
Uzun süre yurt dışında yaşayınca bazen sorguluyorsun hayatta, nereye ait olduğunu, neleri sevip sevmediğini ve yeniden kim olabileceğini.
Bu bölümde Nurtaç hem Türkiye hem Amerika hem de Çin tarafından neler aldığımı, yeniden programlamayı ve daha fazlasını konuşuyor.
*****
Hiwell platformunu denemek için aşağıdaki linki
kullanabilirsiniz:
https://hiwell.app/-nurtac-turkeli
Ayrıca, %10 indirim kodumuz olan "10nurtac"ı kullanarak bu avantajdan faydalanabilirsiniz.
******
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Gümüşlük'teki retreatimin artık son günü.
Bir saat sonra otelden çıkış yapacağım.
Eğer beni Instagram'dan takip ediyorsanız Bungalow bir otelde kalıyorum ve Gümüşlük benim için çok değerli bir yer.
Şu an kaldığım bu küçük otelde tam denizin dibinde, yeşilliklerin içinde.
Yani arayıp bulamayacağım tarzda bir yer buldum.
Şu anda buranın adını söyleyemiyorum reklam olmaması için ama eğer ki özel bir ilgi duyuyorsanız bana e-mail'den sorabilirsiniz.
Fiyat olarak da hiç fena değil.
Hele ki yalnız gezmek istiyorsanız.
Uzun zamandır yurt dışında yaşadığım için sanırım.
Biraz böyle nerelerde korkumun yükseldiğini, nerede anksiyetimin arttığını vs.
burada daha çok gözlemleme şansına sahip oldum.
Bir de şundan kaynaklı da olabilir.
Ben 15 yaşından beri her yazı neredeyse Bodrum'da geçirdiğim için kendimi yarı Bodrumlu sayıyorum.
Hadi yarı Bodrumlu'yu bırak.
Evimde gibi hissettiğim yer galiba dünyada.
Çünkü buraya geldiğimde vücudumun verdiği reaksiyon otomatik olarak değişiyor.
Kendimi daha sakin buluyorum.
Daha evimde gibi hissettiğim için tabii ki de güvende hissediyorum.
Yani safe ve secure hissediyorum.
Hem güvende hem de güvenli hissediyorum kendimi.
Ve buraya gelirken yanımda dört tane farklı kitap getirdim.
İki tane de notebook'um var.
Bir tanesi sabah sayfaları günlük yazdığım bir defter.
Diğeri de okuduğum kitapların alıştırmalarını yaptığım bir notebook.
Aynı zamanda bilgisayardan da yazarlılık üzerinde böyle bir ufak aktivite yaptığım için bilgisayardan da yazı yazıyorum.
Yani dışarıdan beni ya yazar zannediyorlar bir de film işte video falan da çektirip için yanıma gelip soranlar da oldu.
Ama kendi halinde olmak, evinde gibi hissetmek, güvenli hissetmek ve sonunda kendinle tekrardan bağ kurmak harika bir duygu.
Peki madem bu kadar çiçek böcek haydi bakalım buraya ait hissediyorsun neden Türkiye'de yaşamıyorsun gibi bir soruyla da tabii ki de karşılaşıyorum kafamda.
Bu kendimi tanıma yolculuğumda diyelim.
Ben aslında çok amiyane tabirle diyeceğim.
Ne Amerikalıyım ne Türk'üm ne de Çinliyim.
Çünkü bu üç ayrı ülkede uzun yıllar geçirdim ve 20'li yaşlarım zaten Türkiye, Çin ve sonunda Amerika ile bitti.
Tam o... Gelişme aşamalarında, büyüme aşamalarında bambaşka versiyonlarımla da karşılaştım.
Elbette Türkiye'nin avantajı tam ortada olduğu için hem Doğu hem de Batı kültürüne aşinalığımız ve çabuk kavrayışımız diyeceğim.
Avrupa'ya yakınlığımız, o kültüre yakınlığımız, keza Asya'da mesela o toplumcu topluluk olduğu için, bizim değerlerimize çok uygun olduğu için adaptasyonun daha hızlı olması.
Fakat Amerika'da o individualizmle beraber...
Bugüne kadar alışageldiğin kültürden ve topluluktan ayrışabilmek ve kendinle aslında daha çok baş başa kalabilmek, yeni versiyonuna daha yaklaşabilmek de çok keyif verici olduğu için ona da adaptasyon daha hızlı oldu.
Fakat şimdi bu arada kalmış kişi de ben kendime baktığımda ben ne Türk'üm tam olarak, ne Amerikalıyım, ne Çinliyim.
Tam böyle arada kalmış gibi bir şey oluyor.
Peki bu kötü bir şey mi?
Üçünden de işte beşinden de istediğimizi alıp istediğimizi bırakabilir miyiz?
Kendimize uyan, yeni baştan, yeni programladığımız bir halimizi oluşturabilir miyiz?
Bence evet çünkü ben kendi üzerimde bunun için çalışıyorum.
Yeni bir ben yaratabilmek için, yeniden kendimi programlayabilmek için, işte Çin'den aldığım, Türkiye'den aldığım, Amerika'dan aldığım iyi ve kötü yönleri tartabilmek için, özümseyebilmek için uzun yıllardır kendi
üzerimde zaten çalışıyorum. Bu konuda neler yaptığımı, kendimi nasıl şekillendirdiğimi ve daha fazla detaya girmeden önce bölümümüzün sponsoru Hayvel'e öncelikle teşekkür etmek istiyorum.
Hayvel, kendinizle alakalı merak ettiğiniz konularda ya da kendinizi yeniden programlamak istediğinizde, karşılaştığınız sorunlarda, başa çıkamadığınız konularda eğer ki bir destek arıyorsanız, nerede olursanız
olun kolaylıkla, rahatlıkla terapistinize ulaşabileceğiniz bir ortamı sağlayan dijital bir terapi platformu.
Hem telefonunuzdan hem de bilgisayarınızdan rahatlıkla kullanabilirsiniz.
Hatta seyahat ederseniz de terapizi aksattırmadan kendi programınıza göre terapinizi ayarlayabilirsiniz ve devam ettirebilirsiniz.
Açıklamalarda Hayvel'in linkini bırakıyor olacağım.
Oradan siz de lütfen inceleyin.
Bakın çünkü kayıt olurken size birkaç soru yöneltiliyor.
Aslında terapiden ne beklediğiniz, nasıl bir terapiste çalışmak istediğiniz, sizi daha çok dinleyen mi, yönlendiren mi ya da eğer bir ekol var ise özellikle ilgi duyduğunuz.
Onların üzerinde de kendi tercihinize göre size bir terapist öneriliyor.
Bu önerilen terapistle 15 dakika ücretsiz ön görüşme yani tanışma sağlayabiliyorsunuz.
Bu ön görüşme sonunda da eğer ki terapistinize o bağı kurduğunuzu düşünüyorsanız seans satın alabiliyorsunuz.
Yani sonrasında bir ödeme yapabiliyorsunuz.
Hayvel toplu seans satın alımında bir indirim uyguluyor ama tabii ki de Onur Taşkolu'nu kullanırsanız da ayrıca %10 indirimden de faydalanabiliyorsunuz.
Bu değişim ve dönüşüm döneminizde yalnız olmak istemiyorsanız, yanınızda bir uzman yardımı talep ediyorsanız mutlaka Hayvelin Terapi Platformu linkini aşağıdaki açıklamalardan bakabilir, kayıt alabilirsiniz ve deneyebilirsiniz.
Şimdi böyle çok net ne Türk'üm ne Amerikalı'yım dediğimizde bunun aslında nereden geldiğini anlatmak istiyorum.
Türkiye'ye döndüğümde genelde ilk verdiğim tepki tersine kültür şoku oluyor.
Önceden sizin de çok alışkın olduğunuz şeyleri uzun zaman uzakta kaldıktan sonra geri döndüğünüzde ve tekrar karşılaştığınızda garibinize giden şeyler oluyor.
Muhakkak ki burada bir miktar daha kalsam mesela bir 6 ay, 1 yıl kalsam daha alışkın olacağım özellikler olabilir.
Mesela geçenki bölümde ısrar etmekten bahsetmiştim.
Ya da bir diş doktoruna gittiğimde onun bana yaklaşımı ve üslubundan dolayı muayenehanesini terk etmemle başlayan bir kültür şoku.
Aynı şekilde hizmet sektöründe bir garsonun sizi kaba davranması ya da bir otobüs şoförünün sizi azarlaması, hadi geç geç çabuk falan demesi, yanınızdaki yaşlıca amcayı teyzeyi
böyle azarlar şekilde konuşması, bağırarak konuşması, emir kipleriyle konuşulması.
Çünkü bizim ülkede hadi git yap otur getir şunu söyle.
Söyleme, konuşma gibi böyle sürekli emir kipiyle konuştuğumuz iletişim dili var ve bu biraz nezaketten uzak olduğu için genel hatlarıyla benim vücudumun garip bir tepki verdiği
alan oluyor. Sonra ulaşım diyeceğim ne kadar Amerika'da halk otobüslerinin olmamasına şikayet etsem de burada da böyle çok nadir geçmesi, yavaş olması, tıklım tıklım olması...
Yani ilk karşılaştığım ve zorlandığım alanlar bunlar oluyor.
Çünkü ülkeye döndükten sonra ülkenin kendi politik düzeni, ekonomisi, altyapısı, iletişimi, hizmet sektörü, sağlık sektörü yani bunların hepsiyle tekrardan karşı karşıya
geliyorsunuz. Çünkü kendiniz yurt dışında bir yaşam kurmaya çalışıyorsunuz ve orada yeni bir kimlikle başka bir kültüre, başka bir...
Günlük rutine adapte olmaya çalışıyorsunuz.
Sonra eskiden çok alışkın olduğunuz, sizin de parçası olduğunuz o ülkeye geri döndüğünüzde yabancılaşma yaşıyorsunuz.
Ve hatta belki benim başıma geliyor bu.
Burada yaşayan insanlar tarafından siz onları aşağılıyormuşsunuz gibi ya da burayı beğenmiyormuşsunuz gibi artık algılanıyorsunuz.
Çünkü bu bir adaptasyon süreci aslına bakarsınız.
İlk geldiğinizde tekrardan bununla yüzleşmek, evet belki beğenmemek, bunları eleştirmek, belki değişimine katkı sağlamak.
Verdiğiniz ilk tepki olabiliyor fakat dediğim gibi burada yaşayan insanların günlük hayatı alışageldikleri ve normali bu olduğu için sizin verdiğiniz tepki onlara kaba görünüyor olabiliyor ya da fazla görünüyor olabiliyor ya da siz artık kabuğunuzdan çıkıp kabuğunuzu beğenmeyen
bir canlı gibi görünüyor olabilirsiniz.
Benim annem bazen bana bunu söyleyende sen de kabuğundan çıktın kabuğunu beğenmiyorsun.
Anneciğim kabuğumu beğenmiyorum çünkü kabuğumu beğenmediğim için aslında biraz da buradan çıkma gerekliliği duydum.
Çünkü bu başka bir konu aslına bakarsanız yani artık beni podcastlerde iyi tanıyorsunuz bence.
Benim hayattaki derdim şu full potansiyelimi görebilmek, yaşayabilmek.
O yüzden en iyi versiyonunun bizim podcastımızın adı.
Ve ben full potansiyelimi yaşayabilmek için kendime uygun zemin arıyorum.
Maalesef ki bu uygun zemin Türkiye'de olmadı.
Bu benim canımı acıtan bir şey bu arada.
Türkiye'ye geldiğimde burada yaşayamıyor olabilmek benim canımı acıtan bir konu.
Fakat bir de Nurtaç'ın başka bir tarafı var.
Başka bir versiyonunda dünya dillerine, dünya kültürlerine de meraklı olan bir insanım.
Yani benim Türkiye'deki evim diyelim hani beysim olan yer olmuş olsa dahi ben bir miktar Meksika'da, Bali'de, Avrupa'da yaşamayı arzulayan bir insanım.
Ben yabancı dil okuduğum için ve Çin'de uzun yıllar bursla eğitim alabilme fırsatım olduğu için benim artık Türkiye'den...
Bağım koptu yıllar önce.
Yani 12 yıldır ben yurt dışında yaşıyorum.
Bunu çok da bilinçli bir şekilde yapmadım.
O zaman Türkiye'den çıkarken Türkiye'ye dönmeyeceğimi bilmeden çıktım.
Ve sonrasında hayatıma giren hayat arkadaşım Amerikalı olduğu için hayatımı Amerika'ya taşıdım.
Baktığınızda oturup çok da bilinçli bir şekilde verdiğim kararlar değil bunlar.
Biraz daha go with the flow olunca hani akışına bırakınca benim hayatım bir anda New York'ta şu anda şekillendi.
Türkiye'ye döndüğümde diyorum ki benim Köküm burada.
Yani ben buradaki hissettiğim rahatlığı dünyanın başka yerinde bu tarzda hissetmiyorum.
Yani diğer yerlerde güvende değilim ve rahat hissetmiyorum demek değil.
Buraya döndüğümde tamamen kendi elementimde hissediyorum kendimi.
Ve kök diyoruz ya ait olduğun yer.
Muhtemelen benim ait olduğum yer Bodrum.
Çünkü İstanbul'un o keşmekeşi yoğunluğu çok hayal ettiğim, arzuladığım bir şehir değil.
İzmir belki olabilir ama İzmir de şu anda bana çok yorucu geliyor.
Bodrum. Muhtemelen 3 aylık bir yaşam diyelim, yılda 3 ay.
Beni o kadar tatmin eder ki, beni o kadar doyurur ki.
Çünkü yılın geri kalan kısmında New York'taki hayatıma devam edebilirim, seyahatlerimi devam ettirebilirim.
Fakat yazı, Bodrum'u geçirmeyi çok isterim.
Buradan da ufak bir manifest bırakıyoruz.
Ben bu ihtiyacın, bu raddede olduğunu ilk defa bu sefer Türkiye'ye geldiğimde fark ettim.
Evet, New York'ta son dönemlerde bocaladığım çok alan vardı.
Özellikle kariyer kısmında çok bocalıyordum.
Oradan artan ansiyeten başka yerlere yansıdığı için uzun zamandır kendimle olan bağın zayıfladığını fark ediyordum ama harekete de geçemiyordum çok açık söylemek gerekirse.
Çünkü o psikolojideyken ki bazı insanlar yapıyor bunu herkes olmak zorunda değil.
Aslında çözümü de reddediyorsunuz çözümü de istemiyorsunuz ona da enerjinizin olmadığını düşünüyorsunuz.
Benim şansım Türkiye'ye geldiğimde Bodrum'da kendime böyle bir alan açabilmem.
İşte 5 gündür burada bungalow otelde denizin dibindeyim.
Ayrılamıyorum denizin dibinden.
Geceleri, yıldızlara bakıyorum, ayı izliyorum.
Yani o denizin dalganın bana verdiği huzur benim vücudumda iyileştirici bir güç yarattı.
Bu arada okuduğum kitapların isimlerini söyleyeceğim.
Başka bölümlerde uzun uzun anlattığım, ayrı ayrı anlattığım bölümler hazırlayabilirim ilginizi çekerse.
Bir tanesi zaten Elena Ferranti'nin Napoli serisinden ilk kitapla başladım.
Benim olağanüstü akıllı arkadaşım.
Muhakkak duymuşsunuzdur.
Güzel. Şu anda o hikaye olarak devam ediyor.
Diğer okuduğum kitaplar çalışma yaptığım kitaplar.
Yani üzerinde kağıt kalem ile devam ettiğim kitaplar.
Bir tanesi şeme terapisi ile alakalı.
Hayatı yeniden keşfedin.
Şeme terapisini çok seviyorum.
Bana sorarsanız ben şöyle tanımlıyorum onu.
Bir doktorsunuz, kendinizi masaya yatırdınız, bütün organlarınızı dışarı çıkardınız ve onları teker teker inceleyip iyileştirip tekrardan yerleştirmek gibi düşünebilirsiniz.
Ben şeme terapisini öyle görüyorum çünkü kendinize o kadar içgörüyle baktığınızda Neyin nerede olduğunu görüyorsunuz.
Neyin nereden kaynaklandığını görüyorsunuz.
Kendinizi daha yakından tanıyorsunuz.
Bir diğer kitap da anne ile alakalı bir kitap.
Aslında bu kitabı okurken şunu çok düşünüyorum.
Anne konusu şimdi İslamiyet'ten de kaynaklı sanıyorum.
Çok kutsallaştırıldığı için bizim ülkede anneye anne gibi bakılamıyor.
Anneye bir insan gibi bakılamıyor daha doğrusu.
O bir kutsal canlı ve asla onu eleştiremezsiniz.
Ondan gelen olumsuz bir şeyi kabul edemezsiniz.
Her şeyin... olumlu ve siz burada suçlu olan gibi bir ilişkiniz varsa, bakış açınız varsa altında eziliyor da olabilirsiniz.
O yüzden anneyi biraz daha böyle kadın olarak görmek, insan olarak görmek, kendi şemaları olan başka bir canlı olarak görmek, onu da normalleştirebilmek ve ona o şefkatle yaklaşabilmenin çok özgürleştirici olduğunu düşünüyorum.
En azından benim üzerimde o etkiyi yaratıyor.
Bu kitabın adı Annenin Duygusal Yokluğu.
Çünkü sadece anne olmak zorunda değil bu arada.
Bakım veren hangi alanlarda size bakım verdi?
Sadece fiziksel mi? Mental olarak, duygusal olarak sizin yanınızda mıydı?
Yön verici miydi? Rehberlik edebildi mi?
Tüm bunları böyle teker teker inceleyen, gruplara ayıran ve size nerelerde eksik olabildiğini, aslında o iyileşmeyi yetişkin halinizde de gerçekleştirebileceğinizi.
Çünkü bizim jenerasyonun anne kısmı bu konuda çok bilinçli değildi ve çok yalnızdılar bence.
Duygusal bakımın çok da farkında değillerdi.
O yüzden bu yetişkin halimizde annemize yaşadığımız öfke yerine orayı iyileştirmek, kendinizde eksik olan ihtiyaçlarınızı sizin karşılayabilmeniz.
Bana sorarsanız şu self-help dünyasında, kişisel gelişim dünyasında, psikolojide en önemli kısım yani en en en önemli kısımın buradan başladığını düşünüyorum.
Çünkü kendinizi tanıdığınız yer orası.
Annenizi anladığınız zaman, annenizle olan ilişkinizi anladığınız zaman kendinizi...
Daha iyi tanıyorsunuz. Kendinizi daha iyi anlıyorsunuz.
Ve giderilmeyen ihtiyaçlarınızı görüyorsunuz.
Giderilen ihtiyaçlarınızı görüyorsunuz.
Bir affetme süreci başlıyor.
Ve sonrasında da bu böyle çorap söküğü gibi diyebilirim.
Bu kitapla alakalı, anneyle alakalı başka bölümler kesinlikle hazırlayacağım.
Çünkü benim üzerimde büyük etki yaratıyor.
Yani muhakkak en azından içinizden bir tanenize ulaşacaktır.
Ve iyi gelecektir.
Yani bundan %100 eminim. Ama dediğim gibi bu kitap da böyle alıştırmalarla devam ettiğiniz biraz yavaş ilerleyen bir kitap.
Çünkü örneklerle gidiyor, alıştırmalarla gidiyor.
Bir diğeri de tabii ki de sanatçının yolu.
Bu kitaba zaten daha önce başlamıştım.
Bu kitap biraz da içinizdeki yaratıcı ile bağ kurmak üzere.
Çünkü hepimiz birer sanatçıyız.
Hepimiz bir şeyler yaratmak üzere yaratıldık aslında.
Çünkü o Tanrı'nın buraya ulaştırılan bir dili.
Siz bu yaratıcılık kanalıyla bu dünyaya bir şeyler getiren aracısınız.
Ve hep şey deniyor ya hepimizin kendimize ait unique özellikleri var.
Bunu azımsamak kendimize yapabileceğimiz en büyük kötülüklerden bir tanesi.
Kendini tanıyamamak. Dışarıdaki seslerle kendi sesini karıştırmak.
Ben bunu çok sık yapıyorum ve Zekiye şunu söylüyorum.
Ne olursun bunu yaptığımı fark ettiğin anda beni bir dürt, beni bir uyar.
Bana de ki sen üç gün bir yere git yine.
Hani uzaklaş, kendi sesini duy, kendinle baş başa kal.
Çünkü modern dünyada kendi sesinde kalabilmek...
neredeyse imkansıza yakın hale geldi.
Bir de kapitalizmle beraber bize yüklenilen görevler, simülasyonlar, simülasyonlar hepsiyle beraber biz aslında kendi benlik duygumuzdan ve kendi kendimize, şahsımıza ait özelliklerden uzaklaşmaya başladık.
Öyle olunca bir kayıp hissi daha çok oluşuyor.
Bir de başka bir bölümde yetişkinlikten bahsedeceğim.
O sorumluluğu alamamak, yetişkinliğe tam olarak geçememek yani hayatını sanki başlatamamak gibi bir duyguda da kalabiliyoruz.
O sınır duygusunda kalabiliyoruz.
O yüzden o geçmişi anlayıp Temeli anlayıp üzerine yeni şeyler inşa edebilmek için ortalığı bir temizlemek gerekiyor.
Ve kendinle baş başa kalabilmek gerekiyor.
Burada da Sanatçının Yolu kitabında da 12 haftalık bir kitap bu arada.
Teker teker alıştırmalarıyla, onun rehberliğiyle devam ediyorsunuz.
Haftada bir sanatçı buluşması var.
Yani kendinizle tamamen baş başa kalıyorsunuz.
Genelde yaratıcı şeyler yapıyorsunuz.
İşte oyun, oyuncaklar deniyor.
Size biraz daha çocuk halinizi hissettiren, o içinizdeki saf halinize ulaşmanızı sağlayan.
Araçlar sunuyor. Bunlar basit ve ulaşılabilir araçlar hiç merak etmeyin.
Ve çok da eğlenceli yaparken çok eğlenceli.
Benim gibi araya mola verebilirsiniz.
Ben birkaç hafta yaptım sonrasında yapamadım.
Şimdi tekrardan geri dönüyorum.
Tüm bu kitapları başka bölümlerde teker teker incelemek, aktarmak isterim.
Özellikle anneyle alakalı kısımda.
Eğer ki ilgi duyuyorsanız, merak ediyorsanız ve ya da sorularınız varsa Instagram ya da e-mail üzerinden de bana ulaştırabilirsiniz.
Hasılı buraya gelmek.
Bir beş gün kendi başıma kalmak, yalnız olabilmek, uzun uzun kitaplar okuyabilmek, yazılar yazabilmek bana aşırı iyi geldi.
Böyle bir şey yapmak aklınızda varsa ama çekinceniz varsa belki maddi kaygılarınız da olabilir elbette.
Yine de bir adım atmanızı söylemek istiyorum.
Buradan sizi ulaştırmak istiyorum.
Çünkü insan kendisine uzaklaştığında devam edemiyor.
Yapmak istediği şeylere devam edemiyor ve aynı saykılda dönüp duruyorsunuz.
Oradan çıkabilmek için buna ihtiyaç var.
Yani uzaklaşmak, kendi başınıza kalmak, uzun zamandır yapmak istediğiniz şeyleri yapmak.
Ben bu kadar zamandır Türkiye dışında yaşamama rağmen hayatımda ilk defa bu kadar Türkiye'yi özlediğimi fark ettim.
Daha doğrusu Türkiye'deki Nurtaç'ı özlediğimi fark ettim.
Buradaki versiyonumu özlediğimi fark ettim.
Çünkü buraya geldiğimde başka afacan bir Nurtaç çıkıyor içimden.
Daha neşeli halim, daha böyle...
Deli diyebileceğimiz, çılgın, vurdum duymaz ama aynı zamanda daha tatlı olmak isteyen, daha hoşgörülü, daha sevecen bir tarafım da ortaya çıkıyor.
Amerika'da biraz daha böyle galiba savunma mekanizmam daha fazla çalışıyor.
Çünkü ya bir yere adapte olmaya çalışıyorum ya kendimi korumaya çalışıyorum.
Ülkenin güvenli olmadığı arka planda sürekli çalışıyor.
İnsanların güvenli olmama ihtimali arka planda sürekli çalışıyor.
O yüzden bunlar anksiyetimi artırıyor.
Öyle olunca... Belki dışarıya daha fazla çıkmak istemiyorum.
Bu arada New York'taki hayatımı çok seviyorum.
New York'ta yarattığım yeni kimliğimden çok memnunum.
Galiba yine hayatın birçok yerinde olduğu gibi konu dengeye geliyor.
Denge olmadığı zaman sürekli Amerikalı olmaya çalışırsanız ya da sürekli bir ayağınız Türkiye'de kalıyorsa eğer burada da bir dengesizlik oluşuyor.
O yüzden belki size önerim şu olacak.
Türkiye'yle alakalı, Türklerle alakalı bildiğiniz olumlu ve olumsuz şeyleri yazmanız.
sizin gözlemlediğiniz, size iyi gelen ve size kötü gelen çünkü beğenmediğimiz bir şeyi tükaka da oluyoruz biliyorsunuz.
Hemen değiştirmek üzere aksiyon alma ihtiyacı hissediyoruz.
Bende bu oluyor. Bir kağıda üçe bölerek şöyle bir çalışma yapabilirsiniz.
Birincisi dediğim gibi Türklerle alakalı, Türkiye'yle alakalı olumlu, sevdiğiniz ve olumsuz sevmediğiniz şeyleri yazabilirsiniz.
Bir ikincisi yaşadığınız ülke Amerika olabilir, başka bir ülke olabilir.
Orayla alakalı size uyan, sevdiğiniz...
Sevmediğiniz şeyleri, olumlu olumsuz şeyleri yazabilirsiniz.
Bir de üçüncü parta da eski halinizi yazabilirsiniz.
Eskiden nasıldınız?
Çünkü ben sıklıkla şunu söylüyorum.
İşte eskiden daha korkusuz biriydim.
Cabbardım, daha girişkenim, daha go-getterdim.
Ne oldu bana? Ne böyle söndüm?
Niye dayanıksızlığım gelişti vs.
Kendimi de sorguluyorum.
Ama burada yeni bir şeyler yaratmaya çalışıyorken, kendinize yeni özellikler, yeni kimlikler kurmaya çalışıyorken...
Eskiyle daha ya uzaklaşıyorsunuz ya o bağı koparıyorsunuz.
O bağı da tam koparmamak için daha sağlıklı yeni bir kimlik oluşturabilmek için bu üç kolumu hazırlayabilirsiniz.
Bu üç bölümü yazabilirsiniz.
Eski haliniz Türkiye, Amerika benim için.
Bunları bir harmanlayıp yeni halinizde sevdiğiniz şeyleri, sevmediğiniz şeyleri pick and choose deniyor ya.
Kendinize göre seçin, alın, almayın.
İşte bende biraz Çin'de var.
Çin tarafımdaki halim var.
Oraları da yani sevdiğinizi alın almayın.
Bu tamamen... Şahsi görüşüm ve kişisel tercih.
O yüzden size de uyuyorsa, yeni bir kimlik yaratıyorsanız ve bu yaratım sürecinde zorluk yaşıyorsanız belki kendinize biraz daha objektif bakıp öz şefkatle beraber yeni bir değerlendirmeye girebilirsiniz.
Ve çıkan sonuçta da şunu önerebilirim.
Her gün kendinize bu yazıyı okuyabilirsiniz.
Kendinizi hatırlatabilirsiniz. Çünkü benim gibi bir de kötü hafızanız varsa unutmak çok kolay.
Bir hafta önce yaptığım o güzel alıştırmanın etkisini hemen unutabiliyorum.
Nankörlük yapabiliyorum. Etkisinin artık işe yaramadığını düşünebiliyorum.
O yüzden böyle geriye dönüp dönüp tekrardan kendinizi hatırlatıp aslında beynin o şekilde de tekrardan yeniden yapılanmasına yardımcı olabilirsiniz.
Diyorum, umarım faydalı, iç açıcı da bir bölüm olmuştur.
Böyle arada kaldıysanız, kendi ülkenize geri döndüğünüzde o aidiyet hissini yaşayamıyorsanız, bir reverse culture shock yaşıyorsanız belki bu anlamda da birazcık yardımcı olan bir şey olmuştur.
Aslında bir konu daha vardı.
Bunu son dakikaya sıkıştırmam ne kadar mantıklı bilmiyorum.
Şunu söyleyeceğim. Ben mesela ne zaman ülkeye dönsem diyorum ki 16 yaşına 18 yaşına geri döndüm.
Buna inandıkça ve ben 16-18 yaşındaki gibi davrandıkça ben o saykılı kıramıyorum.
Yani aynı hareketim, aynı reaksiyonum, verdiğim tepkiler, konuşma tarzım ona dönüşüyor.
Eğer ki insanlar da size öyle davrandığını iddia ediyorsanız işte annem bana öyle davranıyor diyorsanız Burada saykılık kırması gereken kişi sizsiniz.
Çünkü madem farkındalık geliştirdiniz, madem bu podcast'ı dinlediniz, kitaplar okuyorsunuz, bunu değiştirmek istiyorsunuz.
Buradaki değişim sizden başlayacak.
Buradaki değişimin kaynağı sizsiniz.
Çünkü karşınızdaki insanın size nasıl davrandığını kontrol edemiyoruz.
Oraya müdahale edemiyoruz.
Çünkü bu sadece anneniz değil, arkadaşınız, patronunuz, eşiniz, kim olursa olsun.
Onun size nasıl davrandığıyla alakalı, neler söylediğiyle alakalı bir kontrol gücünüz yok.
Ama sizin ne tepki verdiğinizle alakalı, ne hissettiğinizle alakalı kontrol gücünüz sadece sizde.
O yüzden belki son dakika dinlemeyenler olmuştur bu bölümü ama benim için çok değerli bir kısımdı.
Başka bölümde başa da alabiliriz bunu.
Bölümü dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.
Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
