
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Bugün sevgiden konuşalım istiyorum.
Sevgi gösteriş şeklimizden.
Sevgiyi, aktarışımız ya da kabul edişimiz, paylaşımımız, nelerden hoşlanıyoruz, nasıl bağ kuruyoruz, sevginin beş dili deniyor ya birazcık onlardan bahsedeceğiz.
Ben sevginin beş dili testini yaptığımda hiç şaka yapmıyorum.
Yüzde yirmi olarak hepsinden çıktı ve gerçekten öyle birisi olduğumu düşünüyorum.
Kaliteli zaman geçirmek, dokunmak, hediyeler, act of service yani size birisinin hizmet etmesi.
Bir de words of affirmation yani kelimelerle size işte güzelsin, tatlısın, seni seviyorum falan denmesi bende hepsinden %20 olarak var.
Birini birinden eksik etmeyin.
Hediyeler verin, bir şeyler yapın, kahvaltı hazırlayın, masaj yapabilirsiniz bana.
Dokunabilirsiniz, sarılabilirsiniz.
Bayılıyorum. Sarılmaları, öpüşmeleri çok severim.
Yakın olmayı çok seviyorum. Gerçekten böyle konuşurken falan da insanların koluna tutunursun ya.
Var onlardan bende. Sarılmanın sakinleştirdiğine inanırım.
Masaj yapmayı da çok severim bu arada.
Sadece bana masaj yapılmasını değil.
Sevdiğim insanlara eğer bir de modumdaysam uzun uzun masaj yapmayı çok seviyorum.
Bir de iyileştirici gücünde olduğunu düşünüyorum.
Biraz reiki praktizim var belki.
Önceki bölümlerden hatırlarsınız.
Böyle o temaslar, kelimeler, hizmet.
Kaliteli zaman geçirme ve materyalistik hediyeleri de seviyorum ben.
Yani sadece tatile falan götürmeyin beni.
Gerçekten materyalistik hediyeleri de seviyorum.
Çünkü yaşadığımız dünyada materyalistik olmayı da çok bokluyoruz.
Bu hani tamamen maksimalist olalım ve sürekli sürekli sürekli değil.
Bu arada öyle bir duygunuz varsa onun içerisinde başka psikolojik eksiklik olduğunun da kanaatindeyim.
Çünkü muhtemelen bir şeyi ekstradan duyurmaya çalışıyorsunuz.
Bu da benim kendimde ayrı fark ettiğim bir şey.
Mesela yoksunluk duygumu bazen fiziksel şeyler...
O an doluyor biliyorsunuz.
Yeni bir şey aldığında, evine yeni bir şey geldiğinde, hediyeler geldiğinde o an çok dolmuş hissediyorsun.
Sonrasında geri kalan işte biraz daha hayatta aradığın stability diyoruz ya o netlik, kararlılık ve dengede kalabilme ihtiyacın başka şeylerle tekrardan dürtülüyor.
İhtiyaç haline geri dönüyor.
Yani o an yatıştın ama günün sonunda tabanın sağlam değilse tekrardan sarsılma ihtimalin var.
Bilmiyorum bunu çok aktarabildim mi ama demek istediğim kendi yoksunluk duygumu bazen materyalistik hediyelerle doldurmaya çalışıyorum demeye çalıştım.
Bu en çok zevkten çıkıyor.
Çünkü arkadaşlarım ya da ailem üzerinde böyle bir baskım yok.
Sadece hayat arkadaşımdan.
Bir de bunun üstüne yani marka konusunda da takım.
Mesela düşünülmemiş bir hediyeyi de sevmem.
Böyle rastgele alınmış işte Amazon'dan falan sipariş edilmiş şeyleri de hiç sevmem.
Random bir şeyse belki okey de doğum günümde falan sakın yani.
Yazık Zeki yaptı daha önce ve bir daha yapmayacak hale geldi diyebilirim.
O konularda da eskiden şey gibi hissediyordum.
Özellikle ilişkimizin başlarında çok ayıpmış, söyleyemezmişim gibi hissediyordum.
Şu anda şey, söylemem lazım çünkü...
Ben kendimden vazgeçiyorum.
Seviyorum. Kaliteli şey seviyorum.
Kaliteli şeyler kullanmak istiyorum hayatımda.
Bu böyle çok materyalistik gibi geliyor söylerken de.
Ama başka insanların beni boklamasına da izin vermiyorum artık yani.
Bu benim. Demek ki aradığım başka bir şeye ihtiyaç var altında.
Kendi arkadaşıma böyle bir şey yapmıyorum.
Çünkü başka arkadaşların bana random hediyeler verdiğinde de çok mutlu oldum.
Galiba bir tek bu zevk de oluyor.
Yani hediye vereceksiniz merak etmeyin öyle bir baskı yok üzerinizde ve verebilirsiniz çok da mutlu olurum.
Şeyleri de seviyorum bu arada hani kahvaltıya gel.
Hani sana kahvaltı yaptım gel, çay içmeye gel.
Çok tatlı, çok sıcak yani işte bunlar act of service diye geçiyor o kısımda.
Çünkü senin için birinin bir şey yapması, sana sevgi göstermesi, o yakınlığı kurması.
Fiziksel teması zaten dışarıdaki insanlarla yani partneriniz olmayınca belki daha zor olabilir.
Ama biz Türk kızları şeyi de severiz bu arada hani kol kola yürürüz, birbirimizin evinde kalırız, boynumuza yaslanırız yani.
Benim bir kız arkadaşım vardı.
O belki abartıyordu. Bilmiyorum ama yatarken beraber uyurduk birbirimizin evinde kaldığımızda.
Bana sarılmak isterdi mesela.
Şimdi bunu düşününce de hmm acaba mı bilmiyorum.
Ama o zamanlar bana aşırı böyle hani sisterhood yani bayağı iki kız çocuk yataklarında beraber uyuyorlar birbirimizin evinde kalıyoruz.
Bazen burada Amerika'da büyüyen göçmen kız arkadaşlarım var yani anneleri babaları göçmüş onlar burada büyümüşler.
Muhtemelen göçmen ana baba olarak çocuklarını dışarıya göndermek istememişler.
Benim buradaki çok yakın arkadaşlarımın çoğu öyle ve birbirlerinin evinde kalarak büyümemişler.
Yani arkadaşların evine gitme yapıyoruz ya biz böyle birbirimizin evinde kalmalar.
Onları yapmadan büyümüşler ve buna ben çok şaşırdım.
Hani Amerika'ydı, hani özgürdünüz, hani her şey gibi.
Büyüdük ya biz Türkiye'den buraya baktığımızda.
Ve kız şey dedi yani yo ben hiç deneyimlemedim onu.
Ben de hep şey diyorum hani Zeki üst katımda benim influencer arkadaşım var.
O kızın evine atarız. Kızı buraya alacağız ama merak etmeyin.
Yani Zeki'yi üst kata göndeririz.
Bizim evde toplanırız.
5-10 kız. Sıkışa sıkışa böyle air mattress falan var.
Beraber uyuruz. Çok seviyorum çünkü.
Hani böyle o sohbetler ne yapıyoruz ki?
Ya cips falan yiyorduk. Film izliyorduk.
Maksat bir araya gelmek.
O paylaşım, o aktarım özellikle kızlar olarak galiba yani bizim o paylaşımlarımız büyürken hele ki küçük bir şehirle büyüdüyseniz tadı çok güzeldi ve çok özlüyorum.
Aynı şey olmuyor. Hem yaşın değişti, algıların, hissiyatın değişti hem de belki de ortam değişti.
Artık insanlar da o kadar sıcak yaklaşamıyor böyle şeylere.
Birbirimizin evinde kalma, küçükkenki gibi değil.
Tamam anladım onu. Bir de verse of affirmation yani güzel söz söyleme, aktarma cümlelerinle yani daha çok seni seviyorum demek, güzelsin demek, işte bugün çok güzel görünüyorsun demek, üstündeki çok yakıştı demek, işte sana ihtiyacım var iyi ki hayatımdasın,
seni tekrardan görmek istiyorum, hani bir kahve içelim bunların hepsi bak söylerken içiniz ısınmıyor mu?
Birbirimizden sakınmayacağımız, daha çok aktaracağımız yani zaten seviyorsan bunu.
Senin de vermen gerekiyor.
Ben buna inanıyorum. Yani gelmesini istediğin şeyleri senin de vermen lazım.
Böyle tuta tuta yok ben kimseye güvenmiyorum artık kimseye istemiyorum hayatımda dedikçe içinin sertleştiğini düşünüyorum.
Böyle stiff deniyor ya böyle.
Hayat enerjinin, bu çiğ enerjisinin, merkezinizin yani orada bir tıkanıklığa girdiğini düşünüyorum.
O yüzden akupunturdan bahsediyorum.
Tamam bu Çin tıbbı, bunu yapmak zorunda değilsiniz.
Sadece böyle kendinizi sıktıkça, uzaklaştıkça, güvenmiyorum dedikçe, insanlara karşı böyle bariyer kurdukça onlar kalınlaşmaya başlıyor.
Benim de var. Daha önce söyledim ya benim de duvarlarım var.
Benim katmanlarımla olduğu kanaatindeyim.
Yani birkaç katmanım var. İlk katmanıma girmek çok zor.
2-3 çok fazla insan var orada.
Yani onlar benim canım sıkıldığında dışarı çıktığım insanlar.
İşte sık sık bir araya geldiğim insanlar.
Çok güzel. O ilk katman benim için çok zor.
O da biraz yengeç burcunun özelliğiymiş.
Azıcık böyle private olmayı da seviyor.
Ne kadar sosyal medyada olsam da.
Kendime ait kısımları çok severim.
Saklamayı da severim yani. Her şeyi ortaya dökmeme gerek yok.
Deyip aynı anda her şeyi de döküyorum.
Ama anladınız yani o aradaki saçmalığı.
Öyle bir şey yani tam o aradayım.
Ama belki de bu stagnant enerjiyi açmak için illa akuputur yapmanıza gerek yok.
Biraz biraz böyle kendinizi açıp diğer insanlara iltifatlar etmek çok zor bu.
Ben bazen şeyi fark ediyorum biliyor musunuz?
Bir arkadaşımı ortak tanıdığımız hakkında güzel şeyler söylüyorum.
Böyle övüyorum onu. Arkadaşımın gözleri böyle pörtlüyor.
Yani şu an niye övüyoruz ki?
Neden onun hakkında şu an konuşuyoruz ki gibi bir enerji oluyor.
Belki açık açık söylesem hani söyleyemeyecek.
Evet yani niye böyle güzel şeyler söylüyoruz diyemeyecek.
Ama karşımdaki insanın verdiği tepki aldığım vibe en azından hani neden övüyoruz?
Çünkü şey alışmışız ya boklamamız lazım.
Dedikodu yapmamız lazım. Onunla alakalı kötü şeyler söylememiz gerekiyormuş gibi de bir algı var.
Yani herkese aynı potayı sokmayayım.
Benim yanlışım burada ama bunu fark ettim.
En azından onun örneğini böyle vereyim.
Böyle... Birisinin yüzünü övmek hani iyi ki geldin iyi ki gördüm seni işte ortamın enerjisini değiştiriyorsun çok güzel enerji katıyorsun demek çok zor.
Ufak böyle bir kıskanıyoruz.
Yüzüne söylemek çok zor.
Onun gıyabında başkasına güzel şeyler söylemek çok zor.
Böyle kendi içimizde aşamadık.
Başka insana aktarmakta zorlanıyoruz.
O yüzden o sevgi değil sadece partnerlik sevgisinden bahsetmiyorum bu bölümde.
Arkadaşlarımız, çevremiz, ailemiz yani ailene kızgınlıkların olabilir, kırgınlıkların olabilir geçmişinde.
Birçok şey yaşanmış olabilir ama bugün yani şu an bugündeyiz ve önündekini görmedikçe hani what's in front of you ona bakmadıkça aklın o tarafta kaldıkça böyle kendini sıkıp duruyorsun.
Yani vermeyeceğim, yapmayacağım.
O zaman ben de sevmeyeceğim. Kendimi de yakalıyorum bunu yaparken.
Ne yapıyorsun? Hani kime bu tepkin?
Kime bu sertliğin?
Eee sert oldun. Sersin bravo.
En sert Nurtaç şu anda.
Evet çok ciddi oldu ve artık herkes ondan korkuyor mu?
Olacak. Biliyorsunuz bu hayata kafa tutmalarımız falan da var bizim.
İlla ki kontrolün bizde olması, bizim yönetimimiz, bizim istediğimiz haliyle.
Ben büyürken falan en çok söylediğim şey kimse beni salak yerine koyamaz.
Kimsenin canını acıttı mesela.
Önceden kim seni salak gibi hissettirdi ve sen kendine böyle bir cephe kurmuşsun ve sürekli savunma halindesin.
Ne bu kadar enerji müsrifli yani kime neyi kanıtlamaya çalışıyorum.
İnsanlar beni nereye koysunlar istiyorum gibi.
Ya sevgiyi ifade etmek, bağ kurmak çok güzel.
Eğer ki test yapmadıysanız, testi hazırlayanın adını hatırlamıyorum.
Maalesef ben böyle kaynaklarla çok gelen bir podcaster değilim.
Öyle olanlara bayılıyorum, imreniyorum ama henüz çıkmadı benden.
Umarım bir gün çıkar. Dilerseniz tabii bu arada yani öyle bir talebiniz varsa kendimi o yönde geliştirmek isterim.
Neyse özetle testi yaparsınız.
Kendinizde böyle yüzdelik olarak fark ettiğiniz şeyler olabilir.
Ki karşıki tarafa bunu aktarabilirsiniz.
Çünkü ben Zek'e söyledim de hani Zek'cim yapacak bir şey yok.
Hepsinden var eşit hem de.
Ama ben bu tarafımı keşfetmeden önce...
Yani sevgiyi nasıl isterim ya da karşıki tarafa nasıl ifade edebilirim anlamadan önce benim de kafam karışıyordu.
Ya da Zek bana hediye almadığında üzülüyordum ve neden üzüldüğümü biraz böyle kendimde bir hataymış gibi düşünüyordum.
Bunu sevgiyle alakalı değil de daha çok ihtiyaç mı gibi, neden buna ihtiyaç duyuyorum gibi düşünerek kendimi orada kötülüyordum.
Ve karşımdaki insana bunu aktaramıyordum öyle söyleyeyim.
O yüzden şimdi Zek'e söyledim ya bana küçük bir hediye al.
Gelirken marketten çikolata alması bile beni çok mutlu ediyor.
Düşünülmüş bir şeyin olması seni sana...
Daha değerli hissettiriyor gibi diyeyim.
Yani illa olmak zorunda değil ama sizin kendi diliniz neyse onu karşı tarafı ifade etmeniz ilişki için acayip elzem bir konu olabiliyor.
Ya da karşı tarafın sevgi dilinin ne olduğunu anlamanız.
Çünkü belki karşınızdaki insan sadece kaliteli zamanla mutlu oluyor.
Diyor ki lütfen benimleyken sadece benimle ol.
Telefonuna bakma, aklın başka yerde olmasın, başka konular getirme.
Hani atıyorum en alakasız iş yeriyle alakalı bir şey konuşmayalım.
Burada ol, benimle ol, bir şeye odaklanalım.
Şimdi kolayımıza geliyor hepimiz Netflix falan izliyoruz, önümüzde atıştırmalar falan oluyor.
Bu böyle alışkanlık haline gelmiş.
Ama ben uzun zamandır bir şey izlerken keyif almıyorum.
Çünkü ilgi alanım orada değil.
O yüzden yeni bir şeyler getirmeye çalışıyoruz ilişkimize.
İşte painting yapalım. Bir şeyler boyayalım.
Çizelim. Gidelim parkta yürüyelim.
Sohbet edelim. Bir kafeye gidelim.
Çayımızı içelim. Yani bunlar hem hareket getiriyor.
Hem daha fazla paylaşım yapmış oluyorsun.
Hem de gerçekten kaliteli vakit geçirmiş oluyorsun.
Çünkü ikiniz de oradasınız.
Yani o date night'lar o yüzden çok önemli.
Haftada bir kere. Bir de biliyorsunuz biz şimdi böyle separate separate together tekniği yapıyoruz.
Yani hem birbirimizden ayrı vakit geçiriyoruz.
Hem de haftada bir iki kere daha böyle.
kaliteli zaman geçirme üzerine planlar yapıyoruz.
Birbirimizden ayrı vakit geçirdiğimiz de şu da olabilir bu arada.
Aynı evdeyiz. Akşam o gitar çalıyor.
Ben mesela başka bir şey yapıyorum gibi.
İkimizin de telefonu kullanma süresi acayip azaldı.
Çünkü bu konuda çok bilinçli olmaya çalışıyoruz ve sık sık söylüyorum zaten.
Belki sıkıldınız bunları bahsetmemden ama telefonlara sık bakmamanız ya da çok fazla böyle takipçisi olan influencerlar böyle ütopik yaşayan kızların hayatlarına sürekli bakmamanızı çok tavsiye ediyorum.
Ben mesela bakamıyorum artık.
Çünkü ütopik, gerçek olmayan bir şey.
Sosyal medyada ne gösteriliyor bilmiyoruz.
Gerçek hayatla dışarı sunulan şey.
İnsanların karakterlerini bilmiyoruz mesela.
Ben bir keresinde tanıdığım bir insanın ne kadar rol yapabildiğini görünce sosyal medyada biraz daha orada fark ettim.
Aha dedim yani kız kendi hayatında acayip acı çekiyor.
Ama sosyal medyada gösterdiği karakter böyle çok fan, her şey yolunda, bayağı güçlü.
Biliyorum ne kadar zorlandığını kendi hayatında ama hiçbirini yansıtmıyor.
Ve hatta o gülümsemesen iki dakika önce ağladı mesela ama tekrardan gülümseyerek.
Güzel şeyler ama kendi hayat akışlarıyla dışarıya gösterdiği arasında ciddi bir fark olabiliyor bazen insanların.
Herkes değil. Sadece o filtreden geçirmek iyi olabilir.
Birilerinin hayatlarına bakarken hani niye bu kadar mutlu herkes?
Yani bende niye yok dediğinizde ki bunları da çok duydunuz eminim.
İlk defa ben söylemiyorum. Ama hatırlamakta fayda var çünkü unutuyoruz.
Hepimiz bu tongaya düşüyoruz bence.
Bunun en güzel panzehrinin artık eskisi kadar konsüm etmemeniz üzerine olacak.
Yani bakmayın sürekli alışveriş halinde olmak da yani alışverişten kastım bayağı o linkler üzerinden.
Non-stop bir alışveriş hali var.
Çok fazla tüketim üzerine.
Söyledim ben de seviyorum fiziksel şeyleri, materyalistik şeyleri sevebiliyorum ama daha çok, daha çok, daha çok dediğiniz zaman altında yatan başka sebepler var.
Yani çok ucuz olduğu için bir şeyler almanız, altında doldurulmak istenen başka bir duygusal ihtiyaç var ama biz böyle web sitelerde ucuz diye...
Dışarıdan ucuz geliyor diye işte yurt dışından falan.
İndirimde diye mesela ben eskiden öyle alışveriş yapardım.
Bir şey indirime girdiğinde ihtiyacım olmasa da alıyordum.
Sonra uzun süre giymediğimi fark ediyordum.
Şu an alışkanlıklarım hiçbiri yok.
Yani bayağı ya 10 yıldır falan yok böyle bir alışkanlığım.
İhtiyacım olmayan bir şey almak istemiyorum.
Kapsül wardrobe kısmına zaten geçtim biliyorsunuz.
Yani çok renkli şeyler kullanamıyorum.
Belki kullansam iyi olur.
Bazen şey diyorum yani hayatımdaki renk mi azaldı acaba ama daha böyle mix and match diye kültürü var ya birbirlerine uyan yakışan renkleri kombine.
etmek gibi. Azaltıyorsun.
Ya bu bölüm de minimalist bir bölüm değil ama demek istediğim hani materyalistik şeyleri sevmeniz sürekli cıngıl cıngıl dolsun değil ya da o instagramda gördüğünüz kızların sürekli linklerini alın değil.
Daha böyle düşünülmüş daha ihtiyaç üzere ya da sizi daha mutlu edecek.
Bu küçücük bir şey de olabilir.
Geçenlerde ben ikinci elciden mendil yüzükleri var ya onu buldum ve çok güzeldi.
Böyle gerçek kristal falan var.
Yani gerçek dediğim gerçek gibi duruyor.
Gerçek değildir eminim. O kadar mutlu oldum ki ufacık bir şey ya.
Yani dört tane yüzük gibi.
Nitekim sevgi dilleri diyoruz beşe ayırmışlar.
Belki sizin daha fazladır, daha farklıdır.
Ya da tamamen bir tanesini seçmişsinizdir içlerinden.
O yüzden hem kendi dilinizi bilin hem de hayatınızdaki insanların dilini bilin ve sevgiyi yaymaya devam edin derim.
Çünkü göstermemiz gerekiyor.
Artık saklamaya gerek yok. Ve bu sadece kendi ailemize değil, arkadaşlarımıza, çevremizdeki insanlara, dışarıda alışveriş yaptığımız ya da herhangi bir interaction'a girdiğimiz insanlara da belirli bir derecede sevgi verebilirsiniz.
Yani gidin sarılın, öpün, insanlara dokun.
demiyorum. Bir gülümseme, gözlerinin içine bakılması, ona değerli hissettirmesi.
Çünkü karma enerjisi olarak da hayatın sizi o channelda tuttuğunu düşünüyorum.
O kanalda tuttuğunu düşünüyorum.
Bazen benim de enerjim düşüyor.
Evden çıkmak istemiyorum. Sonra diyorum ki bir çık, bir kafeye git.
Bir insanların enerjisini hisset.
Tamamen içe dönük ya da içe kapanık olduğunuzu düşünmüyorum.
Hani sadece dışarıda ya da sadece içeride değilsinizdir.
Sizinle iyi hissettiriyor.
İnsanlarla nasıl bağ kuruyorsunuz?
Size göre nasıl sevgi hissedilir?
Bunları düşündüğünüz bir bölüm olsun isterim.
Umarım keyifle dinlemişsinizdir.
Beni Spotify'dan takip edebilirsiniz ve 5 yıldız verirseniz çok mutlu olurum.
Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
