
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Yeni bölümde Nurtaç, kendi öfkesinden, öfkesiyle olan ilişkisinden ve bunun hayatındaki etkisiyle, nasıl olumluya çevirip motivasyon aracı olarak kullanabileceğinden bahsediyor.
Öfkenin kaynağını anlatıp, onu yönetebilmek, dönüştürebilmek nasıl mümkün olur, öfkeyi doğru kullandığımızda yaratıcılığımıza, kişisel ilerlememize nasıl bir faydası vardır, öfke sanıldığı gibi sadece olumsuz bir duygu mudur, hepsi bu bölümde.
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Her Pazartesi sabah 7’de yeni bölümü dinlemek için, podcast hesabını takip etmeyi unutmayın.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
2024'den selamlar.
Senenin ilk, inanamıyorum ya resmen ilk podcastini şu anda kaydediyorum.
Yani Ocak 1, acaba sabah 7'sinde kalkıp beni dinler misiniz?
Bence dinlemezsiniz.
Ya da dinlememelisiniz normal şartlarda.
Muhtemelen sabahlara kadar eğlendiniz.
Bu arada eğlenmek zorunda da değilsiniz.
Mesela benim yeni yıl için...
Hiçbir planım yok. Daha doğrusu şöyle.
Hiçbir planım yok derken o partilere katılayım, kalabalıklar içinde olayım gibi bir planım yok.
Zevkle baş başa geçirmeye karar verdik.
Hatta umuyorum ki burada bir park var.
Parka yürüyeceğiz ve gün doğumunu izleyeceğiz.
Yani 1 Ocak için ilk niyetime bakar mısınız?
Bu bölümde 2024 niyetlerinden birazcık bahsedeceğim.
Şu anda tam oturmadı kafamda.
Son zamanlarda bir iki çıkarımlarım var.
Biliyorsunuz bir süreçten geçiyorum çünkü.
Üç tane temel çıkarımım var ve bunları uygularsam eğer her gün kendi alnımdan öpeceğim.
Hatta her yerimden öpeceğim yani o kadar mutlu olacağım.
Bunları çok kısaca paylaşmak gerekirse.
Birincisi ve bence en önemlisi...
Kendinle pozitif konuşmak.
Çünkü gün içerisinde fark etmeden o kadar yeriyoruz ki kendimizi.
Yani sizin adınıza da bir tahminde bulunuyorum.
Çünkü yakın çevremdeki insanlar da bunu yapıyor.
Kendisinden bir tık daha şüphe eden, amaları olan, öyle ama ile cümlelerine devam eden, kendisiyle alakalı, bilmiyorum biraz daha hoyrat olan, insanın doğasında olan bir şey galiba bu.
O yüzden çok da müdahale edilemiyor.
Ama farkındalık artırılıp, her gün kendini bu hatırlatmayı yapınca muhtemelen alışkanlıklar o yöne doğru bir tık daha...
ve ister istemez psikolojiye de olumlu anlamda etkisi olacağına inanıyorum.
Çünkü kendine işte kendi alnından öpmek, kendine sarılmak, hadi kızım şunu yapalım demek bunları hepimiz zaman zaman yapıyoruz ama uzun vadede belki böyle yüzdeliğe vurduğumuzda çok yüksek ihtimalle %60 negatif konuşuyor
olabiliriz. Şu an hiçbir bilimsel veriye dayanmadan kendi kendime, kendime dayanarak bir bilgi uydurduğum.
Neyse o yüzden ilk ve bence en önemli maddem kendinle pozitif konuşmak.
İkincisi do not overthink.
Artık öyle uzun vadede uzun uzadı ya ama şöylesi ama böylesi düşünmek yok.
Ne yaparsak yapıyoruz oldu mu olmadı mı it's okay just do it.
Yani gerçekten just do it kafasında artık bir şeyleri söyleme planlama artık yap.
Yani 2024'de ahanda böyle girdim.
Şöyle kocaman adımımı atıyorum.
Bütün niyetimle, bütün duygularımla, ihtiyaçla bunu yapıyorum gerçekten.
Artık bir şeyi böyle planlayıp hatta execution diyorum buna.
Yani bugüne kadar çok şey planladık.
Bu arada astrolojik olarak da bu yıl daha çok execution'ın...
Beklendiği bir yılmış. Yani bir şeylerin daha açıldığı, harekete geçtiği, hayata geçtiği de bir yıl olması bekleniyormuş.
Ya da biz bunları çok bel bağlıyoruz bilmiyorum.
Ya da insan bunları bir yerde inanma gereği hissediyor.
I don't know. You never know.
Üçüncüsü de bir önceki bölümüm hatta bununla alakalıydı.
Sadece kendine onay ver ya.
Yani kendi kendine onay ver.
Onayını dışarıdan bekleme.
Yapalım. Devam edelim yani.
okey sonuçlarını biz göğüs gerelim, başkasına sormayalım o kadar da gibi.
Yani umuyorum bu yıl biraz daha adult halime, yetişkinliğe daha yaklaşacağım.
Çok korkularımın daha beni ele geçirmediği bir yıl olmasını ümit ediyorum.
Ve bu bölümde de öfkeden bahsetmek istiyorum aslında.
Yani bu konularla alakalı şöyle bağlayacağım öfkeye.
Ben hata yaptığında çok öfkelenebilen ve öfkeyi de çok yönetmeyi beceremeyen bir insanım.
Aslında öfke, biliyorsunuz toplumda böyle öfke, istemiyorum, istenilmiyor.
bir duygu, negatif bir duygu gibi algılanıyor ama yani tarih boyunca aslında öfke sayesinde biz ilerleyebildik ya normalde yani öfkeyi biraz daha olumlu düşünmek üzerine bir podcast hazırlamak istiyorum.
Hem sohbet niteliğinde olsun istiyorum yine.
Ben herhangi bir şey olduğunda çok hızlı duygular hissedebilen ve o duyguların ne olduğunu tarif edebilen Ve bence iletişimde de sıkıntı yaşamayan bir insanım.
Böyle olduğum için herkesin böyle olduğunu zannediyorum.
Ve karşımdaki insanlar herhangi bir olayda nasıl tepki verdiklerini bilemediklerinde, ne hissettiklerini bilemediklerinde ben bir sarsılma yaşıyorum, bir şaşkınlık yaşıyorum, bir de öfke yaşıyorum.
Nasıl bilemezsin?
Yani insan vücudunda olan her şeyden haberdardır bilgisi var bende.
Oysa ki bazı insanlar gerçekten o in touch diyoruz ya kendisiyle alakalı çok da bağlantılı olmayabiliyor.
Kendisinin tam olarak hangi olaya neden tepki verdiğini, nasıl tepki verdiğini, hangi duygunun gün yüzüne çıktığını ve bunu nasıl handle edebildiğini bazı insanlar bilmiyormuş.
Ya bu çok saçma bir yerden anlatıyorum gibi gelebilir ama ciddi anlamda ben Türklerle alakalı onu övmek de istiyorum.
Duygularıyla haşır neşir olan, duygularını ifade edebilen, duygularını yaşayabilen ve bunlardan beslenebilen bir milletiz aslında.
Çoğunlukla dramatik gibi görünüyoruz ya da ben o bilgilerle çok fazla kaldım.
Geçmişte hani Türkiye'deki tecrübelerime dayanarak.
Çoğunlukla dramatik gibi görünmesine rağmen ben bizim bu tarafımızı çok seviyorum.
Yani dramatik tarafını da seviyorum aslında çünkü yoğun hisleri yaşayabilmek...
Aslında bir lütufmuş.
Ne hissettiğini bilebilmek, oturup düşünebilmek, oturup o göğsündeki ağırlığı hissedebilmek aslında bir lütufmuş.
Özellikle yaratıcılık için bu belki öfke kategorisinde bugün anlatacağım bir ağırlık olacak.
Çünkü mesela şimdi Çin astrolojisine göre benim burcum aslında hem metal ve ateş grubuna giriyor.
Metal grubuna giren insanlar da sert mizaçlı oluyorlar.
Yani ben sert biri değilim.
Bayağı da böyle... Yumuşak çizgileri olan bir insanım.
Ama bu birazcık kırılganlığımın getirdiği bir şey olabilir.
Yani içeride bir sertlik var.
İçeride aslında bir şeyleri çabucak yıkıp yakma eğilimi var.
Ya da daha hızlı hareket edebilme potansiyelim var.
Böyle çok düşünmem. Hemen harekete geçmeyi isterim.
hemen olsun isterim, biraz aceleciyimdir, sabırsızımdır.
Onun birazcık metal tarafından geldiğini düşünüyorum.
Yani o şekilde okumuştum.
Bu arada Çin Astrolesi'nde doğduğunuz yıllara göre gruplar bölünüyor.
Ve bu tarafımın aslında bana hayatım boyunca hizmet ettiğini, ileriye gitmemde en büyük motivasyonlarımdan bir tanesinin olduğunu Genelde görmezden geliyorum.
Çünkü yaşadığımız toplumda özellikle Amerikan kültüründe diyeyim öfke çok böyle pozitif anlatılan, ortamlarda çok kabul edilen bir duygu değil.
Bence Türkiye'de de şu an çok kabul edilen bir şey değil.
Gerçi Türkiye ile kıyaslamayayım çünkü Türkiye'nin öfkesi başka bir yerde.
Şu an Türkiye'de hissedilen, yaşanılan öfke birçok şeye karşı bu arada.
Başka bir yerde. O yüzden o anladığımız tarzda bir kıyaslandırma yapmıyorum.
Ama genel olarak diyelim yani bu çağdaş dünyada öfkenin...
Çok da olumlu tarafını kullanabilmek insanların aklına çok gelmiyor.
Biliyoruz ki hepimiz gün içerisinde zaman zaman bu duyguyla karşılaşıyoruz.
Belki trafikte, belki iş yerinde, belki arkadaşınıza, partnerinize karşı, belki kendinize karşı bir öfke duygusu çıkabiliyor.
Bu da gerçekten insan doğasında olan bir şey.
Evet. Ve bunu...
doğru çalışıp doğru yönlendirmeyi başardığımızda nerelerde faydası var ya da bugüne kadar sizin hayatınızda nerelerde faydası olduğu onu da düşünebilirsiniz tabii.
Benim hayatımda artık biliyorsunuz bir önceki bölümlerde de sık sık bahsettiğim bir şey var.
Babamın vefatından sonra bence içimde doğan öfkeyle kendimi bulunduğum konumdan çıkartıp başka bir yere taşıyıp hatta aileme de destek olmak amaçlı aslında bir öfkeyle yaptığım Öfkeden motivasyon
aldığım bir hareketti, eylemdi.
İkili ilişkilerimde hiç başarılı değildim çünkü çok öfkeliydim.
Sürekli bir boyunduruk altına girmek istemeyeceğimin kanıtını yapmaya çalışıyordum.
Oysa ki öyle bir şey de yoktu ama daha gençken biraz daha o savunma mekanizması o tarafa doğru yönelebiliyor.
Yani kimse bana bir şey diyemez, kimse bana bir şey yaptıramaz, kimse bana böyle konuşamaz gibi büyük tepkilerimin olduğu bir dönem vardı.
Hatta bence tam zamanlı iş hayatında da çok sık yaşadığım, hala yaşadığım bir sıkıntı.
diyeceğim çünkü bir insanın beni kontrol altına almaya çalıştığını hissettiğim yerde yani özgürlüğümü kısıtladığını hissettiğim yerde çıkış noktam öfke oluyor ve öfkeyi hala doğru yönlendirmeyi o alanda başaramadığım için beceremediğim
için tabii ki de baş edebilme yöntemlerinden en sevdiğim kaçma mekanizmasını kullanarak bir daha full time hayata geri dönmüyorum.
Ama konumuz bu değil merak etmeyin küçük bir not olarak onu koymak istedim.
Sadece demek istediğim o öfkenizin nedenini, çıkış noktasını anlamak hayatınızda birçok yerde size çok faydalı olan bir enerji.
dönüştürülebilir hale getirilebiliyor.
Benim başardığım ve başaramadığım yerler var.
Onu demek istiyorum aslında. Ve artık bu bölümlerde de beni tanıyorsunuz.
Bir şeyi her zaman başarmak zorunda değiliz.
Başaramadığımız şeyi konuşmaktan da keyif alıyorum bu arada.
Yani işte tam beceremedim, yere yapıştım, olmadı.
Ağzım burnum yerde yani gibi olan duygulardan da bir tık zevk alıyorum.
Mazoşistlikten dolayı değil. Gerçekten bunun bu tarafını kabul ettiğimde kendime biraz daha yakınlaşıyorum.
Kendimi biraz daha seviyorum.
Ya da belki de başa çıkması biraz daha kolay oluyor.
Bunu yüksek... Ya da diğer insanlarla aynı ortak payda da buluşabildiğimi hissetmek.
Çünkü zaten özellikle Instagram'dan bana yazdığınız o uzun mesajların çoğunluğu şu minvalde gidiyor.
Sanki paralel evrende ikiz kardeşimsin gibi yazanlarınız çok var.
Ve bundan çok keyif alıyorum. Yani bana benzer çok hayat yaşayan insanlar var.
Şey yazıyorsunuz ya mesela yalnız olmadığımı biliyorum.
Ve bu gerçekten benim için de çok değerli ve anlam ifade eden.
bir duygu. O yüzden bu öfkeli tarafımın özellikle Instagram'da çok görünmeyen bir tarafım çünkü Instagram ve YouTube'da zaten içerikler daha çok hayat tarzı üzerine önceden özellikle zevkle yaptığım
komik videolar üzerineydi.
İnsanlar benim o annemin ifadesiyle çingen tarafımı çok bilmiyorlar.
Şu ara o da çok pörtlemiyor.
Çok açık söylemek gerekirse eskiden daha çok vardı.
Çünkü hayata karşı öfkeliydim.
Yani babasız kaldığım için öfkeliydim.
Paramın olmadığı için öfkeliydim.
Sevilmediğim için öfkeliydim.
Yeteri kadar sevilmediğim için öfkeliydim.
Öfkeliydim. İstediğim hayatı yaşamadığım için öfkeliydim vs.
vs. Ve bunlar geriye dönüp baktığımda iyi ki de öfkeli olduğum şeylermiş.
İyi ki de bir şeylere kızmışım.
İyi ki de bir şeyleri isteme hakkını kendimde de olduğuna inanıp ben bunu istiyorum ya da ben bunu değiştirmek istiyorumu söyleyebilip buna cesaret edip o alandan çıkmayı başarmıştım.
Çünkü yine Evrensel teoriye baktığımızda insanlar tehlike anında hem de hayat içgüdüsüyle beraber kendilerini korumak, kurtarmak ya da bir yerden bir yere göç edebilmek için aslında içindeki o öfke duygusuna tutunarak
hareket etmeye devam edebildiler.
Motivasyonunu bulabildiler.
Çünkü düşünün ki hepimiz bir yerde çok güvenli alanlardayız ve hepimiz çok memnunuz.
Fakat orada... çok da gelişimin söz konusu olduğundan bahsedilemiyor.
Hatta yıllar önce Çin'e zekin aile dostu bir profesör kadın gelmişti.
Normalde Amerika'da profesör ve bütün hayatını Çin'e taşıdı.
Aslında çok zor olan bir şey.
Çünkü Çin o yaşlarda özellikle kadın 50 üstü yaşıydı.
Kolay bir ülke değil sıfırdan başlamak için.
Ama söylediği bir şey bende çok güçlü bir etki yaratmıştı.
Şöyle söylemişti. Bir bitki düşün.
Büyümüyorsa ölüyordur. Ben de artık büyümüyordum.
O yüzden kendi alanımı değiştirmek zorundaydım diye.
Burada ona cesaret edebilmek, burada bir de diğer tarafını görmeye yeltenmek, denemek.
Biraz böyle o adımı atabilmek.
Aslına bakarsanız böyle altında ufak da diyeyim yani belki tamamen değil öfkeden beslenen bir duygu.
Bir şeye karşı öfkeniz, belki kendinize karşı, belki hayatta aynı yerde kaldığınıza karşı bir öfke.
Niye büyümüyorum ben dediğiniz bir öfke.
Annenize karşı, babanıza karşı bir öfke.
Bu arada yere gelmişken yine parantezler içerisinde şunu söylemek istiyorum.
Artık... Özellikle belirli bir yaşa geldiyseniz muhtemelen 27 üstü diyebiliyorum.
Bazı şeylerin sorumluluğunu kendiniz almanız gerekiyor.
Yani anne babanıza bırakmadan, çocukken yaşadığınız şeylere bırakmadan.
Onlar geçmişte kaldı ve...
Belirli bir yaştan sonra bunları aşmak sizin sorumluluğunuzda.
Hayatınızda da birileri varsa eğer hala çocukluğunda yaşadığı travmaları bahane eden, karşınıza çıkartan yani kendisini geliştiremeyen, oraya sıkışmış olan insanlar.
Bunu not düşmek istiyorum.
Kendi hayatımda da çünkü bunu biraz daha uygulamak istiyorum.
Belirli bir yaştan sonra sorumluluk kişinin üzerinde olduğu için.
Bu arada ciddi mental rahatsızlıklardan bahsetmiyorum.
Yani bir hastalıktan bahsetmiyorum.
Sadece eylemlerimizin sonuçlarını üstlenemeyen kişiler adına, anne babasını, travmalarını bahane eden kişi grubundan bahsediyorum.
Yani bunu bırakmamız gerekiyor.
Hem kendi adımıza hem de karşımızdaki insanlar adına.
Artık anneniz babanız size ne yaptıysa onlar geçmişte kaldı.
Buradan sonra yenilenmek, dönüşmek, gelişmek ve bunu kabullenmek bizim elimizde.
Bizim sorumluluğumuzda ve biz yapmazsak başka hiç kimse yapmayacak.
Bunu da ayrıca not düşmek istedim.
Yani umarım yanlış anlaşılmamıştır.
Sadece genel anlamda kendi adıma da çünkü uzunca bir süre bunu bahane olarak kullandığımı fark etmiştim.
İşte küçükken şey olmuştu, küçükken böyle olmuştu falan.
Yani bitti o artık geçti.
Çünkü 33 yaşında kocaman bir insanım.
Yani burada demek istediğim şey bugün bir şeylere öfkelendiyseniz başka insanlara bunu yüklemeden, o sorumlulukları başka insanlara atmadan hem kendiniz de bu sorumluluğu alıp neden kaynaklandığını,
neden tetiklendiğini anlayabilmek ve bunu olumlu yöne dönüştürebilmek sizin %100 elinizde.
Yani öfkeyle alakalı ilk yapacağımız şey farkındalığımızı geliştirmek ve sebeplerini anlayıp olumlu yönde nasıl...
Kullanacağımızı belki düşünmek.
O an nefes egzersizleri önlediliyor mesela.
Ben hala öfkeliyken şey oluyorum çünkü.
Ya şimdi nefes egzersizi falan yapamayacağım.
Hani o kadar sinirliyim gibi oluyor.
Onu da reddediyorum ama.
Şu anda şey yapıyorum mesela. Bak yine aynı noktadasın Nurtaç.
Yine aynı tepkiyi vermek üzeresin.
O yüzden hani git bir kafanı dağıt.
Belki yürüyüş olabilir. Birçok insan sporu çok çok çok öneriyor.
Çünkü bir gerçek var ki spor yaptığınızda vücudunuzda endorfinin, serotinin...
pomenin. etkisiyle beraber gerçekten ister istemez bir rahatlama, gevşeme ve mutluluk hissediyorsunuz.
Onun da olumlu yönde bir etkisi var.
Tabii dediğim gibi öfkeliyken onu reddetmek de bir sıkıntı, önünüzde bir engel.
Çünkü ben de benzer bir tepkimeyle yaklaşıyorum aslında.
İlk öfkelendiğimde şimdi kendimi de sakinleştiremeyeceğim falan oluyor böyle.
Tam diyorum ya gerçekten annem haklı galiba.
Böyle bayağı çirkin, çirkef bir şeye dönüşüyorum.
O halimi hiç görmeyin.
Hiçbir zaman görmeyin. Bir de şöyle bir gerçek var.
Yine parantezler geliyor. Hayatımda ailem ve date yaptım.
Yani sevgililerim dışında hiç kimseyle kavga etmedim.
Maşallah tahtalara vuralım.
Yani o tarafımı gören neredeyse doğru dürüst insan yoktur hayatımda.
O seviyeye de gelmedim kimseyle.
Gelmem de. O konularda iyiyimdir bu arada.
Tutabilirim yani kendimi hemen kaybetmem.
Ama partnerlerimle ve ailemle tutamıyorum.
Nedenini bilmiyorum. Yani orada böyle...
Falan bütün tırnaklarımı ortaya çıkarıp cadılaşmak falan böyle.
Hep o çirkinliği göstermek hoşuma da gidiyor.
Hatta güçlü bile hissediyor olabilirim.
Ama bunlar işte spor, meditasyon ve nefes alma teknikleri.
Genelde öfkenizle ilk karşılaştığınızda biraz daha böyle sakinleşebilmek, onun nereden geldiğini anlamak ve onu nasıl kullanabileceğini.
Belki düşünmek o an.
Tam o an olmasa da yani belki bir 5 dakika sonra biraz daha idrak edilebilecek bir şey olabiliyor.
Bu da aslında baktığımızda hayat kurtaran bir şey.
Yani o an öfkeyle söylediğimiz şeyler, öfkeyle yıkıp yakmaya çalıştığımız şeyler...
vs. sakinleşip o öfkeyi doğru yönde kullanıp belki doğru iletişimle karşınızdaki insana tamamen ne hissettiğinizi, ne olduğunu, neyin nereden oluştuğunu aktardığınızda hem onunla güçlenen
ilişkiniz, hem kendinizle alakalı bir tık daha öne gidebilmeniz.
Yani bunları karşılaştırdığınızda hangisi sizin tercihiniz olur?
Mesela öfkeliyken benimle böyle konuşamaz kimse, kimse bana böyle yapamaz.
Ben şöyleyim, ben böyleyimlere sığınmak mı?
Yoksa... biraz daha sakinleşip gerçekten egonuzu şöyle bir tık arka plana koyup duygularınızı açıkça söyleyebilmek, kırıldığınızı, o öfkenin nereden oluştuğunu, nereden beslendiğini ya da nasıl dönüştürülebileceğini
karşınızdaki insanla uzun uzadıya konuşabilmek mi ve o ilişkiyi güçlendirebilmek mi ya da kendinizle olan ilişkinizi çünkü tamam öfke güzel ve olumlu kullanıldığında müthiş bir motivasyon.
Yataktan sizi kaldıran bir motivasyon.
Çünkü içten iç öfke duyduğunuzda hayatınızı değiştirmek istiyorsunuz, işinizi değiştirmek istiyorsunuz, başka bir ülkede yaşamak istiyorsunuz, başka şehirlerde.
Bilmiyorum yani neyi değiştirmek, dönüştürmek istiyorsanız o temelde yatan o fire yani ateşten de kaynaklanan bir şey burada.
Ben kendimde bu tarafı aslında çok seviyorum.
Sadece uzunca bir süre şeye ikna ettiğim için kendimi işte bu toplumda kabul edilebilen bir şey değil.
Gösterme yani Doğru yönde kullanmayı bilemediğim ya da o anlamda güzel bir yönlendirme almadığım için hiçbir kaynaktan doğru dürüst değilim.
Yani mutlaka birileri uyarmıştır beni ama...
O öfkemi, hissettiğim yoğun duyguları doğru kullanmayı beceremediğim için yıllarca olumsuz yönde iteklemeye çalıştım ben öfke duygusunu.
Fakat şimdi anlıyorum ki beni ben yapan en güzel özelliklerden bir tanesi ve gerçekten yaratıcılığımı hissettiren o içimde yanan ateş, içimdeki o yoğun duygular, kızgınlığım,
hayatımı, kendimi, işte başka şeyleri değiştirme hayalim, isteğim, belki dünyaya katkım, amacım.
İçimdeki o duygu çünkü evet ben bu dünyada yaşadığımı hissetmek istiyorum.
Bu dünyadaki varlığımı hissetmek istiyorum.
Bu dünyadan öylesine geçip giden bir insan olmak istemiyorum.
Bir şeyler yapmak istiyorum.
Ve olmadığında içimde yanan o ateş, onu doğru kullanabildiğimde, doğru yöne aktarabildiğimde gerçekten aynı zamanda benim meşalem, aynı zamanda en büyük motivasyonum.
Onu bir köşeye sıkıştırıp reddetmektense onu nasıl dönüştürebileceğimi öğrenmek ve Bunun benim belki de en güzel taraflarımdan bir tanesinin olduğunu kabul etmek.
Bugün burada biraz daha vurgulamak istediğim şey aslında.
Çünkü öfkelendiğimizde kendinize bir dönüp bakın.
Belki yazı yazabilirsiniz.
Yani yazıyı çok kullanıyorum ben de.
Daha güçlü çıkıyor cümleler.
Daha yoğun hissediyorum.
Vücudumda her yerde o duyguyu hissediyorum.
Kafamın çalıştığını hissediyorum.
Yani gerçekten o bulutlarda yürümek gibi bir hayat yok.
Yani her şeyin çok mutlu olduğu.
O müthiş hiçbir sorun yok ya dediğimiz bir hayat.
Hayat ideali yok bence çünkü o tarz veyahut yaşadığınızda da böyle kendimizi mi kandırıyorum bilmiyorum ama sanki tadı tuzu da yokmuş gibi geliyor ya.
Çünkü biliyorsunuz bu uzun zamandır yok sanatçının yolu yok yaratıcılık falan çalışmaları yaptığım için.
Bir şeye öfkelendiğimde ve o yoğun duyguları yaşadığımda yazdığım şey ile normal bir günün...
içerisinde yaşadığım duygular arasındaki farkı hissediyorum.
Yani o doğru kullanıldığında müthiş bir yaratıcılık yahu.
Yani başka insanları anlıyorsun, daha çok şey yapmak istiyorsun.
O yoğun enerjiyi başka yere bu ne bileyim bir senaryo yazmak olabilir, film çekmek olabilir, resim yapmak olabilir, el sanatları olabilir.
Yani bir yere aktarabilmek of, şelale bence.
Yani bu bizim aslında hayatta kalma gücümüz ve Bu hayatta belki daha belirgin ayak izlerini oluşturabilecek şey.
Yani ben de geçip gittim bu hayattan diyebilmek.
Bu eşittir, ünlü olun, insanlara hemen bir şeyler öğretin, aktarın, dünyayı değiştirin değil.
Sadece kendi yaşadığınız o küçük dünyada diyeyim yani kendi saykılığınızda, o ilk çevrenizdeki insanlarla beraber onu en verimli halde yaşayabilmek.
O duyguları doğru yönde yönlendirebilmek.
doğru aktarımı yapabilmek ama iletişim olarak ama sanat olarak olabilir diyorum ve öfkemizin de alnından öpüyorum bu bölümde.
Tekrardan yeni yılınız kutlu olsun.
Yeni bölümlerle devam edeceğiz.
Biraz daha kendimi oturtabilirsem hala oturtamadım.
Aylık bölümleri artırmayı da düşünüyorum bu yıl.
I hope so. Umuyorum ki ve tekrardan Instagram'dan ulaşan herkese ayrıca teşekkür ediyorum.
Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
