
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde biraz ölümü düşünüyoruz. Karanlık tarafından değil de, biraz da ölümü anlamak üzerine.
Geçicilik bilinci geliştirip nelerin önemli olduğunu anlayıp, ona yönelik yaşabilmek de.
Keyifle dinlediğiniz bir bölüm olsun.
***
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Her Pazartesi sabah 7’de yeni bölümü dinlemek için, podcast hesabını takip etmeyi unutmayın.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Baştan söyleyeyim bu böyle iç karartıcı bir bölüm olmayacak.
Ama bugün ölüm konuşacağız birazcık, ölümden bahsedeceğiz.
korkunç tarafıyla değil, biraz daha ölümü hatırlayıp günlük hayatımıza nasıl entegre edebiliriz?
Çünkü maalesef ki gerçekten hepimiz ölümlüyüz.
Gönül isterdi ki, geçen bölümlerde de söylemiştim, bana ölüm böyle komplo teorisi gibi geliyor.
Hani böyle bahsedilen bir şeymiş gibi, olmayacakmış gibi.
Hayatımda sadece bir kere ölümü deneyimledim.
Nasıl bir cümle oldu bu? Yani sadece babamın ölümüne şahit oldum.
En derinden ve yakından tanık olduğum ölüm hissiyatı odur.
Yani ölüm... Bölümle alakalı çok fazla bir deneyimim yok.
Bilgi birikimim yok. Böyle söyleyince sanki kaç kere öldün gibi algılanıyor ama demek istediğimi anladınız.
O yüzden teker teker uzatmayacağım.
Bugünkü bölümde de daha önceden de bahsetmiştim her sabah uyandığımda kendimi hatırlattığım anlaşmalarım var.
Bir tanesi memento mori yani ölümü hatırla.
Ölümü hatırlamak ne demek ve ölümü anlamak ne demek?
Ölümlü olmak ne demek?
Birazcık onlara değineceğiz bugün.
Burada biraz daha bilinç de demek istiyorum.
Ölümü anlamak, ölümlülüğü anlamak yani bu geçiciliğe karşı bir bilinç.
kurmak, oluşturmak istiyorum. Bu bölümü kaydetmeye gelmeden önce günlüğümü yazıyordum.
Bu ölümlülüğü anlama konusundan ne hissettiğimi anlatıyordum kendime.
Şunun altını çizmek istiyorum.
Şu anda bir var olursa sancıdan gelmiyor bu duygular.
Hayatın anlamını da aramaya çalışmıyorum ya da bu dünyadaki var olma amacımı anlamaya çalışmıyorum.
Sadece böyle ya üf ya niye ölümlüyüz abi duygusu var şu anda.
Hayata karşı isteğimin, merakımın, hevesimin arttığı hatta daha çok dediğim gibi o geçiciliğin birinciyle beraber yahu ben şu anda bunu yapmaktan keyif alıyor muyum?
Ya da benim için önemli olan şeyler neler?
Hayatımı, zamanımı neye harcayarak geçirmek istiyorum?
Hayatın çok değerli olduğunu hatırladım aslına bakarsanız.
Yani bu ölümü anlamak, ölümü hatırlamak Bu tarafından bakmak istiyorum.
O yüzden karanlık olduğunu düşünmüyorum.
Tabii ne söylersek söyleyelim.
Konu can sıkıcı olduğu için.
İster sevdiklerimizin başına geldiğinde, ister kendi başımıza geldiğinde her halükarda kabullenmekte zorlanacağımız, belki de bilinçaltında inkar ettiğimiz, görmezden geldiğimizde bir yer burası.
Hatta yine günlüğüme şey yazdım.
Ölümden bahsettiğimde sanki ölümü çağırıyormuşum.
gibi bir korku var bilinçaltımda.
Hani küçükken de şey derdi ya sakın cin deme cin dersen işte gelirler falan.
Onun gibi bir şey. İstemediğimiz şeylerin adını andığımızda sanki karşımıza hortlak gibi çıkacakmış gibi bir bilinçaltı şeyi yerleşmiş bende.
O yüzden hani ölüm kelimesini bu arada Çin'de de böyledir.
Bir seyahate gidecekseniz falan kesinlikle ölüm diyemezsiniz denmemeli.
Sanki ölümü çağırıyormuşsunuz gibi algılarlar.
Bir de alakası bir bilgi ama sokuşturuvereyim araya.
Çince'de dört harfi ölüm kelimesiyle Aynı şekilde okunuyor.
O yüzden içindeki asansörlerde falan 4 yok ya da 14 yok.
Hatta şey derler uçak işte bilet almak istediğiniz günlerde seyahat için.
4'ü ve 14'üne olan biletler daha ucuz çünkü.
Ölebilirsiniz yani o günlerde.
Ya böyle gülüyorum ama tabii ki de ölümün farklı kültürlerde, farklı değerlerde, farklı algılanış ve yaşayış biçimleri var.
O yüzden saygı duyduğum da bir şey.
Fakat uzaktan baktığınızda şey çağırmak anlamında birazcık ilginç.
Sanki gerçekten onun adı...
Çağırıyormuşuz gibi dur tahtaya falan vuran ben yine de şurada.
Tövbe tövbe. Hasılı birazcık can sıkıcı gibi görünebilir ama ben Nurtaç tarzında anlatacağım size.
Sohbet ediyormuşuz gibi. Günlüğümle konuştuğumu size anlatacağım yani birazcık.
Şimdi hayat gerçek değil gibi yazmışım buraya.
Tam da karşımda duruyor günlüğüm.
Ya böyle siz de şey hissediyor musunuz?
Özellikle teknolojiyle beraber eskiden keyif aldığımız şeylerden keyif almıyoruz.
Bir önceki bölümde de dopamin detoksundan bahsetmiştim.
Dopamin detoks da benim için daha çok teknolojiyle geçirdiğim, haşır neşir olduğum zaman üzerineydi.
Çünkü telefon bağımlılığı, bir şey izleme bağımlılığı, hatta belki de müzik dinleme, sessiz kalamama insanın kendi kendisiyle baş başa kalma alanını son derece ihlal eden bir durum.
Ve siz onlardan keyif aldığınız için ve keyif aynı zamanda bağımlı...
yarattığı için ister istemez böyle kendini tekrar eden bir sirkülasyon içerisinde oluyorsunuz.
Diş fırçalarken bir şey izlemeden duramayan insan haline geliyorsunuz ve ben bunu kendimde fark ettim de hiç hoşlanmadım.
Sessiz ortamlardan işte kitap okumaktan, sessiz kalınan yerlerden de rahatsız olduğumu fark ettim.
Psikolojide biraz böyle sorunlarla başa çıkma yöntemlerinden bir tanesi kaçıştır.
Yani avoid etmek, sorunlarınızdan son derece kaçmak, onların varlığını kendinize hatırlatmak.
Bunu yapmak da genelde örtü sistemiyle oluyor.
Yani başka bir şeyle ilgilenerek, dikkatinizi dağıtarak sanki onu hallediyormuş gibi hissediyorsunuz ama aslında halledilmiyor.
Tabii ki de hal altına süpürülmüş gibi bir şey oluyor.
Kaçıyorsunuz yani karşılaşmak yerine çünkü daha kolay, daha keyifli.
Hatta bir şey izlerken ondan daha çok keyif alıyorsunuz.
Fakat... Bu şeyler bilinçaltında yok olmadığı için, beyninizin arka tarafında çalışmaya devam ettiği için hani bilgisayar tepi gibi düşünebilirsiniz.
O sistemler açık, çalışmaya devam ediyor.
Arka taraftan sizi de rahatsız eden bir şey oluyor.
Ve siz bunların üstüne ekledikçe mekanizma kendi kendine bir şekilde yola devam etmeye çalışıyor ve hatta kalabalıklaşıyor.
Ve siz de sorunlarınızı hallettiğinizi falan zannediyorsunuz.
Siz diyorum ben maalesef bu şekilde sorunlarımdan kaçarak halletmeye çalışıyorum.
O yüzden bu teknik... bağımlılığının, dopamin bağımlılığının da bir sebebi bu.
Çünkü sorunlarınızla başa çıkma yönteminiz kolaylıkla bu oluyor.
Teknolojiyle beraber gelen Bence en üzücü şey ise başkalarını etkilemek üzerine bazı hayati kararlarımızı veriyor olmamız.
Belki de mesleğimiz, seyahat ettiğimiz yerler, ilgi alanlarımız, yapmak istediğimiz hobiler.
Ben buna şey diyorum, televizyonun dünyasında da dördüncü wall denir ya, dördüncü duvar yani kameranın olduğu yer, o duvarı kırmazsın.
Seyirci seni izlediğini zanneder ve...
Oyuncular o duvarı kırdığında gerçek dünyayla bir bağ kurulur.
Şimdi bu dördüncü duvarı anlatmak için bunu ekstra ekledim.
Hayatı dördüncü duvar varmış gibi yaşıyoruz bence.
Yani dördüncü duvar kameraymış gibi yaşıyoruz çoğumuz.
Daha güzel görünme çabamız.
Daha akıllı duyulmak çabamız.
Dünyaya bir şeyler bırakma çabamız.
Bu konu farklı bir konu.
Yani bir iz bırakmak ayrı bir içgüdü bu arada.
Ama şimdi online dünyada da yaşadığımız için ve herkes content creator olduğu için ama öyle ama bu şekilde hepimizde bir çaba var.
Bunu anlıyorum. Ben de o dünyadayım çünkü.
Fakat bu çabaya farkındalık getirilmediği sürece kendi ömrümüzden yiyor olabiliriz.
Kendi hayatımızın kredisinden.
bol bol gereksiz bir şekilde harcıyor olabiliriz.
Burada demek istediğim daha açık bir şekilde söyleyeceğim.
Başkalarını etkilemek için meslek seçmiş olabiliriz ve şu an oraya sıkışmış olabiliriz.
Aslında içten içe o mesleği yapmaktan keyif almıyoruzdur.
Fakat oradan çıkmak biz aynı zamanda bir statü de verdiği için onlardan vazgeçmek de bizim için çok zor.
Çünkü bugüne kadar hayatımızı bu şekilde yaşadık.
Kendimize bu identity'yi verdik.
Yani kimliğimizi bunlar özelinde geliştirdik.
İnsanların bizi nasıl tanımladıklarına biz karar verdik ve onu şekillendirmek için insanları ikna edebilmek.
için yıllarca emek sarf ettik.
Bugün şu anda size uymuyor ise oradan uzaklaşmak, oradan çekip gitmek o kadar kolay değil.
Daha acısı bunu kendinize itiraf etmek de çok kolay değil.
O yüzden ölümü hatırlayalım diyorum.
O yüzden bu geçiciliği hatırlayalım diyorum.
Çünkü önümüzde kocaman yıllar yok.
Eğer ki insan ömrü ortalama 80 yılsa umuyorum ki.
Ben 33 yaşındayım.
Cahit Sıtkı'ya göre 35 yolun yarısı.
Yolun yarısında az kaldı ve bence mükemmel bir 33 yıl.
yaşadım. Gerçekten yani çocukluğumdan tutun.
Lise, üniversite, hatta Çin hayatım şu an Amerika tecrübem.
Benim için tam gönlüme sinen bir şekilde.
Yani hatta şey dedim geçen gün.
Çocukken nasıl buna karar verdim bilmiyorum ama iyi ki de karar vermişim.
Dünyanın tadına bakmak istiyorum ve şu ana kadar yaşadığım hayatı bunun üzerine kurdum.
Fakat şimdi geri dönüp baktığımda artık 33 yaşındayım.
Yeni bir benzeye başlayabilirim.
Yeni bir şey öğrenebilirim.
Kendime tamamen yeni bir title geliştirebilirim.
Özellikle sosyal medyada olduğum için ve birazcık büyüdüğüm için sosyal medyada ister istemez bir kaygı var üzerimde.
Her şeyi yapamam kaygısı var.
Oradan uzaklaşmam. Sanki benim için bir utanç verici bir şey olabilir.
Hani diğer insanlar şunu düşünebilir kaygısı var kafada.
İşte bak başaramadı o yüzden bıraktı sosyal medyayı.
Yani bu bile gerçek bir kaygı bu arada.
Çünkü ister istemez başka insanların ne düşündüğünü önemsiyoruz ama hep söylüyorum sıfırla on arasında bunun derecesi ne?
Eğer ki çok hayatımı etkiliyorsa.
Gerçekten bir şey çok istiyorum ama başka insanlar ne der diye yapamıyorsam o ayrı bir kaygı.
Onun için tabii ki de profesyonel bir destek almak en sağlıklısı o noktada.
Benim içinse farkındalığım var.
Mesela bu sosyal medyada bir kimlik oluşturmanın benim üzerimde verdiği şu anda bir statü baskısı var.
Farkındayım ve ona göre bundan sonra vereceğim karara destek olacak çalışma yapmak istiyorum.
Bu geçicilik bilincinden de o yüzden bahsetmek istiyorum.
Yani bu çok beginner bir seviyede olacak bu podcast.
Çok detaylarıyla...
felsefik bir noktadan değil.
Tamamen kendi farkındalığımla gelişen duygu ve düşüncelerimi aktarmak istiyorum.
Çünkü bu bölüm benim için cesaret barındıran bir bölüm.
O yüzden diyorum ölümden bahsediyoruz ama karanlık bir noktadan değil.
Yahu işte direksiyon senin elinde.
Bu dünyaya tek gönderildin.
Tamam ailemiz var, aile bireylerimiz var hayatımızda.
Çok sevdiğimiz, çok değer verdiğimiz akrabalarımız, arkadaşlarımız, eşimiz dostumuz var.
Bunlar bizim için çok değerli ama günün sonunda hayatta teksin ya ve bu hayat sadece sana ait ya.
Bir şeyleri keşfetmek, o diğer sevdiğin insanlarla olan ilişkilerini de bu arada geliştirmek, derinleştirmek, azaltmak, ayrışmak.
Hepsi sana ait bir alan ya.
O korunaklı yer sana özel ya.
O yüzden bunları hatırlamak ve cesaretimizi artırmak istiyorum aslına bakarsanız.
Geçenlerde de Zek'le konuşurken şeyden yakınıyordum.
Yahu benim bir Mesleğim yok.
Hiçbir zaman olmadı. Doğduğumdan beri her zaman çok meraklı bir insan oldum.
Keşke meraklı olmaya para verilse mesela.
Yani aa ne kadar da meraklısın.
İşte önümüzdeki bir yıl boyunca demek ki sen iş mimarı olmak istiyormuşsun.
Bak bakalım hadi bir deneyelim ve sana şu kadar para verelim gibi bir dünya olsaymış keşke.
Çünkü hayatım boyunca bir title'a sahip olmak istemedim.
İstemiyorum. Yani ben öğretmenim, doktorum, avukatım gibi kallavi meslek hayalim olmadı.
Çok küçük. Küçükken ressam olmak istiyordum.
Birazcık büyüdüm. Moda tasarımcısı olmak istiyordum.
Lisede iç mimar olmak istiyordum.
Aslında bakarsanız geri dönüp baktığımda her şey tasarım.
sanat, yaratıcılıkla alakalı ilgi duyduğum şeylerdi.
Yabancı Deli nasıl seçtiğimi ve neden okuduğumu anlattığım bir bölüm yapmıştım.
Geriye dönüp bakabilirsiniz. Lisedeyken bölüm seçmelerinde hocam İngilizce öğretmenlerini seçtirdi ve ben o şekilde İngilizce okudum.
Çinceyi de para kazanmak için, ticaret yapmak için okudum.
Şimdi bunu ilk fark ettim de geçenlerde oturup yine yazı yazarken bunu fark ettim.
Yahu ben aslında mesleğimi para kazanmak için seçmişim.
Çünkü babayı kaybettiğimde aileye destek olmak istiyordum.
Çince'den de para kazanırlar, ticaret yapılır.
Gerçekten de hayat standartlarımı artıran, geliştiren, dünyayı keşfetmeme destek veren inanılmaz...
faydalı bir alan oldu.
Ama gönlümden geçen meslek Çince ile alakalı bir meslek değil.
Evet Çince benim için deneyimlere araç oldu.
Bana çok fazla kapağı açtı ve belki de bugün burada olmamı sağlayan şey Çince okumuş olmam.
Şimdi bana düşen görev bu noktadayken gönlüme hitap eden, ruhuma hitap eden şeyleri bulmak.
Artık geldik bu noktaya. Anneme de destek oldum.
Biliyorsunuz anneciğime ev alabilmek nasip oldu.
Benim çok küçüklüğümden beri hayalimdi ve 2-3 yıl önce yaptı konuda.
Onu da bir şöyle tahtalara, popolarımızı kaşımalara falan böyle bir ara veriyoruz.
Hasılı şu anda yahu New York'ta yaşıyorum ya.
Yani benim için belki birçok insan hiçbir şey ifade etmez.
Ama dünyada nerelisin derseler ben New York'lu olmak isterim.
Çünkü evet New York çok pis, karışık, tehlikeli, çok pahalı.
Ama bir şey var bu şehirde.
Bir kadınsa eğer bu her şeyine rağmen çok seksi, çok havalı bir kadın.
Neden bilmiyorum. Yani belki de çok açık söylemek gerekirse bu şehrin PR'ı da olabilir.
Yani o yaratılan hissiyatı da olabilir.
Ama bakın bir yıldır burada yaşıyorum.
Bir yıl olacak neredeyse. Hala her gün uyandığımda şey oluyorum.
Ya özledim işte bir yerlere daha gideyim.
Başka bir köşesine daha gideyim.
Soho'ya bir hafta gitmiyorsam özlüyorum mesela.
Yani daha sanatsal olan bölgelerini bir tık daha özlüyorum.
Çünkü ben sanatçıyım. Sanatçıyım abi ben yani.
Sanatçıyım demek de birazcık bizde şey ya.
Yok yok efendim ben bir zanaatkarım, sanatçılık ne demek falan çok mütevazı olman gereken bir yer.
Sanatçıyım demek aslında yaratıcılıkla ilgili şeylerden.
Çok keyif alan insan ruhu yani benim için, benim tanımlamamda.
Önemli olan da bence benim tanımlamam, kendimi nasıl gördüğüm.
Ben yaratıcılık yaptığım bir şey ürettiğimi hissettiğim yerde ben oluyorum.
Bu aklınıza ne gelirse şu an podcast çekmem bile.
Çünkü tamamen orijinal, bana ait, benim alanım, benim platformum, benim sesim, benim düşüncelerim, sizinle...
paylaştığım yer, yani kendi kendime bir odada da kalmıyorum, bir şey oluşturuyorum, sunuyorum ve size ulaşıyor ve siz de bana geri dönüşüm yapıyorsunuz birçok yerden.
Ayrıca teşekkür ediyorum onun için.
Fakat toplum gözünde bir mesleğim yok.
Sanatçıyım diyemiyorsun çünkü sanatçıyım desen de onu ayrıca açıklaman gerekiyor.
Geçen günde sosyal medya networking eventi vardı.
Biliyorsunuz networking eventleri böyle hızlı hızlı tanıştığınız, böyle biraz...
Eski sistemiyle kart vizit, exchange yapılan yerler.
Burada creatorlar gelmiş, ajanslar gelmiş.
Hani ayaküstü tanışacağız hep beraber.
O kadar yoruldum ki üçüncü kez kendimi anlatmaya başladım.
İşte evet ben YouTuber'ım.
Evet ben Instagram'ırım.
İşte öyle reaksiyon yapıyorduk.
kanallarda. Şimdi lifestyle olduk.
City girl falan oldum ben.
Böyle anlatamıyorum yani.
Akıp gitmiyor. Bu şey de değil bu arada.
Yaptığım şeyden utanıyorum da değil.
Sadece üzerime bir şey almak istemiyorum.
Ben kendimi bir şey ile tanıtmak istemiyorum.
Sonra Zek de bunun sohbetini yaparken.
Çünkü Zek Simon Sinek ile çalışıyor.
Simon Sinek de Find Your Why ile ünlü olan bir adam.
Muhtemelen TEDx konuşmasını görmüşsünüzdür.
O konuda her yerde gördüğünüz bir adam.
Yani gidin Google'dan Simon Sinek diye yazın.
Sinek gerçekten sinek yani bizim sinek gibi yazılıyor.
Find your why yani bu hayattaki nedenini bul ve sen o nedenini bulduğunda yapacağın meslek önüne çıkacak ve oradaki bütün blokajlar zaten sana ait
olduğu için senin özelinde olduğu için her şey akışında sorunsuz içine sinesine gidecek.
Birçok insan hayatta kendi nedenini why yani o olman gereken yeri bulamadığı için birçok insan Blokajlar yaşıyor, sıkıntı yaşıyor, stres yaşıyor, ansiyet yaşıyor.
Şu anda stres ve sıkıntı yaşamayan insan var mı bilmiyorum ama demek istediğim bunun amacı kendi nedeninizi why bulun diyor.
Bu çalışmayı uzun uzun yapmadım.
Bir tane alıştırması var hatta siz de oturup yazabilirsiniz isterseniz.
Hayatınızda bugüne kadar...
size iyi hissettiren, sizin için önemli, değerli olan 3 anıyı yazmanızı istiyor.
Bu arada bu çalışma bir arkadaşınızla ya da bir iş arkadaşınızla yapılması önerilen bir çalışma.
Yani başkasına aslında anlatacaksınız.
O başkası sizi değerlendirecek.
Yani o 3 ana konunun birbirleriyle olan bağlantısını bulacak ve sizin için ne anlam ifade ettiğini size yansıtacak.
Yani arkadaşınızın görevi bu.
Aynı şekilde siz de aynısını arkadaşınıza yapacaksınız.
Ben bütün çalışmayı yapmadım.
Sadece kendi kendime yazdım.
Benim için önemli olan şeyler de ön planda olmak çıktı.
Bu ön planda olmak liderlik de olabilir bu arada.
O başka bir günün konusu.
Ama zevkle şey konuşurken dedim ki benim bir title'ım hiçbir zaman olmayacak.
Ben böyle geldim, böyle gideceğim.
80 yaşımda da ben şu şu mesleğim demeyeceğim, diyemeyeceğim.
Çünkü ben explorer'ım.
Böyle söyleyince bir cringe oluyorum.
Ya ben bir kaşifim. Benim için bir şeyleri keşfetmek, tecrübe etmek, deneyimlemek, cesaret etmek benim hayattaki tutkum.
Bence bana zevk veren, keyif veren, beni hayatta tutan, bana bir şeyleri anlamlandıran yer burası.
O yüzden bu title'lar sürekli değişebiliyor.
Yani öncesinde tercüman, İngilizce öğretmeni, dans eden kişi, YouTuber, Instagramer, ticaret yapan kişi.
Yani you name it.
İstediğinizi söyleyin.
Bunlar ben hayatta olduğum sürece değişen, gelişen.
Kendi içinde özelleşen şeyler.
Ve daha önce bir şeye, bir kimseye söz verdiğim için sevmediğim bir yerde, sevmediğim bir meslekte bulunmak istemiyorum.
Son zamanlarda bu içerik üreticiliğini de buna eklemek istiyorum o yüzden.
Acaba gerçekten şu anda bana ve ruhuma hizmet eden bir yer mi?
Yoksa bir title verdik kendimize zamanında.
Bir şekilde büyüdük, bir şekilde tanındık.
Ve o title'ın benim üzerimde yarattığı ekstra bir güç mü bu?
Bana yaptıran, yaptırım gücü.
Cümü bu. Bunların cevabını şu anda %100 bilmiyorum.
O yüzden merak etmeyin.
Sosyal medyayı falan bırakmayacağım.
Fark ettiyseniz azalttım.
Ya YouTube'a geri döndüm.
Haftada bir vlog gönderiyorum oraya ama Instagram'daki strateji kaygım, işte aman takipçi geldi mi gitti mi kaygılarım yok.
Çünkü Instagram bana hizmet etmesi gerektiği kadar hizmet etti.
Sadece bak Nurtaş Türkeli dance.
kişisinin hayatında bana yaşamak istediğim duyguları yaşattırdı.
Merak ettiğim, tadına bakmak istediğim her şeyin tadına baktım.
Benim için hayat aslında bu minvalde.
Ben deneyimlemek istiyorum.
Sosyal medyada büyümeyi istedim, merak ettim, tanınır olmayı merak ettim ve olması gerektiği kadar oldu.
Yani çok ciddi söylüyorum bunu şey bir yerden algılayabilirsiniz.
Büyümüyorsun o yüzden gibi.
Şu anda, bu değişebilir bu arada.
Ama şu anda tekrar bir büyüme çabam, kaygım yok.
Ve hatta çok tanınır olmak istemediğimi de fark ettim.
O kadar ön planda olmak, o kadar kendini göz önünde bulundurmak aslında bakarsanız çok da istediğim bir şey değil.
Tadını merak ettiğim bir şeydi ve merak ettiğim kadarını aldığıma inanıyorum.
O yüzden bu geçiciliğin bilincini artırmak.
Benim için çok değerli. Elbette bunun içerisinde hüzün var.
Yani oturalım akşamlara sabahlara kadar ağlayalım demiyorum.
Ama ağlama isteği geldiğinde ağlamanın tadı çok güzel.
Ben insan içinde ağlayamayan bir insanım.
Terapide ağlamaktan çok zorlanan işte kamerayı kapatan bir saniye şu anda ağlamam gerekiyor deyip utanan bir insanım.
Neden bilmiyorum. Oysaki hep şey diyorum yani gülmek kadar ağlamak da normal olsa biz normalleştirebilsek kendi içimde çok...
Normalleştiremiyorum. Güçle bağ kuruyorum maalesef.
Ama yani ağladığımda o içimdeki küçük kızın kendi ağlarkenki sesim de çok hoşuma gidiyor.
Şefkatim artıyor kendime karşı.
İnsan olduğuma karşı.
O yüzden tabii ki de ölümü hatırladığınızda, ölümü anlamaya başladığınızda ya da ölümü sevdiklerinizle beraber tecrübe ettiğinizde bir hüznü var, acısı var, bir yaz süreci var.
O yaz süreci bambaşka bir konu.
Fakat günün sonunda işte önemli olanın bunu hatırlamak.
Memento Mori. olduğunu düşünüyorum.
Geçiciliği anlamak, bu bilincin farkına varmak, hayatınızın, zamanınızın, herhangi en ufak anınızın bile çok değerli olduğunu tekrardan hatırlamak.
Yani gerçekten o gereksiz şeyleri yapmaya ihtiyacımız var mı?
Yani bu ben hep söylüyorum trashy diziler izlemek gibi, magazin programları takip etmek gibi, size faydası olmayan insanlarla, ortamlarla bulunmak gibi.
Çünkü bazen bir şeylerin onayı peşinde koştuğumuzda, bazı insanlar tarafından onay almak istediğimizde, sevilmek istediğimizde kendimizi çok da içimize sinmeyen ortamlarda bulabiliyoruz.
Yapmak istemediğimiz şeyleri yapıyor olabiliyoruz.
Bir de hayır demekte zorlanan bir insansak alın size komplo bir paket.
O yüzden... Zorlandığınız yerleri çok iyi anlıyorum.
Fakat buradaki bu bölümün amacı zaten bir farkındalık geliştirmek, bilinci artırmak.
Zamanla kararlarımız da bu yönde ilerliyor.
Hayatımızı da buna göre şekillendiriyor olacağız.
O yüzden yine her şeyin başında olduğu gibi farkındalık ve bilinci geliştirmek bizim ilk görevimiz.
Hep söylüyorum alışkanlık geliştirmek.
kolay bir şey değil. Genelde başka bir şeyle yer değiştirerek en hızlı ve en yardımcı yöntemiyle belki yeni alışkanlıklar geliştirme olabiliyor.
O yüzden merak etmeyin.
Sadece bu bölümle hayatın çok tatlı olduğunu tekrardan hatırlayın.
Önemli olan belki de kendimize ilk vermemiz gereken o title'ın, kendimize vermemiz gereken ilk sıfatın cesur olduğunu tekrardan hatırlatmak istiyorum bu bölümde.
Cesur olalım. Bu hayat bize verildi ve bir tanecik hayatımız var.
YOLO. You only live once.
O yüzden kontrol bizde.
Cesaret bizde. Ne yapmak istiyorsak bugün var elimizde.
Sadece siz kendi kendinizin önünde durabilirsiniz.
Sadece siz kendi kendinizi durdurabilirsiniz.
Ve o inandığınız şeylere inanmaya devam edebilir ya da bırakabilirsiniz.
Ben kendimden biliyorum.
Haftaya görüşmek üzere.
Umarım... Keyif aldığınız bir bölüm olmuştur.
Umarım iç karartan, rahatsız eden bir bölüm olmamıştır.
Geçen gün burada Guggenheim diye bir müze var.
Onun Going Dark temalı sergisini gördüm.
Yani bütün müzeyi gezerken göğsünüze bir öküz oturarak geziyorsunuz.
Çünkü acı. üzerine bütün çalışmalar, resim, fotoğraflar, şiir, yapılan kıyafet dizaynları, her şey ölüm ve acı üzerineydi.
Belki o yüzden de bu konular kafamda depreşti.
Hatta biz de şiir yazdık.
Benim şiirim güneş ışığıyla başladı.
Sonra ilüzyondan devam etti.
Sonra Allah'la konuşmaya başladım yarısında ve en son cesaret etmekle bitirdim.
Cesaret etmeyi, hayatı yaşamayı, iştahı bu kelimeleri çok seviyorum.
Bu konularda böyle yoğun duygular hissettiğinizde özellikle başvuracağınız ilk şeyin sanat olduğuna inanıyorum.
Sanatın, sanatla ilgilenmenin hayatın bir köşesinden de olsa mutlaka ve mutlaka içinde.
Olunması gerektiğine inanıyorum.
Resim yapabilirsiniz, şarkı söyleyebilirsiniz, yemek yapabilirsiniz.
Ama tüm bu duyguları hissetmenin ve bir yere aktarmanın ve mümkünse birileriyle paylaşmanın da ayrı bir keyif olduğunu düşünüyorum.
Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın. Fikrinizden yayına, format,
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
