
Transkript
Birazcık karanlık çünkü New York.
Bir güneş batmak üzere.
Önümde softbox var ama suratım hala birazcık karanlık.
Neyse. Yeni bir seriyle geldim.
Üzerimde pijama var. Pijama sohbetleri yapacağız.
Yani daha önce bunu YouTube'da ya da herhangi bir mecralarda birileri yaptı mı bilmiyorum.
Ama aklıma gelen bir şeydi. Bir süredir yapmak istiyordum ama unutuyordum.
Böyle bir hani... Biliyorsunuz.
Şöyle ki benim lise hayatım ve üniversite hayatım çok güzeldi.
Gerçekten çok güzeldi. Hep böyle kızlarla erkeklerle bir arada kaldığımız, pijama sohbetleri yaptığımız, işte abur cuburlarımız yediğimiz yani bunu yapmayan yoktur herhalde zaten.
Böyle söylüyorum ama bakın arkadaşlar ben burada yaşayan yabancı arkadaşlarıma sorduğumda bizim kadar partilememişler biliyor musunuz?
Özellikle göçmen ailelerin çocukları.
Ben de öyle sleepoverlar falan yapamıyordum.
Hani gideyim de pijamalarımla kalayım da böyle hani cipster şudur budur öyle bir şey yok.
Çünkü aileler genelde hani...
alışkanlıklardan korktukları için çocuklarını göndermemişler.
Yani birçok arkadaşım benim bundan mahrum büyümüş.
Oysa ki biz anne gideyim mi ne alır gideyim anneye falan biliyorsunuz o yalanlarımız annelerden izin alma şeklimiz falan.
Bayağı şeydi yani arkadaşına falan sordurtursun ya işte ben söylemedim o söylüyor hani arkadaşım bir şey soracakmış sana anneye falan.
Çok güzel. O yüzden dedim ki bir pijama sohbetleri serisi yapayım.
Çok da pijamam yok. Bu arada hayatımda en sevdiğim şey pijamadır.
Pijamalarla alakalı böyle bir şeyim var benim ama çok yok.
Yani bu seri böyle yaptığımızda sürekli farklı bir pijama görmeyeceksiniz ama önemli olan pijama tanıtımım değil yani.
O kaygıya girmeyelim ama şeyi isterim.
Mesela bu bölümleri dinlerken elinizde falan abur cubur varsa işte ya da o modda dinlerseniz hani arkadaşınızla dinliyormuş gibi odada oturuyormuş gibi.
Çünkü yalnızız ya. Yani çoğumuz o yalnızlığı düşüyoruz.
Bugünkü bölümde ben biraz böyle özele kaçacağım tamam mı?
Yani kendi özel hayatımdan birazcık bahsedeceğim.
Ayrılık acısı aslında başladı altında ve biraz böyle ufak drama var içinde.
Çok drama değil de. Başlayalım.
Şöyle ki benim aşkla aram hayatım boyunca çok iyi oldu.
Yani küçükken bile, tahminicikken bile mahallenin abilerine aşık olursun ya.
Bir tane çocuk vardı, ismi Uğur.
Yani buradan niye bahsetmiyorum çünkü çocuğu asla hatırlamıyorum, suratını bile hatırlamıyorum.
Çocukla ilgili hatırladığım şey, paten kayıyordu ve ben Zonguldak'tım yani dağlık bir yerde yaşıyorum.
Bu çocuk o tepeli yerlerden patenle kayardı, merdivenleri patenle çıkardı.
Manyak bir çocuk tamam mı? Ben ilk bu çocuktan etkilendim daha minicikken.
Bu arada 3 yaşıma dönmeyeceğim merak etmeyin ama böyle bir ufak hikaye anlatmak istiyorum bu pijama bölümlerinde.
O yüzden başlangıçtan birazcık bahsedesim var.
Yani o ilişkileri, birinden hoşlanmayı falan bu bahsettiğim benim yani 4-5 yaşı falandır anlatabiliyor muyum?
Baya miniyim. Sorumlu abisinden hoşlandım ben.
Çünkü beni bisikletin önünde sürdürürdü.
Yani bisikletin önünde koyardı.
Bu arada asla böyle hani taciz maciz hiçbir şey yok.
Bayağı ayağın mahallenin çocuklarıyız biz.
Sadece böyle minicik olduğun için bir abi işte bu Uğur'un abisi adını hatırlamıyorum.
Ozan'dı galiba. O çocuk ya bir gün benim dinlerler mi dinleyeceklerini asla zannetmiyorum ama yani tanıyan birileri falan da olur mu kilimli derler.
Uğurlu Ozan tamam mı?
Bunlardı. Ben onu Ozan'ın önünde bisiklete binerdim.
Hani böyle oturursun ya o şeyin demirinin üstüne.
Mükemmel ya. Bir de ben deniz kenarı çocuğu olduğum için gerçekten harika bir çocukluk yaşadım.
Zaten ilkokul bir de öğretmenimin oğluna aşık olmuştum.
Öğretmenimi okuldan attırmış birisiyim ben bu arada.
Yani böyle bir hikaye var. Hemen şikayet etmiştim.
Çünkü öğretmen çok sert bir kadındı.
Ödev yapmayanları dövüyordu. Ben de ödev yapıyordum.
Yapamadım da ağlamaya başlamıştım.
Annem de niye ağlıyorsun dediğinde şikayet etmiştim.
Öğretmenim beni dövecek diye annem de...
sağ olsun onu okuldan attırdım.
Çocukları dövemezsin diye baya böyle ilk aktivist çalışmamızı annemle yapmış bulunuyoruz 7 yaşımdayken.
Ama ben onun oğluna aşıktım. Sonra ben zaten her yıl başka bir çocuktan hoşlandım.
Yani ikinci sınıfta başka bir çocuk, üçüncü sınıfta başka bir çocuk.
Benim için hayat böyleydi yani sürekli yeni birilerinden de hoşlanmam gerekiyordu.
Hani sıkıcı geliyordu bana öbür türlü.
Bilmiyorum yani aşka aşıklık vardır ya böyle içindeki o heyecan, coşku.
Bir tek böyle ortaokul, lise dönemlerimde şöyle kötü bir huyum vardı benim.
Yani... Bu 35 yaşta bundan bahsetmek de biraz saçma geliyor ama pijama konsepti olduğu için biraz bahsetmek istiyorum.
Yani çocukluk sonuçta. Biraz saçma geliyor anlatırken ama anlatacağım.
Ortaokulda başlayan bir huy.
Birisini gözüme kesiyordum tamam mı işte.
Ben bu çocuğu kendimden hoşlandıracağım diye.
Bir de benim bir iki tane kız arkadaşım vardı.
Ufaktan böyle aramızda bunun konuşmasını da yapıyorduk.
Sonra böyle salsa dergisi vardı ya.
Bir de Trendy vardı. Onları okurduk.
Salsa dergisinden aldığım, öğrendiğim teknikleri bu çocuklar üzerinde uygulamaya bayılıyordum.
Mesela işte o yürürken şöyle gözünle takip etmiyor.
O bakışlar yere düşürdün.
Hani onu almalar. Ufaktan bir çarpmalar.
Benim okulduğum okulda o çocuk B grubundaydı.
Hani ben A sınıfıydım. O B'ydi.
Ve o okulda şey vardı.
Türkçe sınıfı, matematik sınıfı.
Böyle hepsi ayrıydı. Fen sınıfı falan.
Şimdi o B... Sınıftan çıkarken biz giriyoruz ya böyle çarpardım çocuğa.
Hani ufak şeyler yapardım, dikkatini çekerdim ve sert davranırdım.
Ne yapıyorsun ya önüne baksana ya falan.
Tamamen film dizi kafamda gördüğüm şeyleri uyguluyorum ama çok hoşuma gidiyor.
Yani dikkat çekmek hoşuma gidiyor.
Saçlarım kırmızıya boyuyor benim ablam.
Tek tek örüyoruz, rengarenk giyiniyorum.
Yani benim için aslında anlatırken de fark edersiniz belki.
Çok keyifli yıllar.
Bir de gerçekten iyi bir ortamda büyüdüm.
Yani ablamdan da kaynaklı.
Çok böyle modaylı. ilgilenen, becerikli bir kızdı.
Yemekleri falan da yapabiliyordu.
Hep bir süksem vardı yani.
Bir şekilde ön plana çıkabiliyordum.
Öyle söyleyeyim. Sükse kelimesini çok kullanıyorum.
Kendimi fark ettim şu anda.
Kendimi eleştiriyorum yine. Sonra bu çocuklar bana aşklarını itiraf ettiğinde de şey derdim.
Sen çok yanlış anlamışsın.
Öyle bir şey yok derdim.
Bayağı. Psycho yani o yaşlarda onu da eleştirmeyebilirim bence.
Yani hayattan keyif alma, hiçbir şey ciddiye almama ve işte dans, tiyatro, bando yani bütün sosyal etkinliklerde koro moro böyle halk müzikleri korosundaydım.
Ben çok şarkı söyleyebilmiş olmayı çok isterdim biliyor musunuz?
Çünkü çok güzel bir şey bence.
Şarkı söylemek hani o mikrofon sahne yani hayatta en böyle haz duyduğum alandır.
Şarkı söyleyebilen insanlar da en takdir ettiğim insanlar.
Yani bu sanki dünyanın geliş amacını en...
Bilmiyorum somut haliyle gerçekleştiren onlarmış gibi geliyor.
İnşallah bu bölümü yayınlamamazlık etmem çünkü bir tık böyle diğer bölümlere benzemiyor.
Yapacağım onu yine de yapacağım.
Yapacağım çünkü kreatif tarafım geldi böyle vuruyor bir yerlerime.
Sonra benim bu huyum bir süre devam etti ama ben bir çocuğa aşık olmuşum o dönemler.
Başka bir okul bu sefer başka sınıf değil.
Çok aşığım ama tamam mı ve o zaman günlük yazıyorum.
Ben 9 yaşından beri günlük yazıyorum yemin ederim şaka yapmıyorum.
Sevgili günlük ve bence günlüğe başlamamın sebebi Sıdıka'dır.
Sıdıka dizisi vardı. O da yazıyordu böyle cam kenarında günlükler yazıyordu.
Gerçekten 9 yaşından beri sevgili günlük yapıyorum.
Ve o çocuktan şey diye bahsettiğimi hatırlıyorum.
Ben biliyorum asla birisini sevmeyeceğim.
Hayatım boyunca bu çocuk olacak.
Ve şey yaparsınız ya kendi isminizi onun soyadıyla falan.
Hepsini yaptım böyle adımı yazıyorum.
Onun soyadıyla olursa hani ben onunla.
Bir de ben tuttum.
Onunla benim adımın birleşiminden olacak çocuğumuzun adını çıkarıyorum.
Çocuğun adı Ceyhun'du bu arada.
Ondan da bahsedeceğim. Çünkü niye bunları saklayayım?
Benim çocuğumun adı Ceynur olacaktı.
Ama Ceyhun'un hiçbir şeyden haberi yok.
Yani hiçbir şeyden haberi yok yıllarca.
Neyse bu arada bu fantezimin en büyük sebebi annemle babamın adının birleşimi benim ablamın adı.
Nursal. Annemin adı Nural.
Babamın adı Salih. Yani Nursal.
Ablama vermişler. Ablama kaptırmışım bunu yani.
O yüzden benim için bu çok manalı.
Ben de bir gün evlenirsem çocuğuma onu yapacağım.
Zek'le uymuyor. Zek Taç, Zekeri falan.
Nur Taçeri falan. Olmuyor ya.
Olmuyor. Asla çıkmıyor yani ikimizden.
Neyse. Büyük kitabı vardı bizim dönemimizde hatırlarsınız.
Öf ya yemin ediyorum bu kafayı yediğim bir bölüm oluyor.
Büyük kitabı vardı böyle gazetelerden böyle alınan belardan.
Böyle mumun üzerine onun adını falan söylüyordum.
Nuhut muhut bir şeyler yapıyorduk yemin ediyorum hatırlamıyorum ama.
Böyle kendi kendimi onu bağlamamıştım.
Okey tamam birazcık şey oldu bu bölümde.
Çok fazla cıvıtıyorum. Yani baya ben Ceyhun'a 6 yıl kafayı taktım.
Tabii ki de yani ben Ceyhun'a aşığım diye başka çocuklardan hoşlanmıyorum anlamına gelmiyor.
Diğerlerinden de hoşlanmaya devam ediyorum.
Ama benim için hani main karakter.
Ceyhun. Diğerleri de Çerez.
Ben yıllarca bunu böyle adlandırırım bu arada yani.
Birileri main olur diğerleri Çerez olur.
Çünkü neden olmasın hani.
Ya ben Zeki gelene kadar asla evlenebileceğimi bile düşünmüyordum.
Çünkü çok yani severim.
Bu çapkınlıksa eğer onun adı.
Ya bunları böyle anlatınca insan şeyden de korkuyor.
Cinsellikle bağdaştırılabiliyor.
Ben o konularda katı kuralları olan birisiyim ama hani hoşlanma, o flört çok yani çok seviyorum büyürken.
Ben Ceyhun'a açıldım.
Bayağı böyle hayatımda ilk defa gittim.
Böyle basket oynuyordu. Onlar basketçilerdi zaten.
Ceyhun Misanevi konuşabilir miyiz falan.
O lise dizileri ama ortaokuldayım yani.
Çocuğu bir köşeye çekiyorum ve açılıyorum.
O da diyor ki bana... benim kız arkadaşım mı var diyor yani aslında benden hoşlanmadığını söylüyor ama sonra şunu da söylüyor başka bir gün buluşmak istiyor benle ya bana bir şey itiraf edecek tekrardan benim buluşmam da gerekiyor bu çocukla yani o hep havada kaldı
ve ben bugün bile yani o duyguya geçeceksem o alana tekrardan ışınlanacaksam şeyden çok eminim ya yani onun da benden hoşlandığından bugün bile eminim ama bu konumuz değil Sonra işte liseye geçtiğimde
yine başka çıtırlarımız oldu.
Çerezlerimiz oldu. Hiçbirinde de ciddi değilim ama yani.
Benim şey bir huyum da yoktur. Hani böyle evleneceğim.
İşte hayatımın aşkını bulacağım.
Yok. Sadece şey. Kim dikkatimi çekiyor?
Yani kim gözüme güzel görünüyor?
Aura, enerji. Böyle şey diye bakıyordum ben.
Yeşil ışıklarla tararsın ya insanlara böyle.
Güzel bu. Hani tamam.
Enerji uyuyor. Ben bu çocuğu merak ediyorum diye.
Ama şey yok böyle. Hayatımın aşkı yok.
Böyle prens modum da yok.
Hani birisi olsun modum da yok.
Bence çok güzel ama. Yani o yaşlarda bunun olması, içindeki kıpır kıpırlık.
Bence çok güzel. Lisede kaydı değer hiçbir ilişkim olmadı.
Tamamen böyle dediğim gibi gözüme kestiklerim, beğendiklerim.
Ve hayat yani benim için üçgen bu şekildeydi.
Sonra üniversiteye Kayseri'ye gittim.
Üniversitedeyken de yine kafam şu.
Hani birinci yıldan dördüncü yıla kadar beraber olan kişiler var ya.
Görüyordum çünkü birinci sınıf ablalarını.
Yıllardır aynı kişiyle sevgililer.
Benim beynim şöyle okudu ona.
Hani sakın, sakın, sakın böyle bir şey yapma.
Çünkü bütün üniversite hayatını yani sadece sevgili de olmak zorunda değil.
Yani ben bekarda, single de çok gezdim.
Ama şey hiç istemedim. Yani bir tane birisi olsun hayatımda ve hani sonsuza kadar gibi kafam hiç olmadı.
Zeke kadar. Zeki kadar böyle bir modum asla olmadı gerçekten.
Ve işte üniversitenin birinci sınıfında çok güzel, seviyeli bir sevgilim oldu benim.
Tiyatrodandı. Bana kitap öneren, kitap veren, işte böyle kitap sohbetleri yaptığımız, aramızda yedi yaş farkı olan, geçenki bölümlerde biraz bahsetmiştim.
Çok güzeldi, çok seviyeliydi.
Long distance yapmamız gerekti hatta o kişiyle ama...
Hala çok seviyeliydi. Bu kadar detay anlatmamın bir sebebi şu yani o köprüden son çıkışa götürmek istiyorum sizi.
Bu kadar hani havari gezen, işte aynı anda 4-5 çocuktan hoşlanan ve aşkı seven.
Çünkü birisini bulayım da bütün duygularımı ona aktarayım yoktu bende.
O duygu, o başlangıçtaki heyecana karşı bir tutkum vardı.
Zaten o yaşlarda da öyle olur gibime geliyor.
Yani bu kadar ciddiye alınmasına da...
Gerek yok. Long distance ilişkim olmadı.
Sonrasında zaten ben bir dönem baya single gezdim.
Çin'de okuduğum bir dönem vardı.
Hiçbir şekilde Çinli sevgilim olmadı.
Çin'de hoşlandığım çocuk da olmadı aslında.
Biraz daha böyle deneyim üzerineydi.
Üniversitenin ikinci sınıfını ben Çin'de geçirdim.
Biraz daha deneyim üzerineydi. Üçüncü sınıfta Türkiye'ye döndüm.
Çerez çerez sevgililerim oldu.
Ama yine böyle bir tık havari mi deniyordu ya ona?
Hoppala diyorlardı. Çünkü ben böyle yazları Bodrum'da çalışıyorum arkadaşlar.
Dans ediyorum yazları.
Türkiye'de bayağı böyle bir dans şirketinde, organizasyon şirketinde apartlarda kalıyoruz.
Ama en kezban benim yani bunların altını çizme gereği hissediyorum galiba.
Yani sonuçta kimseye bir açıklama yapmama gerek yok.
Ama hani öyle alanlarda kendini koruyarak var olan birisi öyle söyleyeyim.
Çünkü cinsellik beni çok korkuturdu.
İyi ki de korkutmuş bence.
Yani onlar karşı bir ilgim yoktu.
Benim için önemli olan...
O bakışmalar, o duygu geldi mi, orada mı?
Şimdi ne yapacağız? İşte birbirimize değecek, dans ediyoruz mesela.
Şimdi Halk Oyunları ekibinde de vardı öyle beğendiğim, gözüme kestirdiğim.
Biz partnerleşiyorduk mesela. Bayılıyorum.
Hani ona denk gelmek ama o kadar.
Şeyini istemiyorum. Sevgili olalım, birbirimize açılalım değil.
Yanına geldim, karşılıklı dans ettik.
İşte mesela Kafkas dansı yapıyordum, Gürcü dansı yapıyordum.
Onları böyle bir erkekle yapmak müthiş bir şey.
Yani onun o erkek, buradan gösteremiyorum.
Kafkas erkeğinin dans ederkenki hali yani bugün bile beni etkiler bence.
Ya da daha sonrasında Latin danslarını yaptığımda.
Bachata ya, ya Bachata diye çok çekici.
Belki fazla hani gelen bazı insanlara.
Şu an yapamayabilirim mesela.
Çünkü baya... Partnerinizin bacağına oturuyorsunuz.
Baya intimate bir dans aslında.
Bunları da geri kafalı gibi algılamayın.
Sadece hayatın gerçeklerinden bahsediyorum.
Bir de kendi yapımı bildiğim için şu anda bir tanımadığım bir insanla bachata yapsam etkilenebilirim.
Bunu Zek de biliyor.
Zek'in de ortamda olması iyi olur bence.
Çünkü böyle şey olurum. Bir de güzel bir dans ediyorsa, güzel dans eden birisi ise birazcık bir Zek'i bulabilir.
Sonra işte bu üçüncü sınıfta böyle geçiyor.
Çerezler şunlar bunlar. Çerezler dedim anladınız artık.
Böyle nitelendiriyoruz. Dördüncü sınıfta bana bir dalga geldi tamam mı?
Dördüncü sınıfın yani üniversiteden mezunu olmadan önce ki son iki ay oluyor bütün bunlar.
Ben çok fena çarpılıyorum.
Yani gerçekten o kadar aşık olduğum o yaşta daha önce başıma gelmemişti.
Çok çarpılıyorum. Çok beğeniyorum çocuğu, inanılmaz aşığım ve çok güzel bir ilişki yaşıyorum.
Yani karşılıklı oluyor bu. İki ay, son iki ay ben tez yazıyorum.
Bu güzel taraflı, coşkulu taraflarını söylüyorum da kavgalarla var.
Yani o kıskançlık kavgaları, o tutku tam film ya.
Film çeviriyorum yani bu ilişki içerisinde.
Şimdi bu köprünün çıkışı burası.
Tüm bu hani benim yaramazlıklarım, ilişkiyi çok ciddiye almamamı aslında karşımdaki taraf da kokluyor.
Tamam ya ben işte sadece bu ilişki diyeyim mi veremiyordum.
Muhtemelen kendi terk edilme korkumdan da kaynaklı bunlar ama pijama sohbetlerinde psikolojiye girmiyoruz.
Yani sadece muhabbet ediyoruz.
O yüzden bu bahsettiğim kişiyle iki ay in person, iki ay long distance bir ilişki yaptık.
Yani üniversiteden mezun olduğum o kendisi yaz okuluna geçti.
Ben memleketime döndüm. Zaten o arada da ayrıldık.
Ama benim için mükemmel bir ilişkiydi.
Yani her şeyle bütün bu olumsuzluklarıyla beraber.
O arada ayrılmaya da şöyle geçeceğim.
Çok kıskançlıklı bir ilişki.
Ben hayatımda kıskanmak ne demek bilmiyordum.
Sağolsun bu arkadaş bana oturup anlattı bu arada.
Yani ne kıskanılır, neden kıskanılır falan.
Çünkü kendisi aşırı kıskanç.
Onun o çok kıskançlığını ben anlayamıyordum.
Çok basit şeyleri bile kıskanıyordum.
Ama bir taraftan güven vermeyen tarafım olduğu için de şimdi mesela ona daha çok hak veriyorum.
Çünkü ben beğendiğim ya da beğenmediğim erkek arkadaşlarıma da bir tanem bebeğim diye hitap ederek.
Şimdi cringe geliyor da o zaman öyleydi yani.
Yapacak bir şey yok. Bayağı böyle bir sürü, çok fazla arkadaşım vardı.
Muhtemelen benim şu anda hayatımda bu kadar zorlanmamın bir sebebi de bu olabilir.
Üniversitede kampüsteyken işte yurtta yaşıyorum.
Hani böyle muhtar gibi geziyorduk.
Herkese selam verip herkesi tanıdığımız bir ortamdan.
Şimdi böyle hani ne zaman müsaitsin 3 hafta sonralarla hayata geçince çok fazla böyle hani komüniteler olmayınca zorlanılıyor.
Yani benim sevdiğim şey hala o topluluk hali.
Neyse o ayrı bir konu.
Ama burada işte hak veriyorum arkadaşa.
Çok güven vermeyen bir halim var.
Benim mesajlarımı görüyor arkadaşlarım da şey diyordu mesela.
Bu ne demek? Burada isim vermek istemiyorum bu kişinin ismini.
Çünkü bence en anlatmak istediğim konu buydu aslında.
Kendisini ifşa etmek istemem. Bir araya geldiğimizde telefonumu alırdı.
Ve ben de onun telefonunu almaya başlamıştım.
Sonra böyle bayağı bakıyoruz. Hani kime mesaj atılmış falan.
Ya da böyle otobüsteyiz bir kıza bakardı.
Hani bütün kıyafetlerine falan. Ben böyle delirirdim.
Hani içime şeyler oluyordu. Hani hiç hissetmediğim şeyleri hissetmeye başlamıştım.
Çünkü bana öğretti.
Beni kıskandırırdı bilerek.
Belki bunları var ya öyle hatırlamıyordur kendisi.
Ama bence böyle bilerek beni kıskandırırdı ve sonra şey derdi yani kıskandığında hoşuma gidiyor derdi.
Bu çok toksik bu arada ama bilirsiniz ki bazen insanlar toksik şeyleri ister hayatlarında.
Çünkü resmen bir filmin içerisindeyim.
Hayatımda olsun ya da olmasın o an bir film dönüyor tamam mı?
Böyle bir settesin gibi düşün.
Bir hikaye yazılmış sana onu oynuyorsun.
Hani hayatımda olur mu? Kocadır işte böyle sorumluluklardır.
İşte forever falan onlar yok.
O an sadece bir şey yaşıyorsun.
Ve çok güzel.
Yani her şey de çok güzel.
O acısı da çok güzel. İşte kavga ediyorsun.
O bağırış çağrış. İşte tam kapıdan çıkacaksın.
Arkadan giymeye çalışıyorsun. Hani mış gibi yapıyorsun.
O seni alıyor kaldırıyor içeri götürüyor.
Gidemezsin falan hani şuraya otur.
Aslında bunlar işte bak bunları zeki anlattım da falan böyle.
Böyle dinliyor çocuk hani oha.
Abuse bu ya. Hiç iyi değiliz.
Bizi toplu bütün ülke olarak terapiye sokmamız lazım.
Yani bu kadar. Bir ben değilim ya.
Bana buradan da yorum yazılmıyor yani videokesten.
Bir ben değilim bence yani zamanında.
Bak diyorum ya sana şimdi de bir Türk sevgilim olsa belki aynı içimdeki şeyler çıkar ama zevkle gerçekten yanından bile geçmiyor.
Çünkü adamda yok yani hani tetiklendiğim.
Baya biyolojik olarak da ben zevkten hiçbir şekilde tetiklenmiyorum.
Ama beni şu an bir Türk bir çocukla bir araya getirir mi?
Gıcık birisi oluyorum ben. Hani tersleşesim geliyor böyle kavga edesim falan geliyor.
İçimden çingen bir şey çıkıyor. Gıcık oluyorum.
Bir de ukala bir Türk erkeği sefer ya.
Ben de çok fenayım yani.
Zor. Sonra tüm bu kıskançlıklar işte bir aradayken ama çok güzel taraflarını anlatamıyorum yani şu anda.
Bayağı sürprizli, hediyeli, sürekli birbirimize böyle tatlı şeyler yaptığımız.
Yani şunu bir anlatmak isterim.
Böyle evli kadının da eski sevgilisinden bahsetmesini ayıplayanlar olacaktır muhakkak ama.
Zek de biliyor bütün bu hikayeyi ve ben geçmişten bahsetmekten keyif alırım.
Yani bu şekliyle bahsetmekten keyif alırım.
O yüzden devam edeceğim. Ara ara otomekanizmayı görüyorsunuz değil mi?
Nasıl kendimi böyle hani durdurmaya çalışıyorum.
Çok ilginç. Mesela o tatlı şeylerinden birazcık bahsetmek istiyorum.
Benim lip balmıma post-it yapıştırırdı.
Böyle bir açıyorum. İçinden kağıt çıkıyor işte seni seviyorum falan diye.
Ya da buzdolabını bir açıyorum bana kek yapmış ama üzerinde bana yazdığı bir mesaj var.
Ya da kahvaltı hazırlamış domatesten gül yapmış falan.
Yani baya romantik bir çocuktu.
Boğa burcuydu. Aşırı iyi yemek yapıyordu.
İkimiz de Yağmur'u çok seviyoruz.
Böyle hani bisiklet sürüyoruz ikimiz de.
Yani sosyal aktivitelerimiz çok güzel.
Hareket çok güzel. O dansçıydı.
Yani her yerden böyle çek, çek, çek.
Ortalıkta şey diye geziniyordum.
Ben buldum. Bulamadınız mı daha arkadaşlar?
Bulamadınız mı daha? İçimden şeyim öyle.
Ben buldum. Ya buldum ya.
Benim forever life partnerim bu çocuk diye geziyorum.
21-22 yaşındayım.
Yani 22 bile olmamışım.
Daha miniyim yani gerçekten.
Ondan sonra üniversiteden mezun oluyorum.
O mezun olamıyor. Yaz okuluna gidiyor ve ben deliriyorum.
Çünkü yaz okuluna başka bir şehre gidiyor.
Orada bir sürü arkadaş oluyor.
Ve... Kıskanacağım şeyler de oldu bu arada gerçekten oldu.
Yani üzerime diyorum ya kuyruğuma basılıyor bilerek yapılıyor falan.
Ben onu kaldıramadım. Sonra böyle çok çılgın kavgalar etmeye başladık.
Ağlıyorum falan böyle hani evde.
Artık şey diyordu annem ya ne yapıyorsun?
Ne bu kadar böyle? Ya baya baya evde erkek kardeşlerim de var.
Şey diyorlardı biz bıktık senden.
Yani sürekli bu kadar ağlama, kavga etme.
Ne yapıyorsun? Bir de uzaktayız ya işte o kıskanç ben kıskanç.
Skype'ıma falan bakmak istiyordu.
Zaten bir gün Skype'ıma baktım.
Kendisi ve işte benim bir tane çok yakın bir erkek arkadaşım var.
Üniversitedeyken benim gerçekten çok fazla yakın arkadaşım vardı ama bir dörtlü grubumuz vardı.
Üç erkek ben ve gerçekten onlarla arkadaştım mesela.
Yani önüme gelen herkesten hoşlanmıyordum merak etmeyin.
O üç erkekle gerçekten çok yakın bir arkadaşlık ilişkimiz vardı.
Bir tanesiyle mesajlaşmalarıma bakıyor.
O zamanki sevgilim ve kafayı yiyor.
Hani ben bebeğim diyorum. İşte hatırlamıyorum bile mesajların içeriğini.
Ama çocuk kafayı yiyor böyle Skype'dan.
Böyle girecek tamam mı böyle şey yapıyor bu ne falan diye.
Bu kavganın üzerine biz anlaşarak ayrılıyoruz.
Diyoruz ki biz yapamıyoruz yani böyle kavga etmelerle olmuyor.
Tamam sevgi var arada ama olmayacak.
Yani ikimiz de olgun değiliz ve çok kıskancız.
Ve de ben bayağı abartmalara da başlamıştım.
Telefondayken bayılma numarası falan da yapmaya başlamıştım.
Bunlar komik ya. Gerçekten böyle 80 yaşına geldiğimizde daha da gülere katılacağımız konular bence.
İyi ki de yapmışız. İyi ki de manyaklaşmışız yani.
Sonra anlaşmamız da şuydu.
5 yıl sonra bir araya geleceğiz diye ayrıldık.
4. yılda zeki buldum yani.
Bir yıl daha dayansam belki.
Çünkü o ayrılıktan sonra ben gerçekten yani hoşlandığım kişi oldu ama birisini bulamadım.
Yani öyle o seviyede hoşlandığım birisi olmadı.
Çünkü gerçekten aşık olmuştum ben bu çocuğa.
Böyle yanında otururken falan dünya duruyor ya.
Baya şeydim. Çok başka bir şey hissediyorum.
Bütün dünyada ne olursa olsun umurunda olmadığı bir hal.
Belki şimdi üstünden kaç yıl geçmiş hayatımda olsaydı çocuk aynı şeyleri hissetmezsin.
Yani o ilişkinin başındaki ilk defa yaşadığım duygular da olduğu için beni çok çarpmıştı.
Mükemmeldi yani öyle kafamda kalmış.
O yüzden... Bu arkadaştan sonra ayrıldıktan sonra ben bir kendime gelemedim.
Zaten artık memleketime dönmüştüm.
İş arıyorum. Bulamıyorum.
Sonra dedim ki ben o zaman Kayseri'ye geri döneyim.
Çünkü o okulunu bitirememişti ya.
Ama onunla buluşmuyorum.
Onunla konuşmuyorum. Başka bir arkadaşımla ev arkadaşı oluyorum.
Onunla denk gelirsek diye hani.
Biz ayrıldıktan sonra onun psikolojik durumu çok iyi değil.
Yani bir ufak depresyona falan da girmişti.
O yüzden hani çok da özelini anlatmak istemiyorum.
Bir araya geldik biz bir kere.
Bana bir kitap verdi. Kitabından hatırlamıyorum.
Ama böyle duygularla alakalı hani o şeyle depresyonla alakalı da bir şey vardı galiba.
Ben orada hani toparlayamayacağımızı hemen anlamıştım.
O yüzden hani ben de move on olmaya çalışıyorum.
Çünkü ben acı çekmeye okeyim ama üstünde durmayı sevmem.
Hani hemen çıkalım hani bitsin.
tarafımda vardır. Çıkmaya çalışıyorum çıkamıyorum.
Baya yani çıkamıyorum çocuktan.
Aklıma geliyor işte başkalarından hoşlanamıyorum.
Bir tane o dönem gerçekten hani hoşlanır gibi olduğum birisi oldu.
O da çok dengesiz bir çocuktu.
Yani bana yaptığı dengesizlikler vardı en azından öyle söyleyeyim.
O da olmadı yani o yüzden.
Sonra ben kalktım Çin'e gittim.
Böyle baya bağladım konuyu ama çünkü kaç dakika olmuş?
30 dakika olmuş. Wow.
Zaten güneşi beraber batırdık.
Bu saatlerde bölüm çekmek okey mi?
Bu arada seviyor musunuz bilmiyorum.
Yani aşk acısıyla nasıl baş ettim?
Birazcık ondan da bahsedip öyle bitireceğim bölümü.
Arka planını bahsetmemin sebebi buydu.
Yani hikaye olarak dinler misiniz?
Sıkıcı mı geldi bilmiyorum ama.
Ben bu çocuğa bayağı bir tutuldum.
Ve sonra dediğim gibi hani birisinden hoşlanır gibi oldum.
Hiçbiri belki de gerçek aşk değildi.
Yani benimki sadece benim ne hissettiğim üzerine olan şey bile olabilir.
Sonuçta kendi hikayemi yazıyorum.
Kendi dünyamda yaşıyorum. Sonra o hoşlanır gibi olduğum çocuk da olmayınca böyle baya...
Hani elim de patladı.
Sonra benim bu arkadaştan hani esas oğlandan diyelim yani...
çıkamamam, duygusal olarak çıkamamam çok fazla hediye var.
Yani bir iki ay bir arada olmanın o uzakta olduğumuz dönemde de birbirimize kargo gönderiyorduk.
Neredeyse bütün kullandığım eşyalar ondan hediye.
En ufak notlar da o var.
Mesela doğum günümde ben onların evine gitmiştim İzmir'e.
Öyle sürprizler bana.
Hani evinin bir yerlerine hediye saklamalar falan.
Yani çok romantik, çok güzel.
O yaşlarda bir insanın yaşayabileceği en güzel aşk deneyimini yaşamış olabilirim.
O yaşlardan bahsetmem işte umarım şu anki evliliğimle falan kıyaslamazsınız.
Yani şu an Zek'le tanışmamı da ayrı bir bölümde anlatırız.
Çünkü o da mükemmel bence.
Ben aşk konusunda çok şanslı bir insanım.
Her zaman şanslı oldum.
Yani bu yaramazlıklarımın bir sebebi de bu olabilir.
Çünkü çok da kendimi kaptırmadan, çok ciddiye almadan hep böyle güzelliğiyle yaşadım bence.
Sadece bu bahsettiğim arkadaşlar Türk sevgilimde çok toksiktik ama çok yoğun duygular yaşıyorduk ve bence ikimiz de nasıl halledeceğimizi beceremedik.
Çünkü ikimizin de Kendi terk edilme korkuları var.
O boşanmış bir aileden geliyor.
Benim babam küçük yaşta ölüyor.
O dönem ikimiz de bunu görmüyoruz.
Ben sadece bir sorun olduğunu farkındayım ama nasıl çözülür, ne yapılır bilmiyorum.
Bir de egom yani. Hani böyle kavga esnasında kardeşimle konuşan bir kız olduğum için böyle alttan almalar falan yoktu.
Sen ne diyorsun kardeşim falan'a geçiyordum.
Çok çirkin aslında yani.
Bugünkü versiyonumda mümkün değil o dili kullanmam.
Ama o zaman işte o koruma içgüdüm.
Hani bizi sahipsiz mi zannın oğlum?
İçimden benim dayımın çıkması.
İçimden böyle bir baba abi çıkması falan kendimi koruyacağım diye.
Çok içgüdüsel ya. Yani çok da üzücü bir yandan.
Çünkü işte Türk toplumunda biraz da şey diye büyüyorsun.
Yani kendini koru kızım sakın sakın dikkat et falan diye de büyüdüğün için.
Bir yandan da şeyim hani bana bunu diyemezsin.
Hani bana bunu yapamazsın da gezdiğim için.
Yani patlıyoruz.
Özetle benim o dört yılım.
Zek'le tanışana kadar ki sürem.
Bu çocuğu çok da aklımdan çıkaramadım bir süreçte.
Tabii ki de böyle hani görüştüm konuştum.
Hani diyorum ya yine çerezlerim olmuştur.
Çünkü... Severim de yani bir yemeğe çıkalım ya da bir şey olsun bir deneyelim birbirimizle tanışalım falan ya da o duyguyu severim ama hani o kadar yoğun hissettiğim hiçbir kimse olmamıştı zekke kadar.
Yine aşk acısı döneminde şunu söylediğimi çok iyi hatırlıyorum yine günlük yazıyorum bu arada.
Kolunuz mor arıyor yani iple bağlıyorlar çok daha büyümesin diye şey diyordum kendi kendime bunu benim kesmem lazım.
Yani bu çocuk benim uzvum olmuş ama morarmış.
Bu kelimeyi bulsam daha güzel olacak, daha anlaşılmıştır diye düşünüyorum.
Uzvum olmuş, morarmış ama kullanamıyorum artık.
Yani vücudumun bir parçası olmuş.
Ama kullanamıyorum.
Benim işime yaramıyor. İşime yaramadığı gibi bana daha çok zarar da verebilir.
Hani daha önceki bölümlerde de söylemiştim.
Ben ne kadar duygusal, ağlak olursam da olayım.
Bir tarafımda çok şey güçlüdür.
Yani hani biz bunu alalım buradan.
Nurtaç seni buradan kurtaralım.
Ne oluyor kızım? Hayatını hibe etmeyelim falan tarafımda güçlüdür.
Sağolsun yine canım. Bundan çok bahsedeceğim.
Yani benim bu çalışmayan uzvumu...
Kesmem lazım diye düşünüp bir sabah uyanıp onunla alakalı bütün anıları silip ve bir daha ondan bahsetmemek üzere.
Çünkü mesela İngilizce'de anlattım ben bu hikayeyi insanları Çin'de yaşarken.
Zaten bu ayrıldıktan sonra ben Çin'e falan gittim orayı atladım.
Biz bu çocukla ayrıldık bir yıl.
Kayseri'de kaldım baktım olmuyor ben Çin'e gittim yani düzelmiyorsa bir de o dedim ya bir başka çocuktan daha hoşlanıyordum o da olmayınca dedim ben gidiyorum yani hani hayatıma devam edeceğim ki bence burası önemli bak ayrılık acısı yaşıyor olabilirsiniz ama sakın
sakın kendi hayatınızı baktığınız bir denediniz ama bence sakın kendi hayatınızı orada Invest etmeyin.
Yani oraya yatırdığınız hayat sizin kendi hayatınız.
Bir tanecik hayatımız var zaten.
Ne kadar acı çekiyorsan da onu romantikleştireceksen de romantikleştir.
Kendi başına yap. Dramanı da kendi başına yaşa.
Ama çıkman lazım oradan.
Yavaş yavaş. Sonra Çince bu hikayeyi anlatıyorum.
Ne kadar çok aşığım falan.
İngilizce bu hikayeyi anlatıyorum.
Yani başka dillere falan çevirdim.
Oradan artık böyle şeye doğru geçecek.
Sahra çöllerine falan doğru geçecektim ki.
Karar verdim. Yani bir sabah uyandım.
Dedim bu böyle olmayacak Nurtaç'ım.
Yani bizim sana yeni bir hayat bulmamız lazım.
tamam hani anlatırken de güzel.
Başından böyle bir olay geçmiş olması açısından mükemmel.
Yani o zaman onunla gurur duyuyorsun. Yani ben aşık oldum.
Bak benim başımdan çok büyük bir aşk geçti diye bir gururun da var.
Yani bir hoşuna giden, gururunu okşayan bir taraf da var.
Ama dediğim gibi bir sabah uyandım ve o işe yaramayan uzvumu çat diye kestim.
Bütün anıları sildim ve dedim ki bir daha bu çocuktan bahsetmeyeceksin.
Hani böyle ballandıra ballandıra insanlara anlatmana gerek yok.
Çünkü O dakikada yaşadığın aşk acısı aslında sen acıya olan tutkun başlıyor.
Yani sen o acıdan aldığın zevk, onu anlatabilmen, orada bir hikaye olması, senin hikayenin olması biraz ona tutunuyoruz.
Bir de o yaşlarda biraz da şeyde hissettiriyor ya formativ yaşlar çünkü.
Kendini bir kalıba sokmak istiyorsun, bir şey olmak istiyorsun ve başından böyle bir şey geçmiş olması seni bir yere koyuyor diyeyim kafanda.
Hani siz anlayın. Böyle bir yerde oturuyor diyeyim.
O yüzden böyle sağa sola anlatıyordum.
Bir daha anlatmama karar verdim.
Böyle çat diye anlatmamazlık olmadı ama eskisi kadar böyle ballandıra ballandıra anlatmamam ya da bu arkadaştan çok bahsetmemem üzerine kararımı uyguladım.
Sonra dediğim gibi işte o çerezler falan filan.
Bir de şu da oluyordu. Siz Çin'e gittikten sonra Türkiye'den yani bu sadece Çin değil bu arada yabancı Türkiye'ye gittikten sonra Türkiye'den daha bir talep geliyor.
Niye bilmiyorum. Yani beni de oraya al diyemem ama böyle eskiden olan kişiler yazarlardı.
Hani böyle kafa dağıtacak bir şeyleriniz de oluyordu ya da Şahay'dayken de aslında bir sevgilim olmadı.
Çok ilginç. Zek'e kadar doğru dürüst bir sevgilim olmadı.
Yani bu çocukla, bir Türk çocukla Zek arasında hiç kimse yok.
Yani sayılabilecek hiç kimse yok.
Sadece böyle konuştuklarım hani acaba mı?
Olur mu? Acaba Türkiye'ye gelince görüşsek mi?
Ya da işte Çin'deyken yabancı arkadaşlar vardı.
Mesela bir tane Teksaslı siyahi bir çocuk vardı.
Tam böyle hoşlanır gibi olmuştum ama onun da benden talebi cinsellikti ve şey demiştim yani bende yok.
O da şey dedi yoksa ben seni aldatırım dedi.
Gerçekten oldu bu bu arada. Ben de o zaman kolay gelsin dedim yani niye bile bile lades diyelim diyerekten.
Çok harika bir dansçıydı bu arada.
Siyahi hip-hop dansçısıydı.
O yaşta yani mükemmel görünüyor gözünüze.
Şu anda yani onunla bir hayat kuramazmışsın.
Ama dediğim gibi hani o zaman ilgimi çekmişti.
Fakat şartlar gereği olmamıştı.
Bu arada çocuğun dürüstlüğünü buradan tebrik etmek istiyorum.
Böyle. Ben aşk konularında uzun konuşuyorum.
Acaba bu bölümleri severseniz, niye severseniz şartı var?
Mesela ben seviyorsam yapsam ne olur ki?
Sadece ben seviyorum diye bir şey yapamıyorum ben.
İlla böyle. İlla siz de sevin.
Sevmiyorsanız yapasım gelmiyor ama çok kötü.
Ben aşk konularını konuşmayı seviyorum galiba.
Sadece şu anki evliliğim ve ilişkimi konuşmak istemememin sebebi koruma içgüdüm biliyor musunuz?
Bunu anladınız siz. Yani biraz anlatabilirim tabii ki.
Ara ara girip çıkmak istiyorum bu konulara.
Ama onu böyle bir sarıp sarmalamak istediğim bir yerde duruyor açıkçası.
Çünkü öncesinde şey olabiliyor.
Buna benzer duygu tecrübesi yaşadım.
Hani çok da böyle dillendirip budaklandırdığında.
Mesela bence bu Türk sevgili olayında.
Onun bir etkisi olabilir. Çünkü her yere bağırıyordum.
Hani ben buldum. Çok mutluyum.
Ayaklarım yere değmiyor. Çünkü gerçekten öyleydim.
Zekle'de olan kısmı o yüzden çok anlatmak istemiyorum.
O yüzden yanlış anlaşılmasın.
Çünkü 10 yıllık devam eden bir ilişkim var.
Ve çok şükürler diyelim. Tahta nereye vuruyorduk?
Tahta da yok. Şu tahta mı acaba bu?
Maşallah. Bir tane arkadaşım var benim burada.
Kız şey dedi ben öyle şeylere inanmıyorum çünkü öyle şeylere inanırsan gerçek oluyor dedi.
Böyle yine kaldım. Ah ah yani bu kadar kültürle büyüyen bir insanı unlearn yapmak daha zor.
Aşk acısı bir yerden sonra başka bir şeye dönüşüyor ve sizin orada biraz dikkat etmeniz gerekiyor.
Yani hayatınızı etkileyen, donduran bir şey olabiliyor.
Siz o acıya bir aşk duymaya başlıyor olabiliyorsunuz.
Onu düşünmek, buluşamama.
Ben de hani dedim ya bölümlerde de anlatmıştım.
Yüzeyselde kaldığımda kendimi koruyabiliyorum.
Dibe indiğimde tam benim üniversitedeki halim.
Yani acıdan zevk almak, acıya tutunmak, ona karşı bir duygu geliştirmek.
Gerçeğinden daha çekici bazen.
Yani kanımızda var.
Bu bölümü yayınlar mıyız?
Umarım yayınlarız.
Pijama sohbetleri.
Umarım sevdiğiniz bir bölüm olmuştur.
Bana kalsa iki saat konuşurum.
Çenem düştü mü de düşüyor demek ki.
Alright. Haftaya görüşmek üzere.
En iyi versiyon hesabını takip etmeyi lütfen unutmayın.
Bir de beş yıldız verirseniz tam muko.
Bye bye.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
