
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Duygusal olarak büyüyememiş insanlardan bahsedeceğim bugün.
Belki de kendimizden de.
Aynaya bakıyor olduğumu hissetmek beni çok korkutuyor çünkü bu konuda birçok kademe ilerlememe rağmen hala kendimde büyümekten korktuğum tarafları görüyorum.
Bu arada siz bu bölümü dinlerken ben artık 35 yaşında olacağım.
Cahit Sıtkı'dan hiç hoşlanmıyorum şu anda.
Adından bile bahsetmek istemiyorum o yüzden bu konuyu hızlıca geçelim.
Fakat bir sonraki bölümlerde biraz şeyden bahsetmek istiyorum yani yeni yaşımla alakalı belki hani diğer yarısı demeyelim de hayatımın geri kalanıyla alakalı yapacağım şeyleri de birazcık önce kendime anlatmak ve sindirmek istiyorum
sonra sizinle paylaşmak istiyorum.
Bugünkü konuda da böyle çevremizdeki olgunlaşmamış yetişkin görünümdeki çocuklar diyeceğim insanlar ya da kendimizde yakaladığımız şeylerden biraz bahsedeceğim.
Bunun temeli aslında duygusal olgunluk çünkü olgunluk yaşla geliyor gibi görünebilir.
Hele ki bizim toplumumuzda birisi bizden büyükse otomatik saygı duyuyoruz.
Genellikle böyle yetiştirildik.
Normalin bu olduğunu zannediyoruz.
Birisi bizden büyükse, bizden daha çok biliyordur, yetişkinse, zaten yaşamıştır, görmüştür ya da otobüste yer verirsiniz yani alakasız bir yerden bile.
Muhakkak o bizden büyükler bizden birkaç adım öndedir ve siz ona o alanı yaratırsınız.
Fakat şimdi olgunluğun yaşla beraber gelmediğini bizim günlük hayatımızda birebir gözlemlememiz gerekiyor.
Çünkü hele ki böyle benim gibi yaklaşımınız varsa birisi sizden büyük olduğu için ufaktan bir saygı duyma eğilimindeyseniz sizi manipüle edebilirler ya da savunma mekanizması olarak reflection ya da projection yapabilirler.
Yani sizin üzerinize yansıtma yapabilirler.
Kişi önce kendi duygularını bildiğinde ve bunları kabul ettiğinde, yüz yüze geldiğinde, karşı karşıya geldiğinde, çok da korkmadığında, baş edebilmeyi bildiğinde, regüle edebilmeyi bildiğinde önce zaten kendi içerisinde
bir olgunluğa varıyor.
yatışmaya başlıyor ve bunları idare edebilmeyi ya da coping görürüz ya baş edebilmeyi öğreniyor.
Bu nedenle karşısındaki insan bunu yapamadığında sizin üzerinizde yaratmaya çalıştığı etkiyi de daha rahat görüyor.
Yani mesela ben kendimi farkındaysam, duygularımın sorumluluğunu alabiliyorsam, belirli bir konuda öfke gösterdiğimde şu kişi beni kızdırdı diye karşı tarafa yansıtmam.
Derim ki burada bir saygısızlık hissettim ve şu anda öfkeliyim.
Öfke hissediyorum. Yani bu duygu bende, bunun sorumluluğu da bende.
O yüzden bunu regüle edebilmek, karşıki tarafla iletişim kurabilmek de benim tarafımda.
Ama ben karşıki tarafa kendimce öfkelendiğimi düşündüğüm için ve beni sinirlendirdiğini düşündüğüm için belki bir seçenek atak yani saldırı olarak yaklaşabilirim.
Bu benim seçeneğim. Ve karşıki tarafa bütün yükü yükleyebilirim.
Kavga edebilirim. Affetmeyebilirim.
Ondan böyle en alınacak öcü almaya çalışabilirim.
Onun canını acıtmak isteyebilirim.
Ki bu işte olgunluğun olmadığı yer.
Aslında hani yapıcı olmayan, kendi duygularınızı regüle edemediğiniz yer.
Aynı şekilde. Bir diğer seçenek kendi duygularınızı kabul edersiniz.
Ne olduğunu anlarsınız ve sorumluluğunu alırsınız.
Karşıki tarafla görüşmek istemeyebilirsiniz hemen o anda.
Çünkü sessizlik de burada gereklidir.
Ve o sessizlikten kaçmamak, hayır diyebilmek, yine mesafe koyabilmek, belki bir ay sonra, altı ay sonra, bir yıl sonra tekrardan görüşebilmek.
Yani hemen her şeyi halletmek zorunda değilsiniz.
Tabii ki de bu yöntem her koşula uymuyor.
Ama çoğunlukla biz böyle hemen acele ediyoruz.
Duyguları çok yüksek yaşıyoruz.
Hemen çözümlemek istiyoruz ve bu bazen çözümlemeye çalıştığımız şey genelde koparmayla oluyor.
Ne oluyor? İşte aa işte arkadaşlarımız bitti.
Ya da kavga ettik ayrıldık.
Bitti. En kötü şeyler söylendi.
Hakaretler edildi.
Yani bütün köprüler yıkıldı.
Ama iki tarafta şöyle hayal edin.
Böyle bir olayda sonuçta insanız.
Çarpışmalar yaşayabiliriz.
Zıt görüşlere sahip olabiliriz.
Ya aramızda anlaşmazlıklar olabilir.
İki insan duygularını sindirebildiğinde ve sorumluluğunu alabildiğindeki bir araya gelmesi ile asla sorumluluk almadan, karşıki tarafa yansıtarak sürekli suçlama halinde ya da sürekli on
fire, ateş halinde gittiğiniz durum tamamen farklı.
Aynı şekilde ghosting yapmak, görmezden gelmek, herhangi çatışmadan kaçınmak ya da ben zaten böyleyim diyerek iş içinden sırılmaya çalışmak da.
Duygusal olgunluğun olmadığının göstergesi.
Yani ya saldıracağız, kavga edeceğiz, çirkinleşeceğiz değil ya da tamamen kaçacağız, duygularımızı saklayacağız, üstünü kapatacağız, pasif davranacağız, pasif agresif davranacağız ve ghosting yapacağız da değil.
Yani günün sonunda bizim bu orta yolu, doğru yolu bulmamız gerekiyor.
Hem iletişim kurabilmek için hem sağlıklı yetişkinler olabilmek için, duygusal olgunluğumuza kavuşabilmemiz için bizim günlük hayatımızda yaşadığımız bütün bu duyguları anlayabilmemiz gerekiyor.
Tabii ki de burada kendi niyetiniz önemli, hayatı nasıl yaşamak istediğiniz önemli.
Çünkü bir laf var geçenlerde görmüştüm.
Bazı insanlar büyüyemez sadece pahalı oyuncaklar alır diye.
Yani ev alabilir, araba alabilir, iyi bir iş kurabilir.
Ama maalesef hala kendi duygularını yönetemeyen, iletişimi bozuk, öfkeli insanlar çevremizde dolanıyor olabilir.
Ve çoğu manipülasyona yakın olduğu için, olgunlaşmamış bireylerin.
Size yansıtma yapıyor olabilirler.
Bunlar sizin kafanızda oluşan seslere dönüşür.
Sonra siz kendinizi o zannedersiniz.
Yani o saykılı görüyor musunuz?
Hem kendinizi regüle edemediğinizdeki sonuçlar başka bir yerde hem de bunları anlamadığınızda başka insanın yaptığını da fark edemiyorsunuz.
Sizin üzerinizde yarattığı etkiyi de fark edemiyorsunuz.
Bu sefer siz o zannediyorsunuz.
Kişinin saldırısının etkisinde kalıyorsunuz ve oradan çıkmak çok çok zor.
Her şeyi de çocukluğumuza, anamıza, babamıza atfetmemize gerek yok ama şimdi bu büyüyememe sendromunun bir etkisi belki de bazen ailenin aşırı ilgi göstermesi, her
şeyle ilgilenmesi ya da bazen işte ilgisizlikle büyümesi.
Bir de şimdi sosyal medya efekti de var.
Günümüz dünyasında hızlı yaşamdan kaynaklı, çabuk ulaşma, çabuk mutlu olma, hemen sahip olma, hemen tüketme ya da hak ediyorum bu haklılık şeması diye geçiyormuş.
Hak ediyorum, alacağım, gezeceğim, benim de iPhone'um olsun, tatile çıkacağım, borçlara gireceğim.
Yani burada o sorumluluğun ipinin ucunun müthiş derecede kaçtığını ve hayatınızdan büyük bir fatura çıkardığınızı görmenizi istiyorum eğer böyle bir döngüdeyseniz.
Yani her şeyin çok kolay ve hızlı olmasını istiyorsunuz, her şeye sahip olmak isteyebilirsiniz.
İşte ilişki, başarı, mutluluk, hani tüketim, tüketim, tüketim ya da acıya, yalnızlığa, belirsizliğe, tahammülsüzlük yani.
Kendinizi uyuşturmak için, beyninizi uyuşturmak için sürekli bir şeyi aşırı yapmak, sürekli dizi izlemek.
Hadi bir dizi izleyeyim, telefona bakayım, doom scrolling yapayım.
Yani saatlerce TikTok'ta vakit geçiriyor olabilirsiniz ya da Instagram'da.
Bunlar işte maalesef duygularımızla karşı karşıya gelmeyelim diye, ne hissettiğimizi anlamayalım diye kaçış yolları.
Maalesef. İşin sinsi tarafı şimdi bunlara o kadar çok alıştık, o kadar biz gibi ki belki de duygularımızdan kaçış yöntemi olarak kullandığımızın farkında bile değiliz.
Bazen ben şey diyorum yani empty show izlemek istiyorum.
Yani bana bir şey öğretme yani güldürmek zorunda bile değil yani.
Sadece arkadan ses olacak bir şeyler izleme ihtiyacı hissediyordum.
Son zamanlarda hiçbir şey istemiyorum.
Böyle çok nadir eskiden izlediğim programları açıyorum.
Ama oturup bir şey izleyemiyorum mesela o ayrı bir konudur muhakkak.
Artık kaçmıyorum hu hu süper diye değil.
Ama bir örnek şeyi vereceğim çok hızlı.
Bu Amsterdam'da hani yalnız seyahat ettiğimde gerçekten bu çok güzel oldu.
Kendim olduğum için bir 6-7 gün.
Günün sonunda artık hani istemediğin şeyleri de duyuyorsun kafanda ya da kaçma şansın şeyleri de duyuyorsun.
Bahsetmiştim önceki bölümde acayip kararsız bir tipim ben mesela ve çok zorlandım kendimle.
Yani ne yapacağız artık bir karar ver falan oldum.
Bir de yeni bir ülke olduğu için ama neyse.
Orada mesela şey fark ettim doğum günüm.
Bu 35 yaş aslında böyle big deal gibi yani aa 35 dolu dolu hani bir parti versem mi diye düşündüm.
Benim burada çok fazla yabancı arkadaşım var ve Türk temalı bir şey mi yapsam dedim.
Rakılar, Türk yemekleri, Türk müzikleri hatta böyle ufak bir dekorasyon falan.
Sonra şeyi fark ettim. Bu ben değilim.
Yani ben düğün de yapmadım.
Kalabalık partileri sevmiyorum.
Minimal minimal şeyleri çok severim.
Küçük kutlamaları çok severim.
Belki 3 ay sonra 5 ay sonra housewarming de yapabilirim çünkü yeni eve taşındım ve ev partisi hala yapmadım.
Yapabilirim hani tamamen karşıt değilim ama kendi günümde nasıl geçirmek istediğimi buldum.
Ya burada demek istediğim aslında bu kendinizi bulduğunuz zaman size ne hizmet ettiğini anladığınız zaman başka insanlar artık önemsizleşmeye başlıyor ya da dışarıya ne gösterdiğiniz önemini kaybediyor diyeyim.
Yani yine vardır muhakkak önemi hiç önemsiz değil ama eskiden verdiğiniz kadar öncelik vermiyorsunuz.
Ki bu zaten duygusal olgunluğun en büyük göstergelerinden bir tanesi.
Artık başkalarını etkilemek adına, başkaları için ya da korktuğunuz için, belki hani size küsecekler diye istemediğiniz şeyi yapmak ya da söyleyememek, söylemek gibi.
Ya bunlar hepimizin başından geçen.
Yani geçmiş ve hala geçen konular.
Biraz ilişkilerdeki olgunlaşmamışlıktan bahsetmek istiyorum.
Bu sadece partnerlik ilişkisinde değil.
Aile ilişkileriniz de olabilir, kardeşleriniz, arkadaşlarınız, akrabalarınız olabilir.
Burada yine kişi kendi duygularıyla yüzleşemediğinde, kişi kendi duygularını tanıyamadığında ya da kabul etmediğinde ya da kendi travmalarını fark etmediğinde, fark etmek istemediğinde zaten ortama
getirdiği kişi çok yüksek ihtimalle otantik olmuyor.
Çoğunlukla bu ilişkiler yüzeysel kalıyor.
Yani şöyle düşünün eğer böyle bir şey sizi çok rahatsız etmiyorsa her şeyi yüzeysel bırakıp aa iyiyim sen nasılsın güzel yemek yiyoruz hadi içtik falan filan dans ettik eve gittik mesela.
Eğer sizin için böyle ilişkileri yüzeyde bırakmak okeyse muhtemelen bir sorun yok.
Ama ben derinleşmeyi seviyorum.
Gerçeklik istiyorum. Yani bana dürüst olunmasını istiyorum.
Ben dürüst olabilmek istiyorum.
Neyi sevmediğimi söyleyebilmek istiyorum, rahatça söyleyebilmek istiyorum.
Ya benim hayatta ilişkilerde en değer verdiğim şeylerden bir tanesi bu.
Dürüst olalım, açık olalım ama bazı insanlar buna hazır olmayabilirler.
Bağ kuramayabilirler, kendi travmalarının farkında olmayabilirler.
Ya da bağımlı ilişkiyi kurmaya müsait olabilirler.
Size karşı yapışkanlık gösterebilirler.
Size sürekli bir şey vererek belki borçlu hissettirmek isteyebilirler.
Yani bu maalesef ki karşımızdaki insan farkında olmadığı zaman karşıdan böyle hortum gibi geliyor.
Ve siz o hortumu fark etmezseniz bence yandınız.
Çünkü hop böyle içinde oluyorsunuz, hop bir şeyler oluyor, hop bir yere çağrıldınız, hop borçlu hissediyorsunuz, böyle hop siz değilsiniz.
O yüzden burada bir ufak manipülasyon da olabilir.
Kıskançlıklar olabilir. Duygusal soğukluklar yapılabilir.
Hani o itme, çekme, o oyunlar biliyorsunuz.
Yani bizde var bu duygusal oyunlar.
O kelimeler, imalar işte laf sokmalar falan.
İnanın bunları duyduğum zaman ki maalesef hala duyduğum ortamlar karşıma çıkıyor.
Böyle içime 20 tane akrep girmiş gibi hissediyorum.
Yani bu da garip bir metafor. Yıllarca kullanıyorum bunu kendi halimde ama.
İçimde böyle akrepler yürüyor gibi oluyor.
Diyorum ki ne olur alın.
Şu tonlamalar, o sesler, o manipülasyonlar.
Herhalde manipülasyona karşı çok büyük bir reaksiyon gösteriyorum artık.
Bence çok manipüle edildiğim için left and right.
Yani birçok yerde manipülasyona da çok müsait olduğum için.
Özellikle böyle duygusal yerlerde.
Artık çok fazla farkındalık geliştirdim.
Bu sefer de shut down gibi oluyorum.
Yani diyorum ki grow up.
Hani bir büyü. Şu an seninle ilgilenemem.
Ya bunun nasıl güzel örneğini verebilirim?
Mesela kişi kurban rolünde.
Senin onun hayatını kurtarmanı istiyor.
Ama bu benim görevim değil.
Yani ben hiç kimsenin kurtarıcısı değilim, şifacısı değilim.
Hani elimden geleni yapabilirim.
Ama elimden gelenin fazlasını yapmak istememek benim hakkım.
Ama istemediğim için suçlanmak hakkım değil.
Yani kimse beni suçlamamalı bundan dolayı.
Ben kendi özel alanımı, kendi haklarımı koruyabilmeliyim.
İşte bu duygusal olgunluk.
Ama karşıki taraf sizi bunu yaptığınız için suçluyor ise...
sizi kötü hissettirmeye çalışıyor ise işte burada kocaman bir manipülasyon var.
Oralarda gözünüzü, kulağınızı, kalbinizi kocaman açmanız lazım.
Diyeceksiniz ki okey, yani ben elimden geleni yaptım ve bunu açıkça ifade de ettim ama karşı taraf bunu anlamak istemedi çünkü işine gelmedi.
Çünkü onun hayatını kurtarmanız gerekiyor, ona odaklanmanız gerekiyor.
Siz o fedakarlığı göstermediğiniz zaman çok yüksek ihtimalle dışlanacaksınız ya da suçlu hissettireceksiniz.
Ama işte onun içine düşerseniz yandınız.
Düşmeyeceksiniz yani. Bizim duygusal olgunluğumuz var ise görevimiz bu.
Diyeceksin ki that's okay.
Bu senin seçimin. Bu senin düşüncen.
Seni çok iyi anlıyorum ama elimden gelen bir şey yok.
Bu var ya şöyle anlatmak istiyorum.
Biraz alakasız olacak ama.
Ben Çince'yi yeni öğrenmeye başladığımda acayip şaşırdığım bir şeydi.
Çince'de şöyle bir cümle var.
Bu benim sorunum değil demek.
Çinliler bunu o kadar çok sık kullanıyorlar ki böyle geliyorum alel acele bir şeye ihtiyacım var.
Diyorum ki lütfen bana bunu yapın yardım edin bak bursum kesecek falan.
Kadın diyor ki benim sorunum değil ki niye son dakika geldin?
Niye bana yansıtıyorsun?
Ya kaba olacak ama göt oluyordum orada.
Diyor ki aa nasıl hani önümdesin yapsana neden yapmıyorsun?
Hani bana yardım etmen lazım ben kurbanım şu anda.
Bu bayağı işte üniversitedeki zamanım.
Ve kadın şey meybanfa hani yapacak bir şey yok.
Git. Ve gidiyordum.
Böyle gerçekten elimde kağıtlarımla götümün üstüne otura otura gidiyordum.
Yapacak bir şey yok. Sen son dakikaya bıraktıysan, sen kendi sorumluluğunu yapmadıysan, üstüne düşeni yapmadıysan gelip benim o kadına bir şey deme hakkım yok ki.
Ha şöyle diyordum yine işte eski özelliklerimden dolayı.
Niye yardım etmedi, ne kadar da şöyle bir kadın, ne kadar da böyle önündeydi de, bilgisayar da açıktı da, yapabildi de falan.
Hala ben oradayım çünkü benim işim görülmedi.
Ya bahsettiğim olan gerçekten çok uzun.
Merak etmeyin artık böyle şeylerim yok.
Ve ben bu kendi hayat deneyimlerimden diyeyim.
Hani o beklentiler, benim de kurban rolüne girmelerim, karşı suçlamalarım, o manipülasyonlar hepsini yaptım.
Tabii ki de yaptım. Bence hala yaptığım yerler var.
Bazen Zeki kavganın esnasında şey diyorum.
Yani şu anda seni manipüle ediyorum diyorum.
Bazen o kelime seçimlerimi havada yakalıyorum diyorum ki okey ben şu anda sana manipülasyon yapıyorum.
Açık açık söylüyorum ki istemiyorum aslında.
Ben zeki de manipüle etmek istemiyorum.
Kendim de o mentalitede olmak istemiyorum.
O yüzden bazen kendimi ele veriyorum.
Yani zek benim kadar kadar yüksek birisi değil manipülasyon konusunda.
Ama en azından ben geliştirmek istediğim için kendimi burada bir adım atmış oluyorum.
O yüzden hani bu değişmez gelişmez bir şey değil.
Kendinizde de varsa bunu açıkça kendinize itiraf edebilirsiniz.
Çünkü... İnsan kendisine dürüst olduğunda zaten değişim başlıyor.
Yani yok ya ben yapmıyorum. Yok ya benim terapiye gitmeye ihtiyacım yok.
Ya ben iyiyim işte çevremdeki insanlar gitsin abi falan.
Derseniz eğer ya oradan çıkamayız.
O zaman bence bu podcastı falan dinlemeyin yani.
Çünkü yapmamız lazım.
O sorumluluğu alacağız. Biz bunu fark edeceğiz.
Kabul edeceğiz. Bir aynaya bakacağız.
Bir canımız acıyacak yani.
Azıcık eleştirileri falan da alacağız.
Çünkü ben de çok eleştiriye maruz kalıyorum.
Bazen ben kendimi zaten eleştirmekten hani anladınız.
Yetiyor zaten. Nurtaç'ın yap deliştiriler bana yetiyor.
Travmalarımız var zaten. Canlarımız travmalarımız.
Travmalarla yüzleşmek. Bu arada her zaman travmayı çatadanak diye anlamıyoruz.
Nerede başımıza geldi onu da bilmiyoruz.
Bazen biliyorsunuz bu filmlerde falan görülüyor ya işte travmana götürüyor seni.
Abi ne zaman oldu bilmiyorum.
Hani ilk ne zaman başladı bilmiyorum.
O yüzden merak etmeyin.
Onlar da yavaş yavaş gün yüzüne çıkıyorlar.
Pandoranın kutusu oluyorlar.
İşte ama böyle ufak ufak yakalayarak yakalayarak bir şeyler en azından umuyorum ki değişiyor.
Çünkü artık 35 yaşındayım ve kendimi sürekli bunu hatırlatıyorum.
Diyor ki yetişkinsin sen. Hatta bu konuyla alakalı tek bir bölüm çektim.
Yetişkin olmak diye. Orada biraz daha yetişkinin gecikmesi vs.
de uzun uzun bahsettiğim bir konu olmuş.
Sonra bakabilirsiniz. İşte bu...
Benim kendime beklediğim şey aslında yani yetişkin ol, olgun ol, duygularını, hayatını, elini al o korkunun içinde yaşama artık.
Ya biliyorsunuz ya benim bütün bu podcastlerim aslında kendi hayat tecrübem üzerine ve bu aşmalarım üzerine aşamadığımda, düştüğümde, ağladığımda gelip yine size anlatıyorum.
Belki yaşadığım olayları birebir aktaramıyorum ama çıkardığım şeyleri en azından sizinle paylaşıyorum.
Şimdi bir diğer bu duygusal olgunluğa erişmenin en temel yollarından bir tanesi de bağ kurabilmek.
Şimdi bağ kurmakta ben de zorlanıyorum çünkü temelinde biraz güvensizlik var maalesef.
Yani hem geçmiş hayatımda yaşadığım olumsuz tecrübelerim, hem annemin hayatta hiç kimseye güvenmemesi beni böyle çok oradan uzaklaştırdı.
Kendi kurduğum, geçen bir arkadaşıma şey de gösteriyordum hani birkaç katman var benim hayatımda.
İlk circle'ım, ikinci circle'ım, üçüncü circle'ım gibi düşünebilirsiniz.
İlk circle'ım zaten hani kendi ailem, çekirdek ailem ve Zek.
Ya insan hala ilk anne babasını falan çekirdek halini zannediyor bu arada.
Bak onu yakaladım. Neyse anladınız.
Zek'le olan evliliğim ve benim annem, kardeşlerim.
İkinciler, yakın arkadaşlarım, çevremde sevdiğim, görüşme istediğim insanlar.
Üçüncü, dördüncü diye gidiyor bu.
Benim çok böyle kalın duvarlarım var.
Eğer yakınımdaysanız, hayatımdaysanız ben insanları çok rahat alamıyorum.
Maalesef diyeceğim. Çünkü kazık yemekten korkuyorum.
O arkadaşım dedi ki ya kazık yesen ne olacak yani zaten hayat böyle.
Hani bir o kazık bir bu kazık hani normal hayatına devam ediyor kız.
Takdir ettim. Çok da hoşuma gitti.
Ama bende o yok mesela.
Ben şey diyorum işte amip dalan bunu yakaladı.
Şimdi şöyle olacak ve hemen kendimi koruma altına almalıyım gibi.
Biraz daha böyle kendimi çeke çeke yaşıyorum.
Çok hoşlandığım bir şey değil. Ama ne zaman nerede dönüşür değişir bilmiyoruz.
Değişmelere başlarsa gelip burada anlatacağız zaten.
Başka yapacak bir şey yok tabii ki de.
O yüzden bağ kuracağız.
Duygusal olgunluğumuzun dadını çıkaracağız diyeceğim.
Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Umuyorum keyif aldığınız bir bölüm olmuştur.
Çevrenizde olgunlaşmamış yetişkinler var ise kendinizi alert tutun, uyanık kalın ya da siz hala olgunlaşamadığınız yerlerinizi görüyorsanız...
Öncelikle sevin o yerlerinizi.
Çok da haldır huldur kavga etmeye gerek yok.
Sertleşmemize çok gerek yok ama buradan da dönüşeceğimizin güzel bir habercisi olsun.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
