
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Selamlar,Bu bölümde Nurtaç son zamanlarda aklına takılan, fark ettiği bir konuya değiniyor. Neden sevgiden korkuyoruz, sevgiden korkmadığımıza bir ilişkiye başlarsak neler değişir, sevginin hak ettiği değeri ona vermiş olur muyuz? Sevgiye hazır olmayan, sadece korkuyla hareket edenlere zaman ve enerji harcamak ne kadar mantıklı?Ve daha fazlası bu bölümde :D Soruları olanlar çekinmeden bana ulaşabilir.Takip edin;instagram: https://www.instagram.com/nurtacturkeli/Youtube: https://www.youtube.com/channel/UC6raRxMHFn7ONEYIk0A-4IQ/videosSorularınız için;Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Hello hello En İyi Versiyonun dinleyicileri.
Bu podcast'e hoş geldiniz.
Ben Nurtaş Türkeli.
Umarım harika bir gün geçiriyorsunuzdur.
Ben kahvemle, önümde, günlüğümle biraz böyle düşünürken epizod çekmeye karar verdim.
Ve son zamanlarda aslında içimde bayağı böyle kaynayan, fokurdayan düşünceler, duygular, neler varsa onları ortaya koymak istiyorum.
Çok fazla detayları da anlatamayacağım.
Zaten hani çok uzun sürer.
Ama son zamanlarda böyle sevgi kavramını farklı bir deneyimden geçirerek gidiyorum.
Ve yani çok daha farklı bir şekilde deneyimliyorum sevgiyi.
Ve bazı şeyleri fark ettim.
Belki Türk olduğumuz için, Türkiye tarzıyla, o kalıplarla, sosyal beklenti vs.
Onların dışında neler olabilir?
Birazcık onların keşfindeyim.
Onları konuşacağız bu bölümde.
Birazcık şeyi fark ediyorum.
Lisedeki ve üniversitedeki dönemimde bir sevgili...
Dönemi başladığında, sevgili olmaya başladığında, birinden hoşlandığında, flört ettiğinde aslında ilk gittiğimiz yer beynimizde, kalbimizde o koruma odası.
Kendimizi korumak istiyoruz.
Karşıki tarafa bunu çok belli etmeden.
Bu birazcık şey gibi de değil.
Kızlar hemen kendilerini göstermemeli değil.
Erkek de bunu yapıyor. Sadece kızlar üzerine değil.
Hemen kendimizi korumak istiyoruz.
Hemen o... Altını çizerek söylüyorum cool tavırları sergilemek istiyoruz.
Karşıki tarafa İngilizce tabiriyle open heart, o açık kalbini, kalbini açtığını gösterdiğini belli etmek istemiyoruz bence.
Yani bu ne demek oluyor? İşte bir flörtleşme var.
Karşı tarafın senden çok hoşlanmasını istiyorsun.
Acayip hoşlanmasını istiyorsun.
Ve bu hoşlantının sevgiye dönüşmesini, işte aşka dönüşmesini.
Mümkün mertebe, evlilik, çoluk çocuk.
Hani beyin oraya kadar gidiyor.
Ama sevgi, aşkı acaba nasıl değerlendiriyoruz?
O bir kişi olmak zorunda mı?
Yani bütün kalbinde sakladığın sevgiyi bir kişiye yüklemek zorunda mısın?
Ve bunu... Konservatif bir şekilde mi göstermek zorundasın?
Ne demek istiyorum? Yani kalbinde çok sevmek isteyen bir taraf var.
Ve bunu göstermekten, belli etmekten çok korkuyorsun.
Çünkü kırılabilirsin, incinebilirsin.
Karşıki taraftan o beklentiyi alamayabilirsin.
O yüzden başta cool oynamayı çok seviyoruz.
Ben zaten seni o kadar sevmedim.
Ben zaten seni o kadar istemiyorum.
Yani olmasa da olur.
Olursa da olur. O tavırı kendinizi bir yoklayın.
önceki ilişkilerinizi bir yoklayın.
Mutlaka en az bir kere başınızdan geçmiştir.
Tamamen açık kalple hiçbir ilişkiye başlayamıyoruz.
Çünkü korkuyoruz. Bunun tamamen altındaki neden korku.
Hayattaki birçok şeye nasıl karar verdiğimiz gibi.
Her şeyin altında korkuyla karar veriyoruz.
Ve bunu fark ettiğinde insan daha çok korkuyor.
Yani ben bunu yaptım çünkü altında böyle böyle bir korku var.
Ya da şu kararımı bu korkulara dayanarak alıyorumu fark ettiğin anda aslında müthiş bir aydınlanma yaşıyorsun.
Ve sevmediğini düşündüğün şeyler sevdiğin şeylere dönüşebiliyor ya da tam tersi.
Aşk konusundaysa dediğim gibi hemen birinden hoşlandığın anda Daha güzel görünmek istiyorsun, daha güzel kokmak istiyorsun.
Beğenmediğin taraflarından daha da gıcık oluyorsun.
Allah kahretsin neden bu tarafım var?
Neden zayıf tarafım var?
Ya da neden saçımın şurası bu renk?
Anlatabiliyor muyum? O küçük fiziksel detaylar gözünüze daha çok görünüyor.
Ve karşıki tarafın aslında bunlara takılacağını düşünüyoruz.
Çünkü maalesef yaşadığımız toplum bizi o kalıplara sokuyor birazcık.
İşte burnunun...
Kaşının, dudağının, dişinin, saç renginin, kilonun, vücut hatlarının nasıl olduğu ile alakalı obsesif bir durumdayız aslında.
Ama kendinizi şöyle bir odaya sokun.
Ya bütün bunlar gerçekten zannettiğimiz kadar önemli değildiyse?
Yani sevgi, aşık olmak, sevgiyi paylaşmak bunlara dayalı değildiyse?
Korku olmadan o odaya girersen eğer?
Aşık olmak istediğin, kalbini açmak istediğin, sevgiyi sonuna kadar yaşamak istediğin odaya girersen eğer neler olur?
Neler olabilir?
Ve o aldığın duygu, yoğunluk nasıl olur acaba?
Hiç bunları düşünüyor muyuz?
Çünkü korkuyoruz, hepimiz korkuyoruz.
Sevginin arkasında korku olduğunda maalesef sevginin hak ettiği değeri ve yoğunluğu veremediğimizi düşünüyorum.
O yüzden birçok evliliğin iletişimsiz, aslında toplumun ne istediğine dayalı olduğu için sıkışmışlık hissiyatında gittiğini düşünüyorum.
Bu evlilik olmak zorunda değil, uzun vadeli bir ilişki de olabilir.
3-4 aylık ilişkilerde bunu çok fark edemezsiniz belki ama uzun vadeli bir ilişkide bir şeyler oturdu, ne yapmam lazım, bırakamam.
Sevgimi şu şu şekilde göstermeliyim gibi.
Çok fazla kalıplar yaşadığımız için belki şu an çok net anlatamıyorum ama uzun ilişkide olanlar bence beni çok iyi anlıyorlar.
Yani bir kalıpta yaşıyoruz ama o sevginin fokurdayan hali, karnını o fokur fokur hissettiren hali, aşk neyse artık o.
Başta vermeye korktun sonra...
Belki verebildiğin ama Türk zihniyetinde birazcık bizde şey var.
Aşk eşittir acı gibi bir kalıp var.
Çünkü aşk şarkılarımız bile fazla dramatik, fazla arabesk böyle.
Mutlu mutlu yaşayamıyoruz biz o aşkı.
Mutlu mutlu gösteremiyoruz karşıki tarafa.
İşin ucunda bir acı olması lazım.
Bence o yüzden çok fazla kıskançlık ve kaybetme korkuları ilişkiye ekleniyor.
Yani lütfen beni bırakma.
Lütfen beni çok sev.
Sonsuza kadar sev. Sevmek istiyor.
Bu genelde işte anne sevgisi de olabilir, çocuk sevgisi de olabilir.
Yani çocuk yapabilirsin, ona bütün o akışı sağlayabilirsin.
Ya da arkadaşın, mesleğin, işin, yaptığın, hobin onlar olabilir.
Ama o kalpten gelen akıntı o odada duramıyor.
Bir ilişkiye başlarken keşke direkt böyle kapıyı açsak ve fokur fokur kaynayıp gitse.
Korku olmasa.
Neden sevmekten korkuyoruz mesela?
İşin ucunda çok sevgi gösterirsem kaçar korkusu var mesela.
Bunu bir inceleyebilirsiniz kendinize baktığınızda.
Hani gösterirsem, çok belli edersem beni sevmeyecek, beni istemeyecek.
Çünkü biraz öyle öğretildi bize.
Hani böyle aa kaçan kovalanır.
Hiç sevmiyorum bu kalıbı, hiç hiç sevmiyorum.
Kaçan kovalanmasın abi yani kimse kaçmasın.
Eğer ki ona hazır değilsen hazır olmadığını söyleyebilirsin.
Halledilebilecek bir şeyse iki taraf bunun üzerine çalışır.
Korkuları varsa korkular olduğunu kabul edip ortaya koymak zaten inanılmaz bir yardımcı hareket olur.
Eğer halledilemeyen bir şey varsa profesyonel destek alınabilir.
Hala halledilemiyorsa demek ki you are not meant to be together.
Demek ki bir arada olmamanız gerekiyor gibi.
Biraz daha böyle işin daha mantalitesine de uygun.
gidilirse eğer bence çok daha sağlıklı bir başlangıç olabiliyor.
Yani demek istediğim ne kadar uzatarak söyledim ama bence iki insan birbirini tanıdığında fokur fokur kaynamalı.
Karşılıklı olarak şeyleri hiç sevmiyorum gerçekten.
Yani seviyor muyum, sevmiyor muyum bilmiyorum.
Yani çok dengesizim, kararsızım.
Seni seviyorum ama aslında şu kişiyi de seviyorum.
Olabilir, okey. Bir kişiye laps diye hemen aşık olmayabilirsin ama bence bunu own it.
Yani ona sahip çıkıp, bu duygularının farkına varıp, ayakları yere basan, duygularını anlayan, present olan, o anın içinde olabilen insanlarla ileriye gitmek
çok daha keyifli ve çok daha kolay.
Birisiyle tanıştınız diyelim şu an dinleyenler arasında yeni bir insanla tanıştıysanız eğer.
Bence bu değerlendirmeleri yapmak çok önemli.
Kendinizi ortaya koymak istemeniz yeni bir ilişkiye başlarken ve aynı şekilde benzer tavırla karşı tarafın gelmesi ve sevgiden korkmamak.
Eğer ki karşı taraf çok fazla dengesiz oynuyorsa, geliyor gidiyor, geliyor gidiyor ve gelmeye niyeti yok gibi duruyorsa, bence burada kendinize acı vermeye çalışmadan, çünkü biz biraz acıdan da zevk
alıyoruz, beni sevmiyor, keşke beni sevse, en çok beni sevse gibi aslında hiç gereksiz duygu boşluğundan çıkıp, Sevmek isteyene, sevmeyi denemek isteyene onu vermek, o kanalizasyonu
orada sağlamak ve sevginin tadını çıkartmak o kadar güzel ki.
Ya sevginin tadını çıkartmak, bunu bir daha söylemek istiyorum.
Sevginin tadını çıkartmak o kadar güzel ki.
Çünkü benim de bir Türk sevgilim oldu, ya birkaç Türk sevgilim oldu.
Bizim hikayelerde biraz böyle...
Kavuşamama daha seksi.
Kavga etmek daha seksi.
Orada tutku var, kıskançlık var.
Lütfen beni bırakma, ağlamalar.
Öh yani.
Ne gerek var? Sevgiyi göstermek.
Seni çok seviyorum, ben seni daha çok seviyorum diyebilmek.
Anlatabiliyor muyum? Böyle fıkır fıkır kaynamak yani.
Onu açmak, kapıyı açmak, odadan çıkmak.
Sevginin önünü açmak.
O kadar güzel ve değerli ki aslında.
Biz bunu neden fark edemiyoruz?
Ya da neden bu kadar çok korkuyoruz?
Bu hem erkek hem kadın için geçerli.
Sevgiden korkuyoruz.
Beni bırakacak. Evet, bırakabilir.
Evet. Ama neden tüm bu korkular yüzünden sevginin hak ettiği değeri sevgiye gösteremiyoruz?
Bence. Benim 6 yıllık bir ilişkim var.
Artık 6. yılımıza giriyoruz.
Ve hayatıma girdiği ilk günden beri.
O kadar mutluyum ki.
Yani sadece sevgilim olarak değil, hayatıma girdiği günden beri sürekli yeni bir şey öğreniyorum.
Sürekli yeni bir şey deneyimliyorum.
Ve sevginin tadını çıkartıyorum.
Başlarda elbette sıkıntı yaşadık.
Çünkü benim öğrendiğim kalıpları karşıki taraf uygulamaya çalıştım.
Biz de farklı kültür ve farklı ülkeden geldiğimiz için.
Mesela benim kalıplarım zeke uymadı.
Kavga etmek, kıskançlık.
Yani kıskançlığı istiyorum mesela hemen.
Karşı taraf da yok. E diyorum o zaman bu beni kıskanmıyor.
Kıskanmıyorsa sevmiyor mu? O kadar sığ bir düşünce ki aslında.
Hemen iki taraf birbirine akmayabilir.
Çünkü bu dediğim gibi korkudan kaynaklı.
Ama bunu fark etmek, buna hazır olmak, bunu deneyimlemek ve en en önemlisi bence bir ilişkide iletişim.
İ-le-ti-şim.
Ne istediğini laps diye söyleyebilmek.
Ya ben böyle böyle sevilmeyi seviyorum.
Ve ben böyle sevgi veriyorum.
Ve ben sevgi vermek, sevgi almak istiyorum.
Bazen şöyle bir şey de oluyor çünkü.
Beklenti olmamalı efendim. Sen sevgini ver bekleme.
Şimdi bence alma verme dengesi burada çok önemli.
Ben sürekli sevgi verirsem, kendimi ortaya koyarsam.
Ama karşıki taraf sürekli korkuyla gelirse işte burada bir dengesizlik oluyor.
Ve o dengesizliğin içinden sevgiyle çıkmak inanılmaz zor.
İşin içinde her zaman korku, işin içinde her zaman ne olacak düşüncesiyle kimse oraya kendini koyamıyor, odaklayamıyor.
Yani ben hazırsam eğer sevmeye ve bir ilişkiye ve bunu karşı tarafa gösteriyorsam ama karşı taraf çok fazla ıssız adam oynuyorsa bana eğer anlatabiliyor muyum?
Issız adam bizim kalabımız meşhurdur çünkü.
Uymuyor, uyuşmuyor.
Ben sevgi vermek istiyorum, sevgi almak istiyorum alamıyorum.
Neden? Çünkü karşı taraf hazır değil.
O zaman eğer ki karşı taraf bunu değiştirmek için çaba gösteriyorsa, kendi beceremiyor, profesyonel yardım alıyorsa okey.
Orada ben Sebat gösterebilirim.
Orada ben onun yanında olabilirim.
Çünkü o dönemi kısa da bir dönem olması gerekiyor bence.
Ona göstererek onun elinden tutup korkulacak bir şey olmadığını gösterebilirim.
Ama eğer karşı taraftan böyle bir şey gelmiyorsa benim orada harcayacak enerjim, zamanım ve sevgim yok.
Yok. Bunu kendinize aslında gösterebilmeniz gerekiyor bence.
Ben bu kişi için sevgi, enerji ve zaman yatırımı yapmak istiyor muyum?
Bunlar çok değerli.
Eğer iki taraf da kapalıysa zaten yürümüyor biliyorsunuz.
Sürekli böyle kavga fazi bir enerji oluşuyor arada, yürümüyor.
Eğer iki taraf da hazırsa zaten dünyada en güzel şey.
İki tarafın da hazır olması, açık olması, kalbini açması ve sevgiye ulaşması.
Çünkü bence biz buradan zevk alıyoruz zaten, onu istiyoruz.
Türkiye sisteminde birazcık çünkü işin içinde acı olursa daha çekici ya aslında hiç öyle değil.
Aslında gerçekten hiç hiç hiç öyle değil.
Çünkü zevkle başlarda kavga etmediğimizde bir şeyleri eksik yapıyoruz hissiyatı vardı.
Ama hiç alakası yok.
Sevginin uzun zamandır hayatımda olup iyileştirici gücünü hissediyorum.
Beni inanılmaz derecede ileriye çektiğini, ileriye götürdüğünü hissediyorum.
Ve son zamanlarda işte izlediğim dizilerden, okuduğum kitaplardan aslında ilişkiye başlarken nerelerde hata yaptığımızı, ülkeden, kültürden öğrendiğimizi nasıl uygulamaya çalıştığımızı biraz daha böyle somut bir şekilde görmeye
başladım. Bu bölümü de onun üzerine yapmak istedim.
Hatta hiç editlemeyeceğim. Hatalarıyla böyle laps diye koyacağım.
Sevgiden neden korktuğumuzu, aslında korkulmadığından ne kadar ne kadar tatlı olduğunu görebileceğimizi birazcık sizinle paylaşmak istedim.
Şu anda yeni birisiyle tanışıyorsanız kendinizi yoklayın.
Onu bir yoklayın.
Çok açık bir şekilde iletişim kurun.
Eğer ki böyle ya ben bilmiyorum bağımlı sorun yaşıyorum tipinde bir insansa ve o gerçekten yatırıma değmeyeceği bir ortamdaysa bana sorarsanız yol
verin gitsin. Kimse için gerçekten ne kendi duygularınızı yormaya değer ne zamanınızı harcamaya değer.
Dediğim gibi karşıki taraf buna hazır değilse.
Eğer böyle bir ilişki içindeyseniz kendinizi yoklayabilirsiniz.
Bunları söylemek kolay ama o olgunluğa geldiğinizde, duygularınızı kontrol edebildiğinizde, çünkü böyle aşk yaldır yaldır asla kontrol edemiyorum, ola da bilir o taraf yani çok daha farklı bir
boyutudur belki ama genel itibariyle aslında biz fark etsek de fark etmesek de sevmek istediğimiz insanı biz seçiyoruz.
Oturuyoruz, müzik dinliyoruz, yazılar yazıyoruz, ağlıyoruz.
O konuma kendimizi kendimiz sokuyoruz.
Ve o konumdan aslında kendimizi kendimiz çıkarabiliriz.
Anlatabiliyor muyum? Bölümü burada bitireyim.
Bayağı konuştum bugün. Hepinizi öpüyorum.
Yeni bölümlerle görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
