
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Şu an bulunduğum odadan, kendi yatak odamdan, yatağımdan, mikrofonumla, bilgisayarımla son podcast bölümü hazırlayışım.
2-3 güne taşınıyoruz.
Yani Movers'larla gideceğimiz için evde hiçbir şey toplamadık.
Sanki taşınıyormuşuz gibi hissetmiyorum.
Bu da bana bir psikolojik blokaj yaratıyor aslında.
Hani gidecek miyim, o gittiğim yer nasıl olacak, alışacak mıyım, tatile çıkıyormuşum gibi hissediyorum.
Bir de dediğim gibi taşıma şirketiyle çalışacağımız için ben kendime bir bavul hazırlamayı düşünüyorum.
Sanki otele gidiyormuşum gibi bavulla gideceğim.
Sonra... ufak ufak yerleştirmeye başlarım.
Geçen bölümde sizden aslında öneri istemiştim.
Evin videolarını göstereyim mi?
Teker teker paylaşayım mı diye.
Hala bir tarafım yapmak istiyor.
Özellikle YouTube'da. Çünkü biliyorsunuz YouTube'da bu tarz videolar çok seviliyor.
Ben de seviyorum. Ama birçoğunuz da bana hani biz çok merak ediyoruz ama içine nasıl siniyorsa öyle yap dediniz.
Gösterme diyenler oldu.
Bir enerji karışımı olabiliyor.
Biraz böyle hatta nazar olgusundan da bahsetmek istiyorum burada.
Enerji karışımından kastımız evet hani ben Kendimi korudukça buna izin vermedikçe kimsenin enerjisi gelip bence beni etkileyemez.
Bu kısımda kesinlikle katılıyorum.
Çünkü birazcık nazarın bununla ilişkili olduğunu düşünüyorum.
Eğer siz kendinizin enerjisinin çok düşük olduğuna inanıyorsanız, dışarıdan çabuk etkilendiğinize inanıyorsanız biraz böyle o daha çok etki eden bir faktör olabiliyor da.
Ama ben kendimi koruduğuma inandığım zaman bazen böyle kendimi bir balona koyuyorum.
Adı çayı ya da üzerlik.
Onunla böyle evi tekrardan temizliyormuşum gibi düşünüyorum, hayal ediyorum.
Palo Santo yakıyorum. Ya bunlar böyle şamanik alışkanlıklar ama bazen psikolojik olarak sizi rahatlatıyor.
Evin en azından enerjisini yeniliyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz.
Yine böyle hani havadan ve sudan faydalanmak için bazen böyle bir şey yaptığınızda pencereler açabilirsiniz, suyu akıtabilirsiniz.
Beni artık biliyorsunuz bence hayatta her şeye 50-50 inandığım için.
Bir tarafım böyle şeyleri çok seviyor, inanıyor.
Bir tarafım da hani ne yapıyorsun şu an çok saçma diyor.
Keşke bu konuyu da birazcık bir gün anlasak, öğrensek.
Neden tam teslimiyet gösteremiyorum inanç konularında ben de bilmiyorum emin olun.
Videoları paylaşmak istememem nazar konusuyla alakalı değil.
Sosyal medyada olan bir insan için...
kendini ne kadar expose ettiğini bazen tartamıyorsun bence.
Çünkü işin bu. Yani özellikle lifestyle kategorisindeyseniz işiniz kendi hayatınızı göstermek, ilişkilerinizi göstermek, yakın arkadaşlarınızı, ailenizi göstermek.
Bu yeni dönemde bir iş haline dönmüş bir şey aslında.
Yani önceden böyle bir şey yoktu.
O yüzden hala hepimiz bir tık yabancıyız böyle bir formata.
Ama bir tarafım bazen diyor ki hani çok mu kendini ortaya koyuyorsun?
Evin de dahil. Sadece şunu söylemek istiyorum.
Bu eve taşınmak istememin bir sebebi de Ev content friendly.
Yani evin içerisinde daha çok video çekilebilir.
Manzarası çok güzel. Ufak bir spoiler vereyim.
Manhattan manzarasına uyanacağım her gün.
Yüksek bir katta. O yüzden hani ev de muhtemelen motive edecek beni daha çok video yapmam üzerine.
Sadece böyle turları falan yapayım mı ondan emin değilim.
Onu da zaten Instagram'da konuşuruz.
Nurtaş Türkeli hala takip etmiyorsanız oradan beni takip etmeyi unutmayın.
Bu arada Spotify'dan da en iyi versiyonun hesabını takip edebilirsiniz.
Böylelikle biliyorsunuz ki listelerde yukarı çıkıyoruz ve daha çok dinleniyoruz.
Ben de bundan motivasyon alıp bölüm yapmaya devam ediyorum.
Çünkü bir içerik üreticisinin alışkanlığıdır.
Eğer geri dönüşünün gelmediğini düşünüyorsa biraz motivasyonu etkiliyor.
O da akabinde belki uzaklaşmanıza neden oluyor.
Bir süredir gündemimde olan konu ise...
Rahatsız olmakla rahat olabilmek üzerine konuşmak istiyorum.
Yani hayatın bir parçası.
Bazen sağlıkla alakalı bir şey oluyor.
Bazen aileyle alakalı.
İş, arkadaşlık, evlilik.
İlla ki bir yerden bazen bir şey pörtlüyor, pürüz çıkıyor.
Çünkü muhtemelen her şeyin böyle çok olağan akışında harika gitmesini beklemek de gerçekçi olmadığı için parantez içerisinde Ben bu gerçekçi olmayan fikirle yaşıyorum aslına bakarsanız.
Ufak ve pürüz çıktığında genelde verdiğim tepki biraz böyle freak out modunda olabiliyor.
Yani şu anda ne yapacağız oluyor.
Fakat fark ettiğim şey galiba Türk alışkanlıkları sanki önce çok büyük üzüntü haliyle ya da büyük çökme haline tepki vermem gerekiyormuş gibi bir kök inanç var bende.
Yani istemediğim olumsuz bir olayla karşılaştığımda sanki ilk vereceğim tepki böyle hani aman aman bunlar benim başıma nasıl gelir yani Allah kahretsin en kötü şey olacakmış gibi.
Sonra bunları incelerken şunu fark ettim.
Eğer bu tepkiyi vermezsem sanki kötü bir şey olacakmış gibi.
Yani buna kontrol ilüzyonu deniyormuş.
Sizin bunu yaparak olayı kontrol ettiğinizi zannetme gibi bir ilüzyon gerçekleşiyordu.
Eğer ki rahat olursanız, mesela tamam şu anda istemediğim olumsuz, üzücü bir olayla karşı karşıyayım ama biz bunu halledeceğiz, biz bunun üstesinden geleceğiz, işte atlatacağız derseniz sanki
kafanın arkasında böyle olmayacak, daha da cezalandırılacaksın, yeteri kadar önemsemediğin için daha da kötü şeyler olacak gibi bir algı var.
Bence bir yoklayın orayı.
Size de benzer bir algı var mı?
Ben de bu kontrol ilizyonu çok...
küçükken başladığı için bırakırsam çok kötü bir şey olacakmış gibi zannediyorum.
Kontrolün acı çekmemde olduğu gibi bir algı var bende.
O yüzden suçluk hissediyorum eğer rahat davranırsam mesela.
Yani rahatsız durumlarda rahat olabilmeyi bilmiyorum.
Oysa ki dediğim gibi hayatın herhangi bir yerinde başınıza istemediğiniz bir şey gelebilir.
İstemediğiniz bir olayla karşılaşabilirsiniz.
Belki... Bilmiyorum yani bir sürü üzücü olay olabilir.
Üzücü olmasına da gerek yok bu arada.
Dediğim gibi pürüzle karşılaşabilirsiniz.
Ama genel verdiğimiz tepki böyle hani Amerikalılarda hep anlatıyorum size.
Ya we got this. O da biraz toksik pozitiviteye kaçabiliyor bazen.
Ama bir örnek geçenlerde bahsetmiştim bir daha anlatmak istiyorum.
Bence benim için bu konuya uyan en güzel örnek oydu.
Norm işte Zek'in üvey babası.
2020 yılında onlarla yaşadık biz.
O zaman doğum gününden bir hafta önce falan adam bağırsak kanser olduğunu öğrendi.
Eve Mary ile döndü.
Hepimiz masada oturuyoruz işte size söylememiz gereken bir şey var falan dediler.
Sonra işte kanser olduğunu söyleyince ben hemen ağıt yakmaya hazır bir moda geçtim.
Böyle elim burnumda kafamı yere eğmişim ya ağlayacağım o kadar kötüyüm ki yani en büyük şeyle karşılaştık falan.
Sonra... Kafamı bir çevirdim.
İşte Zach, Mary, Norm.
Üçü birden. We got this.
That's okay. İşte biz bunu yeneceğiz.
Her şey yolunda. Merak etme.
Çok iyi bir doktor bulduk.
Doktor bize şöyle dedi falan.
En pozitif halinden yaklaştılar.
Ben tabii orada böyle ha. Okay.
O zaman şu anda pozitifte kalacağız.
Hani ben mesela at yakamam orada.
Yani ağlayamam. Ağlayabilirsin bu arada.
Hani ağlamamak gibi bir şey söz konusu yok.
Sadece şunu anladım o zaman.
Ya da gözlemledim. Benim üzülme halimle onun üzülme hali farklı.
Onlar yes we got this falan dediği için.
Bu olaya evet ya hayatımızda başımıza gelen en tatlı şey gibi yaklaşmadılar.
Onlar da üzgündüler. Onlar da korktular.
Ama en azından benim gibi çökmeye hazır değillerdi.
Ya ben bu 5 yıl önce olmuş olaydan hala bir şey almaya çalışıyorum.
Çünkü bence benim için en önemli gözlemlerden bir tanesiydi.
Olaylara nasıl yaklaştığımız, rahatsız konularda nasıl rahat olabileceğimiz.
Ya hala geliştirmeye çalışıyorum özetle.
Çok da öğrenebilmiş değilim.
Dediğim gibi çünkü arkasında kontrol ilüzyonu var.
Bir de benim hayatımda maalesef çok güçlü olan bir şey cezalandırılma var.
Yani herhangi bir konudan sanki karma olarak cezalandırılacağım.
Bir şeye yardım etmezsem, birisine yardım etmezsem yani yardım etmek istemiyorsam mesela o bana kötü dönüşü olacakmış gibi bir kaygı var kafamda.
Bu arada istemediğiniz bir şeyse, kalbinizden gelmeyen bir şeyse aslında otantik de olmuyorsunuz ya orada.
Yani yapsanız da içinizden gelmediği için normal şartlarda enerji dünyasında diyelim o çok da yerine ulaşmamış oluyor.
Aslına bakarsanız hani siz böyle tamam ya çok istemiyorum ama yapayım diye yaparsanız o da yerine ulaşmamış oluyor.
O yüzden böyle kalbimizin sesini dinleyip ya ben gerçekten ne istiyorumu duymuyoruz ya biz.
Benimki biraz daha işte bu cezalandırma ve karma ile alakalı bir ses oluyor.
İşte yapmam lazım gibi oluyor.
Belki büyürken İslami olgulardan dolayı hep bir şeyi böyle cennet cehennemle de karşılaştırarak büyüdüm ben.
İşte bunu yaparsam cennete gideceğim, bunu yapmazsam cehenneme gideceğim falan diye böyle bir liste çıkıyor ya karşınıza.
Ben 34 yaşındayım hala bu listeyle ilgileniyorum.
Eskisi gibi sağlam değil bu kalıplar bende.
Ama işte böyle yokladığımda...
Dibini kazıdığımda bazı düşüncelerim bunlar çıkıyor.
Sanki hemen cezalandırılacağım ve o ya bu hayatta ya da diğer dünyada karşıma çıkacakmış gibi.
O yüzden bazen yapmak istemediğim şeyi yapabiliyorum.
Ya da yapmak istemediğim şeye nasıl tepki vereceğimi bilemiyorum.
Ya da dediğim gibi rahatsız bir ortamda rahat olamıyorum.
Bir de sanki rahatlığım yanlış anlaşılacakmış gibi de hissediyorum.
Belki bu kültürden kaynaklı yani yabancılarla daha pozitif davrandığımda batmaz onlara.
Ama bir Türk ortamında...
pozitif davransam ya da çok takmıyormuş gibi görünsem.
Bu arada takmıyormuş gibi değil.
Yani daha olumlu yaklaştığımı göstersem belki farklı düşünülecek, algılanılacak.
Ama bizim burada yapmak istediğimiz şey kimin ne düşündüğü değil de bizim ne hissettiğimiz ya.
Hani kendimiz de bunu geliştirmeye çalışıyoruz, yerleştirmeye çalışıyoruz.
O yüzden böyle ufak ufak o şeyleri de dışarı çıkarıp diğer bakış açılarını dışarı çıkarıp evet şu an benim en otantik halimde ben şu anda rahatsız olmakla rahat olmak istiyorum.
Gamsız değil. Çünkü hele ki benim gibi insanlar, aşırı hassas insanlar, grubuna giren kişiler maalesef dışarıdan etkilenmemek söz konusu değil.
Dışarıdan kastım başkalarının düşünceleri değil sadece.
Başka insanların acıları da sizi etkiliyor.
Taktir edersiniz ki günümüz dünyasında internetten dolayı ben dünyanın herhangi bir yerinde olan acı bir haberi duyabiliyorum.
Bundan etkileniyorum ve buna bir şey yapmam gerekliliğiyle yaşıyorum.
Bir de kapasite durumu var. Sizin kendi hayatınızın akışı var.
Sizin kendi uğraştıklarınız var, gündeminiz var.
Normal şartlarda yapı olarak aslında biz buna çok da adapte değiliz.
Yani biliyorsunuz ki en ilkel dönemlerde küçük küçük komünitelerle yaşadığımız için aslında ilk çemberiniz, ikinci çemberinizden haberiniz olarak yerleştiniz, ilerlediniz.
Bütün dünyayı bilmek, öğrenmek, anlamak ve ona karşı sorumluluk hissetmek aslında şu an bizim için çok ağır bir yük.
Biz bunun için hazırlanmadık.
Yani buna yeteri kadar vaktimiz olmadı insan gelişiminde.
O yüzden eğer böyle şeyler hissediyorsanız, başkasının acısına neden çok üzülemiyorum diye kendinizi sorguluyorsanız, birincisi buna formatlı değilsiniz.
Yani muhtemelen kapasiteniz de yetmiyor.
Orada bunu kabullenmek lazım.
İkincisi böyle bir zorunluluğunuz da yok.
Acknowledge yapmak farklı dünyada olanlardan haberimizin olması çok önemli.
Fakat bir yerde sizin elinizden geleni kadar yapabiliyorsunuz ya ve biz bazen o ölçeyi tam öğrenemiyoruz, tam bilemiyoruz, belki hesaplayamıyoruz.
Benim elimden ne kadar geliyor, ben elimden gelenin en iyisini yaptım mı diye düşündüğünüzde muhtemelen orada biraz vicdan da rahatlatmak istiyoruz.
Evet ama belki orada insan olarak üstümüze düşen de o kadar olmuş oluyor.
Elinden gelenin fazlasını yapmaya çalışmak kısmı bence bizi çok görüyor.
Belki oraya biraz daha vurgu yapmak istiyorum.
Yani siz kendinizi anladığınızda o ölçeyi anladığınızda belki kapasitenizi de artık görmüş oluyorsunuz.
Ve ona göre hani tamam ben de kendi sorunlarım var.
Kendi hayatımda kurmaya çalıştığım bir sistem var.
Bir şeyleri değiştirmek istiyorsunuz.
Her gün yeni bir şey öğrenmek istiyorsunuz.
Kendinize bir şey katmak istiyorsunuz.
Bir de bunların üstüne başka başka başka bir sürü şeyle ilgilendiğinizde bu altından kalkamayacağınız bir şey haline gelebiliyor.
O yüzden yine bizim klasiktir.
Kendinize burada...
daha şefkatli davranıp, daha vicdanlı davranıp önce kendinize bu sorumluluğun sizin olmadığını hatırlatmanız gerekiyor.
Dediğim gibi bu hayatta tek bir kategoride karşımıza çıkan bir konu olmadığı için bence çok önemli.
Çünkü başka insanların sorunlarını kendi sorunumuzmuş gibi algılama alışkanlığımız var toplum olarak.
Ve algılamadıysak da ya ayıplanıyoruz ya da biz kendimizi suçlu hissediyoruz ya da sonrasında pişman oluruz diye korkuyoruz mesela.
Aslında pişmanlık da bunun bir parçası.
Ben de pişman olmaktan çok çok çok korkuyorum.
Çünkü sanki böyle geri döndürülemez bir şeymiş gibi geliyor.
Ve yine altında kontrol ilüzyonu var.
Çünkü ben her şeyi kontrol edebileceğimi zannettiğim bir yaklaşımla yaklaşıyorum.
O yüzden olmadığında sanki aa ben yapabilir miydim?
Benim suçum muydu? gibi bir şey de olabiliyor.
Özetle rahatsız olmakla rahat olmayı birazcık galiba sindirebilmemiz lazım.
Bazen rahatsız oluyoruz.
Fakat bu rahatsızlık dönemi...
Size bir şey öğreten bir dönem.
Geçici bir dönem. Başka bir şeye evrilen bir dönem.
O yüzden bu süreçte belki biraz daha rahat hissetmek.
Yani bunun süreç olduğunu kabul etmek.
Daha çok nefes egzersizi yapmak.
Çünkü nefes bence iyi almıyoruz arkadaşlar.
Nefes almayı unutuyoruz.
Vücudumuza böyle nefes depolamayı, sanki nefesin vücudunda gezdiğini hayal etmeyi falan çoğumuz unutuyoruz.
Çünkü o oksijen bazen böyle sanki içeri temizliyormuş gibi falan hayal ediyorum ben.
Ya böyle beni de deli gibi düşünmeyin.
Gerçekten böyle... Galiba genel olarak bana ne iyi gelirim peşinde koştuğum için her şeyi biraz böyle anlamak, özümsemek istiyorum özetle.
Böyle. Bu konuda böyle olsun.
Dediğim gibi Spotify'dan en iyi versiyon hesabını takip edebilirsiniz.
Bir de 5 yıl iz verirseniz çok mutlu olurum.
Hafta yeni bölümle görüşmek üzere.
Yeni bölümü yeni evden çekeceğiz.
Çok heyecanlıyım. Wish me luck.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
