
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Nurtaç bu bölümde Kıskançlık üzerine konuşuyor. Kıskançlık, haset ve imrenme duyguları, hayatımızdaki rolleri, sosyal medyadaki çıkışı ve etkisi nedir, bu duyguyu biz yaşıyorsak ya da dışarıdan gelen etkiye maruz kalıyorsak neler yapabiliriz gibi konuları bu bölümde dinleyebilirsiniz. Şimdiden keyifli dinlemeler 🎙 🌸
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya email yoluyla iletebilirsiniz.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Selamlar, En İyi Versiyon'un podcastine hoş geldiniz.
Umarım çok güzel bir hafta sonu geçirmişsinizdir.
Yine pazartesi, yine yollardayız ve benimle olduğunuz için çok teşekkür ediyorum.
Ben de bugün ikinci Türk kahvemle oturdum, sabah modundayım.
Çünkü bu sıralar acayip bir yoğunluk var.
Kendime gelebilmek için hem Türk kahveleri hem fitre kahveler, ah şu kahveyi azaltamama problemi.
Ama genel olarak çok memnunum, yoğunluğu çok seven bir insanım.
Zaten New York'a taşınmamın en büyük sebeplerinden bir tanesi buydu.
Sağolsun. New York'ta bu anlamda bana çok cömert davrandı.
Şu anda inanılmaz bir iş yoğunluğum var.
Birazcık yetişemiyorum ama burada da biraz daha ilerlemeye çalışıyorum.
Kendimi programlamayı, takvimlendirmeyi.
Şu anda gerçekten uzun zamanları Zek'e o kadar laf yapıyordum ama Zek gibi geziyorum.
İnsanlara böyle takvim invite'ları falan gönderiyorum.
İşte lütfen hangi saat, nerede buluşuyoruz onu kararlaştıralım takvimi ekleyeceğim diyorum.
Baya Zek'e benzedim. Zek mesela bizim date night'larımızı da bana takvim invitation olarak gönderdi.
için komime gidiyordu. Ama şu anda o moddayım.
Gerçekten güzel. Yoğunluğu da seviyorum.
Beni biliyorsunuz. Bilmiyorsanız da Instagram'dan da bu arada takip edin.
Oradan bol bol paylaşım da yapıyorum.
Hayatımı gösteriyorum. Ve hatta hikayeler üzerinden işte soru cevap gibi ya da poll'lar üzerinden birçok takipçimle de iletişimde bulunuyorum.
En sevdiğim yer zaten genel olarak takipçiyle buluşmak için.
Çünkü podcast'ta öyle bir yer yok maalesef.
İnterak kısmı var. Oradan bir tek soru cevap gibi oluyor.
Ama dediğim gibi daha fazla sorunuz varsa benimle paylaşabilirsiniz.
paylaşmak istediğiniz bir şey varsa DM'lerde buluşalım diyorum.
Bugünkü konumuz kıskançlık, hasetlik gibi konular üzerine olacak.
Biraz sosyal medya tarafını da ekleyerek devam edeceğim.
Bu olumsuz yorumlar, cevaplar kısımlarını da ekleyeceğim.
Şimdi nedir bu kıskançlık dediğimiz şey?
Hele bizim gibi toplumlarda çocukluğumuzdan beri sıkça duyduğumuz bir şey olarak karşımıza çıkıyor.
İşte bu beni kıskandı ya da annemiz işte çok gösterme kıskanırlar, çok anlatma kıskanırlar.
Aman kimseye söyleme, aman nazarlar değer, göz değer, çatlar.
Kurşunlar dökülür falan filan.
Yani hayatın her evresinde ta bebeklikten beri çünkü biliyorsunuz nazar boncuklarına sarıyorlar bizi.
Bir şekilde maruz kaldığımız bir ortam.
Şimdi bir kıskançlık var, bir hasetlik var, bir imrenme var.
Bunların arasında farklar da var.
Kıskançlık baktığın zaman öyle çok da korkulan çok kötü bir şeymiş gibi değil.
Kötü olan hasetlik. Bizim gibi toplumlarda da sanki birazcık hasetlik kültürü daha yaygın gibi.
Yani hasetlik aslında bende yok.
Sende de olmasın. Yani neden sende var?
Hele ki neden sende var?
Yani niye sen? Ben olmalıydım gibi.
Burada tamamen yok etme üzerine bir hissiyat.
Kıskançlık şöyle olabilir. Mesela sende çok güzel bir şey var.
Çok güzel bir işe girdin.
Belki güzel bir evlilik yaptın.
Senin adına mutluyum. Ben de istiyorum aynısından.
Bana da olmasını istiyorum.
Böyle baktığında motive eden bir şey bile olabilir.
Seni ileriye götüren.
Yani nasıl sorusunu sorabilirsin?
ben nasıl bunu başarabilirim, ben nasıl daha iyi bir işe girebilirim, nasıl daha iyi beslenebilirim gibi başka insanlara bakıp beğendiğinde, onlarda olup sende de olmasını istediğinde nasıl sorusuyla
aslında ileriye götüren bir harekete de geçebilirsin normal şartlarda.
Yani hiçbir şey yıkmadan, bende yok onda da olmasın gibi kötü bir enerjiyle hareket etmeden önce kendini de diğer frekansa çekmeye çalışmak olumlu bir şey.
Yani azıcık bir imrenme de var.
burada. Beğenme, idealize etme burada seni harekete götüren bir şeyse seni ilerleten bir şeyse ne güzel.
Hayatının güzel olmasını istiyorsun.
Seni çok seven, senin çok sevdiğin bir partnerin olmasını istiyorsun.
Daha çok para kazanmak istiyorsun.
Dünyayı gezmek istiyorsun. Yabancı diller öğrenmek istiyorsun.
Sağlıklı beslenmek istiyorsun.
Bol bol kitap okumak istiyorsun falan filan.
Bitmez bu liste. Fakat hiçbir şey de yapmıyorsun.
Sabah kalkmak istemiyorsun.
Birçok şeye sürekli şikayet ediyorsun.
Kimseyi beğenmiyorsun.
Genel olarak mana buluyorsun.
Hep şu kalıpla geziyorsun bak.
Bana yakışmaz. Ben böyle yapmam.
Bu benlik değil gibi birçok şeyi öteliyorsun.
Kendi kendini aslında bir yerde sıkıştırmışsın.
Kendini geliştirmek için herhangi bir harekete geçmiyorsun.
Fakat hayıflanma halindesin.
Bunun farkında mısın mesela?
Kendi kendini koyduğun yerin farkında mısın mesela?
Çünkü baktığın zaman hepimiz güzel bir hayat yaşamak istiyoruz.
Hiç kimse oturup şöyle bir to-do list hazırlamıyor bence.
Bugün daha karamsar olacağım, bugün şundan nefret edeceğim, bugün hiç istemediğim bir işe gideceğim gibi.
Hiç kimsenin böyle to-do listleri yok.
Hepimiz bir şekilde hayat kalitemizi yükseltmek, daha huzurlu, şu mutluluk dediğimiz şeyin arkasından koşan ama günün sonunda aslında hepimizin istediği huzur olan bölüme geçmek istiyoruz.
Yani içimize sinen, kendi...
hayal ettiğimiz gibi özgürlük alanları geniş.
Kendini keşfettiğin, kendini gerçekleştirdiğin, dünya ile uyum içerisine girdiğin belki ve bu dünyada ben de varım ya bu da benim hakkım dediğin bir konumda olabilmek Birazcık
emek istiyor işte. Ve bunlardan bu anlamda bahsetmiş olacağız.
Yani kıskançlık ile nasıl hareket edebilirsin?
O hayata nasıl erişebilirsin?
Hasetlik yani yıkıcı, yıkımı getirmeden önce sen nasıl oraya da geçebilirsin?
Bunları biraz düşünelim. Burada aslında ilk karşımıza çıkan sorun bence kendimizi çok tanımama durumu olabiliyor.
Yani senin aslında neyi sevdiğini, neyi severek yaptığını, neyi severek istediğini ya da tam tersi neyi istemediğini, neyi yapmak istemediğini fark etmen, keşfetmen, bunlara bir mesai harcaman çok önemli.
Çünkü kendini tanımadıkça shiny object syndrome diye bir şey var.
Her gördüğünü sen de istediğini zannediyorsun.
Dikkatin dağılıyor, güzel görünüyor, belki toplum tarafından kabul edilen şeyler sana da hitap ediyor gibi zannediyorsun.
Fakat belki mizacına uymadığı için, belki aslında gerçekten çok istemediğin için alttan alta da gerçekleşemeyen bir durum olarak hayatının bir kısmında duruyor.
Burada da içsel bir sıkıntı içerisindesin.
Çünkü baktığın hiçbir şey ilerlemiyor, hiçbir şey istediğin gibi olmuyor ama diğer insanlar yapıyor, diğer insanlar başarmış.
E bu sefer diyorsun ki ben niye yapamadım, ben niye başaramadım?
Allah kahretsin onların da olmasın falan filan.
içinden çıkılamayacak bir çukur şu anda fark ettiyseniz.
Bir de ayrıca ben uzun zamandır spritüel çalışmalar da yaptığım için ama reiki ama kristaller ile çakra üzerinde de çalışmalar yaptığım için fark ettiyseniz aslında kök çakrasıyla alakalı bir blokaj
durumu da olabiliyor. Kök çakra nedir?
Aslında sizin hayata kök salmanız, hayatın bir parçası olduğunuza, kendinizi de ikna etmeniz.
Yani siz bu hayatta varsınız.
Bunu fark etmek, ben de burada varım ve ben...
Neler getiriyorum buraya?
Benim buradan almam gereken şeyler neler?
Human design olarak da geçebilir bu.
Buradaki misyonunuz, amacınız, buradaki varlığınızın sebebi nedir gibi.
Araştırma yaptığınızda, baktığınızda aslında orada bir blokaj olduğunu da fark edebiliyor olabilirsiniz.
Yani biraz kök çakranızda tıkanıklık olduğundan hayatla çok bağ kuramadığınızı, bu hayatın bir parçası olmadığınızı düşünüyor olabilirsiniz.
Aynı anda ölüm korkusu da getiriyor bu arada.
Bir dönem sadece bunlarla yaşadığım için çok iyi biliyorum.
Ölüm korkusu getiriyor.
Hayatın parçası olduğuna inanmadığınız için yaptığınız şeyler size saçma geliyor.
Hayata karşı bir faydanızın olduğuna inanmıyorsunuz.
Genelde self-doubt diyoruz ona.
Kendinize karşı şüphe duyuyorsunuz.
Böyle olduğu için hep bir blokaj halindesiniz.
Ve de dediğim gibi şu shiny object sendrom da varsa sizde diğer başka insanlarda gördüğünüz şeyi istediğinizi zannediyorsanız müthiş bir bulan...
Konukluk içerisinde olabilirsiniz fark etmeden.
Tabi buradaki amacımız buradan çıkmak, refaha kavuşmak, kendi human design'ınızı, bu dünya geliş amacınızı belki fark etmek, bunun için çalışmak, emek sarf etmek ve ilerlemek.
Kimseye etliye sütliye dokunmadan kendi hayatınızda ona odaklanarak ilerlemek.
Çünkü tamamen başkasına odaklanan insanların genelde kendi hayatından kaçtığı şeyler oluyor.
Orayı halledemediği için.
Orayla barışamadığı için, orada müthiş bir sıkışıklık yaşadığı için başkasına saldırmak, başkasına kontrol altına almaya çalışmak, başkasına eleştiride bulunmak vs.
çok daha işine gelen, biraz böyle kaçtığı, kendini belki tatmin ettiği bir yer olabiliyor.
Burada tabii sosyal medyadaki kötü yorumlardan da bahsedebilirim.
Çünkü genelde işte bu yorumlarla nasıl baş ediyorsun gibi bana sorular geliyor.
Ben baş etmiyorum. Belki 5 yıl önce başladığımda daha çok kalbimi kıran, beni yaralayan ya da...
Allah Allah bu niye böyle söyledi gerçekten böyle mi acaba diye düşündürten yorumlar şimdi baktığımda aslında kaynağının nereden geldiğini anladığım yorumlar oluyor.
Yani öncelikle kişisel algılamamayı burada öğrenmek inanılmaz kritik.
Çünkü şu anda karşıma birisi çıksa ve benle alakalı tonlarca hakaret etse ki genelde sosyal medyada böyle olmuyor bu arada.
Belki kötü yorum yapanlar beni gerçek hayatta gördüğünde aa ben seni çok seviyorum falan diyecek kadar yüreksiz olduğu için o başka bir mevzu.
Çünkü diyoruz hep klavye. ve delikanlıları orası cesur bir yer.
Ama benim öğrendiğim ve hayatım boyunca da işime yarayacak olan şey üstüme alınmamak oldu.
Benimle alakalı olmadığını anlamak oldu.
Çünkü bu insanlar kendi hayatlarındaki sıkıntılarından kaçıp bana benim gibi diğer sosyal medya üreticilerine saldıran insanlar olabiliyor.
Genelde benim verdiğim tepki küfür içerikliyse özellikle kesinlikle bloklamak oluyor.
O enerjiyi, o negatif enerjiyi yorumlarda dahi tutmak istemiyorum.
Çünkü cevap verdiğinizde başka insanlar da mesela cevap veriyor ya da siz cevap veriyorsunuz.
Yorum yapan kişi daha çok biliniyor ve daha çok sizi ikna etmek için başka argümanlar sunuyor.
Orada büyük büyük o kalın kalın yorumları görüyorsunuz ya uzun uzun.
O yüzden onları tamamen Kaldırmak için en başta kişiyi engelliyorum ve hepsini siliyorum.
Ona izin vermek istemiyorum.
Bu kötü yorum kaldıramıyorum demek değil.
Bu arada öyle düşünüyorsanız da I don't care.
Çünkü ona izin vermek istemiyorum.
Benim hayatımda o insanın enerjisine ihtiyacım yok.
Bunlar sanal olanlar.
Gerçek hayatımda da sürekli şikayet eden, sürekli başka insanlarla alakalı kötü yorumlar yapan, yargılayan insanlarla da diyaloğum yok.
Benim çevremde şu anda öyle bir insan modeli yok.
Ama bu tesadüfen mi oldu?
Hayır. Emek verdim.
fark ettim. Kötü niyeti olabilecek insanları ya da kendi hayatında sıkışmış olan insanları çabalamak istemiyorsa eğer hayatımdan çıkarıyorum.
Bunu da %100 ama %100 artık 30'larında bir insan olduğum için çok rahatlıkla söyleyebiliyorum.
Tavsiye ediyorum. Hiç çabalamayın.
Toksik insanı iyileştirmek gibi bir misyonunuz lütfen olmasın.
Buna harcayacağınız enerjiye ve zamana yazık olur.
Kendisi bir şeyleri değiştirmek istiyor ise ancak kendisi yapabilir.
Ve sizden bununla alakalı yardım, destek istiyor ise tabii ki de desteğinizi verin.
Ama onun dışında kendi çukurunda olan bir insanı çıkartmak için bence lütfen çaba göstermeyin.
Sadece zaman ve enerji kaybı yaşarsınız.
Üstüne üstlük elinizde kalan şey hayal kırıklığı olur.
Bir de sonra başka insanlara küsme moduna da geçebilirsiniz.
O en kötü senaryo bence.
Çünkü yaptım yaptım olmadı diyen insanlara da çok karşılaşırsınız.
Bu cümleleri de sevmem bu.
Bu arada hep ben iyiyim, herkese iyi davrandım ama kimse beni sevmez kurban psikolojisi.
Kimse bana benim davrandığım gibi davranmıyor gibi ya beklentiler de çok garip ve hep toksik fark ettiyseniz bu cümle kalıpları bile çok toksik.
Ama bu kıskançlık dediğimiz şey artık hasetlik gibi de algılayabilirsiniz.
İlişkilerde maalesef ki maalesef en yıkıcı enerji olarak kalabiliyor.
En yakın arkadaşım dediğiniz insan ile böyle bir çekişme yaşıyor olabilirsiniz.
Bence en...
En sağlıklısı bunları konuşabilmek.
Aranızda o iletişimi kurabilmek.
Çünkü böyle olduğunda belki karşınızdaki insan da yaptığını anlayıp fark edip ya da görüldüğünü fark ettikten sonra geri adım atabilir.
Ve o dakikadan sonra iyileşme olmadığını görüyorsanız da tamamen uzaklaşmak, mesafe koymak en sağlıklısı olacaktır ikili ilişkilerde.
Fakat dediğim gibi sosyal medyadan gelen yorumlar gibi bir ortamdaysanız yani dışarıdan bir etki altındaysanız mümkün mertebe engellemeniz, kapıları kapatmanız, o insanlara izin vermeniz bir ortam yaratmanız
sizin için çok daha sağlıklı.
Siz peki kıskançlık hissediyorsanız?
Çünkü hissetmiyor muyuz?
Hepimiz hissediyoruz. Bende de oluyor.
Ben bunu çok küçük yaşta motivasyona çevirmek olarak öğrendim.
İlham olarak öğrendim.
Yani benim birkaç tane ideal ettiğim görüntü var.
İnsan yok bu arada. Görüntü, hayat şekli var.
İnsan olarak kalıplaştırmıyorum bunu.
Çünkü o dakikadan sonra belki ben olmaktan da çıkabilirim.
Ama idealize ettiğim bir hayat şekli var.
Dünya görüşü var. Ve ben onu ulaşmak için çabalıyorum.
insanlarla karşılaştığımda çok heyecanlanıyorum.
Nasıl yaptıklarını, ne yaptıklarını görmek istiyorum, beğeniyorum.
Kıyafetlerini inceliyorum, oturuş kalkışlarını inceliyorum.
Bu erkek ya da kadın fark etmiyor bu arada.
Neler yapmışlar, nasıl yapmışlar, mümkün mertebe konuşmak, anlamak, içlerine girmek istiyorum.
Bu... Nasıl oldu?
Sen bunu hak etmiyorsun.
Aslında ben olmalıydım gibi bir kaygı ile değiliz.
Zaten öyle bir enerjim hiçbir zaman olmadı hayatımda.
Çünkü öyle kendisine de çok çok güvenen bir tip değilim.
Bence bu narsizm'e geçen bir şey olduğu için de muhtemelen yaptığım bir şey değil.
Yani ben daha güzelim niye bende yok?
Ben daha akıllıyım neden bende değil de onda var?
Ben daha çok çalışmıştım ben olmalıydım o olmamalıydı gibi.
Öyle şeyler yok bende tabii ki de karşılaştırma yaptığım yerler oluyor ama Ben daha iyiydim Allah kahretsin o niye benden daha ileride?
Olmadı çünkü o negatif enerjiyi ben hayatıma aldığımda faydasını da göremem.
Bunu biliyorum. Belki uzun süre spritüel çalışmalarda yaptığım için karma enerjisiyle alakalı çok dikkatliyimdir.
O enerjiyi kendi karmama, kendi frekansıma soktuktan sonra benim içimde dönen enerjiyi de olumsuz etkileyeceğini bildiğim için yani ben izin vermem orada.
Ada çaylarımı yakarım, neydi o üzerlik çaylarımı yakarım, evi temizlerim sirkeyle ama izin vermem.
Çünkü istemiyorum o negatif enerjiyi hayatımda.
Bu arada negatif enerjiden tamamen kurtulamazsınız.
Onu dönüştürmeniz.
faydalı olandır. Yani negatif enerjiyi olumluya çeviriyorum, pozitife çeviriyorum, sevgiye çeviriyorum dediğinizde çok daha dönüştürücü bir şey oluyor.
Çünkü o enerji yok olmayacak.
Onu dönüştürmek üzerine çalışmalar yapabilirsiniz.
Kendi üzerinizde sevgi enerjisi olarak yaydığınızı hayal edebilirsiniz.
Sevgi, anlayış ve şefkat.
Şefkat özellikle çok önemli çünkü ben kendi içerisinde mutsuz, sıkışmış insanlara da şefkatle bakabiliyorum.
Bu gideceğim, onlarla çalışma yapacağım, onları kurtarmaya çalışacağım, onları düzelteceğim.
Altını çiziyorum. Öyle bir çaba değil.
Sadece şefkat gönderiyorum.
Daha öncesinde R2 yaptığım zaman şu anda yapmıyorum R2.
Olumlu healing enerjisi de gönderiyordum.
Şu anda dediğim gibi R2 ile ilgilenmiyorum.
Biraz farklı bir konu benim için R2 mevzusu.
Ama genel olarak sevgi göndermeyi öğrendiğimi düşünüyorum.
Bu oturup om sevgi gönderiyorum gibi değil.
İçinizden niyet olarak geçirmeniz bile inanın bana yeterli.
Ya da hayatınızdaki o enerjiyi korumak adına ben bunu temizliyorum.
pozitife çeviriyorum dediğiniz bile inanın bana çok etkili ve önemli.
Tabii böyle yerlerde dediğim gibi belki aşamayacağınız durum varsa zaten böyle durumda terapi almak, uzman birinden destek almak çok önemli oluyor.
Çünkü belki siz fark etmeden kök inancınızda sizi çok etkileyen, artık kontrolü eline almış, belki hapsolduğunuz bir düşünce, duygu, bir anı var, bir travma var.
Bunları iyileştirmek için de fark etmek, oraya inmek, orayı tekrardan öykülendirmek faydalı bir çalışma olabilir.
Belki hatırlıyorsunuz belki hatırlamıyorsunuz.
Hatırladığınız ilk anıya iniliyor bildiğim üzere.
O yüzden orada tekrar bir öyküleme yapılıp oraya bir iyileşme enerjisi de gönderilebiliyor.
Bu kıskançlık hasetlik hayatın her yerinde karşımıza çıkan şeyler bu arada.
Yeter ki neyin nereden tetiklendiğini anlamanız.
Nasıl dönüştüreceğinizi düşünmeniz.
Kendi hayatınızdaki etkisini anlayıp.
Her podcastta söylüyorum zaten ama ben yazı yazmayı aşırı seviyorum.
Çünkü yazı yazdığımda kafamdaki düşünceler daha çok açığa çıkıyor.
Onları net görebiliyorum ve bazen saçma olduğunu kağıt üzerinde daha iyi anlıyorum.
O yüzden yazı yazmak çok önemli.
Ya da o pattern dediğimiz yani aynı desenin içerisinde çok önceden öğrendiğiniz bir alışkanlık ya da bir düşüncenin üzerinde dönüp durduğunuzu görüyorsunuz.
aynı tepki vermişim, aynı hissiyat yaşıyorum, aynı hareketi gösteriyorum gibi bir şey olabiliyor.
O yüzden onları görmek için de kendi içinize dönmeniz, kendi kendinize bunu fark etmeniz çok kritik.
Böyle anlarda da işte birisini kıskandığınızda, bir şeye imrendiğinizde bence mümkünse bir adım geri çekilip şu anda neden tetiklendim?
diye sorabilirsiniz. Hemen bir harekete geçmeden, aksiyona geçmeden önce şu an beni ne tetikledi?
Neden bu insana karşı kötü yorum yapmak istiyorum mesela?
Neden bu insanı aşağı çekmek istiyorum gibi ya da bazen iyi niyetli gibi görünüp kendinizi de kandırıyor olabilirsiniz.
İyi niyetli gibi görünüp karşınızdaki insanı aşağı çekmek için yaptığınız çalışmalar olabiliyor.
Burada elinizi vicdanınıza koyup Dürüst olup ben neden böyle bir şey istiyorum?
Neden içimde böyle bir enerji var?
Ve acaba kaynağı ne? Acaba ben ona nasıl iyileştirme enerjisi gönderebilirim?
Düşünmek asıl sizin için faydalı olan bir şey olacak.
Çünkü ne yaparsanız yapın karşınızdaki insanın hayatını o kötü enerjiyle etkileyemezsiniz.
Hele ki karşınızdaki insan bunların farkında olup kendini korumayı da biliyorsa enerjisel olarak da sizin yaptığınız şey sadece kızgın sirke kendi küpüne zarardır derler ya sadece kendi içinizde sizi
mutsuz eden, içinizden belki sizi çürüten bir enerji olarak hayatınızda kalmaya devam edecek.
Yani burada günün sonunda tek yaptığınız kötülük kendinize dönüyor olabiliyor.
Hissettiğiniz duygular insani duygular.
Bunları kesinlikle göz ardı etmiyorum.
Sadece ben neden bunu böyle hissediyorum acaba?
Nasıl ben de böyle şeyler yapabilirim gibi biraz daha olumluya, biraz daha motivasyona, biraz daha harekete geçirecek enerjiyi çevirmek.
Başta da söylediğim gibi günün sonunda hepimiz aslında huzurlu bir hayat istiyoruz.
Mutlu, başarılı, kendini gerçekleştirmiş, içimize sinen bir hayat istiyoruz.
O yüzden hasetlik enerjisine izin vermeden kendi kendimizi de olumlu anlamda ileriye götürecek hareketler yapmak.
Bunların hepsi bir içsel yolculuk, kendini tanıma, serüveni.
Bu serüvende daha fazla yazı yazabilirsiniz, daha fazla kitap okuyabilirsiniz, içerik tüketebilirsiniz, bunlarla alakalı.
Bence en güzel şeylerden bir tanesi yabancı dil öğrenmek ya da daha fazla insanla tanışmak, insanı tanımak, insanı anlamak.
Ama eleştirmeden, kendi kalıplarınıza sokmadan, hemen yargılamadan, belki biraz daha o kapıları açarak, pencereyi açarak, algılarınızı açarak, farklı dünyalara da şefkatle yaklaşarak, kendi içinizde
büyüyen gerçekten fiziksel...
Mesela anlamda da kalbinizi hissetmek.
İçinizi iyi niyetle, huzurla, hareketle doldurmak.
Çünkü hareket gerçekten berekettir.
Siz hareket ettikçe, siz bir şeye karar verdikçe evren size kapılarını açacak.
Bunun için söz veriyorum size.
Siz bir şey istediğinizde, onun için hareket ettiğinizde...
Onunla alakalı karar verdiğiniz anda hatta evren size destek olacak.
Evren sizin iyiliğinizi istediği için, inanın bana sizin o istediğiniz yere gitmek için kapıları açacak.
Siz sadece kendinize odaklanın.
Burada yapmamız gereken şey sadece kendimize odaklanmak.
Başkalarına bakmadan, sağa sola bakmadan, acele etmeden.
Herkesin kendi bir hızının olduğunu hatırlatarak kendimize.
Çünkü aynı anda başlamamıza rağmen kimisi daha hızlı ilerleyebilir.
Belki siz yerinizde sayı olarak görünebilirsiniz.
Ama herkesin yolculuğu farklı, herkesin hızı farklı.
Bunu kendinize tekrar tekrar hatırlatarak sadece kendi yolunuza odaklanarak istediğiniz yere ulaşacağınıza söz veriyorum.
Yani kendi üzerinize düşen sorumlulukları kabul ettiğinizde, bunlarla alakalı harekete geçtiğinizde, o güzel popolarınızı kaldırdığınızda, kurban psikolojisine girmeden, kimseyi suçlamadan, ben hep
yapıyorum ama olmuyor diye bir köşede ağlamadan çalışmalara devam ettiğinizde inanın bana tünelin sonu ışıktır.
İnanın bana istediğiniz şeyleri elde edeceksiniz.
İnanın bana içsel huzurunuza da kavuşacaksınız.
Çünkü siz bir yerde tıkanık kalmaya devam ettikçe, hep dışarıya suçladıkça, hep şikayet ettikçe hiçbir şey ilerlemeyecek.
Zaten bunu böyle gözünüzde canlandırdığınızda kendi içinde dönen siyah enerjiyi görebiliyor olursunuz.
Siz de o enerjinin, siz de o çemberin tam ortasında olduğunuz için aslında zarar verdiğiniz tek kişi kendiniz olursunuz.
O yüzden oradan çıkmak için Ne diyoruz?
Bugünkü bölümde çok bahsettim bundan.
Hareket, hareket, hareket, hareket eşittir, berekettir.
Harekete geçeceğiz, yollar açılacak, tadına varacağız.
Bu yol engebeli olabilir, bir aşağı bir yukarı olabilir.
Bunların da tadına vararak ne öğreniyorum, nasıl öğreniyorum, neler yapmalıyım diyerek hem sorgulayarak hem de bolca tecrübe katarak hayata devam etmek diyorum.
Yine dediğimiz gibi en iyi versiyonumuza ulaşmaya devam.
Bu bölümü dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.
Haftaya görüşmek üzere diyorum.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
