
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
🎧 Bu bölüm, çok değer verdiğim bölümlerden birisiydi. Yeni dinleyicilerimiz için yeniden paylaşıyoruz. Daha önce dinlediysen hatırlamak, ilk kez dinliyorsan keşfetmek için harika bir fırsat 🤍
Bölümde bahsedilen kitap: Zengin Baba Yoksul Baba
Para Meditasyonu, dinlemek için tıklayın!
Instagram: nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
In a rich man's world!
Hello! En İyi Versiyonun podcastine hoş geldiniz.
Ben Nurtaç. Umarım çok güzel bir gün geçiriyorsunuzdur.
Bugün en iyi versiyonumuza ulaşmak için en önemli konulardan bir tanesi paradan bahsedeceğiz.
En önemli diyorum çünkü bugün parayı öveceğiz efendim.
Parayla olan ilişkimizi sorgulayacağız.
Para bizim için ne demek?
Parayı nasıl öğrendik?
Parayı hayatımıza nasıl çekiyoruz?
Para kaynaklarımız neler?
Sınırsız paramız olsa...
Bakın burayı çok iyi dinleyin.
Sınırsız paramız olsa neler yaparız?
Bugün onları beraber... Öncelikle siz de isterseniz bir iki saniye şöyle para sizin için ne demek bir onu düşünün.
Benim için para her zaman hayatım boyunca önemli olan bir şey oldu.
Önemli olduğundan da hiçbir zaman gocunmadım.
Bundan bahsetmekten, maaş konuşmaktan, insanların maaşını sormaktan, insanlara maaşımı söylemekten, parayı kazanmayı istediğimi söylemekten hiçbir zaman çekinmedim.
Çünkü para benim için hayalini kurduğum, hayatı yaşamam için bir araç.
Araç ne demek? yerlerime giderken, para zaten beni takip eden, olması gereken, ben istediğim şeyleri yaparken, akabinde sonuç olarak hayatıma dahil olan bir
şey. Yani fazla da değil, bu kadar.
Sadece bana özgürlüğümü veren, bana biraz daha o konforlu hayatı yaşamam için alan açan bir araç.
Elimle altını çizdim o araç kelimesinin.
Nedense yaşadığımız toplumda özellikle bu daha çok toplumcu topluluklarda kadının parayı kazanmayı hedef etmesi, parayla ilişkisinin olması sanki biraz kötü bakılan
bir şeymiş gibi. Yine dediğim gibi kendinizi şöyle bir kurcuklayın.
Sizde de buna benzer düşünceler varsa, paradan çok konuşulması ayıp bir şey gibiyse, para istediğini söyleyen insanlara ayıp olarak bakıyorsak ya da evlenmek istediği partnerin parasının olmasını istemesi sanki
o kadının hakkında bize başka şeyler söylediğini düşünerekten yargıda bulunuyorsak dediğim gibi kendinizi burada bir sorgulayın önce.
Kendi bakış açınızı bir inceleyin.
Yani burada ilk yaratmaya çalıştığım adım aslında Farkındalığımız parayla olan Şimdi geçenlerde bir meditasyon yaparken yine parayla alakalı şöyle bir kısım vardı meditasyonda.
Bilinçaltınızda 5 tane merdiven basamağı hayal edin diyordu.
İlk basamakta size bakım veren insanın parayla olan ilişkisini gözünüze canlandırın.
Bu kişi tabii ki de anneniz olabilir, babanız olabilir, belki büyük anneniz, büyük babanız.
Yani size bakım veren insanı, hayatınızda ilk karşılaştığınız insanı bir düşünebilirsiniz burada.
İkinci olarak da bu insanın parayla olan ilişkisi sizi nasıl etkiledi?
Birazcık onu düşün.
Benim hayatımda, çocukluğumda...
Parayla olan ilişkim çok daha güzeldi.
Babamın bizim zengin olduğumuzu falan zannediyordum ben.
Deniz kenarında bir evimiz vardı.
Çocuk için olabilecek olan her şeye sahiptik.
Daha fazlasını istemiyordum.
Annem babam hayattaydı vs.
Zaten 12 yaşında babamı kaybettim.
Ondan sonra parayla olan ilişkim çok daha garip bir yere evrildi.
Devrildi. Birçok...
Evreden geçti ve şimdiki konuma geldi.
Bence çok daha sağlıklı bir konumdayım.
Birazcık kendimle alakalı bölüme girmek gerekirse babamı kaybettiğimde 12 yaşındaydım ve maddi durumumuz bence büyük bir şekilde tepetaklak olduğu için ilk geliştirdiğim
reaksiyon kahramanlık sendromuydu.
Kahraman olmak yani...
işte bütün paraları ben kazanacağım, ailemi kurtaracağım, aileme bakacağım gibi bir sendroma girmiştim.
Uzun sürede bu bende bu şekilde kalmıştı.
Ta ki işte son 5-6 yıldır biraz daha farkındalık çalışması yapana kadar paranın benimle olan ilişkisini, aile içindeki ilişkiyi vs.
birazcık daha sorgulayarak, öğrenerek bunları da bence daha sağlıklı hale getirdim.
Çünkü para biraz da bizim gibi toplumlarda Şöyle algılanabiliyor.
Ben de öyleydi çünkü. Ne kadar kazanıyorsam kendi...
doğup büyüdüğüm ailemle paylaşmam gerekiyormuş hissi vardı uzunca yıllar.
Çünkü dediğim gibi hani baba vefat ettikten sonra ben onları kurtaracaktım.
Artık yaş kaç olduğu önemli değil.
Hala kurtuldular mı kurtulmadılar mı?
Bu arada böyle bir şey onlar için de faydalı değil.
Hani bazen işte ne kadar bencilsin her şeyi kendine yapıyorsun gibi çok rahat uyduruk böyle bir sürü yargı dağıtıyoruz ya sağda solda.
Aslında İngilizce'de enabling deniyor.
Yani siz bazen karşınızdaki insanın gelişememesi için bir ortam yaratıyor olabilirsiniz yanlışlıkla ona yardım ettiğinizi düşünerek.
Kendi kazandığınızı belki yıllarca biriktirdiğinizi karşınızdaki insana mesela onlar büyük borca girdikleri için diyelim.
Siz kendi birikiminizi karşınızdaki insana verdiğinizde aslında hem kendinize hem de karşınızdaki insana kötülük yapmış oluyorsunuz.
Benim hayatımda bu kahramanlık sendromu aslında büyük işe yaradı.
Bayağı işe yaradı. Zaten 12 yaşında bence gayet bilinsiz bir şekilde edindiğim bu özellik yıllarca parayla olan ilişkimde inanılmaz bir rol oynadı bence.
Şimdi şuradan başlayabiliriz.
İlk defa 15 yaşında yazları Bodrum şehrinde işte marketlerde sosis salam.
tanıtan kız olmam ile başladı.
Biliyorsunuzdur zaten marketlerde de görmüşsünüzdür.
Böyle size sürekli bir şeyler tanıtmak isteyen kızlarla ilk defa 15 yaşında kendi paramı kazandım.
16 yaşında da yine her yaz tatilinde Bodrum'da halk dansları olarak otellerde gösteriler yapıyorduk.
Orada bir apartta kalıyorduk.
Bir şirketin sağladığı bir apartta.
Bizim gibi başka dansçı ekipler de vardı.
Mesela Subalese geliyordu Rusya'dan.
Shaolin ekibi geliyordu Çin'den.
Moğolistan'dan sirk ekibi geliyordu.
Yani biz eğlence grubu olarak hepimiz bir apartta kalıyorduk.
Bu da benim hayatımda 16 yaşından 21 yaşıma kadar her yaz tatilim Amerika dönemi hariç her yaz tatilimi geçirdiğim bir süreydi.
Hatta Amerika dönemi hariç dedim çünkü Amerika'ya gideceğim harçlığı bile bu yaz tatilleri arasında kazandığım parayla.
çıkartmıştım Amerika masraflarımı.
Bu halk gösterileri otellerde işte turistler akşam yemeklerini yaparlarken bizim sunduğumuz gösteri olarak böyle halayla havuz başı giren ekibin içerisinde bir dansçı olarak vardım.
Genelde bu gösteriler akşam 6'dan sonra başladığı için akşam 6'ya kadar da vaktim var.
O yüzden de sabahları plajlarda genelde özel plajlar bunlar işte çoğunlukla ünlülerin olduğu plajlarda bir gazete bayisinin Gazete ve dergi satan grubundaydım.
Yani şöyle bir şey hayal edeyim.
Plajda... gelen geçen ünlülere gazete ve dergi satıyordum.
Bazen bahşiş bırakıyorlardı bu arada.
Ufak bir dedikodu vereyim.
Bazen de gerçekten 25 kuruşu bekleyen ünlüler vardı ve onlara şaşırıyordum mesela.
Bir şey diye düşünüyordum. Ben çok zengin olduğumda asla o para üstüne almayacağım falan.
Gerçi şu an Amerika'da bahşişten bıktığımız için ayrı bir mevzu tabii ki de Amerika'da bahşiş mevzusu.
Yani şöyle özet geçeyim bilmeyenler için restoranlarda özellikle de Restoran sahipleri çalışanlarına para vermiyor aslında.
Yani orada çalışan insanlar da gelen müşterilerin bahşişleriyle kazanç sağladıkları için siz bahşiş vermek zorunda oluyorsunuz.
Restoran sahibi full price'ı kendine alıyor.
Çalışanlarına da para ödemek zorunda kalmıyor.
Çalışanlarına da gelen müşteriler maaş sağlamış oluyor.
Yani sistem o kadar saçma bir sistem ki neyse bunu araya sokuşturmuş oldum.
Neyse geri dönüyorum çocukluğuma ve Bodrum günlerime.
Sabahları gazetede aygı satıyorum.
Akşamları dans gösterisi yapıyorum.
Bu arada Bodrum'dayım ve dansçı ekiplerle aynı apartta kaldığım için de sabahlara kadar Halikarnas'ta bütün barlara gidip dans ediyorum.
İnanılmaz bir gençliğim var.
Acayip güzel bir yaz dönemi geçiriyorum.
Parayla ilişkim mis gibi çünkü kendi paramı kazanmaya başladım.
Tadını aldım bu kadar genç yaşta.
18 yaşında yine böyle yaz tatilinde kazandığım parayı biriktirdiğim için de 19 yaşındaki yaz tatilimi New York'ta geçirdim.
Gerçi o zaman 20 yaşıma burada girmiştim.
O nedenle kendi paranı kazanmak benim hayatımda çok önemli.
bir yerde duruyor. Dediğim gibi belki bu kahramanlık sendromuyla başlayan bir şeydi.
Ama sonrasında çok daha farklı motivasyonlardan da etkilenerek benim gelişimimde önemli bir rol oynadı.
Özellikle üniversiteyi bitirdim.
Daha sonrasında Kayseri'de üniversite okudum bu arada.
Kayseri'de bir dış ticaret firmasına girdim.
Sonrasında Çin hükümetinden bir burs kazandım ve Shanghai'a taşındım.
Shanghai'da da tam bursluyum ve tam burslu olmanın Confucius bursuydu.
Çok yüksek standartları vardı.
Derslerinizin neredeyse Çinlilerden yüksek olması bekleniyordu.
Ama yine de alıştığım için ben aynı zamanda çalışmaya devam etmiştim.
İşte Çinli çocuklara İngilizce dersi veriyordum.
Türk çocuklara Türkçe okumalar yapıyordum.
Bazı Türk oradaki iş adamlarına Çince dersleri veriyordum.
Ya da benim en sevdiğim şey Çince Türkçe anlık tercümanlık yapıyordum.
Bu genelde fuarlarda oluyordu.
Ya da Çin'e gelen iş adamlarıyla beraber Çin'i seyahat edip onlara anlık tercümanlıklar yapıyordum.
Gerçekten en keyif aldığım işlerden bir tanesiydi.
Aynı zamanda ticarete devam ediyordum.
Ve bence mis gibi bir hayatım vardı.
Galiba benim yapım genel olarak bu.
20 tane işi aynı anda yapmaya çalışmak ve birazcık strese giriyorum ama başka türlüsünü de bilmiyorum.
Yıllardır süregelen bir şey.
Belki değiştirmem gereken bir şey ama şu ana kadar çok da zararını görmüyorum.
Alttan alttan keyif de aldığım bir şey olduğu için olabilir.
Neyse demek istediğim Şahay'da da çok güzel paralar kazanmaya başlamıştım.
Sonra Zek hayatıma girdi.
Zek'le beraber bir eve çıktım.
Sonra biz Asya'nın genelinde birçok ülkeyi ziyaret ettik.
Hatta Japonya'da iki ay kaldık falan.
Ben parayla gelen özgürlüğün tadına bu şekilde vardım.
Bu arada bu kahramanlık sendromuna da şuradan tekrar bir bağlantı kurmak istiyorum.
Şahay'daki yaptığım işlerin parasını ben biriktirdim ve 2 yıl önce Türkiye'de annem için bir ev aldım.
Aslında en büyük motivasyonum buydu çünkü annem babam vefat ettiğinde evimiz yoktu ve galiba...
Türkiye gibi bir toplumda dul bir kadın olmanın, dört çocukla yalnız kalmanın ve parasız kalmanın verdiği en büyük kaygı evimizin olmaması kaygısıydı.
Ve ben hayatım boyunca hep bunu duydum annemden.
O yüzden galiba en büyük hayalimi anneme ev almak zannediyordum.
Neyse ki iki yıl önce bu gerçek oldu.
Şükürler olsun. Başka bölümlerde de aslında biraz bahsetmiştim.
Neden? İşte biraz borca girmek zorunda da kalmıştım.
Çünkü her yıl ben ne kadar para biriktirirsem biriktireyim o ev paralarına yetişemiyordum.
Ve artık borca girerek bir şekilde onu yapmıştım.
Ama borcu da hemen kapattım.
Zaten parayla alakalı aslında en sevdiğim tarafım bu.
Borca girdiğimde de beni kamçılayan, borç yiğidin kamçısıdır.
Boşuna dememişler gerçekten. Kamçılayan da bir şey olduğu için geçen yıllarda Artık iki yıl olacak galiba.
Amerika'da full time işe girmemin nedeni de oydu.
Yoksa full time benim sistemim de yok.
Tam zamanlı çalışma sistemim yok ama parayı hızlı kapatabilmek için en güzel taraf da oydu.
Neyse bugünkü konum belki çok dağınık gibi geçiyor olabilir.
Umarım öyle değildir çünkü tamamen sohbet direksiyonunda gidiyorum.
Hem biraz kendimi de anlatmak istiyorum size.
Beni daha iyi tanımanızı istiyorum galiba.
Biraz da bahsetmiştim podcastlerde daha da derine inmek istiyorum.
Çünkü YouTube'da ve Instagram'da bu tarafımı çok gösteremiyorum.
Çünkü bence onlar o platformlar değiller.
Ama podcastte daha derine inmeyi, beni anlayacağınız yerleri göstermeyi, konuşmayı daha çok seviyorum açıkçası.
Neyse yani benim parayla olan ilişkim yıllarca bu şekildeydi.
Freelancer olarak nitelendiriyorum kendimi.
Birçok işi aynı anda yapıyorum ama bilindiği üzere özellikle sosyal medyadaysanız hiçbir iş yapmadığınız zannediliyor.
Ne yapıyorsunuz ki deniliyor.
Ve bunu benim aşmam ya da kabullenmem de aslında zaman aldı.
Çünkü hiçbir zaman herhangi bir title'a sahip olmayı hayal etmememe rağmen influencer'lığı, içerik üreticiliğini ben de tam anlamıyla...
meslek olarak, para kazanma kaynağı olarak kabul edememiştim.
Hatta bence ilk defa New York'a geldikten sonra bunu daha da sindirebildim.
Çünkü New York'ta çok fazla influencer var ya da bu işin yapılması biraz daha yaygın, kabul edilen bir iş olduğu için.
Mesela şu anda restoranlarla çalışıyorum ya da başka markalarla çalışıyorum.
Burada olan, Amerika markası olan ve sorgulamıyorlar bile.
Çünkü burada çok daha normal olmuş olan bir şey.
Hatta belki de değiştirmeyi düşünüyorum.
Böyle Amerika'ya kaydırmayı bile düşünüyorum bazı kaynakları.
Neyse, şimdi...
Biraz daha kendi tarafımı da size gösterdikten sonra dedik ya New York'a geldikten sonra parayla alakalı kaygım arttı.
Çünkü gerçekten çok daha pahalı bir şehir.
Ayrıca daha çok şey yapmayı da motive ettiren, gösteren, imrendiren, heyecanlandıran, kıskandıran da bir şehir.
Daha güzel giyinmek istiyorsunuz.
Daha güzel kokmak istiyorsunuz.
Daha güzel ortamlara girmek istiyorsunuz.
Ya da ben istiyorum. Bilmiyorum herkese oluyor mu bu?
Bence oluyor. Hatta hustle culture deniyor burada.
Herkes bir hustle halinde ve gerçekten hayat akışı çok daha hızlı.
Herkes bir şey peşinde koşuyor gibi.
Sizden önce buraya gelen insanların seviyesine yetişmek istiyormuşsunuz gibi.
Ama bunu kimse size söylemiyor.
Yani atmosferde mi artık bu var?
Geldiğiniz anda vücudunuza mı yükleniyor bu?
Geldiğimden beri non-stop hissediyorum.
Zaten öyle bir tipim normal şartlarda.
Ama DC'de beni uyaran yoktu.
Uyarıcılar yoktu. Genelde sokakta gördüğüm insanlar benim hayalini kurduğum hayatın içerisinde olan insanlar değillerdi.
Ya da beni tetikleyen şeylerle çok karşılaşmıyordu.
Çünkü idealize ettiğim hayat aslında DC'deki hayat değildi.
Özetle. Ama New York City'deki hayat gerçekten yani bu 80'li City'den işte...
Gördüğünüz, izlediğiniz film ve dizilerden kaynaklı olarak değil.
Gerçekten şehir. Çok daha farklı bir havası, aurası var bence.
O yüzden otomatik olarak vücudunuzda işliyor gibi bir şey.
O gökdelenlerin arasında gezerken belki karşılaştığınız ünlülerle, mimarisiyle, sanatıyla, modasıyla bence ilham da veren, aynı zamanda da tetikleyen bir şehir bence.
Yani her seferinde daha neler yapabilirimi birazcık sorgulatan bir şehir.
Tabii uzun vadede... iyi kontrol edilemediğinde yorucu olabiliyor.
Birçok insan depresyona giriyor diye duyuyoruz.
Umarım sadece duyduğumuzla kalır.
Ama esas konumuza da buradan bağlamam gerekirse parayla alakalı kaygı da yaratan bir şehir.
Çünkü yetişemiyorsunuz.
Hele ki restoranlar ve dediğim gibi dünyanın en pahalı şehirlerinden biri de olduğu için bir restorana gitmek istediğinizde şık giyinip şöyle belki partnerinizde de arkadaşınızla güzel bir akşam yemeği geçirmek istediğinizde
karşılaştığınız O receipt ile beraber tekrardan böyle uyandırıcı bir etki yaratıyor.
Bu arada ben restoran...
Kafe keşfetmeyi aşırı seviyorum.
Bence hobi olarak görüyorum hatta bunu.
Bir kafeye ikinci kez gitmek istemiyorum bütün kafeleri bitirene kadar.
Tamam favori kafemizin olması, mekanımızın olması güzel bir şey ama yeni yer keşfetmek, yeni mekan keşfetmek gerçekten beni acayip uyaran ve heyecanlandıran bir şey hayatımda.
Ve buna yetişebilmek için de daha çok para kazanmam gerekiyor.
Bununla alakalı kitaba çok girmeyeceğim ama kesinlikle Zengin Baba, Yoksul Baba kitabını tavsiye ediyorum.
Evet birazcık outdated yani bazı konular bir tık böyle 15-20 yıl öncesinde daha çok çalışabilecek konular olabilir.
Özellikle real estate ile alakalı, ev alıp satın almakla alakalı çok sıkışık bir konu var.
Şu an güncel olan konular içerisinde değil.
Bence adamın adını unuttum.
Bayağı da popüler Japon kökenli bir adam.
Neyse onun tekrardan yazması gerekiyor, güncellemesi gerekiyor kitabı ama genel prensiplerini bence inanılmaz güzel veren bir kitap.
Parayla alakalı ilişkinizi biraz daha derine indiren, paraya nasıl soru başlığında yaklaşmayı öğreten, parayı biraz daha sizin hayatınızda yumuşatan da bir kitap bence.
Özellikle benim öğrendiğim en önemli şeylerden bir tanesi nasıl sorusunu hayatıma çekmek oldu.
Yani para kazanmak istiyorsunuz, evet herkes parayı istiyor bir şekilde hayatında ama bunu nasıl yapacağını bilmiyor ya da kendi kaynaklarını, kendi değerini tam bilemiyor, kestiremiyor.
Neler yapabileceğini, neler geliştirebileceğini bilemiyor.
Tabii ki de bunun başlangıcı olarak nasıl sorusuyla aslında hayatınızı almış oluyorsunuz.
Yani nasıl daha çok para kazanabilirimi birazcık hayatınızda pratik olarak uygulamaya başladıktan sonra Aklınıza yeni fikirler geliyor.
Yeni şeyler denemek istiyorsunuz.
Belki daha çok cesaretleniyorsunuz.
Bir konuyla alakalı sizin için o hangi anlama geliyorsa.
Mesela benim için ben e-ticarete oradan sonra karar verdim tekrardan.
Çünkü bence benim e-ticarete hem yeteneğim var hem merakım var.
Ama korktuğum bir yer aynı zamanda.
Fakat nasıl daha çok para kazanabilirim?
Şu anda neler yapabilirim?
Nasıl bir toplumda yaşıyoruz? Dijital dünya gibi sorgulamalarımın sonunda tekrardan cesaret aldım.
Nasıl sorusunu? Sonucu olarak da karşıma bu çıktı.
Aynı zamanda birkaç daha projeyle ilgileniyorum şu anda.
Yani biraz böyle motivasyon ve cesaret bulduğunuz bir yer olabiliyor.
Şimdi içsel olarak böyle kitaptan daha çok bahsetmek istiyorum.
Ama bence hiç girmeyeyim o konuya.
Kitabı okumanızı %100 tavsiye ediyorum.
Okuyanlar lütfen bana Instagram'dan ya da e-mail'den ulaşsınlar.
Orada daha uzun uzun konuşuruz bence.
Çünkü gerçekten kitap motive edici, uyarıcı bir kitap olabiliyor.
Yani şu kadar anlattığım şey aslında parayla olan mindset diyoruz ya o bakış açınızı anlamanız üzerine aslında.
Yani siz parayı ne olarak görüyorsunuz?
Dediğim gibi o bakım veren kişi nasıl görüyordu ve sizin hayatınızda bu nasıl etki yarattı?
Para sizin için böyle zorluklarla kazanılması gerekilen bir şey mi?
Para sizin için pis bir şey mi?
Para sizin için utanç verici bir şey mi?
Paranızın olması sizde kötü etki mi yaratıyor?
Siz paraya yakışmıyor musunuz sizce?
Ya da paralı olan insanlara sonradan görme gibi bir yakıştırma mı yapıyorsunuz?
İnsanları kategorize mi etmek istiyorsunuz?
Bunu bir üstünlük olarak görüyor musunuz?
Paranızın olmaması ya da olmaması.
Aşağılık duygunuzu tetikliyor mu?
Ya da üstünlük duygunuzu tetikliyor mu?
Gibi gibi birçok şeyi aslında sorgulamak için bilinçaltına girmeniz bu noktada çok önemli.
Parayla olan ilişkiniz.
Parayı duyduğunuzda korktuğunuz bir şey mi?
Para sizin için olumlu bir şey mi?
Hayalleriniz ulaşmak için sadece bir araç mı?
Sizce siz para kazanmayı hak ediyor musunuz?
Maaş konuşurken çekiniyor musunuz?
Utanıyor musunuz? Bazen böyle paranızın üstünü istemeye korkuyor musunuz?
Ya da zam dönemi geldi, zam istemeye korkuyor musunuz?
Yani ben de hala zorlanıyorum böyle yerlerde ama...
Kafamda şöyle bir şey yarattım.
İçimde bir tane yönetmen var benim genel olarak.
Bu özellikle sosyal medyadan sonra oldu tabii ki de.
Bir şeyleri yaptığımda kendime dışarıdan bir gözle bakıyorum.
İnşallah bu buradan sonra şu zor feneye falan doğru gitmiyor durur.
İçimde karakterler yaratmaya başladım diye.
Neyse şunu anlatmaya çalışıyorum ama.
Bazen utandığım tarafımın Belki de çocukluğumdan kalan bir desen olduğunu fark ediyorum.
Belki küçükken bir yerde azarlandım ve onu bir alışkanlık haline getirdim, bir desen haline getirdim ve paradan çekiniyorum, korkuyorum.
Onu başka şeyle asosiyet ettim belki de.
O yüzden onu hemen dönüştüremeyeceğim için yeni bir sesi ortaya çıkartıp onu daha baskın hale getirmeye çalışıyorum.
Bu ne demektir? Sen işte burada...
Para konuşmayı hak ediyorsun.
Bu parayı hak ediyorsun.
Bunu sorgulamaya ya da sormaya hakkın var gibi gibi kendi arkamda kapı gibi durarak kendi kendimi savunan yeni bir ses oluşturuyorum aslında.
Ve o sese göre bazen utansam da çekinsem de hareket ediyorum.
Anlatabildim mi? Umarım çok şizofrenik bir şey gibi gelmiyordur kulağa.
Ama gerçekten içimde bazen böyle eziştiğim, büzüştüğüm ya da aşağılık kompleksimin depreştiği yerlerde Ben diğer baskın sesi daha çok ortaya çıkartarak onun benim için, benim
faydama bir şeyler yapmasına izin veriyorum gibi düşünebiliriz.
Yani para konularında mesela şimdi ben markalarla anlaştığım zaman başlarda para konuşurken çekiniyordum.
Belki şu anda piyasayı da daha iyi anladım ve kendi değerimi neler getirdiğimi bu ROI diyoruz.
Investment olarak yani neler geri dönüştürebildiğimi de bildiğim için ona göre parayı daha rahat isteyebiliyorum ya da parayı daha rahat konuşabiliyorum.
Bu arada bende ve bence birçok insanda şöyle bir özellik de var.
Kendimle alakalı para konuştuğumda biraz daha çekingen olabiliyorum.
Ama başkası adına ise canavarım.
Özellikle mesela Çin'deyken Türk iş adamlarına tercümanlık yaptığım için artık namımız falan duyulmuştu.
Mesela bu fake marketlerde gelen birçok insan alışveriş yapıyordu.
Yani çakma ürünler almaya geliyorlardı Çin'de.
Zaten pazara girdiğimiz anda en çok pazarlık yapan biz olduğumuz için Cevap olarak şu söyleniyordu.
Türk müsünüz? Zaten pazarlık yaptığınıza göre Türk olduğunuzu tahmin ettim gibi şeyler söylüyorlardı.
Neyse yani pazarlık yapmayı da severiz ama kendi adıma pazarlık yapmaktan genelde çekinirim.
Onu da dediğim gibi artık yıllardır bir şekilde bence geliştirdi mi inanıyorum.
Özellikle bu marka görüşmelerinde biz olarak bahsediyorum.
Çoğunlukla zaten birçok içerikte zevk de olduğu için gerçekten de çoğul olarak iş yapıyoruz.
O yüzden iki kişi adına da görüşebiliyorum ama.
Hani ben, ben bu kadar istiyorum, şöyle düşünüyorum demek hala zorlandığım bir yer ve şu an yüksek sesle söylediğimde bile aslında biraz böyle kulağımı da tırmalayan bir şey.
Ama dediğim gibi bazen bunların nereden geldiğini anlamak ve bunlara rağmen bence burada kilit nokta.
Bu duyguları hissetmenize rağmen kendi değerinizi, kendi arkanızda durarak savunmak burada.
Bence geliştirilmesi gereken bir kas olarak düşünebiliriz.
Ve buradan da aslında kendi değerini bilmeye bağlamak istiyorum.
Gerçekten sen bu dünyaya verdiğin, şu ana kadar öğrendiğin emeklerine gerçekten kendin önce güvenmen gerekiyor.
Bu iş hayatında özellikle maalesef benim Türkiye'de karşılaştığım ilk şey bu olmuştu iş hayatında.
Senin değerlerin hiçbir şey ifade...
etmiyor hissi veriliyor sana bence bilerek.
Yani daha düşük maaşla çalıştırmak için birçok insanı ya bu oturmuş bir şey bence ve yok diyenler lütfen bana mesaj atsın.
Ben çok rahatım. Gerçekten değerimi gördüğümü hissediyorum.
Bence ben bu kadar kazanmalıydım.
Hatta patronum daha çok verdi diyenler lütfen bana özelden yazın.
Benim de içime su serpilsin.
Çünkü ben 10 yıl önce Türkiye'den çıktığımda artık 11 yıl oldu bu arada.
Türkiye'nin durumu benim anlattığım şekliyle idi.
Şu anki durumu bilmiyorum, çalışma hayatını.
O yüzden bunu ciddi anlamda dalga geçerek söylemiyorum yani.
Bana ulaştırabilirsiniz. Ben değerimi kazanıyorum.
Türkiye'nin birçok anlamda geliştiğini düşünüyorum diyen insanlar dediğim gibi bana Instagram'da ya da e-mail olarak yazabilirler.
Yani burada da öyle kodlar var ki içimizde.
Özellikle şimdi kadınlara bahşedilen şeyler var yıllardır.
Bu o kadar uzun zamandır ki bunu ha diye kestirip atamıyoruz.
İşte kadının çocuk doğurması gerekiyor zaten.
Yani şöyle söyleyelim bir çocuk doğurulacaksa bu kadın olmak zorunda.
Çocuk olduğu için de kadın bakım veren olmak durumunda.
Bunun emzirmesidir. Hani birçok şeyle çocuk genelde annesine muhtaç olarak doğan bir bebek.
O yüzden kadının iş hayatıyla o...
Uymayan denklemini uzun yıllardır ya da zaten toplum olarak da çok rahat bir şekilde dışarıya çıkarılan halini tekrardan içeriye almak çok zor.
Ben kariyer yapacağım, çocuk yapmak istemiyorum diyen bir kadına hemencik pozitif duygularla yaklaşılamıyor.
Mesela tabii ki de kesinlikle önce kariyerine odaklan falan değil.
Hadi TikTok, biyolojik saat ama önce çocuk yapman lazım, o kenarda büyür zaten gibi.
Bir toplumsal baskı da olabiliyor.
Bu sadece Türkiye'de değil bu arada yani dünyanın birçok yerinde özellikle Çin'de mesela ben uzun yıllar yaşadığım için oh my god yani orada da 22'den sonrası geç kaldın demekti ve böyle şoklar içindeydim bunu ilk gördüğüm
zaman falan. Bu nedenle de o kodları kırmak, yeni kodlar oluşturmak ve buna uymak bir de bunu başka insanlara anlatmak falan çok uzun bir iş olduğu için bence bununla hiç uğraşmadan Kendi
bildiğin yolda, kendi içinde savaştığın şeyler varsa ayrı bir mevzu tabii ki de ama kendi bildiğin yolda kariyerine odaklanarak kendin olmaya devam etmek.
Bir de şimdi çok da desteklenmeyen bir alanda zaten içgüdüsel olarak da bir başarısızlık korkusuyla savaşıyoruz.
Bir de bunu düşünün üstüne.
Yani çok zor. Böyle baktığınız zaman, derinlere indiğiniz zaman bence...
Çok şeyle karşılaşabiliyoruz.
Ya evet bir de bununla uğraşıyoruz.
Bir de şununla uğraşıyoruz diye diye karşınızda kocaman bir dağ var hissi de olabiliyor bazen maalesef.
Çünkü şöyle şimdi iş kurmak diyelim.
Zaten başlı başına beni de çok korkutan bir şey.
Yani yıllardır yapmaya çalıştığım bir şey olmasına rağmen.
Çünkü başarısızlık korkusu var.
Bende başarı korkusu da var bu arada.
Onlardan da bahsederiz ilerleyen bölümlerde.
Ben başarıdan da korkuyorum.
Çok saçma ama. Bu yüzden şimdi para kazanacağım dediğinde.
Çok yüksek ihtimalle duvara da toslayabilirsin, işin başarısız olabilir, kimse senin ürettiğin şeyi almayabilir vs.
vs. O zaten senin başarısız olmanı bekleyen insanlar, çevrendeki insanlar varsa öyle ki toksik insanlar her yerde var mutlaka bence.
Onlara karşı olan pozisyonun, durumun...
Vesaire kafada büyüdükçe büyüyor.
O yüzden para kazanmak adına belki bir işe girmek ya da başarısızlık korkusundan dolayı birçok girişimden uzak kalınabiliyor maalesef.
O yüzden bu da maddelerin arasına ekleyebilirsiniz.
Başarısızlık korkusunu aşmak diyeceğim parayla alakalı.
Başarısızlık kesinlikle %100 olarak yolculuğun bir parçası olmak zorunda.
Ben hala şey söylerim ya bence Belki birçok insana göre farklıdır ama bence en büyük icat elektriğin bulunması ve adam defalarca denemiş.
O yüzden çok klişe ama gerçekten çok faydalı bir şey ya.
Vazgeçmemek, bırakmamak, o başarısızlık korkusuyla devam etmek gibi.
Ve bu korkuyu bereket algısına çevirmek.
Şimdi bereket düşüncesi, finansal bereket özellikle sizin hayatınızda ne anlama geliyor?
Demiştik ya en başta sınırsız paranız olsa ya ne yaparsınız?
Hemen düşünemiyorsunuz değil mi?
Yani bunun ben ilk çalışmasını yaptığımda gerçekten hiçbir şey bulamadım.
Yani düşündüğüm şeyler sosyal medyada gördüğüm zenginlik.
Yani überlüks maalesef eşittir private jet gibi bir şey geliyor.
Onun da çevreye zararını bildiğim için hayalime bile ekleyemiyorum private jetimin olmasını.
Sonra diyorum kocaman villalar ama ben öyle büyük evlerde de yaşamak istemiyorum.
Sonra diyorum ben ne yapacağım mesela o sınırsız parayı?
Yani kafamda oluşan çok net bir şey de yok aslına bakarsanız.
Belki diyorum böyle çalışanlarım olur.
Hani evimin işini yapan, temizliğimi yapan, yemeği yapan ama öyle kalabalık bir şey de istemiyorum galiba.
O sınırsız para ne demek bilmiyorum ben.
Benim hayalim ve bunu mutlaka birçok insandan duydunuz.
Bana finansal...
özgürlüğümü getiren bir ortam olacak.
Yani ben başkaları için çalışmak zorunda olmayacağım.
Yarın Paris'te, İtalya'da artık bilmiyorum Bali'de 6 ay, 1 yıl, 3 ay neyse artık rahatça kalabileceğim.
Yani dijital dünya aslında bence ufak ufak adımlarıyla başladığım bir dünya.
Yani benim o kocaman paralarım olsun, Jeff Bezos'la gidem de yemekler yiyem, kareler tokuşturalım, Elon'la kanka olayım gibi Yani böyle şeyler yok.
Über zengin falan da olmak istemiyorum aslında ben.
Sadece gerçekten finansal özgürlüğüm olsun, paycheck to paycheck yaşamayayım, kaygılarım azalsın, yardım etmek istediğim kuruluşlara, insanlara yardımcı olabileyim.
Belki bir walking closet olabilir çünkü aslında modayı da seven bir insanım.
O da olmadığı için şu anda hangi boyutta bunları yaşarım bilmiyorum.
Çünkü bundan 4-5 yıl önce gerçekten şu high end dediğimiz yani überlux markaları bayağı kötüleyen bir insandım şu anda.
Kullanmak istiyorum, almak istiyorum, hayatıma dahil etmek istiyorum.
Yaşla beraber bazı şeyler de değişiyor ve bunu söylemekten de utanmıyorum.
Hatta birçok arkadaşıma şeyi söylüyorum.
Benim hayalim şu anda...
Chanel çantasını 10 bin dolar şu anda benim almak istediğim çanta rahatça alabileceğim konumda olmak ıkın pıkın para biriktirerek 3-5 şöyle bir iş yapayım da Chanel alabileyim
gibi değil. Bu arada bu sadece bir metafor yani sadece benzetme için söylüyorum Chanel örneğini çünkü belki bunu söyleyince çok sığ gibi geliyor kulağa ama benim aslında ulaşmak istediğim
hayat standartları bir Chanel çantasını rahatça alabileceğim bir hayat standardı.
Hani ben o standartta olayım, alayım ya da almayayım.
Kararı bende kalsın.
Dedikten sonra bölümü çok da uzatmamak adına bence burada bitireyim.
Parayla alakalı ilişkimizi değiştirmek için neler yapabiliriz?
Hem birkaç tane daha kitap örneği olmak üzere başka bir bölümde çekebilirim.
Düşüncelerinizi mutlaka bana belki burada yorum olarak belki yine dediğim gibi Instagram'dan ya da e-mail üzerinden ulaştırın lütfen.
O yüzden bölümü burada bitiriyorum.
Hem beni biraz daha tanıdığınız, benim parayla olan ilişkimi ve neler yaptığımı anlattığım bir bölüm olmuş oldu.
Umuyorum keyifle dinlemişsinizdir.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
