
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Hazırsak başlıyoruz.
Bugün kurban rolünden bahsedeceğiz.
Muhtemelen önceki bölümlerimde bu konuyu ayrıca konuşacağız diye bahsettiğim bir konuydu.
Çünkü hepimizde zaman zaman yakaladığımız bir şey bu kurban rolü.
Ben bugün onlardan bir tanesini öldürdüm.
Çok dramatik bir başlangıç oldu.
Yani şöyle çok çok çok uzun zamandır yapmak istediğim bir şeyin bugün tohumunu attım.
Biraz sonra anlatacağım zaten merak etmeyin.
Kurban rolü biraz sinsi bir arkadaş olduğu için biraz onlardan bahsedeceğiz.
Hem kendimizde hem çevremizde.
Bunu nasıl görüyoruz? Bundan çıkarımız ne?
Başımıza neler geliyor bununla?
Yaptığımız zaman acaba faydamıza mı çalışıyor yoksa uzun vadede bize zarar mı veriyor?
Biraz bunları deseyeceğiz bugün.
Hemen en güzel haberle başlamak istiyorum.
Bu kurban rolünden nasıl çıktığımın ilk örneğini vermek istiyorum.
Biliyorsunuz ben çok çok uzun zamandır yurt dışında yaşıyorum.
Çin'deyken belirli bir Türk ortamım oldu.
Ama Çin'deki en büyük handikap orası okul ortamı olduğu için senelik arkadaşlık ortamlarımız oluyordu.
Bir yıl iki yıl en fazla bir arada oluyorduk.
Sonra insanlar okulu bitiyor ülkesine dönüyor falandı.
Ben master master'den sonra doktora yaptığım için hani okul hayatım uzun sürdü.
Ama genel olarak oradaki Türk ortamı çok da tatmin edici değildi.
Sürekli değişiyordu. Sonra Amerika zaten üç farklı eyalette yaşadım geldiğimden beri.
Ben aslında köklerine bağlı bir insanım.
Türk kültürünü çok seven bir insanım.
Bizim bu misafirperverliğimizi, sıcaklığımızı, samimiyetimizi, eğlence şeklimizi çok seven bir insanım.
Muhtemelen dansla büyüdüğüm için, dans ve tiyatroyla büyüdüğüm için o ortamlara da aşırı derecede özlem duyuyorum.
Dans etmek benim hayatıma 7 yaşındayken girdi ve herhalde 25 yaşına kadar yani zevkle tanışmam bile dans aracılığıyla oldu.
Uzun bir süre hayatımdaydı.
Ve çok uzun zamandır Amerika'da da hep şey söylüyorum işte ben kendi topluluğumu kurmak istiyorum, insanları bir araya getirmek istiyorum, birlikte olalım istiyorum, etkinlikler yapalım istiyorum diyorum.
Bir türlü onu yapamadım, bir türlü nasip olmadı diyelim.
İşte bu biraz kurban psikolojisinin ucundan olduğu için onu anlatacağım.
Ve bugün sonunda bu planımız hayata geçti.
En azından sosyal medyada bunun duyurusunu yaptım.
8 Haziran'da buluşacağız ve topluluğumuzun ilk dans çalışmasını yapacağız.
Aşırı heyecanlıyım ve aynı zamanda gerginim.
Çünkü çok çok uzun zamandır hem dans etmediğim için hem de sahneye çıkmadığım için yabancılığını hissediyorum.
Ama biliyorsunuz geçen yaz ben Türkiye'deyken podcastler yaparken size çok söyledim.
Ne olur beni bana hatırlatın dedim.
Dans ortamı olduğunda ben gerçek ruhumla tekrardan bir araya geliyorum.
Yani kendimi en iyi hissettiğim yer.
Orası oluyor ve gerçekten böyle sanki hayat amaçlarımdan bir tanesiymiş gibi.
Sadece sahneye çıkmak ya da dans etmek değil, samimi bir ortamın olduğu, haftalık buluşmaların olduğu, insanları tanıyabildiğim, tanışabildiğim, beraber paylaşımlar yapabildiğim bir ortamın olması benim için çok değerli.
Şimdi bu kurban psikolojisini neden buraya bağlıyorum?
Çok uzun süre yapamadıklarım, benim yapamadıklarım, sorumluluğunu almaktan kaçındığım şeyler oluyor aslında.
Dedim ya sinsi bir şey. Yani kimse oturup da evet ya ben bunun sorumluluğunu almak istemiyorum diye çok fazla düşünmüyor.
Düşünmek de içimize gelmiyor.
O yüzden böyle bir şey olmadığında genelde dış faktörlerde sebeplerini arıyoruz.
İşte şunu yüzünden olmadı, bunun yüzünden olmadı, taşınıyordum olmadı, Amerika'dan taşınıyordum olmadı, vatandaşlık olmadı, komşum işte gelmedi falan.
Hep bir bahanesi vardır her şeyin, hep bir sebebi vardır, bir açıklaması vardır.
Sadece o yapmamız gereken şeyi yapmayız.
Ve bu bazen kendi hayatımızda kendimize yaptığımız şeyler oluyor.
Bazen de çevremizdeki insanların bize yaptırdığı şeyler oluyor.
Kurban rolü manipülasyona en müsait olan yer aslında.
Fark etmezseniz eğer başka insanlar da sizin üzerinizde gayet yaptırım uygulayabiliyorlar.
Siz bunlardan etkilenebiliyorsunuz ve bir de hassas insanlarsanız bunun altında ezilebiliyorsunuz nitekim.
Çünkü bir örnek vereceğim.
Terapistim şey örneğini vermişti bana.
Bir arabasın. Bazı insanlar senin lastiklerini indiriyorlar ve sen kimlerin indirdiğini bilmene rağmen hala o arabayı o şekilde sürmeye çalışıyorsun demişti.
Bence öyle. Çevremde benim lastiklerimi indirecek ama hayatımdan çıkaramayacağım insanlar da olduğu için bu kurban rolü altında ben etkilenebiliyorum.
Bazen bu kurban rolünü yapan insanlar bunu kabullenemeyebilirler, bunu fark etmeyebilirler.
Bizim aymamız gereken yer işte bu kısım oluyor.
Hem kendinize yaptığınız zaman hem de başka insanlar kendilerine yaptığı zaman ya da sizin üzerinizde yaptırım uyguladığı zaman bunu fark etmemiz gerekiyor.
Yani bu gerçekten aşırı önemli.
Çünkü ben de manipülasyona müsait bir insanım.
Çok duygusalım. Hem ben böyle inanabiliyorum, kanabiliyorum, üzülebiliyorum.
Bu arada acımaktan bahsetmiştik.
Aslında acımak hiç iyi bir şey değil.
Hem size iyi değil hem de karşınızdaki insana iyi değil.
Hiçbir şeyi değiştirebilen bir gücü yok.
Bir de aslında enabling deniyor İngilizce'de.
Siz birilerine acıdıkça, yardım etmeye çalıştıkça yani çok da böyle samimi bir yerden gelmiyorsa o yaptığınız yardım maalesef karşınızdaki insan aslında o döngüde sıkışıp kalıyor.
O da yardımcı olmuyor yani. Günün sonunda siz elinizde yaptığınızla kalıyorsunuz.
Eğer maddi bir şey harcadıysanız onunla kalıyorsunuz.
Ki bunlar tatsız şeyler bildiğiniz üzere.
Hayatta elbette gerçekten kurban durumunda olduğumuz olaylar yaşanabiliyor.
Eğer ki çocukken bir cinsel esismara uğradıysanız ya da iş yerinde patronunuzdan mobbing diyorsanız, hayat arkadaşınız, partneriniz size duygusal şiddet uyguluyorsa ya da herhangi bir şekilde şiddet uyguluyorsa maalesef,
bunlar sizin gerçekten kurban olduğunuz durumlar olabiliyor.
Peki ne zaman kurban rolüne biz kaçıyoruz?
Eğer sorumluluk almayı reddediyorsak, sürekli başkalarını suçluyorsak, dış faktörleri suçluyorsak, ya da hayatımıza tekrar eden döngülerde kendi payımızı görmüyorsak pasif bir tutum içerisinde oluyorsak çünkü biliyorsunuz ki
çoğumuz birçok durumda beni gör, beni anla ya da beni kurtar deriz.
Yani sanki dışarıdan birisi gelecek ve bizi kurtaracak.
Bir anda başkasının gücü bizim hayatımızda böyle sihir etkisi yaratacak ve böyle her şey değişecekmiş gibi bir algı içerisinde de olabiliyoruz.
Bu da aslında bir ucu sorumluluk almamaya geliyor.
Çünkü biliyorsunuz ki sorumluluk almadığımızda çıkarımız daha iyi.
Yani burada daha fazla ilgi görüyoruz.
Burada daha fazla ilgi görüyoruz dışarıdan sevdiklerimizden, bize değer veren insanlardan daha fazla yardım alıyoruz.
Ya da onların üzerinde manipülatif bir güç alanı yaratabiliyoruz.
Bunlar yani sinsi dediğim gibi belki hiçbirimiz böyle oturup ha ha evet şimdi başka insanlar üzerine bir güç uygulayacağım demiyoruzdur.
Ama şimdi beyin orada bir şey öğreniyor ya eğer ağladığında, üzüldüğünde beni kurtar dediğinde birileri gelip seni kurtardıysa bu biraz otomatiğe geçebiliyor.
Çok kolay olarak çünkü yani ben de bir beyin uzmanı değilim ama yüksek ihtimalle bu beyin içinde daha kolay yöntem.
Yani siz çok çabalamıyorsunuz.
Sizin sorumluluktan kaçıp başka insanların size yardım ettiğini gördüğünüzde ve öyle yapan fazla fedakar insanlar varsa etrafınızda elbette bu biraz daha işimize gelen tarafı oluyor.
Bir de haklı olma ihtiyacı varsa eğer hani kendinizi daha iyi hissediyorsanız bu da aynı zamanda vicdanı da rahatlatan bir şey.
Kurban rolü günün sonunda...
Hoşumuza giden bir durum. Neden hoşumuza gitmesin?
Kurban rolünde olup olmadığımızı nasıl anlarız?
Kendinize bu soruları sormanızı isterim.
Eğer kendinizi sürekli haksızlığa uğramış hissediyorsanız.
Yani hep size kötülük yapılıyor.
Hep sizi istemiyorlar. Sizi davet etmiyorlar.
Sizi sevmiyorlar. İşte sizin kötülüğünüzü istediler.
Bunu söyledim galiba bilmiyorum.
Yani dışarıdan bir haksızlığa uğramış hissiyatı yaşıyor olabilirsiniz.
Bu bende bir süre vardı. Yengeç Burcu olmamda mütevellit.
Şey diyordum yani. Beni sevmiyorlar.
İşte beni çağırmadılar falan.
Böyle çok hızlı beynimin o tarafa kaçtığını biliyordum üniversite zamanımda.
Özellikle böyle üniversiteye ilk başladığımda zaten yeni bir ortama giriyorsun ve alkol almadığım için ya da sigara kullanmadığım için o dönemlerde hala sigara kullanmıyorum.
İnsanlar çok fazla beni davet etmiyorlardı böyle eğlence ortamlarına.
Ve ben kendimi hep böyle dışlanmış hissediyordum.
Neyse ki sigaraya falan başlamamışım dışlanmamak için.
Ama bu da olabiliyor. Bazı insanlar da kendini itelenmiş, dışlanmış hissettiği için belki istemediği alışkanlıklara da yönelebiliyor.
Bir diğer belirtisi suçlayıcı bir iç ses ve dış ses.
Yani içinizdeki bir ses, dışınızdan sesler hep böyle başka bir şeyi suçluyorsa, hep başka yerlerde o bahaneler bulunuyorsa falan aslında kurban tarafındasınız.
Çünkü çok güzel bir yer, çok konforlu bir yer.
Yani hani o başkası yapmadı, başkası istemedi, başkası size engel oldu.
Hani o kadar güzel sebeplerimiz var ki bu da tabii ki de içimizi rahatlatan bir yer.
Bir diğeri fedakarlık yaparken içten içe öfke biriktirmek.
Aslında istemiyorsunuz.
Ama böyle kendinizi pushed hissediyorsunuz orada.
Yani orada da bir sıkışmışlık hissiyatı var.
Bu yüzden böyle birilerine bir şey yaparken gıcık oluyorsunuz.
Yani o da sanki sizi oraya zorla sokmuşlar.
Sanki size zorla bir şey yaptırıyorlar.
Ve aslında yapmak istemiyorsunuz gibi bir duygu oluşuyor orada.
Bir de son olarak benim hiç sevmediğim.
Ben zaten böyle o cümleleri kurmak.
Ben zaten bıdı bıdı bıdı.
Ben zaten hep şöyle.
Yani bu cümleler.
Benim zaten kelimesine karşı bir alerjim var açıkçası.
Zaten şöyle oluyor, zaten böyle olmadı ki.
Hep bana şöyle olur gibi gibi.
Kendinizi böyle bir köşeye sıkıştırmak kurban rolünün belirtiler arasında görülüyor.
Şey gibi, muhabir gibi oldum.
Kurban rolünü ne zaman öğrenmişizdir, nasıl öğrenmişizdir, kökeni nereden geliyordur hepimiz için farklı tabii ki de hepimizin başka öyküleri var.
Çoğunlukla çocukta öğrenilen davranış kalıpları olabiliyor.
Çevremizdeki insanların özellikle bakım verenlerin kullandığı cümle kalıpları da bununla etkili.
Mesela benim örneğimde benim annem bizim sevilmediğimizle alakalı çok fazla cümle kurardı.
Babamın işte erken vefat etmesi ve babamın tarafındaki akrabaların bizi istememesi gibi bir konu benim çocukluğumun baş konularıydı.
Yani bizim istenmememiz, bizim çağrılmamız.
Bizim kötü olmamız vesaire.
Şimdi bunu anneme açıklayamam.
Umarım bu bölümü de dinlemez zaten.
Bunu anneme açıklayamam çünkü onun nazarında...
Olaylar bu şekilde cereyan etti.
Yani gerçekten bizi istemediler, kimse bizi davet etmedi.
Olay böyle de olabilir bu arada.
Hayatınızda insanlar sizi bir yere davet etmeyebilirler, sizi istemeyebilirler.
Konu zaten aslında burada kırılmaya başlıyor.
Yani olay sizin böyle kafanızda uydurduğunuz bir hikaye değil.
Olay bakış açınızda bitiyor, konuya yaklaşımınızda bitiyor, konuyu nasıl değerlendirdiniz ve kendi özlerinizle bağlantıda bitiyor.
Çünkü birisi beni bir yere davet etmediğinde benim oturup...
evet kimse beni bir yere davet etmiyor, kimse beni istemiyor diye düşünmem zaten beni o psikolojide tutar.
Ama biz odak noktamızı o taraflara verdiğimiz için, ne olmadığıyla ilgilendiğimiz için olan şeylere çok fazla enerji harcamıyoruz ya da çok dikkat vermiyoruz oraya.
Çünkü orası zaten oldu.
Güzel olan şeyler, hayatımızdaki olumlu şeyler.
Maalesef bu beynin otomatik bir reaksiyonu yani.
Olmayana takılıyoruz, davet edilmediğimiz yere üzülüyoruz.
Oysa ki ben hep söylüyorum size yani bende de bir başarı addiction'ı var.
Bir başarı bitiyor ve hemen onu kenara atıp başka bir başarı peşinden koşuyorum.
O tadını çıkarma ya da olumlulara odaklanma çok fazla gelişmiş bir şey değil bence.
Özellikle bizim toplumumuzda.
Aile dinamikleri de var tabii ki de.
Siz büyürken işte sus, büyüklerine saygı duysan, konuşma ya da böyle çok da birey olmadığınız hissettirilerek büyütüldüyseniz ki tahmin ediyorum neredeyse hepimiz böyle büyüdük.
Yani Amerikalara baktığımda bayağı çocuk birey yani.
gibi düşünmüyor, çocuk gibi davranmıyor ve annesi babası ona sürekli soruyor.
Bu şeyden de bahsetmiyorum. Bu da aşırı derecede yapılan bir durum değil.
Saygı ve otorite yine var benim gözlemlerimde.
En azından buradaki Amerika aile yapısında gördüğüm üzere.
Ama çocuk kendini birey olarak hissediyor.
Yani birisinin kontrolü altında, birisinin buyruğu altında hissetmiyor.
Çünkü biliyorsunuz ki bizde de alttan alta böyle bir özdeğer eksikliği yaşanıyor burada.
Fazla saygıdan Böyle sen sus, sen konuşma, sen ne bileceksin gibi cümleler kullanıldığında bizim orada özlerimiz falan hemen buruşuyor orada.
Travma ve baş etme mekanizmaları da bunun kökler arasında olabiliyor.
Küçükken başınıza gelen bir olayda eğer ki bu baş etme mekanizmasına yöneldiyseniz de biliyorsunuz ki orada da bir alışkanlık gelişmiş oluyor.
Çünkü yine dediğim gibi işimize gelen bu olduğu için.
Günün sonunda hepimiz sonuçta bizim işimize geleni uygulamak istiyoruz.
iyi hissettiren şeyleri hayatımızda tutmak istiyoruz.
Çünkü hatırlarsınız ki bunun çıkarları arasında daha fazla ilgi görmek var.
Belki dışarıdan daha fazla yardım almak var.
Birisinin gelip bizi kurtarmasını hayal etmek var.
O da böyle çok da sorumluluk almadan hayatın kenarından kenarından gitmek gibi bir şey oluyor.
İçten içe farkındasınız ki Bu hayat size tatminlik vermiyor.
Yani hadi başkasını suçladınız, hadi dışarıda gördünüz her sebebi ya da gelip birisi sizi kurtaracak ama kurtarmıyor, kimse gelmiyor.
Bu tatmin olduğunuz bir hayat yöntemi değil.
Go-getter diye bir kelime var İngilizce'de.
Hani gidip alan, gidip koparan.
Yani siz gidip almadıkça, onun sorumluluğunu almadıkça, onun tadına varmadıkça aslında tam duygunluk, tam tatminlik hissiyatı olmuyor.
Elbette arketipler dedik, farklı insan yapıları dedik.
İlla ki hepimiz yüzde yüz aynı reaksiyonu vermiyoruz.
Ama benim tahminim diyeyim.
Birçoğumuz bu hayatta kontrolün bizde olmasını seviyoruz.
Kendi yaptığımız o başarılarımızı seviyoruz.
Gurur duymayı seviyoruz kendimizle.
O yüzden bir şeyin ucundan tutup onu bitirmek.
En basit şeyi bazen deniyor ya uyandığında yatağını toplayarak başla.
Bu bile beyninize başarı sinyali gönderiyor ve o da diğerlerini etkilemeye başlıyor.
Eğer ki zaten sabahtan böyle kendinize kötü konuşarak uyandıysanız zaten de işe yaramazsınız gibi kötü şeyler söylediyseniz o da aynı şekilde...
O enerjinin devamını getiriyor gün içerisinde.
Tabii bu kadar bahsettik, kendimizi fark ettik.
Yani çıkamaz mıyız biz bu kurban rolünden?
Burada başta da söylediğim gibi hem siz kurban rolündeyseniz ayrı bir yöntem diyeyim yani yöntem uygulanması gerekiyor.
Ya da çevrenizde çok fazla kurban rolünde insanlar varsa, kronik mutsuzlarsa, ne yaparsanız yapın mutlu olamıyorlarsa bu yine ebeveynlere verilebilecek bir örnek olabilir.
Çünkü kendi açımdan söyleyeyim yani annemin genelde alışkanlığının negatif duyguda kalmak olduğunu fark ediyorum.
Çünkü muhtemelen annemin algılayışına göre bunu annemle konuşmadık.
İnşallah bu bölümü annem dinlemez ama...
Annemin algılayışına göre sanki mutlu olduğunda kötü şeyler olacakmış korkusunda olduğunu düşünüyorum.
Bu çoğumuz da var bu arada bende de var.
Sanki böyle Türkiye'de şeyle büyüdük ya çok gülme başına bir şey gelir.
Çok seversen elinden alınır.
Nazar değer gibi şeylere çoğumuz maruz kaldığı için bilinç altında böyle tam mutlu olamama hali var.
Ya da mutlu olduğunda sanki başına kötü bir şey gelecekmiş gibi bir hal olduğu için insanlar olumlu şeyleri de genelde böyle olumsuzmuş gibi tam sevinememiş gibi.
işte normal diyerek geçiştirirler.
Hiç hoşlanmıyorum bu durumdan.
Hatta kronik mutsuzluk olarak görüyorum bunu.
Kendimde de zaman zaman yakalıyorum.
Hatta terapideki başlıca konularımdan bir tanesidir.
Günün sonunda self-sabotaj yaptığınız bir alan çünkü.
Mutluluğun tadının damağınızda kalması gibi bir şey bu.
Bu durumda da hem siz yapıyorsanız Farkında olarak yani gerçekten haksızlığa mı uğradım?
Yoksa şu anda ben mi böyle anlıyorum?
Ya da ben haksızlığa uğradıysam bununla baş etme mekanizmam ne olmalı?
Hemen kendimi bir köşeye çekip evet gerçekten dışarıdan bana böyle davrandılar, istenmiyorum gibi.
Zaten bunların söylediğinde de cümlelerin ağırlığını hissediyorsunuz aslında.
Biz diğer insanlara güç veriyoruz bu kadar.
Ben bundan hiç hoşlanmıyorum.
Anneme de şey diyorum mesela nazar değme konusu.
Ben niye mesela herkesin beni bu kadar etkilediğine inanıyorum?
O insanların kötü düşünceleri, kötü duyguları yani ben de Allah'ın sevdiği bir kuluyum.
Neden onlar benim üzerimde öyle bir gücü var, benim kendi üzerimde kendimi korumak gibi bir gücüm yok diye söylüyorum.
O yüzden yani gerçekten haksızlığa mı uğradınız?
Haksızlığa uğradıysanız bununla konuşabileceğiniz, görüşebileceğiniz bir ortam var mı?
Eğer ki öyle bir şey yoksa kendinizi hemen aşağı çekmek midir bununla baş etme yönteminiz?
Bunları belki sorabilirsiniz. Yine hep bahsettiğimiz bir şey.
Hayatımızda her zaman her zaman her dakika olması gereken bir şey.
Sınırlar koyarak hayır diyebilerek kendimizi koruyabiliriz ve bu durumdan çıkabiliriz.
Bu özellikle hayatınızda size bunu yapan insanlara karşı yapmanız zorunlu olan bir şey.
Yani bence bunun artık lamıcımı yok.
Eğer ki fark ediyorsanız karşıki taraftan manipülasyona uğradığınızı, o insanın bir türlü o döngüden çıkamadığını ama aslında çıkmak istemediğini fark ediyorsanız artık diyeceksiniz ki kolay gelsin sana.
Senin için üzgünüm. Umarım halledersin.
Yani bunu Amerikalılar çok güzel yapıyorlar.
Diyor ki I'm sorry for you.
I think you'll get it. I think you got this.
Hani sorumluluğun sıfır.
Hiç almıyor. Diyor ki I'm sorry for you.
Bitti. Evet bizim kültürümüzde ben bunu terapisine şey diye konuşuyorum.
Ben söylüyorum ama söylerken canım acıyor.
Fakat yine de yapıyorum. Çünkü yapmak zorundayım, bunu öğrenmek istiyorum.
Kendimi koruyabilmek istiyorum.
Bu şekilde olabiliyor. Duygularınızla daha fazla temas edebilirsiniz.
Ve nasıl hissettiğinizi hemen anlayabilmek.
Ben bunu eşimle fark ettim, zevkle fark ettim.
Şimdi Türkler bu konuda çok introspektif.
Hemen ne hissettiğimizi anlıyoruz.
Diyoruz ki ben şu an kızdım, öfkeliyim, çok üzüldüm, sinirliyim.
Yani hemen söyleyebiliyoruz.
Bir olay bizi üzdüyse ya da birine kırıldıysak bence bizim bunu anlamamız uzun sürmüyor.
Şimdi Zek, bana bugün başka insanların dedikodusunu yapıyorum burada annem Zek.
İkisi de dinlemez umarım.
Şimdi Zek oğlak burcu olduğu için bu oğlakların genel bir özelliğiymiş.
Ben bunu bilmiyordum. Zek böyle kavga edeceksek eğer o an ne hissettiğini bilmiyor.
Ben de yengeç. O an kavga edeceğim ve 3 saniye sonra bitecek.
Zek için 3 gün sonra tekrar konuşabilir.
Ama bende öyle bir şey yok. Yani 3 gün sonra ben o konunun hiçbir şeyini hatırlamayacağım.
Konu aşırı önemsiz.
Yani 3 gün bekleyemem ben. O yüzden Zek'le böyle bir anlaşamama durumumuz olmuştu ilişkimizde uzunca bir süre.
Çünkü duygularınızla hemen temas edebilmek, bunu anlayabilmek ve karşıki tarafa kırıcı olmadan en usulüyle aktarabilmek biraz deneyim gerektirebiliyor.
Biraz da pratik istiyor.
Ve yine... Bence kurban rolünden çıkmamız gereken ya da çıkabileceğimiz en güzel şey sorumluluğu almak.
Artık biraz kendinize sorun yani benim bu yaşadıklarımda acaba benim de bir rolüm var mı?
Neyi farklı yaparsam?
Ben farklı bir sonuç alırım.
Biliyorsunuz ki aynı deneyi yapıp farklı sonucu beklemek salaklıktır deniyor.
Burada da kimseye salak demiyorum.
En azından kendime diyeyim ama.
Ben kendimde bu reaksiyonu bazen görüyorum.
Aynı şeyi defalarca aynı şekilde yapıp farklı sonuç beklediğim çok oldu.
O yüzden sorumluluğu alıp diyorum ki tamam yani artık demek ki sende de bir şeyler var.
Dışarıdaki şeyleri işte dış faktörleri suçlamadan kendinize yüklemek.
Bir de başka insanların gözleme altındaysa.
Kendi kendime okey ama başka insanlar görüyorsa bunu yaptığımı.
zorlandım ve sonra sorumluluk aldığımı, o benim egoma zarar verebiliyor.
O yüzden bu da artık kırmam gereken, yani artık kaç yaşındayım, kırdığım ve zamanla değiştirdiğim bir tarafım oldu.
Son olarak destek alabilirsiniz, yazabilirsiniz, yakın arkadaşlarınızla daha çok konuşabilirsiniz.
Ama bu durumdan çıkmamız gerekiyor.
Onun sorumluluğunu alacaksın.
Bugün hayatını farklı yaşamak istiyorsan o soruları soracaksın.
Bunu böyle emir kipiyle söylüyorum ama kendime de hatırlatmak istediğim için.
Çünkü evet... Belki hayalimdeki hayatı yaşıyorum ama birçok yerde kendi ayağıma çelme takıyorum.
Kendime prangalar takıyorum.
Bu benim hayatımın başlıca sorunu zaten.
Bu kurban rolümden çıkmanın yöntemi budur.
Yavaş yavaş bir şeyleri yapa yapa, minik minik belki sorumluluğu almayı hatırlatarak kendinize çıkmış ve o hayalini kurduğumuz tam potansiyelle hayata kavuşmuş oluruz diyorum.
Haftaya yeni bölümle görüşürüz.
Umarım keyif aldığınız bir bölüm olmuştur.
Beni Spotify'dan takip edip 5 yıldız vermeyi unutmayın lütfen.
Bay bay. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
