
Yeni bölümümüzde Nurtaç, kıyaslamak hakkında konuşuyor. Bir anda gelen dürtülerle nasıl hissettiğini, bu durumlarda neler yaptığını ve kıyaslamanın hayatımızdaki olumlu ve olumsuz yanlarını dile getiriyor.
Kıyas yapmak her zaman kötü bir şey mi? Ailemiz tarafından nasıl hissettirildik? Bu duygu karşısında neler yapabiliriz? Gibi soruların cevapları ve daha fazlasını bölümde bulabilirsiniz.
Keyifli dinlemeler 😍
Hiwell platformunu denemek için aşağıdaki linki kullanabilirsiniz:
https://hiwell.app/eniyiversiyonun
Ayrıca, %10 indirim kodumuz olan "nurtac10"u kullanarak bu avantajdan faydalanabilirsiniz.
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Selamlar, Happy Monday'ler olsun.
Yine bir yeni bölümle geldik.
Zaten az önce rahat rahat koltuğumda otururken bir anda böyle tetiklendiğim için kendimi kıyaslamakla alakalı.
Dedim anam hemen gideyim ben bunu bir bölüm yapayım.
Çünkü zaman zaman bayağı bir içinde buluyorum kendimi başkalarıyla kıyaslarken.
Zaman zaman da daha nadir olan da bir şey.
Tabii ki de... Bu yüzden bu bölümü anlatacağım zaten.
Yani nasıl hem ben bu konuma geldim.
Daha kontrol edilebilir hale getirdim.
Hem de nasıl etkileniyorum.
Hala etkileniyorum. Ne yalan söyleyeyim yani.
Kıyaslama konusunda.
Ama bu da galiba insan olmanın bir parçası.
Hatta bu haftaki terapi konumun bu olmasını istiyorum.
Kendimi kıyaslamak ve iş dünyasındaki duygularımla alakalı.
Terapi günü gelmediği için önce sizinle paylaşmaya karar verdim.
Gerçi siz bunu dinlerken ben çoktan terapimi yapmış olacağım.
Bu arada zaten birkaç bölümdür mutlaka karşınıza çıkmıştır.
Ben terapiyi Hayvel platformunda alıyorum.
HiWell terapi platformu.
İçerisinde çok fazla sayıda klinik psikolog var.
Herhangi bir seans satın almadan önce 15 dakika ücretsiz olarak görüşebiliyorsunuz.
Hatta HiWell hesabınıza girdiğinizde yaşadığınız sorunlar çalışma alanı olan bir terapist size öneriliyor.
Benim en keyif aldığım bölümü oydu gerçekten.
Çünkü eğer ki bir terapiste bağ kuramadığınızı hissediyorsanız hemen terapistimi değiştir bölümü var.
Oradan yine başka yeni bir terapistle yeniden ön görüşme yapabiliyorsunuz.
Ben bir süredir buradan alıyorum terapiyi.
Çünkü hem yurt dışında yaşıyorsanız kendi dilinizde bir terapiye ihtiyaç duyuyorsunuz bence.
Ya da bulunduğunuz alandan çıkmadan kendi programınıza da uyarak hazırlayacağınız terapi takvimini de Hayvel üzerinden çok rahatlıkla yapabiliyorsunuz.
Zaten açıklamalarda da linki bırakacağım.
Oradan da detaylı olarak bakabilirsiniz.
Seans satın almak istediğinizde de nurtaç10 kodu ile %10 indirimli seans satın alabiliyorsunuz.
Bu arada zaten seans ücretleri gayet ulaşılabilir fiyatlar.
Dediğim gibi web sitesinde hepsini görebilirsiniz.
Yine bugün çok yakın bir arkadaşımla telefonla konuşurken aslında bu sorunları onunla biraz paylaşmıştım.
Kafamda özellikle New York'a geldikten sonra yarattığım bir nurtaç figürü var, standardı var.
Ve ben o standarda yetişemediğim sürece aslında maalesef kendime yetersiz geliyorum.
Bunun çok da gerçekçi olmadığını bilmeme rağmen yani altını çizelim buranın.
Mantıken farkındayım ama duygusal olarak çok zorlandığım bir yerdeyim.
Hatta arkadaşıma şunu söyledim.
Bence ben terapiyi bu nedenle alıyorum.
Bunu biraz kontrol edemediğim bir noktada olduğumu düşünüyorum.
Bu ne demek? Aslına bakarsanız şu andaki standartlarımdan çok memnunum.
Hayatımın geldiği noktadan çok memnunum.
Ama maalesef kafamda öyle bir şey idealize ettim ki dediğim gibi özellikle New York'a geldikten sonra ona şu anda hemen bugün ve yarın ulaşamadığım için aslında zorlanıyorum ve muhtemelen bu yüzden de strese giriyorum.
Kıyaslamada burada daha çok gün yüzüne çıkıyor.
Hele ki sosyal medyada iş yapan bir insansanız aman Allah kendinizi kıyaslamamanız bence...
mümkün değil. Çünkü biraz da şöyle oluyor aslında siz bir proje yaptınız.
Proje başlarken ya da siz bir markaya ulaştığınızda o proje böyle bir yerin üstünde düşünün.
O biraz daha ulaşılması zor bir yer olsun.
Ve o projeye başlarken aşırı heyecanlıyım.
İnanamıyorum. Bu oldu.
Benim hayatıma giriyor gibi bir hissiyatla giriyorum.
Ve o proje biraz daha ulaşılmaya başladıkça hatta bittikten sonra değerini kaybediyor.
Unutuyorum. Anında unutuyorum.
Hemen böyle bir geçenlerde de söylemiştim aslında.
Tuvaleti atıp sifonu çekmek gibi kötü bir özelliğim var.
Kendi başarılarını unutan bir insan olarak.
E sonrasında aynı anda mesela ben o projeyi paylaştım sosyal medyada.
Bitti. Aslında tamamlanmış ve başarıya ulaşmış bir proje var orada.
O bir kenarda duruyor. Ve ben sosyal medyaya girdiğim anda başkasının yaptığı proje yine görece benim idealimde benden daha iyiyse işte orada hemen kıyaslamaya başlıyorum.
Bak o daha güzel yapmış.
Bak o daha iyi bir markayla çalışmış.
Bak o şu anda şu ülkeye gidiyor ve geziyor gibi kendimi yakaladığım düşünceler oluyor.
Ve bu da gerçekten günün sonunda at yarışı gibi olduğu için inanın bana ben de yoruluyorum.
Yani bütün bölüm boyunca kıyaslamayı kötülemeyeceğim bu arada.
Kıyaslamanın çok çok olumlu taraflarından da bahsedeceğim.
Mental sağlık üzerinde nasıl bir etkisi olabilir yine olumlu anlamda onlardan da bahsedeceğim.
Ama tabii önce kıyaslama nedir değil mi?
Çünkü her bölümde bu nedir şu nedir yapıyorum galiba birazcık.
O yüzden kıyaslamayı biraz gözümüzde somut hale de getirmek istiyorum galiba canlandırmak istiyorum.
Kıyaslamak deyince sizin aklınıza ilk ne geliyor bilmiyorum ama benim başarı çok fazla geliyor zaten.
Biliyorsunuz önceki bölümlerde de başarıya bir takık bir insanım.
Aslında bu benim derdim.
Başarıya ulaştığım anda da onu yok saydığım için ciddi anlamda zorlandığım da bir yer aynı zamanda.
Neyse yani bir başarı anlamında kendinizi kıyaslayabilirsiniz.
Yaşam tarzı anlamında kendinizi kıyaslayabilirsiniz.
Onu da yapıyorum aslında. Sosyal olarak kendinizi kıyaslayabilirsiniz.
Arkadaşlarınızla, aile üyelerinizle, işte iş arkadaşlarınızla ya da dışarı dışı tanımadığınız insanlarla bile kendinizi kıyaslarken bulabilirsiniz.
Bir de görünüş anlamında tabii kıyaslama var biliyorsunuz.
Özellikle bizim gibi bir toplumda aman Allah.
Yani doğuştan beri diyeceğim o kadar çok kıyaslandığımız alanlar var ki aile ve toplum bakımından.
Bunlardan etkilenmeden büyümek bence mümkün değil.
Eğer öyleyse parmak kaldırın.
Gerçi göremeyeceğim ama siz yine de kaldırın parmağınızı.
Şimdi Türk toplumu baya bir aile, hani family driven bir aile olduğu için bizim için aile, toplum aşırı önemli.
Çocukluğumuzdan beri. Zaman zaman bununla çok da gurur duyuyorum bu arada.
Çünkü partnerim Amerikalı olduğu için ve Amerika'da da bu olmadığı için.
Acayip gurur duyuyorum ve hatta bence Zeki eskilediğim bir noktada buydu.
Hani o kadar aileye düşkün olmak, aile ilişkilerinin sıcak olması.
Kavga gürültü falan filan okey ama gerçekten bizim bağlarımız baya derin kuvvetli.
Fakat aynı zamanda da birbirini de çok hırpalayan bir aile ilişkileri var, dinamikler var ülke olarak.
Tabii bunun için de hem toplumsal da dediğim gibi yani illa direkt ailenizi...
içinde olmak zorunda değil bu yıpranmalar.
Sürekli bir baskı altında olabiliyoruz.
Hele ki büyürken Ailenizde olmazsa okulda birileriyle kıyaslanıyorsunuz.
Benim ailemde şey yoktu bu arada işte şu kuzenin daha iyiydi, bu kuzenin daha iyiydi ya da ablan, kardeşim gibi.
Çok hatırlamıyorum varsa da belki de silmişimdir hafızamda.
Ben daha çok kendi kendime yaptım.
Sınıfta bir iki kişiyi gözüme kestirirdim.
Eğer ki onlar daha ileri düzeydeyse, dersleri daha iyiyse, notları daha iyiyse vs.
Onları örnek alıp işte bu kıyaslamanın olumlu tarafları bu arada.
Onları örnek alıp ondan daha iyi olmak ya da onun gibi olmak çabası da çocukken aslında bende.
peydah olmuştu. Bizim gibi toplumcu toplumlarda işte rekabet de çok yaygın oluyor.
Rekabet de size otomatik olarak yüklenmiş bir özellik olarak geliyor.
Hayatınıza sunuluyor.
Onunla zaten büyüyorsunuz.
İşte bu da eşittir. Kıyaslama.
Tamam böyle sürekli kıyaslama kıyaslamak deyip duruyorum ve hep olumsuz bir şeymiş gibi bahsediyorum.
Normalde olumlu tarafları da çok var.
Kendinizle alakalı kişisel gelişiminizi en güzel etkileyebilecek şey aslında kendinizi kıyaslamak ve farkındalığınızın da başlaması.
Yine nitekim kıyaslamayla beraber gelişen bir şey normal şartlarda.
Ama mesela beni en çok nerede zorluyor?
Sürekli tatminsizlik yaşadığımda ya da Biraz böyle anksiyete strese dönüştüğünde.
Geçen doktora gittim.
İşte kalbimi falan dinliyor.
Nabza falan bakıyor. Neden streslisin dedi adam.
Yani direkt stresimi gördü.
Ben de beklemiyordum onu.
Çünkü her şey okey. Tansiyon mansiyonu okey çıkıyor ama Allah Allah stresimi nereden gördün?
Doktor bey falan oldum.
Tabii şimdi New York'a geldiğim için dediğim gibi New York'ta yeni bir persona gelişiyor.
Nurtaç'ın hayatında. New Era diyoruz buna Instagram diliyle.
O yüzden o personaya göre ben böyle birazcık daha Haldur huldur hareket etmeye başladım amiyane tabirle.
Biraz daha fazla şey istemeye başladım.
Yaptıklarım yetmemeye başladı.
İşte bu ıh sürekli tatminsizlik.
Neyse iki gün sonra terapim var.
Ona daha derinlere gireceğiz bu konuyu.
Bu haftaki konum bu olacak gerçekten.
Detayları size veririm önümüzdeki haftaki bölümde hiç merak etmeyin.
Geçen de işte arkadaşım şey diyor bana da bedava terapi oluyor diyor.
Hani benim öğrendiklerimi burada da yayıyorum ya.
Umuyorum yardımcı oluyordur deyip böyle ufak bir parantez açtık.
Kapatıyoruz hemen konuya geri dönüyorum.
Dediğim gibi bu kıyaslama mevzusu aslında kontrol edilebilir haldeyken ya da kontrol ettiğiniz zaman bayağı da olumlu bir şey.
Neden? Çünkü kendinizdeki zayıf yönleri görebiliyorsunuz.
İnternette gördüğünüz insan da olabilir.
Belki hayatınızda olan bir insandan ilham aldığınızda başka hayat tarzı olduğunu görüyorsunuz.
Ya işte bu comfort zone'dan çıkma mevzusu aslında.
Kendi bulunduğunuz circle'dan dışına çıkıp başka şeyleri de görebildiğiniz anda bir kere bambaşka bir dünyaya girmiş oluyorsunuz.
Hem kafanızın içinde hem de gerçekten fiziksel anlamda da başka başka vizyonlar da edinmeye başlıyorsunuz.
O yüzden o dışarıdan gelen müdahale aslında tükaka bir şey değil.
Hatta çok iyi kullanıldığında size bir motivasyon kaynağı da olabilir.
Bazen düştüğünüzde tekrardan kalkmak için yeni bir enerji yaratan itme gücü olabilir.
Aynı zamanda tabii ki de dediğim gibi işte bu kendi öğrenmenize ve gelişmenize yardımcı olacak bir serüven de olabilir baktığınız zaman.
Ama madalyonun diğer tarafı kontrol edilemediğinde ya da çok sık olarak uygulandığında kıyaslama özelliğiniz başka olumsuz taraflar da ortaya çıkartabiliyor.
Bu tabii sık yapıldığında, sık uygulandığında.
En kötüsü bence öz saygı eksikliği.
Kendinize olan saygınızı eğer etkiliyorsa, öz değeri de etkiliyorsa burada bence biraz müdahale faydalı olabilir.
Çünkü burada maalesef kişi kendine vereceği değeri başkalarının onayına bağladığında Aman Allah diyebiliyorum orada çünkü ben de yapıyorum bunu zaman zaman yakalıyorum.
Bir şeyi beğeniyorum, bir şeyi istiyorum ama...
Onu sunacağım kişi beğenmediğinde benim gözümden de değeri düşüyor.
Hatta kendimi de o anlamda hırpalıyorum.
İşte yapamadın, olmadı işte bak beğenmedi gibi.
Bu da çok sık olduğunda kişi kendine duyduğu saygıyı yitirebiliyor.
Bu da tabii ki de en kötü, olumsuz tarafı bence.
Bir diğeri sahte bir benlik imajı da yaratıyor oluyoruz.
Özellikle bu sosyal medyada. Sürekli kendimizi kıyasladığımızda ve biliyorsunuz ki sosyal medyaya sadece iyi taraflar konulur.
Yani alışkanlık budur.
jargonu budur sosyal medyanın.
Hepimizin alışageldiği şey.
Hatta ben birisi böyle ağlayarak falan video attığında biraz komime de gidiyor.
Belki normaldir. Hatta geçen de Zeki'e söylemiştim.
Neden gülmek çok normal ama ağlarken utanıyorum, saklamaya çalışıyorum kendimi diye.
Bir türlü o ağlamayı çok da normalleştiremedik gibi mutluluktan ağlamak dahi olsa.
Özellikle yine alakasız yerlere giriyorum ama düğünlerde falan ben hep ağlıyorum.
Bir insanın düğünü var. Beni bıraksanız hüngür şakırtı ağlayacağım.
Yani o kadar duygulanıyorum.
Neden bilmiyorum ya. Sanki bütün odanın hissiyatını, duygularını ben taşıyorum.
O yüzden bu sahte benlik imajı da baktığınız zaman bayağı olumsuz bir tarafı kıyaslamaya girdiğinizde.
Çünkü aslında size ait olmayan şeyleri de belki sunuyor oluyorsunuz bir dakikadan sonra.
O kıyaslamadan dolayı çünkü özellikle şimdi influencer dünyasında bir tarif var.
Yine işte bu toplumun size verdiği tarife uyan bir tarif baktığınızda.
Hep mutlu olmanız gerekiyor.
Güzel görünmeniz gerekiyor.
Başarılı olmanız gerekiyor.
Her zaman yüksek enerjili olmanız gerekiyor.
İnsanlara yardım etmeniz gerekiyor.
Hayvanlara işte aklınıza gelen her olumlu şeyi.
Sosyal medyada aslında göze sokmanız gerekiyor.
Bu arada göze soktuktan sonra da beğenilmiyor.
O da ayrı bir mevzu. O da iki ucu boklu değnek gibi bir şey oluyor orada.
Neyse o yüzden burada fark etmeden o normlara uyacağım diye, size verilen tarife uyacağım diye bambaşka bir insana da dönüşmüş olarak bulabilirsiniz kendinizi.
Ben zaman zaman şeyi kaybettiğimi fark ediyorum.
İşte sosyal medyadaysam böyle davranmam lazım diyorum.
O yüzden ki aslında bazen öyle davranmak istemiyorum.
Ama gerçekten de oranın bir jargonu var.
Template gibi düşünebilirsiniz.
Sanki o taslağa uyumak için.
Bazı şeyleri ona göre şekillendiriyor oluyorsunuz.
Ya bu bahsettiğim çok basit şeyler bile olabilir.
Estetik diyeyim ya da feed düzeni diyeyim.
Bunlar bile aslında insanı strese sokabilecek etken olabiliyor.
Ki bunu her gün yapıyorsanız.
İşte ben sosyal medya tarafından anlatıyorum aslında bunu.
Çünkü benim şu an bütün hayatım sosyal medya.
Gerçekten yani sabahtan akşama kadar sosyal medyayla alakalı.
Hem şeyler yapıyorum hem de düşünüyorum.
E tabi bunlar sizin üzerinizde.
Benim üzerimde yani. Endişe ve stres de yaratıyor çünkü bir türlü ulaşmam gereken yere ulaşmışım gibi de hissedemiyorum.
Çünkü maalesef ki tatminsizlik de var.
Yani dediğim gibi bir şeyi başardıktan sonra oh be en güzel başardım falan değil.
Hele ki New York'taki hayat gerçekten çok hızlı.
Geçen şeyi de söyledim arkadaşlar.
Bir tane Yunan restorantına gittik.
Acayip magical bir şeydi.
Yani o kadar keyifli Allah'ım ben nasıl buradayım ya.
Çok güzel bir ortama düştüm.
Her şey harika. Allah orientaller çıkıyor.
Böyle göbek atıyoruz hep beraber.
E ertesi gün başka bir ortama girdim.
insanlarla takıldım ve bir gün önceki aktiviteyi anında unuttum.
Çünkü burada her şey o kadar hızlı gelişiyor ki sen de o tempodasın ve bir önceki eventi, bir önceki etkinliği bir anda unutmuş ya da silmiş ya da değeri düşmüş olabiliyor.
İşte buralar bence olumsuz ve tehlikeli tarafları baktığın zaman mental sağlık üzerinde.
Tabii merak etmeyin her şeyin farkında olduğumuz için hala güvendeyiz.
Zaten en önemli şey bu. Farkındayız.
Farkında olmasam bence tehlikeli.
Bunu hep böyle düşünüyorum ben. Siz ne düşünüyorsunuz?
Farkındalığın yanında bir de gerçekçi olmak ve kendine gerçekçi hedefler lütfen lütfen lütfen belirlemek aslında buradaki bir diğer şifa diyelim.
Çünkü bazen oluyor ki biz de fark etmiyoruz.
Kendi kendimize verdiğimiz o ağır to do listlerimizi fark etmiyoruz.
Hele ki benim gibi bir karaktere sahipseniz bir an böyle gaza geliyorum.
Her şeyi yapabilirim zannediyorum.
İçimden cengaver çıkıyor falan.
Ona güvenerek böyle bazı hareketlerde, girişimlerde bulunuyorum.
Bazen bunun bayağı bir ekmeğini yiyorum bu arada.
Bazen de işte karşıma kaygı ve stres bozukluğu olarak da çıkabiliyor elbette.
Ama günün sonunda hep kendini tanımak diyoruz ya diğer bölümlerde de bundan çok bahsediyorum.
Kendini tanıdığın için sana uyan formlarda aslında hedefler belirlemek buradaki başa çıkma yöntemlerinden bir tanesi olabilir tabii ki de.
Bir de bunu ben kendime de çok hatırlatıyorum.
Burada da kızım sana söylüyorum gelinim sen anla gibi aslında kendime hatırlatmak için tekrardan söyleyeyim.
Kendi yoluna odaklan kardeşim ya.
Gerçekten sen ne yapıyorsun?
Hani hep diyoruz ya hatta herkesin kendi...
zamanı var. Şimdi bütün şeyi hatırlamıyorum tabii ki de ama Trump 70 yaşında Amerikan başkanı oldu ya.
Onun gibi mesela. Yani bazen bir şeylerin zamanı gelmedi kardeşim.
Olmuyor. Kendi yoluna bakacaksın.
Ya da seninki o kadar.
Senin kısmetin o kadar.
Yine kabullenmek işte bunun altında yatan en güzel destekçi.
O yüzden seninki bu kadarcık.
Kapasiten bu kadar. Sana verilen belki özellikler bu kadar.
Bu bu kadar dediğim için küçük düşük anlamında da değil bu arada.
Ben kendime de o tonu duydum çünkü.
Belki size de öyle gelmiştir.
Senin dünyan O ise birazcık oraya odaklanmak, kendi yoluna odaklanmak burada diğer tavsiye olabilir.
Bununla alakalı başa çıkma yöntemi olarak söyleyebilirim.
Bir de elbette şu sosyal medya kontrolünü biraz artırmak gerekebiliyor.
Çünkü ben bir de bu işi yaptığım için, bu arada influencerlar şey deyince çok komiğime gidiyordu.
Yani işim bu benim, tabii ki de bu kadar makyaj malzemenin olması lazım falan.
Ya da şey diyorlar mesela hep böyle giyinmem gerekiyor.
Çok çok değişik giyinmem gerekiyor falan.
İşim bu benim. Ya ne kadar komik gelse de evet yani ben de sonuçta şu an işin içindeyim.
Sosyal medyadaysanız böyle garip bir dediğim gibi taslağa girmiş oluyorsunuz.
Ama tabii sosyal medya kontrolünü benim gibi sürekli orada olmak zorunda olan insanların yapması zor olsa dahi yapmak zorundayız.
Çünkü işte az önce ya da otururken gayet keyfim yerindeyken bir başkasıyla başka bir influencerla kendimi kıyasladığım için içimde böyle şeylerin kaynamaya başladığını gördüm.
Aa dedim tamam kıyaslamaya başlamışım.
Aa okey hemen kendime saldırmaya hazır bir moddayım.
O yüzden hemen tık durdurduk.
Hadi dedim bir bölüm çekelim bununla alakalı.
Zaten terapi yöntemi gibi bir şey aslında bu kadar.
Rahatlamak adına da konuşmak, anlatmak, günlük yazmak hep bahsediyoruz.
Yani günlük yazmak benim her gün en az 2-3 sayfa yaptığım bir şey bu arada.
Kendimle konuşmayı çok seviyorum canım Nurtaç.
Bir de siz böyle yazı yazarken şeyi yapıyor musunuz?
Kendinizle alakalı başarılarınızı böyle yazmak, kendi gözünüze...
Böyle fiziksel olarak da somut olarak da sokmak.
İşte bunu yaptın şunu yaptın diye teker teker bazen ben yazıyorum madde madde.
Çünkü sanki başarılarımı da biraz daha bununla izleyebiliyormuşum gibi geliyor.
3 ay önce ne yapıyordum mesela?
Geçen yıl bugün ne yapıyordum mesela?
Şu anda neler yapıyorum?
Geçen yıla kıyasla neler değişti gelişti?
Bunları tekrardan kendine hatırlatmak.
Çünkü biliyorsunuz biliyorum farkındasınız okey ama Tekrar tekrar kendini hatırlatmak acayip faydalı bir şey oluyor benim günlük hayatımda yani günlük yazarkenki hayatımda.
Çünkü bu başarıyı izlemezseniz benim gibi işte hep diyorum ya kendimi yakalıyorum o başarıyı hemen çöpe atma eğiliminde bulunuyorum.
Onları hatırlatmak için önünüze koymanız gerekiyor.
Yine bu yazarkenki acayip faydalı olan bir şey şu.
Olumlu konuşmayı artırmak.
Affirmation deniyor İngilizce'de de.
Kendinize böyle bir şeyleri daha çekmek oluyormuş gibi anlatmak.
Zaten hayatımızdaymış gibi hissetmek.
Bunları teker teker yazmak.
İçsel olarak da negatif konuşmayı azaltıp pozitife çekmek.
İşte ondan sonra gerçekten öz saygıyı da olumlu olarak çok etkiliyor.
Çünkü hepimiz zaman zaman düşüşler yaşıyoruz.
Bence toplum olarak çoğunlukta...
Dışarının onayına bağlıyız.
Bu birazcık aileden de gelen bir şey olduğunu düşünüyorum.
Tabii ki de psikolog değilim ama öyle bir gözlemim var.
Genel olarak arkadaşlarım, çevrem ya da...
toplum üzerinde. O yüzden o öz saygıyı geliştirmek adına çok da dışarıya bağlı olmadan o onayı başkasından almayı beklemeden kendi kendine işte sen de buradasın yeni bir iç ses olarak oradaki
o personayı güçlendirmek adına da öz saygıyı güçlendirmek adına da içsel konuşmayı artırmak.
Tabii tüm bunlar yetmiyorsa ben şu anda o durumdayım bence.
Dışarıdan desteğe ihtiyaç duyuyorum.
bu işin ehli, daha uzman olan, anlattığımda ne dediğimi anlayabilen, neyin nereden geldiğini zaten bilebilen bir insanla çalışmak benim için aşırı değerli ve önemli bir şey.
Zaten uzun yıllardır terapi alıyorum.
Biliyorsunuzdur belki. Zaman zaman salıyorum kendimi.
Zaman zaman tekrardan yoğunlaşıyorum.
O yüzden dışarıdan destek almanın etkisi tarif dahi edilemez bence.
Çünkü tamam hepimizin sosyal destek ağları var.
Arkadaşlarınız, partneriniz, anneniz, ablanız, kimse artık o hayatınızdaki bir iki fazla kişi.
Ama Biraz da uzmanını anlatmak.
Zaten bunu bilene danışmak.
Bir de sizi yargılayamayan Aslında hayatınızın içinde olmayan bir insana anlatmanın etkisi çok daha kuvvetli.
Böyle böyle biraz daha kıyaslama alışkanlıklarının azaltılacağını düşünüyorum ben.
Elbette herkesin kıyaslama alışkanlıkları aynı değildir.
Verdiği reaksiyon aynı değildir.
Keza aynı kişinin bile yani kendi adıma söyleyeyim zaman zaman buna verdiğim tepki, reaksiyon, değişkenlik gösteriyor.
Burada bahsettiğimiz şeyler biraz daha farkındalığı artırma, duygusal refahı biraz daha...
ileriye taşıyabilmek için ufak yardımcı doneler diyelim.
Hayatımıza ekleyebileceğimiz ya da farkındalığımızı artırabileceğimiz yollar diyelim.
Kendi yolumuzda olduğumuzu tekrardan kendimize hatırlatalım.
Benim bir sürü not defterlerim var.
Hedef yazmayı çok seviyorum.
Hedefleri incelemeyi, tekrardan onlara bakmayı, bunu değerlendirmeyi de çok seviyorum.
İçsel konuşmayı günlük yazdığım için oralarda daha olumlu olarak hayatıma açıkçası her gün dahil edebiliyorum.
Çünkü dediğim gibi yaptıklarımı unutmaya meyilli olduğum için orada teker teker yazıyorum.
Mesela ben günlüğüme her gün nerede olduğumu da yazıyorum.
İşte New York City ev, New York City kafe.
Çünkü New York benim için...
Önceden bir hayaldi. Şu an gerçek oldu ve bunu her gün kendime hatırlatıyorum.
İşte kızım buradasın işte unutma.
Unutmaya meyillisin çünkü.
Unutma şu anda New York'ta yaşıyorsun.
New York'ta kafedesin. New York'ta evindesin.
Bu nedenle bölümü de şöyle bitirelim isterim.
Hepimizin biricik yollarında, kendi serüvenimizde sadece bize ait olan bir yol var değil mi?
Bu nedenle En İyi Versiyonun diyoruz.
Yani bu bir yolculuk.
Buradan devam ediyoruz.
Bu yolda devam ediyoruz.
Zaman zaman inişler, zaman zaman çıkışlar.
O yüzden olacak. Ve her düşüşte de eva eva düştüm deyip karalara bağlamayalım.
Düşmenin de bir tadı var aslına bakarsanız.
O duygusallığın, o düşüşün, o kırılganlığın, ufak bir acının bir tadı vardır.
Ben azıcık severim onu.
zarar veren bir şey değilse tabii ki de.
Ufaktan bir severim. İçimdeki mazuş ismi çıktı acaba.
Ama biraz böyle daha sanatsal tarafımı çıkartan, duygularımı böyle kapartan da bir duygu olduğu için her zaman babıl babıl gezmiyorum tabii ki de.
Bazen Instagram'dan soruyorlar bu kadar pozitif misin diye.
Gerçek hayatta bence daha pozitif, daha komik bir kızım.
Bana sorarsanız. Madem sordunuz diyeyim yani.
Ama tabii ki de sosyal medyada o kadar gösteremiyorsun.
Kendi içinde daha saçmalayabilen bir kızım.
Sosyal medyada çok saçmalayamıyorum, tırsıyorum.
Hemen bir şey diyecekler. Beni bir yere koyacaklar falan diye.
O yüzden orada tabii ki de fitrelerim oluyor bununla alakalı.
Bence gerçek hayatımda arkadaşlarım da bilir.
Daha komik bir tipimdir. Biraz daha cazgır bir tipimdir.
O yüzden ne alaka buraya girdim bilmiyorum.
Bir anda kendimi anlatmaya başladım.
Deyip bence çok da uzatmadan bölümü bitiriyorum.
Yine en iyi versiyonumuza gitmek için bir basamak daha koyduk mu efendim?
Bence koyduk. Kıyaslamaktan da bahsettik.
Önümüzdeki hafta yine sabahın yedisinde görüşmek üzere diyorum.
Kendinize çok çok iyi bakın. Umarım çok güzel bir hafta olur.
Öptüm.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
