
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Yeni bölümümüz manipüle etmek üzerine. Nurtaç burada, kendi ilişkisinden yola çıkarak, kendi korkularını nasıl yansıtma yaptığını, kontrol etmeyi manipülasyon taktiğiyle nasıl ilişkisine dahil ettiğini ve bunu fark edip, nasıl geri çekildiğini, neler hissettiğini ve gelişimi anlatıyor.
Hayattaki korkularımızı başkalarına yansıtma yapmadığımız günler üzerine olsun.
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Her Pazartesi sabah 7’de yeni bölümü dinlemek için, podcast hesabını takip etmeyi unutmayın.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Pazartesi sabahı. Sabah 7'de olduğu gibi yine ben geldim.
Bu sefer Washington DC'den bağlanıyoruz.
Nasıl bir anda buraya geldim hepsini anlatacağım bu bölümde.
Çünkü burası yine bir iç dökme seansı olacak.
Bu arada çok güzel bir yerde oturuyorum.
Arkadaşımın evindeyim. Böyle bir bench var.
Kocaman bir masa var.
Buraya gelince şunu fark ettim ki benim New York'ta gerçekten kendime ait bir alanım yok.
Çalışma alanım yok. Böyle ufacık bir yatak odam var.
Oraya çalışma masasını falan soktum.
İnsanın kendisine ait bir alanın olmasına kadar önemli bir şey.
Bu arada döndükten sonra bir tane mobilya firmasıyla işbirliği yapıyorum.
Ondan birkaç mobilya geldi.
Onunla beraber kendime bir alan açmayı düşünüyorum açıkçası.
Bir tane odada Zek'in çalışma alanı var.
Onun yarısını ben alacağım efendim.
Buradan Zek'e duyurulur.
Zaten tam da bölüm manipülasyon, manipüle etmek.
Yani karşımızdakini kontrol etmek üzerine olacak.
Daha buradan podcast bölümüyle bile bakın zeki yönetmeye çalışıyorum, kontrol etmeye çalışıyorum.
Daha önceki bölümlerde zaten bahsetmiştim, Zek benden kendine ait bir alan istemişti.
Yani süre anlamında, şey fiziksel olarak bir alan değil.
İşte akşamları daha fazla yazı yazmak istediğini, daha fazla tiyatro ile işte sinemayla alakalı bir şeyler yapmak istediğini, kendi yaratıcılığıyla yani daha çok vakit geçirmek istediğini söylediğinde benim ilk verdiğim tepki tamamen korkuydu.
Bunlardan gerçekten önceki bölümlerde bahsettiğim için çok hızlı geçiyorum üzerinden, kaygılı bağlanmadan falan.
Eğer dinlemediyseniz bence özellikle kaygılı bağlanma bölümünü...
Lütfen dinleyin. Ben 8 yıllık ilişkimde anca anladım nasıl bağlandığımı ve Zeki'nin nasıl bağlandığını.
O da birçok soru işaretinde açıkçası bayağı yardımcı olan bir bakış açısı oldu.
Çözüm değil bu arada ama bayağı bir yardımcı olan yeni bir gözlük diyelim.
Verdiğim ilk tepki korkudan dolayı bir afallama sürecindeydi.
İşte ne yapmalıyım? Nasıl alan vermeliyim?
Öncelikle çok fazla soru sorarak oldu.
Şunu istiyor musun? Bunu istiyor musun? Şimdi gideyim mi?
Şimdi geleyim mi? gibi. Çünkü orada iletişimin nasıl olması gerektiğini de ilk...
etapta fark edemedim, çözemedim.
Zek de bilmiyordu. Bir de biliyorsunuz Zek full time çalışıyor ve her gün masa başında.
O yüzden gerçekten iş bittikten sonra kendine ait, kendiyle alakalı ya da işte yaratıcılığıyla alakalı da bir şeyler yapmak istiyordu.
Bu arada bunlar Nurtaç sen yapma, uzakta dur değil.
Beraber de yapabiliriz.
Çünkü geçen hafta bir tiyatroya gittik hep beraber.
Tiyatro bittikten sonra bir 20 kişilik insan grubuydu zaten.
Zek... Başka insanlarla bir grupta sohbet ediyordu.
Ben de gayet sosyal bir insanımdır bu arada.
Konu nasıl açılır, ne konuşulur, oralarda sıkıntı yaşamam.
Geçen hafta 18.
yüzyıldan kalma bir ev, butik otel yapmışlar.
Ben orayla bir iş birliği çalışması yaptım.
Bir tane Türk kız arkadaşımla da oraya gittik.
O da şimdi 18. yüzyıldan kaldığı için biraz böyle hayaletler, han tutmudur falan.
İnsanın aklından geçiyor ya, onlar geçiyordu aklımdan.
Sonrasında bu arkadaş grubuna girdim de konu oradan başladı.
Kendi çevreme toplamış oldum.
Sonra işte aman da Çin'de yaşadım da aman da Türk'üm de falan filan derken konu bir anda güzel bir yere evrildi ve bir anda hepsiyle arkadaş oldum o.
Ve sonra şunu fark ettim.
Aslında Zek'in istediği de bu.
Yani aynı odada, aynı ortamda olabiliriz ama Nurtaç da güzel vakit geçirsin, o şeyi yapmasın yani.
Ne zaman gideceğiz eve Zek?
Ben o kadar iyi vakit geçirmiyorum, keyif almıyorum gibi bir şeyi istemiyor tabii ki de.
Ki ben de istemem. Türkiye'ye gittiğimizde de keza bence Zek buna benzer bir şey yaşıyor.
Kaptırmış gidiyorum, sohbet, muhabbet, o gırla şakalar.
Bir de biliyorsunuz Türk şakaları bazen Türkçe bilmene rağmen anlaşılamayabiliyor.
Ve o gün gerçekten gözlerimle şunu fark ettim.
Zeki'nin de istediği ve bana da iyi gelen şey birbirimize alan açmak ve ikimizin de sevdiği şeyleri yapabilmek.
Sonra konu şuraya geldi benim kafamda.
O yüzden bugünkü bölümü çekiyorum.
Ben fark etmeden manipüle ediyorum.
Bence fark ederek de manipüle ediyorum.
Ve manipülasyon ne demek?
Neden bu manipülasyona ihtiyaç duyuyoruz?
O korku bazlı nereden geliyor bu duygular?
Ve aslında projeksiyon ya bu.
Kendi korkunuz, başınıza gelmesini istemediğiniz şeyleri önlemek ya da o projekte etmek için karşıki tarafa müdahale etme isteği ve de kendi içerisinde o sistemi sağlam oluşturamadığın için
yani kendi duygularını kontrol.
Bu arada kontrol kelimesinin de kullanılması çok hoş, sevilen, pozitif bir kelime değil.
Daha çok hani onlarla baş edebilmek diyelim.
Kendi içindeki sistemi güçlü kuramadığında, orayı tam oturtamadığında yani ilk...
başvuracağın yer kendin olmadığında karşılaştığın olayları halletme becerilerin de sarsıldığı için ya da tam oturamadığı, güçlü olmadığı için bizler fark etmeden karşı tarafı kontrol
etmeye çalışıyoruz. Yani o olay hiç olmasın.
Ben o duyguyla karşılaşmayayım, ben o duyguyla boğuşmayayım.
Hiç konu dahi olmaması için karşı tarafı, karşımızdaki insanları, karşımızdaki olayları müdahale etme ya da manipüle etme üzerine bir alışkanlık geliştirmiş olabiliyoruz.
Ben... Onun farkındayım kendimde.
Kendi korkularımı başkaları üzerine, başka olaylar üzerine projekte ettiğimin farkındayım.
O yüzden bugün bu bölümü çekiyorum zaten.
Zek bana ilk alan istediğini söylediğinde ben kendi çevremden bir türlü çıkamadım.
Yani bu adam neden buna ihtiyaç duyuyor?
Şu anda nasıl bir süreçten geçiyor?
Sonuçta o da başkasının evladı.
Başka bir dünyada, başka bir toprakta, başka bir kültürde, başka bir aile ile hadi bunların hepsini bırak ya başka bir bedenle büyüyen bir canlıdan bahsediyoruz.
Ve sen bu insanın hayatına belirli bir yaştan sonra dahil olmuşsun.
O insanın hayatının bir parçası olmuşsun.
Okey. Buraya kadar hiçbir sorun yok.
Fakat fark etmeden benim gibi bir yapıya sahipseniz özellikle her şeyi olayım.
Yani sabah akşam benimle beraber olsun.
Aman da beraber çalışalım.
Yani iş kuralım beraber ya.
Dünyayı beraber gezelim.
Yanımdan bir dakika ayrılmasın.
Ne bu koalık bilmiyorum. Ben bu arada böyle söyleyince bazı insanlar kendi kendime vakit geçirmediğimi düşünüyorlar.
Ben Nurtaş... takılmayı da çok seviyorum.
Nurtaç'ı da özlüyorum bu arada.
Zaten bu mevzuyla sağ olsun Zek sayesinde kendime dönmeyi de hatırladım.
Yani bir ilişki içerisindeyken galiba ben ilişki yaşamayı öyle öğrendim.
Filmde gördüm. Bilmiyorum onu romantize ettim.
O yüzden ilişkideyken kendimi arka plana atmak bana normal olanmış gibi geliyordu.
Ve yine dediğim gibi Zek bambaşka bir kültürden ve bambaşka bir vücutla geldiği için ve bu talepte bulunduğunda da benim ilk verdiğim tepki tabii ki de ben bunu nasıl manipüle ederim?
Zeki buradan nasıl çıkarabilirim?
Benim onun hayatının her bir parçası olduğumu ona nasıl gösterebilirim?
ile bir kaygı aşamasına geçmişti.
Sonra sonra zaten işte köşeye çekildim ya da bu sanatçının yolu kitabını okuduğumda biraz daha sakinleştim, anladım.
Zeki'nin de ne hissettiğini, nereden geldiğini.
Sonuçta adam tiyatro okuyor üniversitede ve bebekliğinden beri.
tiyatro yapıyor. Sadece tiyatro üzerine değil bu arada.
Yani yaratıcılık gerektiren şeyler üzerine geçirdiği için hayatını.
Son 4 yılda da baya full time masa başı iş yaptığı için sonuçta evden çalışıyor ama masa başı bütün gün toplantıda.
Adamın ruhu olmak istediği yerde değil.
Ve sen bunu anlamak yerine projekte ediyorsun.
Bu arada Zek'in full time'dan çıkmasını çok destekliyorum.
Yani hiçbir zaman kendimde de full time'ı isteyen, hayal eden, o aman da bir yerin müdürü olayım, ilerleyeyim, çok önemli pozisyonlara geçerimi hayal eden bir kadın olmadım.
Küçüklüğümde de gerçekten yani en en bebek halimle ben moda tasarımcısı olmak istiyordum ve zaten bir şekilde sanatçı ya da kreatif bir alanın içerisinde olacağımı biliyordum.
Sosyal medya da aslında bu alanda doğru kullanıldığında doygunluğu verebilecek bir alan aslına bakarsanız.
Çünkü içerisinde işte film, kamera...
Düşünme, yazma, insanlarla iletişim yani birçok şeyi içinde barındırıyor ve size doğru kullanıldığında yaratıcılık ve insanlara ulaşma hissiyatını da veren, onu doyuran bir yer.
Bir de ben son dönemlerde stoacılık, bu stoizm üzerine de biraz daha kendimi geliştirmek istiyorum.
Ve stoizmdeki en temel ilkelerden bir tanesi kendini kontrol et.
Yani senin etrafında, senin dışında olan olaylara müdahale edemeyeceğini ve hayatın akışının bu olduğunu sen ne yaparsan yap.
hoşuna gitmeyen şeylerin olacağını, hayatın sürprizlerle dolu olduğunu ve senin aslında kontrol edebildiğin yani aka başa çıkabildiğin tek yerin kendin, tepkilerin, o içeride olanlar, duygular,
duyguların geçiciliği olduğunu ve farkındalık olduğunu savunan bir felsefe.
Aslında içerideki sistemi güçlendirmeye yarayan bir felsefe ekolu çünkü ben şu anda ona tutunmak istiyorum.
Kendime odaklanıp, kendimi güçlendirip, burayı sağlam tutmak.
Çünkü günün sonunda baktığınızda hayatımızdaki herkes, anne, baba, kardeş, eş, sevgili, birçok insan, arkadaş, siz bunu düşünün.
Gelip geçici olabiliyor, hayatta ölüm var ve bizler fark etmeden fiziksel, manevi olarak...
başka insanlara, başka olaylara, başka konulara çok bağlandığımızda onları gerçekten bizim kimliğimizin bir parçası olarak gördüğümüzde onlar yok olduğunda işte bu ölüm olabilir.
Onlar hayatlarını değiştirmek istediklerinde, onlar gitmek istediklerinde, onlar size artık eskisi gibi olmadığında biz yıkılma eylemine ya da çok aşırı sarsılma eylemine geçme potansiyeline sahibiz.
Ben bunu da biraz fark ettikten sonra ve bu olmasın diye karşıdaki insanı manipüle ediyorsun.
Konuşma tarzın, sözlerin, fiziksel temasın, bakışın, yarattığın, evin içerisinde, o ortamdaki enerjin.
Yani karşıdaki insana ağırlık veriyorsun, bir kontrol hissi veriyorsun.
Kendim de bunları yakaladım. Neden?
Çünkü korkuyorum. Yani hayatımın düzeni bozulmasın.
Ben kendi hayatımı kendi istediğim düzende ilerletmek istiyorum diye çevremdeki insanları buna uygun şekilde yönlendirme çabası.
Ve bu neredeyse benim tanıdığım herkeste var.
Türklerden özellikle bahsetmek istiyorum.
İnsanlarla konuştuğunuzda bence bir bakın, dikkat edin.
Şimdi toplum bize hayatı nasıl yaşamamız gerektiğiyle alakalı bir prototip veriyor.
Ve sen özellikle sosyal medyayla beraber gerçekten her gün buna maruz kalıyorsun.
Bununla alakalı kendi hayatını compare ediyorsun, onunla kıyaslıyorsun.
Olmadığı yerlere canın sıkılıyor.
Olduğu yerler belki 3 saniyelik mutluluk veriyor.
Bunu fark edersen gerçekten beyin öyle bir mekanizmaya geçmiş ki durmadığında, geri çekilmediğinde mümkün değil fark edemiyorsun ve gerçekten bende olduğu gibi bir duvara tostlama reaksiyonu olmadığı sürece şeyi sorguluyorsun.
Bir şey eksik ama ne eksik yani.
Bir şey olmuyor. Tam da tad alamıyorum.
Neden oraya ulaşamıyorum gibi de bir döngünün içerisine girebiliyorsun.
Ve sonra hayatında olan olayları ya inkar ediyorsun ya görmezden geliyorsun.
Başa çıkma yöntemi olarak kaçıyorsun.
İstemiyorsun. İnkar ediyorsun.
Çirkinleşiyorsun. Çok yoğun tepkiler veriyorsun.
Yani bayağı baktığın zaman Çok duygusal bir yerden tepki çıkıyor.
O yüzden de hiç bunlar olmasın, ben bunlarla uğraşmayayım dediğin için de bilinçli ve bilinsiz birçok şeyi manipüle etmeye çalışıyorsun.
Zaten manipülasyon çeşitleri duygusal olabiliyor, sözlü.
Ya da fiziksel olabiliyor.
Pasif agresif yoldan karşımızdaki insanı belki bir enerjiyle, bir bakışla, bir oturuşumuzla, ufak bir sözle, bir dokunuşla, bir davranışımızla onu etki alanımıza alabiliyoruz.
Bu benim fark etmeden sosyal ortamda da uyguladığım taktik olabiliyor bazen.
Karşımdaki insanı benimle alakalı manipüle etme durumunda.
İlla ki yalan ve yanıltıcı...
olmak zorunda değil benim anladığım üzere.
Çünkü karşıdaki insanı etkilemek ve kendi etki alanını almak, onunla bağ kurmak, o insanın hikayesini dinlemek yani onu kendi çevremde tutmak da istiyorum birazcık orada.
Ve onunla tanışmak, onunla derinleşmek bu kadın ya da erkek fark etmez bu arada çok seviyorum.
Yeni insanlarla tanışıp onların hikayelerini dinleyip.
Tabi manipülasyonu tamamen olumsuz tarafından bakarsak burada anlattığım şey çok olumsuz bir yönde gibi kulağınıza gelebilir.
Zaten ilişki boyutunda bahsettiğim üzere zekin üzerinde korkumun yansıtması olarak onu da etki alanına almaya çalıştığımı biliyorum.
Bu konuda kendime de dürüst olmak durumundayım açıkçası.
Bunu fark ettikten sonra kendi kendime sürekli şeyi de tekrar ettim.
Yani o bir başkası.
Onu kontrol edemezsin.
Onun hayatını kontrol edemezsin.
Onun düşüncelerini kontrol edemezsin.
Onun yiyeceği yemeği, giyeceği kıyafeti, iş seçimini.
Ona ait olan onu O yapan hiçbir şeyi kontrol edemezsin.
Sana uymuyor diye, senin gibi değil diye, sana benzemiyor diye.
Çünkü biz bir de böyle eleştirmeye çok...
acayip odaklı yapılarda insanlarız.
Beğenmediğimizi ay ben onu açıkça söylerim.
Ay hiç umurumda değil. Ay suratına söylüyorum gibi böyle kendine büyük büyük görevler vererek o özgüven ile altını çizerek söylüyorum özgüvenin.
Karşımızdaki insana istediğimizi söyleyebileceğimizi zannettiğimiz bir davranışa giriyoruz.
İşte ben çekinmem, direkt söylerim dediğinde bir söylediğin şeye bakmanı tavsiye ediyorum.
Yani karşıdaki insanı kontrol etmek üzerine mi?
Eleştirdiğin şey onunla alakalı.
Hayatını yönlendirmek üzerine mi?
Sonuçta senin hayatın değil.
Sonuçta sen o hayatı yaşamıyorsun.
Ama ucu senin hayatına dokunuyor ve senin hayatının istediği yönde gitmeyeceği için karşıdakini eleştiriyor olabilir misin?
Ben burada kendime zaten çuvaldızı batırarak konuşuyorum.
Bunu fark ettim de gerçekten zeke yaptığım haksızlığı fark ettim.
Bu sadece zekte değildir muhtemelen benim hayatımda olan insanlar üzerine.
Çok eleştiren, çok yorum yapan bir insan değilim arkadaşlarımla alakalı.
Birisi bana bir şey anlattığında ay hayır şöyle yapmalısın böyle yapmalısın diyen bir insan da değilim.
Sevmem de öyle şeyleri. Dikkat ederim.
Geri adım atarım. Ama kendi ilk çemberimdeki gruba bence o manipülasyonu yapıyorum.
Kendi yaşamak istediğim bir hayat var.
Belki bu internetten etkilenen bir hayat.
Belki küçükken televizyonda, filmde gördüğüm bir hayat.
Belki gerçekten yaşamak istediğim bir hayat.
Çünkü bazen onun ayrımını da anlamıyorsun.
Çocukluğumdan beri hayalini kurduğum bir hayat var ve bence ben o hayatı yaşıyorum şu anda.
Ve benim içime siniyor. Belki 10 yıl sonra başka bir hayata geçmek isteyeceğim.
You never know. Çünkü geleceği hiçbirimiz bilemiyoruz.
Ama ben bugünkü hayatımda şu anda yaşamak istediğim gibi bir hayat yaşıyorum.
Zek'in buraya uymayan taraflarına müdahale etmek istiyorum.
Eğer ki Zek bana başka bir şeyle geliyorsa, beklemediğim bir şeyle geliyorsa Zek'ten bahsediyorum.
Çünkü hayatımdaki en sık gördüğüm insan ve beraber yaşadığım insan Zek.
Hemen onu kontrol etme çabasına girdiğimi fark ettim.
O yüzden şöyle bir nefes alıp ya at the end of the day, o günün sonunda değişebilirim.
Başka şeyler isteyebilirim.
Bulunduğum kalıptan çıkmak isteyebilirim.
Başka bir nurtaçla tanışabilirim.
Başka bir şey yapmak isteyebilirim.
O tohumlarımı açmak, belki yeni bir nurtaç çıkartmak isteyebilirim.
Yani bunların hepsi şu anda olasılıklar üzerine.
Ve hayat olasılıklar üzerine ya.
Herhangi bir şey herhangi bir zaman olabilir.
Ve bunlar olmasın diye ya da olacak diye kaygı sorunları yaşıyoruz ya.
Genel olarak. Ve de olduklarında kendi şeklimize göre, kendi istediğimize göre ya inkar işte kaçma eylemi, kaçma reaksiyonu ya da yine manipülasyon ile kendi istediğin şekle çevirme.
Ben bunları fark ettikten sonra gerçekten biraz daha kendi içime çekilmeye karar verdim.
O korktuğum korkuların dışında.
Bana ait olan, beni ben yapan, belki benim de şu anda henüz fark etmediğim, kendimde henüz deşmediğim, girmediğim, karanlık tarafım, aydınlık tarafım, beni ben yapan tarafım.
Bir de yine bu sanatçının yolu kitabından yola çıkarak bir şey söyleyeceğim.
Çocukluğunuzla bağ kurmak adına işte belki size iyi hissettiren, o zamanında sizi bugün...
Siz yapan şeylerden bir tanesini, bir anınızı hatırlamanızı, yazmanızı, kendinize mektup yazmanızı ya da bir kişi ise bu, ona mektup yazmanızı da öneriyor.
Burada o zaman size o tohumu veren, belki bugünkü kararlarınızı oraya dayattıran...
davranışlarınızı da hem bulmak hem bağ kurmak üzerine bir aktivite bu.
Bu arada ben bu bölümü çekerken şimdi arka planda kafamda şey çalıyor.
Ya insanlar yanlış anlayacak.
İşte Nurtaç'ın ilişkisi kötüye gidiyor.
Kötü düşünecekler.
Kaygısı var. Bir de geçen gün toplantı yaptığımızda podcast ekipimle şey de söyledik.
Yani ben çok mu anlatıyorum?
Kendi hayatımdan çok mu özel şey anlatıyorum?
Gibi de bir kaydı yaşıyorum.
Sonra diyorum ki ama burası benim yerim.
İyileşme alanım ve Instagram'dan da bana mesaj atıyorsunuz mesela.
Size ne kadar iyi geldiğiniz, sizin hayatınızdaki örneğiyle alakalı.
Benim kurduğum bir bağ kurma aracı aslında burası.
O yüzden o yanlış anlaşılma kaygım hala var tabii ki de.
Çünkü kimin dinlediğini, nasıl dinlediğini bilmiyorum.
Ne anladığını bilmiyorum.
Ya da işte Nurtaş da ne kadar manipülatörmüş diyebilir.
Ama şunu fark ettim ki artık ilgilenmiyorum bu konuyla.
Çünkü bir önceki bölümde de biraz biraz bahsetmiştim.
Ben dışarıdan onay almaya çok bağlı olarak büyümüşüm.
Hala da onu yapıyorum çok sık olarak.
Fakat son dönemlerde kendi kendime...
Onayı vermek üzerine de aktiviteler yaptığım için, alıştırmalar yaptığım için burada kendi kendime bu onayı veriyorum.
Kimin nasıl anladığını, nasıl duyduğunu bilemem çünkü o an sizin de bulunduğunuz psikoloji, yürürken, bulaşık yıkarken aklınıza gelen şeylerle nasıl duyuyorsanız, size nasıl ulaşıyorsa sizin kendi içerinizde
şekillendirdiğiniz şekilde.
oluşacak bu. Yani ben bu bölümlerle de sizin duygularınızı manipüle edemem.
Ta bu bölümlerle sizin nasıl hissetmeniz gerektiğini, bu bölümü nasıl dinlemeniz gerektiğini, beni nasıl anlamanız gerektiğini falan manipüle edemem.
etme gayesi her zaman oluyor çünkü insan anlaşılmak istiyor.
Yanlış anlaşılmaktan çok korkuyor.
Fakat işte ben bunlarla, bu bölümlerle bunları gerçekten hayatıma katmak, alıştırma yaparak, pratik yaparak kendi hayatımı bir parçası haline getirmek istiyorum.
Artık dışarının onayı olmadan.
Ben ne istiyorum? Bana ne iyi geliyor?
Bugün bu bölümü çekmek istedim.
İlişkimde manipülatör olduğumu ilan etmek istedim.
Ve artık o manipülasyonu çekmek, gerçekten hem zeki hem kendimi o alanı vermek, başkasının ne düşüneceğini düşünmeden bu arada parantez içerisinde.
Bana çok iyi geliyor. Bunu size anlatmak bugün size çok iyi geliyorsa...
Beni çok mutlu eder. O yüzden bu bölümü dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.
Haftaya sabah yine 7'de görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın. Ve eğer bu bölüm size iyi geldiyse bana e-mail üzerinden ya da Instagram DM üzerinden her zaman ulaşabilirsiniz.
Eklemek istediğiniz ya da herhangi bir sorunuz varsa yine e-mail ya da DM üzerinden bana istediğiniz zaman ulaşabilirsiniz.
Kendinize çok dikkat edin. Çok güzel bir hafta olsun.
Haftaya görüşmek üzere. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
