düşünüyordum.
Çünkü onlara hayır dersem hani bu sefer kurmak istediğim ortamı kuramayacağım kaygısı var arka planda.
Geçenlerde benim için kendimle gurur duyduğum bir örnekten bahsederek bu konuyu ilerlemek istiyorum.
Şimdi benim Çin'de tanıştığım en yakın arkadaşlarımdan bir tanesi.
Slovenya'da yaşıyor şu anda. Onun en yakın arkadaşlarından bir tanesi çocukluk arkadaşı New York'a geliyor ve bizim tanışmamızı istiyor.
Ben de seve seve evet diyorum ve hayatımda hiç görmediğim, hiç tanımadığım bir insanla yemeğe çıkıyorum.
Böyle şeyler de birazcık aslında kaygı arttırabilen konular oluyor.
Çünkü hiç görmediğiniz, hayatınızda hiç ortak noktanız var mı yok mu bilmediğiniz bir insanla yemeğe çıkıyorsunuz.
Sanki date gibi de olabiliyor burada.
Kızla hemen enerjim tuttu.
Ivona'yı çok seviyorum.
Ivona'nın ortak arkadaşı olduğu için bence oradan bir ortak...
nokta bulduk. O da mimar kendisi.
Dünyanın birçok yerini seyahat etmiş.
Açık görüşlü, kültürlü bir insan ve hemen kanım ısındı.
Fakat yemeğin ortasında anında LA'ya gidecekti.
Beni de davet etti. Hemen aa evet ya gelebilirim ya gibi hemen heyecanlanıp hemen evet diyorum.
Orada böyle duramıyorum. Heyecanlanıyorum orada bir insan bana heyecanlı bir şey teklif ettiğinde.
Sonra bu LA bütün Kaliforniya'yı arabayla gezmeye dönüştü ve ben o planı artırdıkça gerginleştiğimi fark ettim.
Yani aslında ben ona hazır değilim.
Hem program olarak hem de bütçe olarak öyle bir şeye hazır değilim.
Fakat orada şey diyorum. Olabilir bir bakayım, kendi bütçeme bir bakayım, takvime bir bakayım diye.
Bu arada bu güzel bir taktiktir.
Hemen evet demektense zaman istemek.
Bu hayır demenin bir parçasıdır.
Gurur duyduğumdan kastım bu.
Aslında kendimi de inceliyorum.
Nasıl cevap verdiğimi, neler yaptığımı.
Sonrasında bu arkadaş Kaliforniya'ya gitti.
Kaliforniya'yı gezdi. Ne kadar gezdi bilmiyorum.
O New York'tayken bir arkadaşın yanında kalıyordu ve oradan memnun değildi.
Gayri ihtiyari. Bunu niye yaparsın Nurtaç?
Ben şey demiştim. Yani York'a geri döndüğünde bende kalabilirsin.
Yani birincisi ben yalnız yaşamıyorum.
Bu zevk için uygun mu?
Bilmeden hemen atlayıp böyle bir teklifte bulunmam doğru değil.
İkincisi ben buna hazır mıyım?
Yani bir insanı evinde ağırlamak aslında kolay bir şey değil.
Her ne kadar o kişi sabah çıkıp akşam gelse dahi bir başkasının evinde olması ve bir sürü evinde olması aslında genel olarak evin rutinini, düzenini etkileyebilecek olan bir şey.
Yine mantıken bunları anlıyorum ama olay anında heyecanlanıp fake değil gerçekten yapabileceğimi zannediyorum.
Gerçekten herkes benim evime gelsin.
Ben onlara yemekler yapam.
Ben böyle Anadolu annesine bağlıyorum orada.
Gerçekten sofrayı kurup yufka açacağım ya ben.
Yani içimden bir şey çıkıyor.
Hem Türk kültürünü tanıtam, insanlar gelsin, cıvıl cıvıl ortam olsun, komünitelerimizi kuralım falan.
Oradan içimden çıkan şeyi bir türlü durduramıyorum, kontrol edemiyorum.
Sonra ben bu kızın gerçekten bu teklifi ciddiye alıp Bize gelmek isteyeceğini düşünmemiştim.
Bana mesaj attı. İşte ben York'a geri döneceğim.
Bir hafta senle kalabilir miyim?
İlk olduğunda böyle gerçekten ya şaka yapmıyorum, heyecanlandım.
Aa bize gelecek tam da zekin olmadığı hafta işte zek yok eleye gidecek.
Ne güzel diyorum yalnız olmam, kız da böyle kafa bir kız, beraber takılırız.
Sonra takvime baktım ve aslında işimle alakalı önümde çok şey olduğunu fark ettim.
Yani benim işim hem sosyal medya ajansı tarafında hem influencer olarak bir yerde tamam çalışma saatlerim yok ama non-stop bir iş.
Her hafta yani bir önceki ayı planlamam gereken bir iş ve Ocak sonu...
olduğu için buna müsait değilim.
Ve evimde birisini ağırlayacaksam benim kafa yapımdaki bir insan onu ağırlamak isteyecek.
Yani hani gel istediğin gibi gir çık değil.
Ben ona yatırım yapmak isteyeceğim zaman olarak, enerji olarak.
O yüzden düşündüm düşündüm kıza mesaj attım.
Yani dedim çok heyecanlandım ve gerçekten seni ağırlamayı da çok isterdim.
Ama takvime bakınca bunun için uygun olmadığımı fark ettim.
Fakat yine de sen buradayken görüşebildiğimiz kadar görüşelim isterim, beni anlaman isterim gibi şu an toparlıyorum bir mesaj attım.
Bu arada bu mesajda tabii ki de hani kusura bakma seni zor duruma sokuyorsam özür dilerim dedim.
Ama bence hayır demenin en önemli taraflarından bir tanesi çok fazla açıklamayı yapmamak ve çok özür dilememek.
Çünkü hayır derken aslında kendinize evet diyorsunuz demiştim ya.
sınırı çizebildiğinizde karşınızdaki taraftan ama çok özür dilerim yani ben böyle bir şey yaptım ama aslında şu şu oldu bu bu oldu'dan ziyade sınırı çizerek yani ben çok heyecanlandım yapabileceğimi zannettim ama baktığımda
takvime benim için uygun olmadığını fark ettim ve ben mesela şey dedim o fokusumun kırılacağını düşünüyorum dedim ve gerçek açıklaması buydu aslında yani benim eve bir insan almam onu bir hafta ağırlamam benim bütün dikkatimi dağıtacak
olan bir şey. Hasılı kelam ben bunu açıkladım ve kızın cevabı aa hiç önemli değil.
Merak etme. O zaman şu gün buluşabiliriz.
Hani seni görmek istiyorum dedik.
Ve şimdiki planımız Central Park'ta yürüyüş yapacağız.
İşte John Lennon'ın öldürüldüğü evi ziyaret edeceğiz.
Bir de benim bir influencer yemeğim var.
Onu tekrardan orada ağırlayacağım.
Şu an mis gibi duruyor. İnanın bana bu mesajı attıktan sonra kızla yeni bir plan yaptıktan sonra üzerimden 30 kilo yük kalktı.
Kendime sordum yani. Ben buna tamam evet dedim ve heyecanlandım.
Gerçekten istedim. Ama mantıklı olan bu muydu?
şu anki zaman yönetimime, kendi kişisel ihtiyaçlarıma, finansal ihtiyaçlarıma uygun olan bu muydu?
Çünkü hayır demeni finansal boyutunda bu şekilde anlatmak istiyorum.
Bazen biz insanlara evet dedikçe bütçemizin üstüne çıkıyor oluyoruz.
Aslında kendi planlamanızın dışındaki bir şeye ödeme yapıyor oluyorsunuz.
Bu özellikle doğum günlerinde oluyor biliyorum.
Hepimizin çok ikna arkadaşları var ve hepimizin o arkadaşları doğum günlerini büyük partiler yapıyor olabiliyor.
Ve burada hediye almak var, çıktığınız zaman o yemekler var, partiler var.
ekstra ihtiyaçlar var falan filan derken biraz finansal tarafı da etkileyebilen bir şey oluyor.
Ya da kişisel ihtiyaçtan kastım da benim iş hayatımdaki programıma göre normal şartlarda bu kadar herkese vakit ayıramıyor olabilmem gerçeği.
Yani gönlümden geçen keşke 24'den fazla saat olsa.
Ve ben herkesle teker teker vakit geçirebilsem.
New York'a çok ziyaretçi geliyor.
Onları evimde ağırlayabilsem.
Gönlümden geçen bunlar. Bunlar gerçekten duygusal tarafları.
Benim biraz daha ihtiyaç olarak gördüğüm şeyler.
Fakat aslında ihtiyacımın çok da olmadığı taraflar.
Bu örneği arkadaşlar tarafında aslında severmek istedim.
Çünkü zaman zaman siz de benzer durumlarda buluyor olabilirsiniz kendinizi.
Ben sosyal ilişkilere ve bağ kurmaya çok düşkün olan bir insanım.
Fakat burada her aktiviteye evet dedikçe Herkese ayrı vakit ayırmaya çalıştıkça biraz kendime zarar verdiğimi fark ediyorum.
O yüzden takvim kullanmak, her programınızı teker teker yazmak ve gerçekten isteyip istemediğinizi fark etmek çok değerli.
Ayrıca verdiğiniz sözü iptal edebilmek de burada önemli bir rol oynuyor.
Çünkü üzerinizde o baskı hissedebilirsiniz.
Şimdi söz verdik, başkası planlar yaptı.
Şimdi bir şeyi iptal edebilmek evet yani insanın üzerinde bir yük.
Çünkü karşınızdaki insanın onu okuma tarzına göre de değişebilir.
Karşınızdaki insan tamam ya bu kız iptal etti ben bir daha bunun arkadaşı olmayacağım diyebilir.
Bu da başıma geldi çünkü. Geçenlerde yine bir aktiviteye katılacaktım.
Birazcık son dakika iptali oldu.
Orada belki haklı. Fakat şöyle toparladım olayı ben.
Onu iptal ettim. Gideceğim o etkinliği iptal ettim ve ortamdaki insanları etkileyeceğini düşünmedim.
Çünkü kalabalık bir etkinlikti.
Sonrasında bu etkinliği düzenleyen kadını ayrıca bir yemeğe çıkardım ben.
O da yemekteyken bana şey dedi.
Sen o gün iptal ettiğinde senden talep bekledim, teklif bekledim.
Teklif yapmasaydın arkadaşlarımızı etkileyecekti.
Burada şimdi iletişim girdi araya.
İyi ki de bana bunu açıkladı.
Ve iyi ki de aslında ben de inişiyatif kullanıp onu tekrar...
Çünkü bu tarz sorumluluğu almak da ilişkileri kurtarabiliyor.
Bazen son dakika plan değişikliği olabilir.
Bunu nasıl anlattığınız, nasıl aktardığınız, sonrasında ne yaptığınız o kişilerle olan ilişkinizi oldukça etkiliyor.
Bir diğer tarafta ailemiz konusu.
Yani aileden ayrışmakla alakalı tamamen bir bölüm hazırladım.
Aileden ayrışabilmek.
Kendinizi tamamen.
başka bir yerde sadece siz olarak var edebilmek çok zor.
Yani o toplumun size yüklediği normlar, kendi kültürünüzden gelen alışkanlıklar, sizin kendinize ithaf ettiğiniz bazı kimlikler, onlardan sıyrılmak, yeni bir kimlik oluşturmak, onu özümsemek, onu geliştirmek,
onunla belki de bir olmak zaman alıyor.
biraz daha emek istiyor.
Çünkü unlearning diyoruz buna.
Yani önceden bildiklerini unutmak, yerini değiştirmek, onun yerine yenilerini eklemek gerçekten emek gerektiren şeyler.
Hiç kolay değil çünkü alışkanlıklarınızdan kurtulmanız yeni alışkanlık eklemekten daha zor olabiliyor.
Aile konusunda bence en hassas noktalardan bir tanesi.
Çünkü yine bizim toplumumuzda anne, baba, çocuğu biraz kendi uzantısı gibi görebilme dürtüsüne sahip.
Yani kendi yapamadıkları... Çocukların çocuğunu yapmasını isteyebiliyor ya da geleceğinden korktuğu için kendince garanti olduğunu düşündüğü şeyleri mesela işte devlette çalışmak diyebiliriz çocuğuna belki istemeden belki
isterek dayatabiliyor ve siz o dayatmanın altında ne istediğinizi bulmanız zaman alabiliyor ya da istediğinizi anlamadan onların isteklerine karşı ilerleyip belirli bir yaştan sonra ailenize karşı
resentful olup yani onlara biraz daha içerleyip daha isyankar tepkilerle ilişkilerinizi size zarar da verebiliyor oluyorsunuz.
Çünkü kişi kendi alanına çekilmedikçe, kendine istediğini bulmaya zaman ayırmadıkça biraz daha böyle annesinin, babasının isteklerine göre belki de toplumda beğenilen meslekleri yapmak üzere bir karar verdiyse
sonrasında kalbinin orada olmadığını anladığında önce bir uyanış yaşıyor.
Sonra işte buna onu hazırlayan ortama kızgınlık başlıyor.
Bu ailesi olabilir, çok değer verdiği öğretmeni olabilir, içerisindeki arkadaşları olabilir.
Bazen arkadaşlarımız da bize istemediğimiz şeyleri yaptırtabiliyor.
Hani hem sevilmek istediğimiz için hem de bazen fark etmiyoruz gerçekten.
Yani istediğimizi zannedebiliyoruz.
O yüzden oralardan ayrışmak, oralara da...
sınır çizebilmek, o kişilere de hayır diyebilmek ve bunun en doğru dilini kullanarak, hasar gören ilişkileri tekrardan toparlamak adına ekstradan özen göstererek yeni bir şekilde hazırlayabiliyoruz
ve o oluştuktan sonra bir kere öncelikle kendinize olan saygınız artıyor.
O saygıyla beraber de daha fazla özgüven gelişiyor ve oradan sonra bir kere daha emin adımlarla hayatta ilerliyorsunuz ve hayatınızın kontrolü daha çok sizde olduğu için çevrinize de yansıyan pozitif bir enerji
oluyor. Tüm bunlar oluştuğunda diğer insanların da size daha çok güvendiği, sizin fikrinizi merak ettiği, sizin önerilerinizi dikkate aldığı bir insanda oluyorsunuz.
Çünkü sabitsiniz, netsiniz, ne istediğinizi biliyorsunuz, kendi sınırlarınızı çizebiliyorsunuz, karşınızdaki insana o alanı verebiliyorsunuz.
Karşınızdaki insan hayır deyince üstünüze alınmıyorsunuz, duygusal tepkiler vermiyorsunuz ve daha sağlıklı ilişkiler kurmak için ona ayrıca zaman harcıyorsunuz.
Böyle olduğunda hem İkili ilişkilerinizde hem toplum tarafından daha güvenilir insan da oluyorsunuz.
Çünkü netsiniz. Her şeye evet demeyen, her şeyi beğenmeyen ve bu beğenmediğini aslında daha saygılı sınırlarla gösterebilen, farklılıkları ortaya daha ılımlı bir şekilde getirebilen,
belki ortamın havasını değiştirebilen bir insanda oluyorsunuz.
Yine söylüyorum tüm bunlar zaman alan şeyler.
Aileden ayrışmanız, kendinizi bulmanız ve bu değişim de devam ediyor bu arada.
Yani ben bir tane bir şey buldum.
Aslında ben böyleymişim deyip o da bitmiyor.
5 yıl sonra tamamen kendinizde hiç beklemediğiniz bir tarafınızla karşılaşabiliyorsunuz.
Önceden asla yapmam dediğiniz şey şu an keyif aldığınız bir etkinlik olabiliyor.
Ya da hiç bilmediğiniz bir tarafınızla...
Allah Allah hani böyle değildik, nereden çıktı bu diyebiliyorsunuz ki bu bence hayatla alakalı en güzel sürprizlerden bir tanesi.
Kendinizle alakalı beklemediğiniz şeyle karşılaşmanız çok keyif verici geliyor bana.
O yüzden burada korkulacak bir şey yok.
Sadece demek istediğim bu sınırları anlayabilmek, hayır diyebilmek, sizin hem kendi kişisel mahremiyetinizi korumanız, hem sağlığınızı korumanız, belki bütçenizi korumanız, iş hayatınızda, sosyal
çevrenizde daha güvenilir, daha sevilen de bir insan olmanızı sağlıyor.
İstemediğimiz şeylere sürekli evet dediğimizde stresimizin yoğunluğu da artıyor ve stresin kesinlikle sağlığı ilk etkileyen şey olduğunu biliyoruz.
Ben maalesef stresten tamamen kurtulamıyorum.
Meditasyon, yoga neyse artık o her şeyi yapabilirsiniz.
Bazen teslimiyet de burada güzel olabiliyor.
Eğer ki inancınız varsa bazı şeyleri akışına bırakmak, inanmak, sizden daha yüce bir güçten destek almak, yardım beklemek.
İç huzuru da sağlıyor.
Yine hep söylüyorum hayatın kontrolü elimizde değil.
Bizim dışımızda beklemediğimiz şeyler sıklıkla oluyor.
Hele ki insanların tepkileri, bize olan bakış açıları, yaptığınız şeylerin diğer insanların üzerindeki etkilerini ya da onların size yaptığı şeyleri biz kontrol edemiyoruz.
Kontrol edebildiğimiz yer bizim kendi hislerimiz, duygularımız, verdiğimiz tepkiler.
Bu geliştikçe kendinize ait alanı daha net bir şekilde çizebiliyorsunuz ve bu sınırları koruyorsunuz.
adına tekniklerinizi geliştiriyorsunuz.
Çünkü bu empati kurarak olabilir, pozitif konuşmak olabilir, teşekkür etmek olabilir, karşınızdaki insanı anlayabilmek olabilir.
Yani herhangi bir şekilde o sınırı koruyabilmek adına geliştireceğiniz özellikler.
Çünkü birisine hayır derken ona teşekkür etmek, pozitif konuşmak, yine çok fazla açıklama yapmadan ama bir şekilde açıklamayı yaparak o alanı çizebilmek, ilişkilerinizde sağlıklı şekilde korumanızda yardımcı olacak.
Hele ki bazı insanlar belki ilk etapta anlamayacaklar.
Ama siz o yerinizde sabit durdukça belki o pozitif yaklaşımla yaklaştığınız için karşınızdaki insan sonunda bunu anlayacak.
Belki hemen değil, belki bir hafta sonra, belki bir ay sonra, belki üç yıl sonra ama aslında bakarsanız karşınızdaki insana da başka bir şey öğretiyor oluyorsunuz bu sayede.
Kendi arkanızda durduğunuz için ve kendi sınırlarınızı koruyabildiğiniz için.
Çünkü tam tersi haliyle siz evet dedikçe, içinizde olanları karşınızdakine aktarmadıkça hem karşınızdakine karşı içten içe bir kızgınlık duyuyorsunuz ve o da frustration oluyor.
Fark ederseniz eğer bir insana içinizde biriktirdiğiniz biriktirdiğiniz üçüncüsüne bir patlama anında gelir.
Ya da bir şey söylene tahammül edemiyor oluyorsunuz.
Çünkü hiç iletişim kurmamışsınız.
Karşınızdaki insanın ne olduğundan da haberi yok.
Belki bazen bazı insanlar bundan suistimal de edebiliyor oluyor maalesef.
Ama bunun biraz da sorumlusu sizsiniz.
Siz evet dedikçe o stres ortamında kaldıkça duygusal yorgunluk başlıyor.
Belki karşınızdaki insana öfkeniz artıyor, kırgınlığınız artıyor ve ilişkiler kopma seviyesine geliyor.
O yüzden burada yine iletişimin önemini de ayrıca tekrardan hatırlatalım.
Özetle şimdi toparlamak gerekirse.
sınırları koruyabilmeniz için ilk öncelik olan şey açık iletişim.
Sonrasında hayır diyebilmeyi öğrenmek.
Yani hayır diyebilmek kendisi baş başına ayrı bir yerde duruyor.
Ve sonra önceliklerinizi belirlemek.
Önceliklerinizi belirlemek de oturup yazıp çizebildiğiniz, kendinize soru sorarak, istediğiniz şeyleri, istemediğiniz şeyleri anlamaya zaman ayırarak yapacağınız bir şey.
Yine buna benzer kendi duygularınızı ve ihtiyaçlarınızı tanımanız gerekiyor.
Yani bir de tüm bu duygu ve ihtiyaçlarını tek...
Tek bir kişiden beklememek üzerine.
Kendi ihtiyaçlarınızı anladığınızda bunları nasıl karşılayabileceğinizi de aslında hem öğrenip hem geliştirebiliyorsunuz.
Sonra kendi sınırlarınızı çok net ve belirgin bir şekilde gösterebilmeniz.
Burada sert bir mizajdan bahsetmiyorum ama net olmak.
İhtiyaçlarınızı anladıktan sonra biraz daha kendi sınırınızı da daha net çizebiliyorsunuz.
O yüzden önce ihtiyaç dedim sonra net çizebilmek.
Bundan sonra dengeyi kurabilmek diyeceğim.
Hem iş hayatınızda hem özel hayatınızda o dengeyi koruyabildiğiniz zaman sınırlar da kendi kendine çizilebiliyor.
Bir sonraki kendi ihtiyaçlarınıza saygı göstermek.
Tamam ihtiyaçlarımızı anladık, tanıdık, belirttik ama bunlara saygı da göstermek gerekiyor.
Bazen aldığımız cevaba göre vazgeçme eğiliminde de bulunabiliyoruz ya da korkuyoruz bazen.
Onay olmadığında istemediğimizi zannedebiliyoruz.
Bu nedenle burada o ihtiyaçlara saygı göstermeyi ilk önce kendiniz yapmanız gerekiyor.
Bir diğeri kesinlikle reddetme korkusunu aşma.
Çünkü ben de hayır derken...
Hala karşımdaki insanı incitmekten, ilişkilerimin bozulmasından, o ilişkinin bir daha devam etmeyeceğinden korkuyorum.
Ya da bir markaya hayır dedim de kendi isteğimi dile getirdim de o marka bundan çok hoşlanmıyor olabiliyor.
İş hayatında bu şekilde karşıma çıkıyor.
Ama bunları da aşıyorum zaman zaman.
Çünkü kendi isteğimin arkasında durduğumda, kendi ihtiyacımın arkasında durduğumda ve bu sınırı rahat çizebildiğimde bir marka okey demiyorsa başka bir marka okey diyor.
Ve o yüzden kendime olan saygım da artıyor.
Yani biraz otomatik diyor burada.
Ne? alıştırarak kendinizi bu alanda güçlenmeye devam.
Ne demiştim? Ben hala zorlanıyorum ama şöyle bir ölçeklendirme yapmayı ben çok seviyorum.
A'dan Z'ye bir scale düşünün.
A başlangıç noktanız Z.
Artık varmak istediğiniz nokta.
Bence ben şu anda P harfine kadar gelmişimdir.
Yani henüz bitmedi. Daha gidecek yolumuz var ama çok da yol gittim.
O yüzden bu ölçeklendirmeyle kendimi değerlendirdiğimde ne kadar yol aldığımın farkına varıp kendimi de oradan böyle arkamdan destekliyorum.
Sırtımı sıva... yazıyorum çünkü Bazen olmak istediğiniz yere gelmediğinizde hiçbir şey yapmamış gibi de hissedebiliyorsunuz kendinizi.
Onu da kendinize verin. Ekstradan not düşeyim burada.
Son olarak yine hep söylüyorum.
Eğer ki başaramadığınızı düşünüyorsanız, kendi kendinizi halledemediğinizi düşünüyorsanız her zaman uzman birinden destek almayı destekliyorum.
Kendim de öyle yapıyorum çünkü. O yüzden son olarak da bunu ekleyelim.
Umuyorum bu bölüm de bu alanda ilerlemek isteyenlere yardımcı olan bir bölüm olmuştur.
Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.
Haftaya pazartesi yine sabah 7'de görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
