
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Yıllar sonra Matrix filmini tekrardan izlemek istedim.
Yani çıktığında 9 yaşında falanmışım ve biliyorsunuz ünlü olma hali, tarzı, mermi avatışı falan sadece aklımda.
Bir de tabii ki de o kırmızı pil, mavi pil muhabbetini biliyorum.
Ama tam olarak neydi, felsefesi neydi, neyi anlatmak istedi, bizim hayatımızdaki bugünkü versiyonu ne olabilir, nasıl kendimizi özdeşleştirebiliriz gibi şeyler üzerine çok uzun zamandır düşünmedim.
Wow bir film değil ama aynı zamanda wow bir film.
İzlerken çok cringe olduğun yerleri var ama Bazı yerler çok böyle durdurarak biraz üstüne düşüneyim dediğim yerlerdi.
Dediğim gibi yani bu bilmediğiniz bir film değil.
Ya da bildiğinizi zannettiğiniz bir film olabilir.
O yüzden belki bugün ya da yakın bir zamanda filmi tekrardan izlemek isteyebilirsiniz.
Böyle ben film anlatan, çok güzel yorumlar yapabilen birisi değilim.
Ya da burada onun çabasına girmeyeceğim.
Kendi üstümdeki etkisini aktarmak istiyorum.
Bakış açımı nasıl etkiledi?
Yani çok etkiledi mi?
Biraz onları konuşalım.
Bu kırmızı pil mavi pil olayı yani kırmızı hapla mavi hap olayını hatırlamayanlar için biraz hatırlatalım.
Matrix bu hayat yani şu...
Kurulan sistem, dünya.
O da mavi pili aldığınızdaki hayatınız.
Yani bir nevi bizim şu an yaşadığımız hayatı düşünün.
Bir sistemin içerisindesiniz, sıkıştığınız, belirli gücünüzün olduğuna inanıyorsunuz.
Onun üstüne geçemeyeceğinizi düşünüyorsunuz.
Limitler var, zevkler var vs.
Yani biraz daha bu gördüğünüz hayatınız.
Kırmızı da diğer taraf.
Yani gerçek ya da gerçek değil diyemeyeceğim çünkü filmde bundan çok bahsediyor.
Yani don't think about what's real or what's not.
Hani sürekli çünkü önünde ne var?
Gördüğün mü senin için gerçek acaba gördüğünden daha farklı bir versiyon olabilir mi gibi.
Çünkü biliyoruz ki biz hep kendi gördüklerimizi ve tanımlamalarımızı başkalarının bize aktardıklarını olduğu haliyle gerçek gibi kabullendik.
Bu formlarıyla bu madde haliyle zaten olması gereken buymuş gibi ama.
Acaba bu gördüğünden farklı bir versiyonu var mı ya da bunun üzerine senin farklı bir gücün olabilir miyi çok düşünmüyoruz.
Yani Matrix dediğimiz eee falan olup geçebiliyor.
Burada benim meselem zaten bütün film boyunca aslında bizim eee deyip geçmemiz üzerine bir sistemde olduğumuz için.
Geçen zeki şey dedim yani ben bu dünyadaki şeyleri çok seviyorum.
Özellikle estetik olan, görsel olan şeyleri çok seviyorum.
Yani bu interior design dedik ya onları çok seviyorum.
Bir şeyin bir şeyle uyumunu çok seviyorum.
Güzel giyinmek, dışarı çıkmak, yemek yemek işte.
Bütün bu bahsettiğimiz keyfi olan şeyler, keyifli olan şeyleri çok seviyorum.
Sonra durdum dedim ki acaba sevdiğimi mi düşünüyorum ya da buna mı programlandım?
Ya da bunlara olan bağlılığım, zaaflığım mı benim mavi hapım?
Çünkü ben mavi hap aldım diyelim.
Bu dünyadan çok keyif alıyorum, bu dünyayı çok seviyorum, bu sistemin bir parçasıyım ve bu sistemde kalmak için her şeyi yapmak istiyorum.
Ama filmde de diyor ki tanımlayamadığın, anlatamayacağın bir his var biliyorsun ama anlatamıyorsun.
Bence çoğumuz bunu da hissediyoruz.
Diyorsun ki ötesi var, daha fazlası var, bir şey daha var.
Hissediyorsun, gerçekmiş gibi geliyor o rüyalar diyoruz ya.
Gerçek gibi ama değil. Ama acaba gerçek mi gibi.
Burada kafalar yanabilir. Dediğim gibi ben bir film yorumcusu değilim ya da burada kuantum fiziğiyle bir şeyler açıklamaya çalışamayacağım.
Zaten onunla alakalı yetkin kişi de değilim.
Sadece benim üzerimdeki etkisi bana şunu uyandırdı.
Galiba ben bu mavi haplı olan hayatta yani Matrix hayatında görsel olan şeyleri, materyalistik olan şeyleri bu yüzden mi seviyorum gibi.
Yani tam anlatabiliyor muyum bilmiyorum çünkü...
Ben kendimi incelediğimde zaman zaman böyle bir uyanmalar yaşıyor gibiyim.
Yok ki okey ya biz ne yapıyoruz?
Çok saçma şeylerin üzerine düşünüyorum.
Çok saçma şeylerin üzerine kapılmışım, gidiyorum.
Bir tarafımda ki hop uyandım.
Her şey böyle duruyor, sessizleşiyor.
Çevrem böyle yavaşlıyor.
Diyorum ki daha ötesi var, daha derini var.
Daha önemli şeyler var.
Ve vücudunu farklı hissetmeye başlıyorsun.
Çünkü bir ruh, beden, zihin bunların üçü zaten var.
Bahsediyoruz. Bunların birbiriyle uyumu, ne kadar sağlıklı olursun.
Yani üçü birden çünkü sadece bedensel sağlıktan bahsetmiyoruz.
Mental sağlığın, zihinsel sağlığın, onun karışıklığı, olayları sindirme şeklin, aile üyelerin, çevrendeki insanlar.
Diyoruz ya hiçbir şey tesadüfen olmuyor diye.
Çevrendeki insanlar neden senin çevrenle, neden senin hayatındalar?
Bunu günlük hayata aktarma şeklimde benim aldığım reaksiyon şöyle oluyor.
Biraz komik haliyle olacak. Çok da şey yapmamak lazım dönüyor yine süzgecimiz.
Çünkü çok böyle kapılıp gidiyoruz ya.
Hele ki bize sunulanın doğru olduğuna inandıysak.
Ben aslında çok küçüklükten beri bir şeylerin farkına vardığımı düşünüyorum.
Maalesef Y jenerasyondan çok beklenmiyor.
Yani genele yayıyorum bunu.
Z biraz daha bu konuda açık.
Diyor ki benim hayatıma sen karar veremezsin.
Ama Y'ye ve benden öncekilere sunulan paket şuydu.
Doğuyorsun, büyüyorsun. İşte mümkünse okula gidiyorsun, imkanlar dahilindeyse.
Okuldan sonra evleniyorsun, çocuğun oluyor, emekli oluyorsun ve ölüyorsun.
Aslında baktığınız zaman çok net bir yol var önünüzde.
Muhtemelen bunu uyumanız gerekiyor.
20 ile 30'lar arasında bunları yapamadıysan zaten başarısız hissetmeye başlıyorsun.
İşe yaramaz hissetmeye başlıyorsun.
Sanki toplum tarafından sevilmeyeceksin ve kabul edilmeyeceksin gibi.
Kendi yolunu çizmek...
Biraz daha alışılanın dışında olduğu için belki dışarıdan çok destek almıyorsun ya da kendindeki o cesareti çok göremiyorsun.
Ne demek istiyorum? Mesela benim yabancı dil okumam muhtemelen yapabileceğim en güzel kararlardan bir tanesiydi.
Çünkü Zonguldak gibi bir yerde küçük imkanlarla baya yani az imkanlarla kendimi bulunduğum kabın dışına çıkarabilmeyi başardım.
Ama bu... Bir gecede olmadı gibi düşünün ya da bir insanın yardımıyla olmadı.
Sürekli olarak bilinçli ya da bilinçsiz gösterdiğim emekle, inişleriyle ve çıkışlarıyla belirli bir noktaya geldim.
Ve geldiğim noktada evet ya ben olduğum gibi bir versiyonum yok merak etmeyin.
Yani o küstahlı ya da kibirle konuşmuyorum ama geldiğim noktadan çok memnunum.
Kendimi getirdiğim yerden, yaptığım şeylerden, kendime olan inancımdan, içe dönüp baktığımda iyiyle, kötüsüyle, hatalarla.
Bütün olarak ben buradan çok memnunum.
Gideceğim yeri de çok seviyorum.
En azından önümü gördüğüm zaman çok seviyorum.
Tüm bu hikayeyi anlatırken şöyle bir ayrımda bulunmuyorum.
Eğer bunu yapmadıysanız, kendinizi gerçekleştiremediniz, işte hayatınız ne bileyim evlendiyseniz, çoluk çocuk...
Kolduysa asla gibi bir şeyden bahsetmiyorum.
Yani evet yurt dışında yaşamalıydınız, yabancı diller okumalıydınız ve şu anda da başka bir hayat yaşamalısınız gibi bir yerden de seslenmiyorum.
Artık beni biliyorsunuz, dur.
Buralarda beraber kafa yakıyoruz.
Siz başka bir yol seçmiş olabilirsiniz.
Ama şu anda bu bölümü dinliyorsanız biliyorsunuz evrenden size bir mesaj geliyor.
Ve bu mesaj şöyle aslında.
Doğru yoldasın. Sen sana uygun olan yolu seçtin.
Sen senin ihtiyacın olan şeyleri yaşıyorsun hayatta.
Senin ruhunun gelişimi için, senin bu hayatta öğrenmen gereken şeyler için olan yoldasın.
İngilizce'de şöyle deniyor aslında.
You're exactly where you're supposed to be.
Zaten olman gereken yerdesin.
Yapman gereken şeyleri yaptın.
Görmen gereken şeyleri gördün.
Hayatına girmesi gereken insanlar girdi.
Bazen bunları sorguluyor olabilirsin.
Ama neden ben diyebilirsin?
Neden bu insanlar var hayatımda diyebilirsin?
Orada işte bazı yerlere takılmamak lazım.
Yani yanlış yerde takılmamak lazım.
Yanlış yere enerji ve zaman...
tüketmemek lazım. Aynı duvara birkaç kere çaktığınızı düşünün yani.
Eğer orası işlemiyorsa oranın işlemediğini görmek sizin göreviniz.
Başkası size söyleyemez.
Sadece siz görebilirsiniz. Bu arada bugün bu anlattıklarım tam bir şey de ifade etmeyebilir size.
Belki 6 ay sonra, belki 2 gün sonra, belki 3 yıl sonra başka bir şekilde tekrardan geri döner bu sesler.
Çünkü benim hayatımda böyle oldu. Birkaç yıl önce dinlediğim podcast belki şu an daha çok anlam ifade etmeye başladı.
Birisinden aldığım nasihat şu an daha çok şey ifade etmeye başladı.
O an belirli bir yere koy... Duyuyorsun o duyduğun şeyi.
Evet diyorsun ama şurada bir dursun.
Şu anda bunu kullanamıyorum.
Şu anda işe yaramıyor diyorsun.
Belki yıllar sonra, belki iki gün sonra dediğim gibi.
Bir şekilde hayatında daha çok anlam ifade etmeye başlıyor.
Bunları söylememin sebebi şu an duyduğunuzda hemen sorgulamalar başlayabilir.
Ya da olumsuz bir duygu halinde olabilirsiniz bugün.
Ama bugün için bir şey ifade etmek zorunda değil.
Aslında bunu anlatmak istiyorum. Sadece alın bir kenarda dursun.
Bir gün. Bir şey arayabilir.
Belki yaramaz tamamen silinir.
Yeter ki biz bugün nasıl yaşıyoruz?
Burada kalalım. Bugün nasıl yaşıyoruz?
Bugünkü halin ne diyor sana?
Çünkü bugünkü ruh halin, bugünkü sorgulamaların, bugün senin olmak istediğin, kendini götürmek istediğin bir diğer halin, en iyi versiyonun bunlar senin için ne ifade ediyor?
Bugüne kadar neler yaptın ve hep arkandaydın?
Çünkü sen yaptın bunları, kendi başına yaptın.
Evet destek aldın ama bazen bizim alışkanlık olarak diyeceğim.
Allah'a çok şükür, Allah sayesinde oldu falan diyebilirsiniz.
Bunlar tabii ki de büyük bir güç var.
Ama tamamen sizin free will deniyor ya, özgür iradenizin olmadığına inanmıyorum ben.
Ben %100 kaderci değilim bu arada.
Kendi özgür iraden de var.
Bazı seçimler senin elinde olduğunu düşünüyorum.
Belki katılmayanlar olabilir bana.
Bu arada... Kaderciliği ben biraz işime yarayan haliyle kullanıyorum.
Eğer bir şey kontrolümün dışındaysa ya da elimde olmayan bir şeyse, dış etkenlerse orada kaderciyim.
Diyorum ki yapacak bir şey yok. Teslimiyet yani benim gücümün dışında, kontrolümün dışında yapabileceğim bir şey değil.
O zaman kaderciyim.
Ama kendi gücümün olduğunu inandığım bir noktadaysa başka bakabilirsiniz bu arada.
Sadece kendi bakış içimi söylüyorum.
Orada özgür irademi kullanıyorum.
İç sesimi dinliyorum.
Ben böyle istiyorum, böyle hissediyorum diyorum.
Geçenki bölümlerde biraz şundan da bahsettim.
Hani şu çok diyoruz yani meli malıyı çok kullanıyoruz ama şöyle olmamalı, böyle yapmamalıyım, şöyle dememeliyim, bu böyle yapmalı gibi.
Hep böyle yine o kurallar dahilinde, expectation diyoruz ya o beklentiler dahilinde olması gereken gibi.
Bir içerik sese daha rahat kanalize olabilsek.
Gerçekten hani içgüdüsel olarak senin için doğru olan ne?
Çünkü zaten içeride senin bir yol haritan var.
İçeriden gelen. Doğan gereği.
Zaten oluşumun bu.
Diyoruz ya red pill.
Yani kırmızı haptaki halin aslında belki tamam filmdeki gibi unlimited versiyonumuz yoktur ya da belki vardır.
Who knows? Ama zaten içindeki güç belli.
Biz o mavi hapları seçtikçe, o sistemin bir parçası olmak istedikçe, başka insanların istekleri, hayalleri melimalılara kapıldıkça zaten Matrix'ten çıkamıyoruz.
Oradayız. Ama acaba kendi günlük anlayışımıza göre, kendi hayat anlayışımıza göre kırmızı hapı nasıl alabiliriz?
Nasıl içimizdeki gücü daha çok fark edebiliriz?
Bize sunralının ötesinde olanı nasıl görebiliriz?
Bu gerçekten tinsel olarak da düşünebilirsiniz.
Spritüel bir bakış açısı olarak da düşünebilirsiniz.
Çünkü eskilerden daha çok yapılıyormuş böyle aktiviteler.
İşte şamanik olarak da düşünebilirsiniz.
İnsanlar bunlara daha çok değer vermişler.
Görülmeyenin, mistik güçlerin, metafiziğin daha çok konuşulduğu, daha çok uygulandığı alıştırmalar, ortamlar varmış.
Şimdi her şey gördüğümüz üzerine.
Tamam AI'dan bahsediyoruz mesela, yapay zekadan bahsediyoruz mesela.
Göremediğimiz son teknolojilerden bir tanesi.
Çok güzel hayatımızı kolaylaştırdı.
Fakat fark ediyorsanız düşünme yetimizi böyle daha da zayıflatmaya başladı.
Bu arada yapay zeka düşmanlığı gibi bir yerden bakmayın.
Conflicted düşünüyorum orada.
Biraz böyle kafam karışık. İlgiliyim, heyecanlıyım, meraklıyım hem de bir tarafım şöyle hissediyorum düşünmemi yavaşlattı.
Yani eskisi gibi kendime güvenerek böyle verdiğim cevapların dışında direkt Çeçibit'e sorduğum şeyler oldu.
Böyle neredeyse intuition'ı falan hani böyle içgüdüsel olanları da Çeçibit'e gideceğim.
Hatta biliyorsunuz telefon kullanımını azaltmaya çalıştığım için Çeçibit'i mesela 45 dakika falan kullandığım bir uygulamaymış gün içerisinde gerek yok.
Mesela evet kullanman gereken yerler olabilir.
Bu da işte kendi faydana nasıl çevirebilirsin.
Biraz pragmatistik gibi görünüyor ama öyle de algılayabilirsiniz.
Nasıl algılamak isterseniz. Yani leave it or take it.
Kendi işine yarayan haliyle düşündüğünde işte dedim ya bazen kaderci oluyorum.
Bazen özgür irademe güveniyorum.
Bazen çeşit bitiği kullanıyorum.
İşimle alakalı özellikle hızlıca bir e-mail yazdırabilirsin.
Mesela zamanından tasarruf etmek için.
Ama kendinle alakalı yapabileceğin şeyleri kendine bırakmak.
Yine kendi içindeki gücün.
Senin o unlimited halin.
Belki bu arada gerçekten de kırmızı hap vardır.
Ne diyorsunuz?
Biraz kafa açtığım bir bölüm oldu galiba ama why not diyelim.
Ben kendi kafamı açtım.
Size de birazcık yansıtmak istedim galiba.
Bir de White Rabbit şarkısını dinlemenizi önereceğim.
Matrix filminin son çıkan filminin yani sonunda çalan bir şarkı.
Çok seviyorum bu şarkıyı.
Birazcık tavşan deliği.
Acaba tavşan deliğinden çıkabilir miyiz?
Çıkmamız gerekiyor mu? Çıkmaya çalışırken neler öğreniyoruz gibi.
Keyifle dinlediğiniz bir bölüm olmuştur umarım.
Yeni bölümle görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
