
Prenses Erkekler, Situationship, Red Flag'ler...
23 Mart 2026 · 18 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Instagram: nurtacturkeli
Email: pr@nurtacturkeli.com
Transkript
Ses bir iki, ses bir iki, kayıt.
Yine şeyle, dosyamla geldim.
İlişki konuşmak istediğimi söylemiştim.
Instagram'dan da sizden ilişki problemleri istedim.
Sağ olun gönderdiniz. Ama şöyle, acaba dedim teker teker bölüm başlığım olsa bunlar.
Yani hepsi bir konu olabilecek.
Bunlarla önümüzdeki 30 bölümü kapattık gibi duruyor.
Eğer ilişki konuşacaksak.
Bu bölümde bir iki tanesini ele alacağım.
Eğer ki dinlenmelere bakacağım yani izlenmelere bakacağım.
Güzel gidiyorsak ilişki konularına biraz daha odaklanabilirim.
Çünkü geçenlerde bahsetmiştim şu anki ruh halim.
İçeriye çok bakmak istemiyor.
Hani böyle zaten kırılgan bir dönemimdeyim.
O yüzden böyle birazcık daha kafamı dağıtan, beni rahatlatan, işte başka şeyleri düşündüğüm konulara gitmek istiyorum galiba.
Önümde sizden gelenlerden bazılarını yazdım.
Biraz biraz böyle ele alarak konuşacağız.
İlk başta şu situationship konusundan bahsetmek istiyorum.
Biliyorsunuz böyle kelimeler değişti artık hani ghostingler, situationshipler.
Mesela geçenlerde bir arkadaşıma sordum slow burn nedir, Türkiye'de popüler olmaya başladı mı diye.
Bugün ondan da birazcık bahsedebilirim.
Burada slow burn diye geçiyor.
Bu da şu demek. İlişkinin başında belki karşınızdaki kişiden çok hoşlanmadınız.
Yani evet ya hayallerimdeki kişi çok tutkuluyum çok aşığım falan demediniz.
Merak etmeyin slow burn yani yavaş yavaş bunu pişiriyorsunuz.
Hani birbirinizi tanıdıkça duygu gelişmesi tam bir böyle gürücü usulü muhabbeti.
Ama artık burada da popüler. Bence Türkiye'de de slow burn diye...
kullanımı ya başladı ya da başlayacaktır.
Şimdi şu situationship nedir?
Mesela benim çoğu arkadaşım burada biliyorsunuz 25-26 yaşında ve eğer ilişkide değillerse resmiyleştirmedilerse kimona da exclusive olmak deniyor burada.
Orada da öyle galiba. Artık kelimeler aynı zaten.
Yani İngilizce, Türkçesi kalmadı bu olayın.
Exclusive olmadığınızda situationship'tesiniz.
Yani aradasınız. Bunu birazcık anlatıp kendi yorumumu katmak istiyorum.
Bu arada kalmak ne demek?
Yani birçok insan şu ilizyona kapılabiliyor şu anda.
Hani günümüz dünyasında. Çok fazla seçenek var.
Özellikle New York tarafından bahsedeyim.
Çünkü hani benden de gelen bir yorum buradan olacak.
Hani çevremden gördüğüm, kendi arkadaş çevremden gördüğüm şeyleri bu şekilde aktarmak isterim.
New York'ta zaten...
çok fazla başarılı, böyle kendine iyi yerlere getirmiş, işte sanatla ilgilenen de, mekanik konularda da bayağı başarılı olan insanlar var.
Kadın ya da erkek. Ve biliyorsunuz ki date'ler genelde uygulamalar üzerinden olduğu için insanlar speedy date yapıyorlar resmen.
Hızlı hızlı date'lere çıkılıyor.
Belki görüşmeler çok hızlı bitiyor ve de hemen kararlar değişebiliyor.
Çünkü şunu da çok duyuyorum. Birinci buluşma çok güzeldi ama devamı gelmedi.
Yani çok güzel gibi görünüyordu ama devamı gelmiyor.
Çünkü size göre güzel görünse bile belki karşı taraf giderken başka birisiyle mesajlaşıyor.
Aklına başka bir şey geliyor ya da onun aklına takılan sizle alakalı bir kırmızı bayrak var.
Bunlar olabiliyor. Şimdi bu olduğunda...
Böyle bir pozisyonda diyelim güzel gidiyorsa hani başlangıç güzelse bir tık böyle daha çok yeşil bayraklarınız varsa insanlar sizi limbo da bırakıyorlar.
Situation ship de bu burada dursun.
Böyle bir katalog gibi düşünün onu.
Önünüzde katalog var birkaç seçenek var.
Bu arada her zaman çok seçenek olmasına gerek yok ama henüz oraya bir commitment yapmak istemiyorsunuz.
Bir dedication. Kızılacak bana yine çünkü Türkçeleri yok.
Bir söz vermek istemiyorsunuz, kendinizi kapatmak istemiyorsunuz, belki henüz ona hazır değilsiniz ama çok böyle derinlere indiğinizde aslında onun bir nedeni seçeneğin çok olduğunu zannetme, bir ikinci nedeni de bağlanma tarzınızdan
kaynaklı olabilir. Eğer kaygılı bağlanıyorsanız ve bunlarla çok uğraşmak istemiyorsanız oraya bir commitment gerçekleştirmek istemezsiniz.
O yüzden situationship de kalır.
Bir iki aydır. 6 aydır bazen 1 yılda situationship görüyorum.
Situationship'te gördüğüm üzere date'lere çıkılıyor, buluşmalar yapılıyor, cinsel ilişki bile yaşanabiliyor.
Yani bir ilişki gibi yaşanıyor ama başka birisiyle de görüşebilirsiniz.
Hani öyle haklar var. Ya da yarın ilişkiyi, oranızdaki görüşmelerin hepsini kapatabilirsiniz.
Şimdi buna benim yorumum şöyle.
İnsan en çok kendisini bilir, tanır.
Ben mesela kırılgan bir tip olduğum için buna uygun birisi değilim.
Şu anda da bekar olsaydım...
Yani bir partnerim olmasaydı.
Situationship'ten hoşlanmazdım. Çünkü netlik seviyorum.
Arada kalmışlığı sevmiyorum. Daha küçükken bunlar bak çok keyifliydi.
Çünkü ben de 7 tane çocuktan aynı anda hoşlanıyordum.
Hangisi ağırsa var. Situationship değildi onun adı.
Çünkü ben sadece hoşlanıyordum, beğeniyordum.
Sevgililerim değildi. Hepsi birden flörtlerim değildi.
Kararsız kalıyordum. Ama mesajlaşmaktan öteye gitmeyen bir şey düşünün.
Mesajlar da yani kahve içelim mi, buluşalım mı?
Bir de benim zamanım ya. Şu an değişti yani.
Biz film falan konuşuyorduk gerçekten.
Şöyle toparlayayım ben Kayseri'de okuduğum için üniversiteyi ve daha muhafazakar bir kafa yapısında olduğum için o zamanlar benim için durum böyleydi.
Belki başka insanlar için öyle değildir kendi tecrübemi aktarmak istiyorum.
Genel hatlarıyla situationship bana uygun değil ama...
Siz baktınız bu tam size göredir.
Siz de mesela bir ilişki hemen başlamak istemezsiniz.
Belki karşınızdaki kişiden çok emin değilsinizdir.
Ve o sözü vermek istemezsiniz.
Kendinizi de kapatmak istemezsiniz.
Bence bu baya baya personal bir şey.
Sizin içinize sinen haliyle.
Önemli olan içinize sinen hali olmadığı halde mış gibi yapmamanız.
Anlatabiliyor muyum? Bir diğer konu prenses erkekler diye bir kavram var şu an.
Türkiye'de çok duyuyorum zaten.
Amerika'da da var mı? diye gelmiş.
Elbette var ama böyle princess falan demiyorlar.
Hani burada oh he's kind of princess falan kimse demiyor.
Ama şundan bahsediliyor yani.
Mesela gorilla erkek diyor benim arkadaşlarım burada.
Gorilla erkek istediklerini söylüyorlar.
Yani daha böyle bizim Türkiye'deki maço.
Bu arada bu çoğu arkadaşım benim Kore kökenli Amerikalılar.
Belki onunla da alakası olabilir.
Çünkü Kore erkekleri de birazcık toksiktir.
Bilirsiniz dizilerden falan.
Baya yani içlerinde toksiklik var.
Maçoluk, mansplaining hepsi var yani.
Stereotip yapıyorum bu arada. Hepsi için söylemiyorum.
Genel hatlarıyla. Çünkü benziyoruz da.
Amerika'da da var bu arada. Artık ülke ülkeye ayırmayalım.
Bence geçtik galiba onun dönemini.
Tabii ki de hepsinden her yerde var.
Hatta kibar erkekler de fazla yumuşak dendi.
Hanım köylü dendi. Ben bu konuda şöyle bir tahminde bulunmak istiyorum.
Çok az kaldı bak. O sensitif erkeklerin popüler olma dönemi geliyor.
Özetle prenses erkek burada da var.
Prenses erkeğin ne olduğunu ben açıklayamam açıkçası.
Ama biraz daha şöyle zannediyorum.
Show up yapamayan. Yani o...
Roller var ya normal şartlarda işte date'i ayarlayan mesela ya da date'i ayarlayan mesela.
Hatta bir arkadaşım var date'e çıktığında buraya Uber istiyor.
Yani evine Uber istiyor.
Buraya dedim kız üst katta olduğu için aynı apartmanda yaşadığımız için.
Buraya dedim buraya değil yani apartmana.
Kendi Uber'ini göndermesini istiyor çocuğun.
Bazı erkekler şey diyor ne alaka hani Amerika ben niye bunu yapıyorum.
Bazıları da tabii ki de hani zaten gibi yaklaşıyor.
Bu mesela o kız için başta şeydi.
Başta eleme. gibi düşünün.
Bir de benim arkadaşım şöyle bir cümleyi çok kuruyor.
You don't ask too much you just ask from the wrong person.
Hani sen çok istemiyorsun sadece yanlış kişiden istiyorsun diye.
Çünkü bazı erkekler biliyorsunuz size bunu yük gibi hissettirebilirler.
Ay senin de isteklerin bitmedi diyebilir.
Ama siz kendi isteklerinizi bu arada abartmayın da bazen çünkü yani dürüst olalım kendimize abartılabiliyor.
Hani kimsenin de üstüne binmemize gerek yok.
Hani şunu da yap bunu da yap bunu da bunu da demeye gerek yok.
O eşitliği sizin kurmanız muhtemelen hani Daha adil olacaktır.
Çünkü ben hayatı öyle görüyorum.
Siz o akışı bozmadığınız sürece zaten o doğal haliyle akacak.
O pürüzler o kadar da rahatsız etmeyecek.
Çünkü yine de pürüz olacak bu arada.
Burada önemli olan sizin kendi gözlem yeteneğiniz, istekleriniz ve karşınızdakini bunun ne kadar karşılayabileceği.
Ama tabii bak şu da var. O situationship'ten bahsediyoruz ya.
Eğer herkes situationship'lerde ise, kelimesi de söylemesi çok garip.
Tabii ki de prenses gibi görünecekler.
Çünkü yatırımlar azaldı.
Hem yatırımdan kastım madde değil.
Zaman, emek, o duygu yatırımları da azaldığı için prenses gibi görünüyor olabilirler.
O da bana göre değil mesela. Bu konuda bana göre değil.
Bu arada ben maço erkek hiçbir zaman ilgimi çekmedi.
Hiçbir zaman maço bir sevgilim olmadı.
Hepsi sanatçıydı ya. Tiyatrocu, dansçı.
Hep bu. Evet.
Tiyatrocu ve dansçıymış zaten toplam.
Müzisyen. Bunlar. Kıskançlık konusu var bir tane.
Eşinin iş yerindeki arkadaşlarından kıskandığını söylemiş.
Bazen kıskançlık duygusu karşınızdaki kişiyle alakalı olmuyor.
Bunu niye bazen diyorum biliyor musunuz?
Bazen karşınızdaki insan sizin bu hassasiyetinizi yakalayıp...
Çünkü maalesef bazı erkekler bundan hoşlanıyor.
Orayı kaşımayı seviyorlar.
Bu yeni başıma geldi daha öncesinde.
Orayı kaşıdıklarında benim şöyle bir tanımlamam vardı 22 yaşındayken.
Diyordum ki çocuğa... İçime 100 tane akrep atıyormuşsun gibi oluyor.
Yapma şunu. Hani beni bilerek kıskandırmaya çalışma dediğim bir dönemim vardı.
O da böyle ama sen beni kıskanıyor çok hoşuma gidiyor falan gibi bir şapşiklik yapıyordu.
Şu an şapşiklik diyerek yumuşatıyorum.
Aslında bu inanılmaz problematik.
Yani patolojik neredeyse.
Hani sen kendi sorununu açıkça söylüyorsun.
Yapma ya şu kuyruğuma basma yani yapma bunu.
Adam diyor ki ama benim hoşuma gidiyor falan.
Bu bir dangalaklık. Bak karşındaki insan.
Aa dangalaklık diyerek içimdeki gerçek şey çıktı.
Karşındaki insan senin hassasiyetini görüp görüp yine de ona basıyorsa bu başka bir konu.
Ama sen bunu karşındaki insana söyledin mi?
Mesela iş yerindeki arkadaşlarından kıskandığını, öncelikle neden kıskanıyorsun mesela?
Yani bu senin için bir kaybetme korkusu mu, terk edilme korkusu mu, kendinle alakalı işte bir eksiklik korkun mu var, yetersizlik sendromun mu var?
Bir onları anladıktan sonra, sen de kendini bayağı iyi bir hani taradıktan sonra, onu ifade edebilirsen ve karşındaki insana buna saygı duyarsan, belki bu konudaki ilk adım seni rahatlatacak şeyler söyleyebilir.
Yani ortamanın nasıl olduğunu, aslında aklından böyle...
Bir şey geçmediğini falan. Şimdi bunları söylememin sebebi şu.
Şunu da söyleyebilirdik çok kolayca.
Ya yapacak olan her yer yapar ya falan diyoruz.
Kesir patıyoruz ya. Aslında o öyle değil.
Çünkü sen direkt karşındaki insana beni aldatacaksın.
Beni işte şöyle yapacaksın böyle yapacaksın diye kıskanmıyorsun.
Orada içinde aşamadığın bazı sorunların var.
Kendinle alakalı bazı travmaların var.
O yüzden karşıki tarafa nasıl anlatacağını bilemiyorsun bazen.
Ve bu kıskançlık gibi görünebiliyor.
Bazen ilişkinin temelinde.
Baya baya yani sizin ikinizin arasında bir kopukluk olabiliyor.
Ama bunu da belki o şekilde görmek istemiyorsunuz.
Temel önemli. Bundan da kendime şöyle bir örnek vermek istiyorum.
Ben Çin'deyken Zek'le tanıştığımda Zek master okuluna başlamıştı.
Ve bir anda çevresinde bir sürü arkadaş oldu.
Şeyler yine geldi. Uf ya.
Neyse devam ediyorum. Arkadan gelen ses için çok özür diliyorum.
Lütfen lütfen duymayın.
Misofonikler için ayrıca özür diliyorum.
Okey. İşte Zek master'a başladığında bir anda çevresinde bambaşka insanlar olmaya başladı.
Ve çoğu kadın. Kadın öğrenci zaten teatro bölümünde okuyordu.
İlk baştaki tepkim çok kıskanmaktı.
Kim bunlar? Nereye gidiyor? Niye bu kadar insan var?
Çünkü şey zannediyorum.
Onları benden daha çok beğenecek.
Onları benden daha çok isteyecek diye korkuyorum.
Çünkü benim kendi insecurity deniyor ya.
Kendi insecurity'lerim vardı.
Hatta o zaman böyle Avrupa'ya taşınma fikrimiz vardı.
Şeyi çok iyi hatırlıyorum. Avrupalı kızlar benden daha güzel.
Bak kesin onları daha çok beğenecek falan diye kaygılarım vardı.
Şu anda kendi üzerimde o kadar çok çalışma yaptım ki yani bu zekten bağımsız olarak söylüyorum.
Öyle bir korkum yok çünkü Zek Birleşmiş Milletler'de çalışıyor.
Ve dünyanın her yerinden tonlarca arkadaşı var.
Sürekli yemeğe çıkıyorlar bazen barlara gidiyorlar bazen sabah dönüyor.
Ama ben yatıp uyuyorum çünkü ben gece dışarı çıkmayı sevmiyorum.
Özellikle Amerika'da bundan daha önce bahsetmiştim.
Yani çok kültürüm olmadığı için bir yerden sonra uykum geliyor.
Baya düğünler duyan çocuklara dönüyorum.
Neyse ama ben bunun üzerine bu şekilde düşünmemeyi seçerek geçtim diyeyim.
Yani ay böyle olacak, böyle olacak, şöyle olacak.
O çıktı geziyor ya da ben mesela çok mu safe görünmeye başladığım gibi kaygılarım ara böyle ara ara beni dürter.
Çünkü şey derim ben şu damarımı kessen yani...
İçimden çıkan kodlar bunlar anladın mı?
Hani günün sonunda yine kaygılı korkulu birisi olabilirim.
Eğer oraya kanalizasyonumu yaparsam, oraya odaklanırsam.
Benim için önemli olan oradaki mesafeyi o şekilde koymak oldu.
Kendi adıma Zeki. Bu arada bazen dürtüldüğüm yerler oluyor.
Bazen kokladığım şeyler oluyor.
Diyorum ki burada bir şey var. Hani Zeki.
Bir tek böyle hissettim dediğim zamanlar oluyor.
Olmuyor değil yani ben daha hiç kıskanmıyorum değil.
Yani yanlış anlaşılmasın.
Bazen benim de kıskandığım, dürtüldüğüm yerler oluyor.
Çünkü bir iki örneğini yaşadık arkadaşlar.
Bazen bazı kadın arkadaşlar sizin yanınızda eşinizle flört etmeye çalışıyorlar.
Ve ben bunu koklayabiliyorum. Hani o kadar söyleyeyim.
Şimdi burada sen bunu hissettiğinde gidip Zek'le konuşursun.
Kadına şey demezsin. Ne yapıyorsun?
Ablacığım demezsin.
Diyemiyorsun. Demezsin genelde.
O yüzden Zek'e şey diyorum sadece. Zek ben burada bir şey kokladım diyorum.
O kadar. Yani bunu da anlatabildim mi?
Birazcık ilişkinizdeki dinamik hakimiyet de önemli.
Karşınızdaki kişinin sizi ne kadar dinlediği de önemli.
Çünkü bazen her erkek için söylemiyorum ama erkekler bunun sinyalini sizin kadar hızlı alamıyorlar.
Bunu bir dipnot olarak düşeyim.
Bir tane soru var. İlk başta neden sinyalleri görmezden geliriz?
Sonra elimizde patlayınca anlarız diye.
Şu anda bu bana çok normal geliyor.
Yani bunu ilk duyduğumda nasıl görmezsin, nasıl tepki vermezsin gibi bir şey diyemiyorum.
Çünkü neredeyse hepimiz zaten ilişkinin başında buna müsaitiz.
Kafamızda kurduğumuz idealizasyonlar var ya.
Çekim yaparken bilgisayarımın şarjı bitmiş.
O yüzden bir ara vermek zorunda kaldık.
Şu aşağıdaki çalışanlar hala ara vermedi.
Kafayı yiyeceğim. Neyse şundan bahsediyorduk tam kafanızda ilk başta bir ilişkiyi idealleştirmeniz, ona başka şeyler ithaf etmenizden dolayı beyin aslında ilk başta bunları onaylatacak.
şeyler araştırır. Yani bunu onarlatacak şeyin peşinde koşar.
Çünkü gönlünüzden geçen odur.
Yanılmak istemezsiniz.
Karşınızdaki insanın hayalinizdeki kişiye uygun olmasını istersiniz.
Başta böyle bir ufaktan kendini kandırma deyip çok mu yüzeysel bırakırım bilmiyorum ama ufaktan bir kendimizi kandırma eğilimimiz var.
Dediğim gibi bu kafanızdaki idealden kaynaklı.
Sonra tabii gerçekler böyle batmaya başlıyor.
Hani böyleydi hani şöyleydi diye elinizde patlama ihtimali bundan kaynaklı olabilir.
Son soru çünkü uzatmayayım bu sefer böyle bölümler uzun uzun oluyor.
Bir bölüm uzun uzun olacağına ayrı ayrı ayrı bölümler yapalım ilişkilerle alakalı.
Evlilikte monotonluktan nasıl çıkılır konusu var.
Şimdi evlilikte monotonluğa bence evlilikte monotonluk gibi bakmaktan çıkalım öncelikle tamam mı?
Yani sonuçta evlendiğin insan okey eğer her şey yoluna giderse lifetime.
bir şey ya böyle hayatının sonuna kadar gitmek istediğin kişi.
O yüzden hani ulan nerede monotonluğa uğradık ne zaman işte tek düzeye çıkacak plato var gibi bakarsanız aslında bir yerde çıkıyor karşınıza ama hayatı iki kişinin bir araya gelmesiyle yani iki bireyin
bir araya gelmesiyle birleştirip ara ara farklı etkinlikler ara ara bir araya gelmeler olduğunda şahsi tecrübem Monotonlaşmıyorsunuz.
Ama en önemli şeylerden bir tanesi çünkü geçenlerde burada bir tane arkadaşım bana bunu sordu.
10 yıllık ilişkide nasıl canlı kalabiliyor diye.
Bence yani şartlar uygun olursa tabii ki de tatile çıkabilmek.
Böyle bayağı gönlünce çıkıp gezmek.
İki sevgili gibi. Bir de date nightları aksatmamak.
Yani bu bazen evde de olabilir.
Sonuçta her zaman dışarı çıkmak zorunda değilsiniz.
Ama mesela çünkü diyoruz ya işte paramızı öker şey para yatıramıyoruz falan denilebiliyor.
Bazen cuma günleri mesela masaya beyaz bir örtü örtersin.
Mumlarını koyarsın. Sen şık giyinirsin.
Topuklu ayakkabı. giyersin evinde.
Ya bunlar böyle saçma gelebilir ama bir elevated hissi veriyor ya direkt günlük akışınızdan dışarı çıkmış oluyorsunuz.
Ya da işte belki küçük hediyeler eklenebilir.
Her ay bir tane hediye kuralım var benim bu arada.
Evet yani beni şımarık bulmayın yani bu pahalı bir hediye olmak zorunda değil ama ben hediyeyi çok seviyorum.
Benim sevginin dillerinde hepsinden %20 çıktığı için Zekin'in kaytırabileceği hiçbir şey yok.
Yani Allah Zekin'in yardımcısı olsun.
Onun da sevgi diline göre hareket ediyorum.
Merak etme yani her şey tek taraflı değil.
Bir tek ben böyle istiyorum. falan değil ama kendi isteklerimi çok rahat ifade edebiliyorum.
Çünkü bu da önemli. Hani o anlasın, ben düşününce ne olacak ki demeyin.
Ben dedim zamanında hiçbir şey yaramıyor.
Yani siz kalıyorsunuz anladın mı?
Yani böyle erkek benim zihnimi okusun, her şeyi anlasın, her şeyi düşünsün dediğinizde olmuyor.
Ben bayağı ne tür bir hediye istediğimi söylüyorum.
Nasıl bir akşam geçirmek istediğimi söylüyorum.
Bazen zevk sürprizler yapıyor. Bazen sürpriz hoşuma gitmediyse söylüyorum.
Bazen mükemmel bir sürpriz yapıyor.
Yani bunun her zaman bir şeyi var.
Hani piyango gibi bir şey düşün. Hani bazen mutlu bazen mutsuz.
O yüzden evliliğe monoton gibi o kalıplardan çıkılmasının daha faydalı olacağını düşünüyorum.
Çocuk varsa çok zordur.
Bu hani şeyden date night'ları çıkmak, bazen tatile gitmek bir de hayat pahalılığı vs.
ekleniyor bunların farkındayım.
En azından hani başlangıç olarak çünkü şunu da eklemek istiyorum.
Cinsel hayatınız için de muhakkak fantezi yapılmalı.
Çünkü görev bilincinde yaptığınızda tabii ki de hani ilginiz...
Çünkü hadi eve geldik, hadi bakalım yemek yedik, hadi bakalım uyumadan önce gibi olması benim için çekici değil öyle söyleyeyim.
Yani bazen bu konularda bölüm çekmiştim daha öncesinde.
Bir tane fikir var aklımda da bence Türkiye şu an buna hazır olmayabilir.
Ben de çok hazır olmayabilirim. Yani bunu hazırlamaya ve karşımdan gelecek tepkiye mentor olarak hazır olmayabilirim.
Ama çok güzel bir fikir var aklımda. Birçok evliliği kurtarabilecek bir fikir.
Hani fantezi dünyasını.
Maybe, yani maybe someday yatırımcısını da bulabilirsek eğer bir uygulama fikri...
Altyazı M.K.
Who knows? Dedim ya size benim her gün 1 milyon dolarlık fikrim var.
Ama böyle execute etmediğin sürece I'm sitting ducks yani.
O yüzden kader. Neyse bu ilişkilerle alakalı bir bölüm oldu.
Ben keyif aldım.
Ben ilişkiler konuşmayı seviyorum galiba.
Bir sonraki bölümde de birazcık yapalım bunu.
Hatta önümüzdeki birkaç bölüm bunu yapalım.
Siz de paylaşın. Zaten Instagram'dan aldım bunları.
Instagram'ı Nurtaş Türkiye'li takip edelim.
Biliyorsunuz Instagram sosyal medyayla alakalı çok mızmız yapıyorum bu ara ve sıkılmışsınızdır.
Hani şey diyebilirsiniz tamam artık bırak.
Hani ne olur bırak çünkü bırakmak istiyorum bırakamıyorum falan diye.
Her yerde konuştuğum için böyle biraz şeyi bekliyorum.
Hani birisi artık bırak şunu abla yeter hani demesini bekliyorum biriniz diyebilirsiniz.
Bir bırakacağız bir süre bir bakacağız.
Başka bir fikir daha geldi aklıma hatta.
Bırakmanın yanına üstüne bir fikir geldi ama şu an size söylemeyeyim.
Fikri yaparsam göreceksiniz.
Fikri yapmadan bir şey söylemeyeceğim.
Çünkü elimde patlayan çok şey oldu benim.
Nazar diye olmasa da intention gap da olabilir.
Hepsi elimde patladı. Ah yoksa ben şu an milyonerdim.
Multi milyonerdim hatta.
Ya ben bazen 55-60 yaşında böyle kendi kendime konuşan bir teyze olacağım günüme geliyorum.
Geleceğimi gördüm şu anda.
Okey. Neyse.
Alright. Hadi gidiyorum. Hadi gidiyorum.
Bye bye. See you next week.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
