
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Bugün benim için çok keyifli, çok güzel bir gün.
Bütün gün bilinçli olarak procrastination yaptım.
Birçok işimi erteledim ve nedense bilmiyorum ufaktan bir keyif aldım bunu yaparken.
Muhtemelen keyif almamın en büyük sebebi artık dikiş makinesinde biraz daha ilerlediğimi düşünüyorum.
Kendi tasarımlarımı uydurabilmeye başladım en azından.
Bir tane eski gömleğimden başka şekiller falan çıkardım.
Dün bir arkadaşım geldi. Aslında...
Birkaç yıldır makine öğrenmeye çalışıyorum ama siz bilmiyorsunuz ya da söylediysem hatırlamıyorum.
Bir önceki makinem bozuldu.
İğnesiyle alakalı bir sıkıntı olmuştu.
Sonra ben uzunca bir süre makine almadım, kullanamadım.
Şimdi tekrardan geri döndüm.
Dün de arkadaşım geldi. Teker teker bana o en basic şeyleri gösterdi.
Şu anda da daha iyi hissediyorum ve bütün gün makinenin başından kalkmak bile istemedim.
Bir de arkaya bilgisayarımdan dizi koydum.
Yanımda kahvem, içiyorum kahvemi ama bu sefer krema koymaya başladım.
Hiç sevmem. Normalde ama alıştım en azından.
Bugün de böyle ne zamandır aklımda olan bir konuyu konuşmak istiyorum.
Yoksunluk ve kıtlık bilinci genelinde olacak bu.
Nereden geldi aklına derseniz.
Yoksunluk konusu özellikle Amerika'ya geldikten sonra benim kendimde ve buradaki maalesef birçok göçmende gözlemlediğim bir şey oldu.
İlk örneği şeyden vermek istiyorum.
Şimdi ben 2020'de biliyorsunuz Zeki'nin ailesinin evinde kaldım.
Ve ilk defa Amerikan tarzı bir hayatı gördüğümde onların işte nasıl alışveriş yaptıklarını, evinde nasıl yaşadıklarını, uyandıklarında neler yaptıklarını vs.
Her şey benim için o filmin gerçek haline dönmüş haliydi.
Ve çok etkileniyordum. Gördüğüm her şeyden çok etkileniyordum.
Sebebi tabii ki de daha önce görmediğim içindi.
O dönem biliyorsunuz YouTube zaten çok fazla yaptım ve YouTube'da sürekli bana görmemiş dendi.
Görmemiş kelimesi beni rahatsız etmedi.
Türkiye'de aşağılamak için kullanılan bir kelime aslında ama anlam olarak çok doğru ve yerinde olan da bir kelime.
Ben şeyi çok seviyorum çünkü.
Görmedim ama neden görmedim diye mesela görmemeye devam edeyim ki hayatı.
Anlatabildim mi bilmiyorum ama görmemiş denmesi beni etkilemiyor.
Çünkü evet ben o şartlarda yetişmedim.
Amerikan tarzı bir aileyi daha önce görmedim ve belirli bir yaştan sonra eşimden dolayı onun ailesiyle nasıl büyüdüğüyle karşılaşınca hepsinden çok etkileniyordum ve çok da hoşuma gidiyordu.
Benim için müthiş bir deneyimdi anlayacağınız.
Yoksunluk kısmını da şurada yakaladım.
Yine geldim ilk yıl.
Böyle alışveriş mağazalarına gittiğimizde çocukluğumuzda o çok beğendiğimiz ya da ya ben buraya ilk geldiğimde 29 yaşındaydım.
Hala belirli bazı markalar bana çok önemliymiş gibi geliyordu.
Burada marka da verebiliyor muyum bilmiyorum.
İşte Calvin Klein, Lacoste, Michael Kors, Guess gibi markalar.
Türkiye'de hala anladığım üzere beğenilen işte lüks sayılan markalar.
Burada da birkaç mağaza var.
TJ Maxx ve Marshalls diye özellikle.
İlk geldiğim yıl ben bunları keşfetmemiştim.
Mary de yani kayınvalidem de oradan çok alışveriş yapmıyordu.
Bir iki kere beni götürdü çok ilgimi çekmedi fark etmemiştim.
Fakat DC'ye taşındığımda ben bu TJ Maxx'in, Marshalls'ın işte bu az önce saydığım markaların ne deniyor ona outlet versiyonlarını sattığını fark ettiğimde deli gibi oradan alışveriş yapmak
istedim. Benim böyle bir dönemim oldu.
Hani hem kendimi doyurmaya çalıştım hem de Türkiye'ye giderken Michael Kors'lar, işte Guess'ler, Lacoste'lar falan alıp alıp aileme hediyeler götürdüm.
Ama şu anda öyle mağazaların yanından bile geçmek istemiyorum.
O markaları görmek dahi istemiyorum.
Ya da bakın işte ben şöyle bir marka kullanıyorum gibi bir çabam kalmadı.
Gerçekten bu bir dönem oldu.
Olması da gayet doğal bence.
Bu bir de başarı gibiydi o zaman.
Yani sanki yapabilmek, giyebilmek benim için bir başarı göstergesi gibiydi.
Amerika'ya gelen birçok göçmende böyle bir psikolojiyi görebilirsiniz bu arada.
Çünkü özellikle işte sosyal medyada o atıyorum Tommy Hilfiger'ın logosu olduğunda, Lacoste'ın logosu olduğunda bir yandan şeyi de ispat etmeye çalışıyoruz.
Yani ben buraya geldim ve artık para kazanmaya başladım ve Türkiye'de alamadığım şeyleri alıyorum.
Şimdi bu bir psikoloji bir de çocukluktaki halinizi doyurma hali var.
Yani ben baya baya oturup bunu günlüğüme yazıyordum.
Eskiden özellikle böyle daha küçükken halimde belki sizin de olmuştur mahallede atıyorum Adidas ayakkabısı olan kişi biraz daha saygı görürdü bizden.
Aa evet Adidas ayakkabısı var.
Çünkü özellikle benim jenerasyonumun benzer şartlarda büyüdüğünü tahmin ediyorum ya da ortamlarda.
Bizim dönemimizde pazardan alışveriş yapmak vardı.
Bir ürünün çakma mı orijinal olması gibi bir durum vardı.
Hatta insanlar birbirine bunu rahatlıkla sorabiliyorlardı.
Çak mı mı, orijinal mi diye.
O yüzden hani birisinin de orijinal bir ayakkabının olması, kıyafetin olması işte aa ne kadar pahalı kesin taksitle almıştır falan gibi kaygılarımız olabiliyordu.
Bir de o insanları biraz daha bizden üstün görme gibi bir yaklaşım da olabiliyordu.
Neden buna bu kadar önem vermişiz?
Neye göre değerlendirmişiz?
Bir üstünlük oluşturmuşuz.
Ayrı bir terapi konusu, derinlere inilecek konular.
Bir de biliyorsunuz ki biz hala Osmanlı ile övünüyoruz.
Yani yok zamanında şöyle fetihler, böyle zenginlikler deyip...
Geçmiş dönem yok yani hele ki şu anki durumda kolektif bir kıtlık bilincinin oluşması gayet doğal bir durum.
Yeter ki biz bunu artık anlayalım.
Kalbimizde olan yaralar işte geçmişimizden gelen şeyler yani kaba tabirle eziklik de diyeceğim.
Biraz böyle üzerimizdeki ezikliği fark ediyorum.
Birçok insan ön planda olmak istiyor, takdir görmek istiyor, fark edilmek istiyor.
Hem kıyafetiyle işte yaşantısıyla yaptıklarıyla.
Fakat bizdeki çaba...
İçeride bir doygunluk olamadığı için biraz fazla yapıyoruz.
Belki dikkat edin sizde ortamlarda bazen şeyi fark ediyorum.
Yeni birisiyle tanıştığımda maalesef özellikle Türk diyeceğim.
Bunu Türk düşmanlığından değil ben biraz bize ayna olsun diye anlatmak istiyorum.
Çünkü biz çok içindeyken fark edemiyor olabiliyoruz.
Bunun altını çizerek söylemek istedim.
Şimdi Türk ortamlarda bir arkadaşla konuşacağım zaman ben iletişimde şeyi çok severim.
Sen sorular sor karşındaki insana.
Hani illa kendini anlatmak zorunda değilsin.
Fakat yakaladığım bir şey şu oluyor, karşıdaki insan buna çok bilinçli olmadığı için ben soru sorduğumda en detaylarına kadar anlatıyor.
Yani çok gereksiz bir açıklama oluyor bazen ve gereksiz bir süre mikrofon tutuluyor.
Şimdi orada benim aslında hissiyatım sıkılmaya başlıyorum.
Çünkü benim için...
Yeni tanışılan bir ortamda detay yani çok gereksiz.
Mümkün mertebe kendim de artık anlatmıyorum.
Ana başlıkları söyleyip kendimi belirli bir miktar tanıtıp çok da derine inmeden illa benimle alakalı her şeyi öğrenmek zorunda değilsiniz.
Her şeyi bilmek zorunda değilsiniz.
Ya da kendimi ispat etmek zorunda değilim.
Ya da... Açıklama yapmak zorunda değilimi kendime de hatırlatıyorum, fark ediyorum.
Ama Türk ortamlarına girdiğimde bu biraz daha gözüme batıyor diyeceğim.
Çünkü ben soru soruyorum ve konu hiç bitmiyor.
Yani siz dinleyici olarak orada kalıyorsunuz.
Bunu da biliyorsunuz ki iletişimde çok da sağlıklı bir yaklaşım değil.
Yoksun'un böyle başladığını düşünüyorum.
Özellikle bizde...
Alamadıklarını, yapamadıklarını, başkasının yaptığını izlemekle içeride böyle bir büzüşme başlıyor.
Böyle büyüdükçe bir yerlerden beslenmeye çalışıyoruz.
Bu ilk başta kıyafetle, ayakkabıyla olabiliyor.
Ben bunu günlüğüme şöyle yazmıştım.
Önce bir kendimi doyurayım.
Kıyafet mi, işte marka mı?
İlk geldiğimde sürekli marka alma ve bu markayı gösterme.
çabam vardı. Bunu açıkça kimseye söyleyemiyorsun ya da kendine de itiraf edemiyorsun.
Ama şimdi geri dönüp baktığımda şey diyorum yani hani sıçarlar.
Şunu da eklemek istiyorum.
Artık yabancı değiliz. Bayağı her şeyimizi biliyoruz.
Galiba hayat arkadaşı seçimimde bu da çok etkili oldu.
Çünkü mesela ZK benim ilk doğum günü hediyem.
Marka bir cüzdandı ve benim için çok pahalıydı.
O zaman Çin'de öğrenciyim ve bursum daha da azdı.
Master bursu daha az oluyordu.
O az paramla çok pahalı bir cüzdan aldım.
Bir de birkaç tane daha hediye aldım ama en ana hediyem oydu.
Ve Zekon'u açtığında ne markasını...
Fark etti, cüzdanı beğendi ama onun için bir marka olması, pahalı olması, cüzdan olması önemli değildi.
Ona ben bir tane çok basit bir hediye alsam bile onun için yeterliydi mesela.
Benim ilk gördüğüm şok bu oldu açıkçası ve...
Bir tık böyle buruldum. Çünkü hani ben ona çok para vermiştim.
Hani pahalıydı o, güzeldi.
Çünkü biz değerli şeyi pahalı olmasıyla eşleştiriyoruz.
Ucuz hediyeleri beğenmiyoruz.
Bazen internete gidip bize verilen hediyenin fiyatını araştırıyoruz.
Evet diyoruz bu pahalıymış o zaman değerlidir diyoruz.
Yani bu kalıpları görüyor musunuz?
Şimdi bu kalıpları görmemiz kıtlık bilincine bizi biraz daha götürüyor.
Çünkü maalesef kıtlık bilincimiz olduğunda biz bu...
Frame de diyeceğim yani çerçevede sıkışıp kalmış olacağız.
Burada değerler algımızda çarpıklıklar olabiliyor.
Yani bir şeyin pahalı olması, işte çok pahalı bir arabanın olması, gözlüğünün marka olması, seninle alakalı tabii ki de belirli bir şeyler ifade ediyor ama paran yokken...
Kredi kartıyla ekstra alışveriş yapmak, karşındakini etkileyebilmek için ya da belirli bir statü göstergesi oluşturabilmek için ekstra çaba harcamak aslında maalesef senin hem gerçekten kıtlık tarafında
kalmana neden oluyor hem de bilinç olarak çıkamamış oluyorsun.
Bu ne demek? Karşındaki insanı sürekli etkilemek için.
Sende olmadığı halde alışveriş yapıyorsan, daha pahalı şeyler almak istiyorsan, marka göstermek istiyorsan aslında uzunca bir süre borç içinde kalıyorsun.
Ve bu borç içinde olduğunda mental olarak da paranın olmadığını sürekli kendine söylüyorsun ve bir yerde değersiz hissediyorsun.
Zaten senin paran yok. Evet dışarıya şeyi gösterebilirsin, çok pahalı şeylerin varmış gibi görünebilirsin, borçtan yiyip gezebilirsin ama...
Background'da kafanın arkasında sen de biliyorsun ki paran yok borçlar birikiyor.
Borçlar biriktikçe de oradan çıkamaz hale gelebiliyorsun.
Psikolojik olarak özellikle bunun zor olduğunu tahmin ediyorum.
Bir diğer hali cimrilik değil ama tutumluluk olarak bahsetmek istiyorum.
Yani para harcamaya korkmak da kıtlık bilinci.
Bazen yani bunların bir parametreleri var.
Tamamen sonuna kadar harcayacağız işte yol o hayata bir kere geldik ve en güzel şekilde yaşayacağım demek sizi işte ipin ucunu kaçıran bir noktaya götürebilir.
Ya da aynı şekilde işte gelecekte lazım olabilir ya da şunu harcarım diye çok da kendinizden sakındığınız paralarda yine arka planda kıtlık bilincinin bir parçası oluyor.
Kıtlık bilinci normalde kültürel olarak işte tarihten kalanlar, genlerle geçenler, yani duyduklarımız, öğrendiklerimiz, işte komşunuz belki anneniz bir şey atmaya kıyamadıysa ya da dediğim gibi hikayeleri
duyarak bile, başkasının hikayesini duyarak bile kıtlık bilinci oluşturabilirsiniz.
Bir diğeri de özdeğer, her zaman olduğu gibi özdeğer eksikliği de burada büyük rol oynuyor.
Bence, ben de dahil bu arada, hepimiz kendimizi incelediğimizde olayların başı özdeğerden de geliyor.
Biz kendimizi ona layık görmedikçe, hak etmediğimizi düşündükçe, işte bolluk içinde olduğumuzu hissetmedikçe bilincimiz orada kalıyor.
Bu da benim kendimce üzüldüğüm bir nokta.
Çünkü bu süreci yaşarken bu kadar açık olmamın sebebi bence artık aştığımı hissettiğim için.
Yani oradaki... Kırılgan Nurtaç'a, yaşayamamış Nurtaç'a işte o zaman içinin geçtiği şeyleri şimdi yaşıyor olmasını hepsine tanıklık ettim.
Hepsinde yanında oldum.
Bu içinizdeki küçük halinizi hayal ederek yaşadığınız bir şey zaten.
Ya yaşa dedim önce bir gör önce bir tadına bak.
O zaman içinde ne kaldıysa tabii ki de sonuna kadar evet ya hani her şeyi alacağım her şeyi kullanacağım gibi değil.
Ama aldığım bir marka bir şey sevinmeme de yargılamadım.
Yani burada da kendinizi yargılamayın.
Çünkü yine bu da maalesef değer konusuna giriyor.
Çünkü biz orada da kendimizi aşağılıyoruz.
İşte iyi bir aileden gelmeme olgusu var bizde.
Zengin olmama ezikliği var.
Sanki hepimiz çok zengin ailelerde doğup büyümeliydik.
Ve böyle olmadıysa üzüleceğimiz, büzüleceğimiz konular gibi.
Zek örneğini de bu nedenle vermek istedim.
Zek büyürken böyle benzer yoksulluklarla büyümemiş.
Bir şey alamadığında işte alamadık abi.
Yani biz de ne yapalım?
Kuru ekmek, bir zeytin, peynir.
Yok yani onlarda küçük emrah yok mesela.
Birilerine illa açıklama yapmak zorunda değiller.
Birilerine bir şey ispat etmek zorunda değiller.
Bu arada illaki vardır ama benim hayat arkadaşımdan bahsediyorum.
Yani Amerika'nın geneli böyle hiç kimse yapmıyor değil.
Ama hani Zekin çevresi kendisi gördüğüm üzere gözlemlediğim üzere bu şekilde kimse kimseye bir şey ispat etmeye çalışmamış.
Ya da mesela bir tane arkadaşı var çocukluğundan.
Beri yani. Şey anlatıyor Zek.
Onlar küçükken ne zaman o arkadaşın evine gitseler hep dağınık olurmuş, pis olurmuş.
Ama Zek şey diyor hani hiç kimsenin umurunda değildi.
Belki erkek ortamı farklıdır okey ama yine biraz kültür bizde.
Evinin dağınık olması çok ayıptı, çok kötüydü.
Seninle alakalı bir sürü...
Bir şey ifade edebiliyordu ya da marka giyinmemen, pazardan aşırı iş yapman.
Yani biz bunları aşırı aşırı gereksiz değerler yükleyip kendimizi değersizleştirdik yıllarca.
Benim şu hayatta en çok canımı acıtan şeylerden bir tanesi bu.
Kendimize yaptığımız bu kadar haksızlık.
Çünkü paran mı yok? Ezil.
Güzel değil misin? Ezil.
Çok iyi bir üniversitede okumadın mı?
Ezil. Şu anda ne iş yapıyorsun?
Ezil. Yani her yerden kendimizi ezmeye, büzmeye...
odaklandığımız bir hayat bakışı düşünün.
Bir de şimdi sosyal medyayla görüyoruz ki işte birçok insan sürekli seyahat ediyor, çok pahalı şeyler alıyor, sürekli marka, sürekli designer şeyleri gözümüze sokuyor ve biz onları yüceltiyoruz.
Diyoruz ki işte bu insanlar çok değerli, bu insanlar göklerde, bu insanlar çok akıllı, çok yetenekli, çok başarılı.
Yani güleceğim burada.
Güleceğim çünkü ben de böyle yaklaşıyordum insanlara.
Özellikle üniversiteden çıktığım dönemdeyim.
Böyle birisinin daha zenginse, başarılıysa ya da işte atıyorum Chanel çantası varsa kafadan onu bir kategoriye koyuyorsunuz ve onun daha başarılı olduğunu, sizden daha iyi olduğunu falan düşünüyorsunuz.
Bu arada bu... Şu da değil yani vertical relationship deniyor buna.
Bazı insanları yukarıya bazı insanları aşağıya koyuyorsunuz.
Bu bakış açısı zaten sağlıklı bir bakış açısı değil genel olarak değil.
Yani kimseyi ne yukarıya ne aşağıya koyun.
Horizontal yani yatay olarak görmeniz aslında daha iyi olanı insan olarak görmeniz.
İşte kendi değerlerinize, kendi ilkelerinize, kendi hayat şeklinize uyan insanları çevrenizde tutmanız.
Bunlar değerli, bunlar çok güzel.
Nasıl bir insan olmak istiyorsanız o tarz insanlarla arkadaşlık kurmanız, ortamanızı değiştirmeniz de çok güzel.
Ama bu marka, network, ortam anlamında değil.
Tabii ki de dediğim gibi bütçenize göre harcamalarınızı yapıp kendinize yatırım yapmayı, gerçek yatırımlar yapabilmeyi öğrenmeyi küçük büyük demeden.
Çünkü başka bölümlerde de bahsettim.
Ben bazen kahve almak istiyorum.
Mesela diyorum ki ya eve gideyim boşver içeyim evde falan.
5 dolar harcayacaktım.
O 5 doları alayım. Seyahat fandıma koyayım diyorum.
Böyle böyle oraya atıyorum. Yani küçük bozuk para gibi düşünün.
Onlar da bir yerde büyüyorlar.
Çünkü siz de bakın eğer dışarıdan çok kahve içiyorsanız dışarıda harcadığınız yıllık kahve fiyatı çok çılgın.
Hele ki sigara kullanımı.
Tabii ki de karışamam size. Ama o paralara bir bakın.
Sonra başka bir değerlendirme olarak düşünün.
Yani aslında acaba paranız hiç mi yok?
Ya da harcamalar mı? doğru kanalda değil.
Dediğim gibi bu kadar personal bir şeyinizle karışamam ama yatırım yapmanın çok değerli olduğunu, bolluğu hak ettiğinizi hatırlamak, kıtlık bilincinden biraz çıkmak.
Bize istediğimiz hayata götürecek bir adım olacak.
Bence bu bölüm tek bölümlük bir konu bile değil.
Başka ilerleyen zamanlarda bu konuyu biraz daha konuşuruz.
Hem böyle biraz içime de dökmek istedim.
Kendimden de bahsetmek istedim.
Yani benzer olduğumuzu tahmin ediyorum.
Yani bir tek ben değilimdir herhalde bunu yaşayan.
Ya da gözlemlerim diyeyim. Yani buradaki birçok insanda bunu çok yakalıyorum.
Başka bir zaman dediğim gibi daha uzun konuşuruz.
Umarım keyif aldığınız bir bölüm olmuştur.
İlk defa bu kadar geç kaydediyorum.
Sesim o yüzden biraz böyle hışırtılı gelebilir.
Kusura bakmayın. Spotify'dan en iyi versiyon hesabını...
Takip etmeyi unutmayın. Bir de 5 yıldız verirseniz çok mutlu olurum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
