
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Yeni bölümde, içgüdüsel olarak tavsiye vermeye, başkalarının anlattıklarına karşı kendimizi sorumlu hissetmeye ve diğer insanların sorunlarını çözmek üzere otomatik reaksiyonlar vermemiz üzerine.
Birisi bir şey anlattığı zaman nasıl daha etkili dinlenir, tavsiye istenmeden tavsiye vermek neden her iki taraf için de olumlu bir reaksiyon değildir ve daha fazlası bu bölümde.
Keyifle dinleyin 🥰
***
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Her Pazartesi sabah 7’de yeni bölümü dinlemek için, podcast hesabını takip etmeyi unutmayın.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Bugün bir türlü şu bölüme başlayamadım.
O kadar çok fazla konu var ki önümde ama tam olarak neyi nasıl anlatayım, neyi nasıl ele alayım bilemedim, beceremedim bugün.
O yüzden umuyorum ki çok yine kafamda anık olan bir bölüm olmayacak çünkü biliyorum bazen böyle A'dan B'den bahsedip Z'ye falan atlıyorum.
Bakalım nasıl olacak biraz spontane gitmesini istiyorum çünkü gerçekten yapmak istediğim, işlemek istediğim çok güzel konular var elimde.
Sadece şu anki ruh halim.
Toplu bir şekilde değil yani sürekli aklım dağınık.
Bunun en baştaki sebebi dün burada deprem oldu New York'ta.
Ve normal şartlarda işte New York deprem bölgesi değil falan filan deniyor.
Hani bir hat varmış ama neyse yani beklenmedik bir şeydi.
Gerçi hani deprem beklenmeyen bir şey diye savunmaya geçiyor insanlar ama en azından aklımızda olan bir şey değildi.
Bu arada şiddeti fazla değildi ama galiba yıllar sonra tekrardan hissedince ve maalesef Türk olarak biliyorsunuz travmatik bir ülkeyiz bu konuda.
Çok hassas olduğumuz bir konu.
O yüzden beni biraz etkiledi.
Dikkat et. daldığı ansiyetik cevap verdim buna.
Ve böyle bir şeyde mesela sizin de başınıza geliyor mu bunlar bilmiyorum ama Kendi cevap verme şeklinizi bazen ister istemez başka insanlarla kıyaslıyor alabiliyorsunuz.
Yani Amerika'da birçok insan depreme hatta arkadaşlarımdan bir tanesi şey dedi.
I kinda enjoyed it. Yani hoşuna bile gitmiş birazcık çünkü hayatında ilk defa deprem tecrübesi yaşamış.
İnsanların aynı olaya verdikleri tepkiler ve sizin de ister istemez kendinizi kıyasladığınızda eğer ki şey eğiliminde bulunuyorsanız yani Is there something wrong with me?
Yani bende mi bir sorun var?
Niye bu kadar hassas tepki verdim?
gibi düşünüyorsanız lütfen bu bölümü zaten o yüzden...
dinliyorsunuz. Demek ki bu size bir mesaj.
Kendinizi başkalarıyla kıyaslayıp kendi acınızı, kendi reaksiyonunuz ya da kendi hassasiyetinizi başkaları üzerinden ölçeklendirmemeniz üzerine.
Çünkü ben de ister istemez bazen bunu sorguluyor oluyorum kendimde.
Acaba işte fazla mı abarttım, fazla mı hassas reaksiyon veriyorum diye.
Herkesin kişisel tecrübesi, başa çıkma yöntemleri çok farklı ve size özel olan şeyler.
Bir de tabii ki de travmatik geçmişiniz varsa bununla alakalı biraz daha farklı bir yerden görüyor olabiliyorsunuz.
Ben şundan da çok hoşlanmıyorum.
Maalesef diğer insanlara anlattığınızda karşıki taraf bunu anlamadığında sizinle alakalı bir şey olmasına rağmen kendiyle alakalı gibi bir şey algılayıp size ona göre cevap verebiliyor.
Yani belki de sizin fazla hassas olduğunuzu söyleyebilirler.
Neden bu kadar abarttığınızı tırnak içinde söylüyorum anlamayabilirler.
Bu nedenle kendi acınızı, kendi reaksiyonunuzu, kendi isteklerinizi, hayallerinizi başkalarının ölçeklerine göre değerlendirmemenizi hatırlatmak istiyorum.
Bir de şu konu var. Ben bazen insanlara bir şey anlatırken bunu açıkça da söylemek zorunda kalıyorum.
Yani beni sıkan bir şey var, canımı sıkan bir şey var.
Ve o canımı sıkan bir şeyi bir arkadaşıma anlatmadan önce şunu söyleyerek başlıyorum.
Lütfen bana tavsiye verme.
Bununla alakalı çözüm sunma.
Çünkü senden çözüm istemiyorum.
Bir tavsiye duymak istemiyorum.
Sadece beni dinlemeni ve benim bunu sistemimden çıkarmama yardım etmeni istiyorum.
Bilmiyorum siz de buna benzer duygular yaşadınız mı?
Böyle reaksiyonlar veriyor musunuz ama?
Karşınızdaki insan sizi dinlerken bir kere ne reaksiyon vermesi gerektiğini bilemiyor olabiliyor ve genelde bizim alışkanlıklarımız tavsiye vermek üzerine.
Bu da eşittir aslında.
Karşıdaki insanın sorununa anında yardımcı olmak isteği gibi bir şey oluyor.
Hemen çözüm sunmak. Kendi için de rahatlatmak bu arada.
Çünkü şöyle bir egoya dokunan bir tarafı da var bunun.
İşte atıyorum bir arkadaşım bana bir sorununu anlattı.
Çözmesine yardımcı oldum gibi.
Ufaktan bir ego da var orada.
Yani belki hidden bir şey.
bilmiyorum ama kendi tecrübelerime göre bunları yakaladım en azından.
Ben de aynı zamanda insanları dinlerken hemen cevap vermemek için, hemen çözüm sunmamak için, hemen tavsiye vermemek için tutuyorum kendimi.
Çünkü reaksiyon olarak doğal gelişen bir reaksiyon olarak aslında onu yapmak istiyorum.
Fakat sonrasında işte uzun yıllardır bunu tecrübe ettiğim için hem kendime hem başkalarına bunu biraz daha oturttuğumu düşünüyorum.
O yüzden direkt şeyi söyleyebilmek yani bana tavsiye vermeyin.
İstemiyorum sizden tavsiye.
Tavsiye denilen şey ne zaman verilir biliyor musunuz?
Karşınızdaki insan size gelir, açıkça der ki ben şöyle şöyle bir sorun yaşıyorum, tavsiyene ihtiyacım var dediğinde ya da Bunu direkt bu kelimelerle söylemesine gerek yok ama size o alanı açtığını hissettiğinde lütfen
tavsiye verin. Çünkü öbür türlü gerçekten birincisi o insanın duygularını yaşamasına izin vermemiş oluyorsunuz.
Hemen karşıdaki insanı susturmak gibi bir şey oluyor bu.
Burada da gidin psikologçuluk oynayın demiyorum elbette.
Sadece karşınızdaki insanı anlamak ve onun daha çok anlatması, daha çok konuşması adına ona soru sorabilirsiniz.
Yani bir sıkıntı yaşıyor.
Bu seni nasıl hissettirdi diyebilirsiniz.
Bu tamam biraz psikolog gibi görünüyor.
Dünyaların aynı etkisi.
Bu seneyi nasıl hissettirdi falan diye.
Ama siz hemen karşınızdaki insana tavsiye verdiğinizde ya da, ya da.
Aa işte benim de başıma bu geldi, şöyle oldu, böyle oldu.
Ben böyle yaptığım için şöyle düzeldi.
Ben bu insana bunu söyledim gibi cümlelerle o insanın hislerini bastırdığınızda birincisi iyi bir dinleyici olmamış oluyorsunuz.
Konunun sizle hiçbir alakası yok.
Çoğunlukla diyeceğim karşınızdaki insan size bir şey anlattığında hemen çözmenizi istediği için anlatmıyor.
Birçoğumuz sadece sisteminden çıkartmak için bazı şeyleri yüksek sesle söylemek istiyor.
Kendisi duymak istiyor.
Sizinle paylaştıysa yakınlık hissettiği içindir.
Ama bu hemen size verilen bir sorumluluk değil.
Hemen size verilen bir yük değil.
Hani bunu iyileştir bana yardımcı ol demek değil.
Ve tekrar etmek istiyorum.
O insanın duygularını yaşamasına izin vermemiş oluyorsunuz.
Hemen kendinize alakalı bir şey...
anlattığınızda ya da tavsiye verdiğinizde bunu kendi tecrübelerimle çok kez deneyimlediğim için açıkça söylüyorum.
Yani ben de daha önceden şey hissini algılıyordum.
Bana geldiyse, bana bir sorun anlattıysa çözüm bulmam lazım.
Benim o insanı iyileştirmem lazım, yardımcı olmam lazım.
Hemen sorununa ortak olmam lazım.
Bir de aşırı hassas insanlar grubunda olduğum için üstüme alınma eğiliminde bulunuyorum.
Üstüme alınmak demek yani onu kendi vücudumda da hissediyorum.
Sizin yaşadığınız sıkıntıyı, zorluğu.
O yerlerde çok rahat sınırı çizemiyor olabiliyorum.
Ama işte yıllarca bunun üzerinde çalıştığım için, tecrübe ettiğim için biraz daha öğrendim.
Oturdu bence. Aynı şekilde bir insana bir şey anlattığımda mesela bazı insanlarda o kişiyi tanıyorum.
Reaksiyonun o olacağını biliyorum.
O yüzden önden önden bir 3-4 cümle şeyi söylüyorum.
Yani hani gerçekten şu anda senden tavsiye almak istemiyorum.
Sadece anlatmak istiyorum diye baştan söylüyorum.
Bu da açıkçası benim için iyi oluyor.
Karşıdaki insan neyse.
hissediyor, nasıl anlıyor ya da nasıl süzgeçten geçiriyor bilmiyorum ama kendi adıma en azından biraz daha benim istediğim tarzda bir paylaşım oluyor.
Yani muhakkak sizde de benzer bir duygu varsa bazen insan alerjide geliştiriyor bu konuyla alakalı.
Bir süre sonra herkese bir şey anlatmak istemediğini düşünüyorsun.
Bu sefer küçülmeye, daralmaya falan başlıyorsun.
O yüzden burada açık iletişimin...
Çok değerli olduğu kanaatindeyim.
Ve de dediğim gibi ben kendimi de yaparken yakaladığım için bu bir alışkanlık.
Bazen insan fark etmiyor.
Bazı insanlar bu konuyla alakalı kendine fazla bir misyon yüklemiş oluyor.
Hemen sizin derdinizi çözmek adına ki bundan da pek hoşnut olduğumu söyleyemem.
Çünkü bir kere senin o yükü almana gerek yok.
Senden öyle bir talepte bulunmadım.
Ve de maalesef bazı insanlar o yükü kendi kendine aldıklarında bir de size o minnet duygusunu yüklüyor olabiliyorlar.
Yani mesela şu cümleleri muhakkak duyduğunuzu tahmin ediyorum.
Ben ona bu kadar bu kadar şey yaptım, o bana yapmadı.
Ben ona her şeyi verdim, o bana vermedi.
Ben onun için... Yani bu cümleler bitmez.
Çünkü siz kendi kendinize bir şeye karar vermiş oluyorsunuz.
Kendi iletişim tarzınızı...
Ve bir insanla iletişime geçtiğinizde o metodu kullanıyorsunuz.
Ama aynı zamanda karşıki tarafın da size aynı şekilde davranmasını hayal ediyorsunuz.
Olmadığında da hayal kırıklığına uğruyorsunuz.
Ve hatta maalesef bu hayal kırıklığını başka insanlarla paylaşıp yani dedikodusunu da yapıp arkasından konuşmuş oluyorsunuz.
Ben çok uzun zamandır böyle ortamlarda bulunmadım.
Bu tarz arkadaşlıklara da çok dikkat ettiğim için başıma gelmedi.
Ya da arkamdan konuşulduysa da açıkçası haberim olmadı.
Çünkü öyle bir teşkilatım da yok.
Kim benim hakkımda ne dedi ne oldu.
Çok açık söylemek gerekirse umurumda da değil.
Çünkü benim hakkımda yapılan dedikoduyu merak etmeyeli çok çok uzun zaman olduğu için.
Ben sadece kendime odaklanıp ilerlemek üzere giden bir insan olduğum için zaten burada bu kadar konuşuyorum, sizinle paylaşıyorum ama diğer insanlarla bir meselemin olmadığını düşünüyorum.
Burada biraz daha sağlıklı dinlemek üzerine de aslında vurgu yapmaya çalışıyorum.
Bu illaki çok beklenti, sorumluluk işte.
Karşıdaki insana tavsiye vermek üzere değil aslında nasıl dinlememiz gerektiği üzerine de.
Çünkü sizde de şu alışkanlık varsa ben sessiz kalmakta çok zorlanıyorum.
Böyle birisi bir şey anlatırken tamam onu dinliyorum sessiz ama o konuşma bittiğindeki sessizlikten maalesef rahatsızlık duyuyorum.
Hani hemen birisinin bir şey söylemesi gerektiğini düşünüyorum.
Ya da iki kişi bir aradayken mesela araba sürüyoruz.
müzik yoksa, konuşulmuyorsa falan kendi kendine ses de yapan bir insanım.
Çünkü galiba şeyi öğrendim çok küçükken.
İşte insanlar bir ortamdaysak, kalabalıksak herkes iyi vakit geçiriyor olmalı.
Herkes işte gönlünden geçeni söylüyor olmalı.
Kimsenin canı sıkılmamalı.
Muhakkak yani o connection kurulmalıyı öğrendim çocukken ve çok yüksek ihtimalle kendime de bu misyonu verdim.
Mesela herkes iyi vakit geçirmiyorsa ben onların nasıl iyi vakit geçirmesiyle alakalı kafa yordum ki çok gereksiz.
Çok yorucu. Hiç alakasız.
Benle ne alakası var olayın?
Yani iyi vakit geçiriyorsan geçiriyorsundur.
Geçirmiyorsan da geçirmiyorsundur.
At the end of the day bana ne?
Bunları söyleyebilmek.
Bunların farkına varabilmek, sorumluluklarımı yine tırnak içinde söylüyorum.
Bırakabilmek yıllarımı aldı benim.
Eğer sizin böyle bir geçtiğiniz süre yoksa sorun demeyeceğim.
Eğer bunları zaten hiç kafaya takmamış birisiyseniz, başka insanlar ne düşündü, ne yaptı, herkes iyi vakit geçiriyor mu, aman da beni çok mu dinledi, sıkıldı mı gibi soruları zaten sormuyorsanız, kendinize odaklanmayı becerebiliyorsanız, bir de şuna
güvenebiliyorsanız ki bu bence en önemli şeylerden bir tanesiymiş.
Karşınızdaki insan bir yetişkin.
Eğer ki konudan rahatsızsa...
Eğer ki o an canı sıkıldıysa, belki sizi dinlemek istemiyorsa ya da siz bir şey söylediniz ve canı sıkıldıysa neyse artık o.
Onu söylemek, geri bildirimde bulunmak onun görevi.
Yani ben illaki yumurta kabukları üzerinde yürüyüp aman da yanlış bir şey mi söyledim, yanlış mı oldu, herkes beni doğru mu anladı, fazla mı konuştum, bir sürü şeyi düşündüğünüzde yani hypervigilance deniyor buna.
Hep başka insanlar iyi vakit geçiriyor mu, iyi miyiz, doğru mu oldu gibi süzgeçlerden geçtiğinizde inanın bana birincisi otantik olmuyorsunuz, kendiniz olamıyorsunuz ve hep karşıki tarafa endişe ile yaklaşıyorsunuz.
Bu da çok yüksek ihtimalle gerçek bağı kuramaz.
Çünkü günün sonunda siz kendiniz olabildiğiniz zaman, arkanızda durduğunuzda, neden keyif aldığınızda, ne canınızı sıktığında ya da o sınırları koyabildiğinizde, açık iletişim kurabildiğinizde şu anda birçok
insanın ihtiyacı olan ortamı kurmuş oluyorsunuz.
Yani çoğumuz zaten fake ilişkilerden, fake kahkahalardan, fake iltifatlardan yıldık.
Öyle değil mi? Yani şey deniyor ya beni bana övme bana para ver.
Beni övme ya beni övme yani benimle gerçekten gerçek bir ilişki kur.
Ne istediğini açıkça söyle.
Üzerime ekstra bir sorumluluk yükleme.
Kafamı karıştırma. Durduk yere hayatıma müdahil olma.
Yani ben izin verdiğimde ben alan açtığımda ki senin için de bu geçerli.
O alanı gel beraber düzenli bir şekilde, özgür bir şekilde ve güvenli bir şekilde kuralım.
Tahmin ediyorum muhakkak hayatınızda bir kişi vardır böyle hem yumurta kabukları üzerinde yürüdüğünüzü hissettiren ya da sorumluluk hissettiren işte sizin onların hayatıyla alakalı bir sorumluluğunuz
olduğunu hissettiren. Belki kendi kendinize edindiğiniz bir ilişki şekliniz vardır.
Birisiyle partneriniz olabilir, çok yakın arkadaşınız olabilir, aile üyelerinizden birisi olabilir.
Konu yine şeye geliyor tabii ki de açık iletişim kurmak.
Açık iletişimde benim de çok zorlandığım bir şey var.
Bazen karşınızdaki insan manipülatif birisi olabiliyor.
Gaslight'a çok müsait birisi olabiliyor.
Ve benim de gerçekten böyle hani şu an o şeye girmek istemiyorum dediğim ve zorlandığım bir yer orası.
Çünkü karşınızdaki insanın dönüşümü şu olabiliyor yani...
Ne anlatıyorsun yani ben hiç öyle yapmamıştım, hiç öyle düşünmemiştim falan.
Bu tarz ilişkide birkaç tane seçenek var.
Birincisi bu insanla olan ilişkinize siz de değer veriyorsanız, emek, zaman, enerji harcamaya değer görüyorsanız bunu puşlamanız gerekiyor.
O sizi ne kadar guest site yaparsa yapsın, manipüle ederse etsin.
biraz daha böyle puşlayarak, iterek o şeyi yırtılmak gerekebiliyor.
Tabii dediğim gibi bu insanın hayatınızda kalmasını istiyorsanız, değer veriyorsanız çoğunlukla bu tarz insanları ben shave diyorum.
Böyle hayatımdan rendelemeyi seviyorum.
Çünkü hayat kısa.
Ona o kadar enerji, emek harcamak istemediğim...
çok insan olabiliyor. Zor olan tarafı bu kişi aile içindeyse yani zaten görmek zorunda olduğunuz bir insansa biraz daha zorlayıcı olabiliyor.
Yani ben de hala zorlanıyorum.
Şu anda başa çıkma yöntemim kendimi geri çekmek, mümkün mertebe az diyaloğa girmek.
Kesinlikle bir alışveriş yapmamak, yani bu düşünce alışveriş de olabilir, fiziksel bir alışveriş de olabilir.
Mümkün mertebe az iletişim ile o ilişkiyi mümkün mertebe sağlıklı kalacak şekilde devam ettirmek üzerine.
Yani bu yine sınırlar konusuna giriyor.
Kendi belirlediğiniz sınırlar konusuna giriyor.
Siz o sınırlar konusunda eğer esnekseniz karşıki insan bunu yıkmaya, esnetmeye, daha yırtmaya müsait bir kişi olabiliyor.
Özellikle manipülatif bir tipse.
Buralarda kendi...
İsteklerinizi anlayabilmek, kendi değerlerinizi oturup yazmak hatta.
Yani siz nasıl ilişkilere değer veriyorsunuz?
İlişkilerde neleri bekliyorsunuz?
Siz nasıl bir insansınız bir kere?
Yani hep böyle karşıki taraftan bahsediyoruz da ben bir ilişkiye neler getiriyorum?
Nasıl bir dinleyiciyim? Ben neler veriyorum?
Çok mu üstüme alınıyorum mesela?
Çok mu hassas yaklaşıyorum?
Ya da başta söylediğim gibi yani siz kendi kendinize bir misyon belirleyip o insana o sorumluluğu da mı yüklüyorsunuz?
Ve sonra işte yapmadı, etmedi deyip hayal kırıklığına uğruyorsunuz gibi belirlediğiniz değerleri tekrardan bir gözden geçirin.
Bunlar ne kadar gerçekçi, ne kadar dili algılayabilmek, ona yönelik ilerleyebilmek de tabii ki de uzun vadede sağlıklı ilişkiler olmasına yardımcı olan bir araç olacak.
İyi bir dinleyici olmanın çok değerli olduğunu düşünüyorum.
Hele ki lütfen yapıyorsanız yani ben iyi niyetimden dolayı bunu yaptım deyip bir şeylerin arkasına sığınmadan biraz daha objektif olabilmek.
Karşınızdaki insan...
Tamamen sizden bağımsız bir insan.
İsterseniz aile üyesi olsun, isterseniz kocanız, çocuğunuz olsun.
Sizden tamamen bağımsız, sizin uzantınız olmayan bir insan.
Onların hayatına müdahale edemezsiniz.
Ne kadar iyi niyetli olduğunuza inanırsanız da inanın.
Bu tarz şeylerin arkasına da sığınmayın derim.
Gerçekten etkili dinleyebilmek, iyi bir dinleyici olabilmek hem sizin için gerekli ve faydalı olan bir şey.
Hem de karşınızdaki insanla belki daha gerçek, daha derin bağ kurabilmeniz için de iyi bir yöntem.
O yüzden hemen... Bazı şeylerin sonucunu atlamadan, iyi niyetinize inanıp müdahale etmeden sağlıklı bir şekilde dinlemek, kendi haddinizi bilmek, her şeyi bilemeyeceğinizi, her zaman yardımcı
olamayacağınızı, orada o vulnerability'yi kabul etmek çok güzel.
Yani bir insanın kendi acizliğini kabul edebilmesi kadar değerli bir şey yok bence.
Bazen o iki kişinin oturup sadece acizlikten bahsetmesi ve elimde değil yani yapamıyorum deyip o egoyu arkada bırakabilmek bile bir erdem.
Genel olarak tavsiye vermek, dinlemekle alakalı düşüncelerim bu şekilde.
Bazen öyle bir şey oluyor ki insanlara bir şey anlatmak istemiyor oluyorum ve bunu istemiyorum gerçekten.
Yani ben size, siz birilerine belki de bunu anlat anlata, öğrete öğrete iletişim yollarımız biraz daha sağlıklı hale gelecek.
Çünkü bana tavsiye vermeyin kardeşim bu kadar yani.
Ben kimseden tavsiye istemiyorum.
Kendi ağzımla söylemediğim sürece bir şeyle gelirim.
Beni tanıyan, bilen insanlar bu tarafımı anlıyorlar bence.
Bir şeyle gelirim. 3 tane seçeneğim vardır.
Sen ne düşünüyorsunuz sorarım.
Yine kendi bildiğimi yaparım bu arada.
Ve çoğunuzun da öyle olduğunu neredeyse %100 eminim.
Çünkü biz böyleyizdir. Yani siz aslında bir karar vermişsinizdir.
Karşıki taraftan onay alırsınız çaktırmadan.
O yüzden durup durup kendi bias diyeceğim.
Yani kendi seçimlerinize, kendi duygularınıza göre, kendi ayakkabılarınızdan diyeceğim yine.
Birilerine tavsiye vermeyin.
Birilerinin nasıl hayat yaşamasıyla alakalı, ne tür işler yapmasıyla alakalı, aslında şunu yapsa daha iyi olacağıyla alakalı, şu kişiyle beraber olsa daha mutlu olacağıyla alakalı, ayrılırsa vesaire vesaire artık siz orayı doldurun.
İle lütfen kimseye tavsiye vermeyin.
Size de keza o şekilde yaklaşılıyorsa lütfen o size mi ait bu düşünce, size uyuyor mu, gerçekten bunu istiyor musunuz, yüreğinizde buluyor musunuz için bir süre ayırın.
Oturup düşünün, yazın, çizin.
O süreyi kendinize vermediğiniz zaman başkasının hayatını, kendi yaşamak istediğiniz hayat zannedebiliyorsunuz.
Bu sözlerle bölümü bitiriyorum.
Umarım yine keyif alarak dinlediğiniz bir bölüm olmuştur.
Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
