
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
New York'ta West Village diye bir mahalle var.
Belki 80'li sizden izlediyseniz aşina olabilirsiniz.
Kevin'in yaşadığı yer. Kerry ile de çok aram yok bu arada.
Muhtemelen kendimi onda gördüğüm için olabilir.
O kararsızlıklar, tam ne istediğini bilememe, bulamama vs.
Çok gitgeller. Ama bahsetmemin sebebi, biraz sonra konuya gireceğim ama...
Daha çok şundan dolayı bahsettim.
Instagram'da story de şey diye paylaştım.
Daha önce fotoğrafçılık derslerine gidiyorken mahallelerden bol bol çekimler yapıp paylaşıyordum.
Daha çok görmek ister misiniz dedim.
Birisi de şey demiş bırak fotoğrafları her gün podcast at.
Böyle mesajlar benim gönlümü okşuyor bu arada.
Ya da sizden gelen uzun uzun DM'ler, ne kadar benzer olduğumuz, ortak payda da buluştuğumuz gibi mesajları çok seviyorum.
Geride dönüyorum bu arada biliyorsunuz.
Instagram Nurtaş Türkeli. Oralarda daha uzun uzun konuşuyoruz.
Bu arada yeri gelmişken Spotify'da En İyi Versiyonun'u takip edip...
bana 5 yıldız ver edebilirsiniz.
Bunları başta söyleyeyim çünkü sonunda söyleyince çok dinlenilmiyor.
Ya da Instagram'da en iyi versiyonu da takip edebilirsiniz.
Yani çok promot gibi değil ama biraz bahsetmek istiyorum.
Birazcık duyurmak istiyorum bunları da.
Instagram'a çok içerik atmıyorum En İyi Versiyonun kanalında ama umarım bir gün o özelliğim de gelişecek.
Şimdi bu bölümden biraz bahsetme sebebim yine imposter sendromuyla birleşik bir konu.
Ben kendime dönüp baktığımda çok zorlanıyorum.
Hala çok zorlanıyorum. Hayatın amacının benim Hayat felsefeme göre.
Kendimle derdimin olduğunun kanaatindeyim.
Belki o yüzden anneliği ya geciktiriyorum ya da nasip olmayacak bilmiyorum.
Çünkü 35'e gelince dışarıdan aldığım baskı hani anne ol artık.
Hobilerini bırak. Neden hala dikiş dikiyorsun?
Hala dans edeceğim diye uğraşıyorsun.
Tabak çanakla uğraşıyorsun. Artık analık yap diyen bir güruh var.
Kendi ailemde yok bu arada.
Daha çok çevresel mahalle baskısı gibi düşünebilirsiniz.
Kendi içimdeki ihtiyacı hala bulamadığım için çocukla alakalı.
Erteledikçe ertelemeye çalışıyorum.
Bir de daha önce bahsetmiştim. Bir de sağlık sorunu konusu oldu.
O biraz daha major bir konu.
Geçtikten sonra daha çok detay vermeyi tercih ediyorum.
Şimdi bu kendinin kim olduğunu bulamamam meselesi birazcık terapiye de yansıdı.
Çünkü çok kararsız birisiyim ben.
Bu kararsızlık özellikle Amsterdam'dayken beni çok gördü.
Çünkü kendi başıma bir seyahate çıkmıştım.
Hatırlarsanız. Sekiz gün falan yalnızım Nurtaş'la.
Hani başkaları olunca belki birazcık şeyi suçluyoruz ya işte onun için yaptım, onu düşündüm, onun için gittik Kore'ye, onu yemeyecektim ama ondan dolayı yedim gibi.
Başkalarına yöneltmek kolay oluyor.
Ama kendi başınayken şimdi şu markete mi gideyim, bu tarz bir müzeye mi gideyim, şunu mu yapayım, bunu mu yapayım derken kendimle çok yoruldum.
Telepistime de şey dedim zaten ya sen dedim beni haftada bir iki kere görüyorsun Maksimum.
Ben her gün buradayım. Her gün beynimin içindeyim.
Ve her gün bir sürü ses duyuyorum.
Kim olduğunu bulamamak normal bir şey.
Panik yapmamıza gerek yok.
Çünkü bir ömürlük bir mesele olduğu kanaatindeyim.
Belki hiç bulamayacağız.
Ama hayata gönderilme amacımızın en büyük sebebi de bu olduğunu.
Belki bazı dini inançlara göre, ideolojilere göre ters gelebilir.
Ya da kendisini çocuklarına adayan bir hayvana adayan bir insana göre bu ters gelebilir.
Bilmiyorum yanlış bir şey söylemek istemem.
Ama kendi bakış açımdan baktığımızda hayat meselemi biraz narsist bir yerden değil merak etmeyin.
Ama bu ruhu anlamak üzere, bu ruhun tekamülleri üzerine, sınavları üzerine, işte şimdi geliştirmemiz gereken şeyler gibi konular üzeri olduğunu da hissediyorum.
Çünkü çok değişiyoruz.
Böyle baktığınızda belki sizin hayatınızda da öyledir.
Çok chapter var. Yani bir sürü hayat yaşamışsın gibi.
Hatta hayatının bir bölümü sana ait değilmiş gibi bile gelebilir.
Belki küçüklükteki hayatın başkasının hayatıymış gibi hissedilebilir.
Bir de hatırlamakta zorlanıyoruz biliyorsunuz.
Sanki izlediğin bir filmi hatırlamaya çalışıyormuşsun gibi.
Keşke film gibi olsa çünkü arada bir açıp bakarız.
Bazen böyle hafızamı zorlamaya çalışıyorum.
O anılara gitmeye çalışıyorum.
Odaya, o ortama girmeye çalışıyorum.
Ben zorlanıyorum. Hafızam çok kuvvetli değil galiba.
Ya da böyle olduğunu kendime ikna ettim bilmiyorum ama ben yine Sanatçının Yolu kitabına başladım bu arada.
Size de daha önce söylemiştim.
Bu kitap başucu kitabı benim anlayışıma göre.
Kitaptaki alıştırmalardan bir tanesi çocukluğunda sık aldığın övgüleri yazmanı istiyordu.
Bunu düşünmek bile böyle bir kalbini ısıtıyor zaten.
Oraya gidiyorsun tekrardan ve...
Sanki nereden başladığını hatırlatan bir yer gibi düşün.
Çünkü küçükken ne üzerine övgü alırdın?
Neleri daha çok yapmak isterdin?
Nelere hevesin vardı? Biraz böyle olayın başına dönmek gibi de geliyor.
Ya da kendinle alakalı unuttuğun şeyleri hatırlatıyormuşsun gibi geliyor.
Bunu söylememin bir sebebi de geçenlerde yine Zek'le felsefik sohbetler yaparken.
Ya Zek'in başını yakıyorum bu arada.
Gerçekten çocuğun beyninde yanmadığı, hücre kalmadığı sayemde.
Hatta geçen gün şey dedi. Ben dedi senin podcastlarının hepsini biliyorum.
Çünkü önce bana anlatıyorsun. Hani senin kapağına geçen her şey.
şeyi zaten biliyorum. Türkçe hani dinlememe gerek yok.
Zaten hepsine aşinayım diye.
Haklı. Hiçbir şey söyleyemedim.
Oradaki karın ağrım biraz daha şunun üzerineydi.
Şimdi Türkiye'de doğup büyüyorsun. Sonra yabancı dille kaynaşıyorsun.
İşte önce İngilizce, sonra Amerikan kültürü, Amerikalı gibi olma, isteği, hayali yani daha özgür, daha batılı, daha çağdaş düşünceler.
Kendini böyle daha geliştirmek istiyorsun.
Çünkü bir vizyon hayalin var.
Belirli bir Seviyeye getirmek istiyorsun hayatını.
Kendi anlayışına göre bu arada.
Kime göre, neye göre değil. Kendi anlayışına göre, kendi okumalarına göre.
Sonra ben Asya'ya gidiyorum.
7 yıla yakın Çin'de yaşıyorum.
Orada başka bir kültürle kaynaşıyorum.
Orada da bir adaptasyon süreci var.
Yeni bir dil, Çince, Çin kültürü, Çinli insanlar, Çin yemekleri yani bambaşka.
Oradan sonra yine Asya ve çevresi.
Geziyorsun, dolaşıyorsun.
Son 6 yıldır Amerika.
Ve Zeki şey dedim yani bir yerde ben muhtemelen kendimi kaybetmiş olabilirim.
Yani bir yerde kendimizden çok uzaklaştık.
Çünkü yurt dışında yaşamak, farklı dillere, farklı kültürlere adapte olmaya çalışmak, yeni bir ben yaratacaksın işte.
İhtiyaç duyulacaksın, kabul edileceksin, yeni bir işe gireceksin.
Ya da başka gittiğin ülkede tekrardan yeni bir şeye başlayacaksın.
Orada yeni bir ortam kuracaksın falan derken Zekşehir dedi.
Ben seni dinlerken yoruldum.
Dedim yani bir de gel bana sor.
Çünkü yıllardır ben bu turmoil içerisindeyim.
Ve bir yere adapte olmaya çalışmak değil.
Adapte oluyorsun zaten. Ama hani along the way diyoruz ya.
O yolun ortasında bir yerde kendinden ya kopuyorsun ya uzaklaşıyorsun.
Burada da panik yapmayın. Merak etmeyin öyle bir şey yaşadıysanız.
Çünkü tekrardan geri dönülebiliyor.
Sadece böyle bazen şeyi sorguluyorum hani acaba en baştaki şeyi kaybettim mi?
Ya da neden ne kadar uzağım diye yani hiç Türkiye'den çıkmasaydım ya da Türkiye'yi bırak Zonguldak'tan hiç çıkmasaydım nasıl bir versiyonum olurdu ile şu anki halimi bazen
deriz yani yaşamadığın tarafı da merak edersin.
Ona özlem duyduğun ya da onu yapmak istediğin için değil ama bir tarafın şey der acaba nasıl birisi olurdum?
Çünkü şu an bence algılarım çok açık, çok yüksek.
Dünya vatandaşı gibi hissediyorum kendimi.
Harika. Yani hayatımda yapabileceğim kendime en güzel hediyelerden bir tanesi.
En güzel yatırımlardan bir tanesi.
Bir yerde o özümün içtenliğini acaba zayıflattık mı?
Bundan emin olamıyorum.
Yani yaş ilerledikçe belki 50'lere 60'lara geldiğimde Allah nasip ederse daha farklı bir yaklaşımım olabilir.
Çünkü şunu da söylemek istiyorum.
Eğer hiç Türkiye'den çıkmadıysanız.
Aklınızın bir tarafında o versiyonunuzu merak edebilirsiniz.
Ben de bazen şey diyorum yani geri döndüğümde...
En azından şunu söylerim. Eğer bir gün geri dönersem Türkiye'ye.
İyi ki de gitmişim, yaşamışım, yurt dışında olmuşum.
Hani farklı hallerimi de görmüşüm.
Ama bunun yoruculuğunu da göz ardı etmek istemiyorum.
Çünkü siz adapte olurken, sürekli başka kültürlerin içindeyken artık ne oralı oluyorsunuz ne de geldiğiniz yerli oluyorsunuz.
Yani ben ne Zonguldaklıyım artık, ne Türk gibi hissediyorum tam olarak.
Ne Amerikalıyım. Ya tam böyle ortada hop böyle.
sallanan bir göçmen psikolojisi düşünebilirsiniz.
Bunun avantajları ve dezavantajları var.
Yani burada olumsuz bir şey gibi aksettirmek istemiyorum.
Zorlandığım kısımları var. Çok hoşuma giden kısımları var.
Yine arada bir yerde o kim olduğun mevzusuna dokunuyoruz ya ucu.
Çünkü ben kimim?
kısmı. Araya araya bula bula bir de benim şey çok hoşuma gitmişti.
Yine çok küçükken okudum bu kitabı.
Paula Coylehan'ın Simyacı.
Çok küçük birisi için aslında çok uygun bir kitap değil ama 12 yaşında falan okumuştum.
Acayip hoşuma gitmişti. Aradığın menkıbe başladığı yerdeydi yani.
Kendi kendime burada. Ufak bir uyarı gibi oldu.
Kendi aradığı kişisel menkıbesi başladığı yerdeydi.
Bu demektir ki hiçbir zaman yolculuk yapmayacaksın, bulunduğun yerden çıkmayacaksın.
Çünkü zaten aradığın şey bulunduğun yerdeydi ve onu görmeliydin.
Hiç bu işlere girmemeliydin değil.
Bu da güzel. Gitmek, uzaklaşmak, görmek, yeni şeyler edinmek.
Çünkü bazen geri döndüğünde elinde en azından ne olduğunu daha iyi anlamış oluyorsun.
O elindekinin değerini belki önceden anlayamayacağın şekilde görmüş oluyorsun.
Bizdeki otomatik yatkınlık bizde olmayan üzere biliyorsunuz.
Yani onu daha çok arzu etmek, onu sanki hayatımıza entegre edersek her şeyin daha iyi olacağını zannetmek üzere olabiliyor.
Bu işler böyle değil. İki tarafı da gören birisi olarak söylemek istiyorum.
Yani durmak beni çok korkutuyor zaten ama durmaya çalışan birisi olarak söylüyorum.
Çünkü önceden hep söylüyoruz ya bu havuç mevzusuna daha çok kanalize ilerliyordum hayatta.
Hani daha çok, daha çok, daha çok, daha çok gelişeceğim, daha çok.
Hani ne? Mesela belki duyulmak istiyordum, görülmek istiyordum.
Biraz sosyal medyadan uzaklaşmamın bir sebebi de bu.
Çünkü yani görürsen de duyulsan da hani ne olacak gibi.
En güzel tarafı tanımadığım insanlarla tanışıyormuş gibi olmam.
Ya da burada mesela karşılaştığımızda ya da dans grubu kurdum biliyorsunuz.
Bir araya geldiğimizdeki o sıcaklığı, ortamı yapabilmek.
Benim kalbimi ıslan şeyler, hep söylüyorum.
Beni hayatta hissettiren şeyler.
Çünkü bağ kurma obsesi birisiyim.
Herkesi bir nebze tanıyorum gibi geliyor.
Yani sokaktayken de mesela metrodayken falan insanlara bakıyorum.
Bir kere zaten hepimiz her gün bir keşmekeşin içinde olduğumuz için üzülüyorum.
Bir uyansak böyle birbirimizi dürtsek ulan hani öleceğiz ya.
Çok mu ciddi alıyoruz bu hayatı falan desek daha tatlı olacak gibi.
Bir de biliyorsunuz ben akupuntur yaptırıyorum.
Akupuntur, masaj, PT beraber yapıyorlar.
PT kız 24 yaşında işte benden baya küçük.
Çok tatlı ama Hindistanlı bir kız Amerika'ya gelmiş.
Kendi kendine burada bir şeyler inşa etmeye çalışıyor ve...
Zor yani onun bulunduğu sektörle çok zor.
Kendisi de çok stresli yani.
Beni rahatlatmaya çalışan kadın kendisi çok stresli.
Hani o da üzücü. Çünkü şey diyor mesela bana masaj yapıyor.
Yanına sohbet ediyoruz. Aslında hiç sevmem masaj esnasında konuşmayı ama duramıyorum.
Ben de duramıyorum yani. İlla bıdı bıdı konuşacağım.
Hatta Çin'de de konuşuyorum akupuntur doktorumla falan.
Duramıyorum. Kıza da şey dedim hani PT doktoruna şey dedim.
Yani hepimiz aynıyız.
Sonra kız bana sarıldı. Dedi ben senin gibi bir arkadaşım olmasını isterim hayatta.
Çünkü bana kalsa...
Beş bin tane falan arkadaşım olsun ve sık sık görüşelim isterim.
Çok seviyorum ama biliyorsunuz ki aynı zamanda acayip de introverted bir tipim.
Böyle kendi başına takılmayı, yalnız olmayı işte geçenlerde yağmur yağıyor çok güzel New York'ta.
Zaten yağmur çok seviyorum, dikiş dikiyorum, kahve içiyorum, yazılar yazıyorum.
Kafelere gidiyorum işte bu tekrardan artist date'ler falan böyle yazar gibi hissediyorum kendimi.
Artist Way'de bir tane alıştırma da şey diyor yani beş tane meslek bul ve bir hafta boyunca içlerinden bir tanesini seç.
Oymuşsun gibi hayal et ve oymuşsun gibi davran.
Acayip havalı bir şey. Çünkü kafanda senin kurduğun hayal, senin kurduğun dünya.
Hiç kimse bir şey diyemez ya.
Yani kimse bilmiyor bir kere. Bir de biliyorsunuz cringe olmaktan hepimiz çok korkuyoruz.
Başkaları bizi eleştirir, yargılar, beğenmez, güler diye.
Çok korkuyoruz. En büyük korkumuz bu olabilir herhalde.
Ben de dahil. Yine de yapıyorum ama.
Kendi kendime gülsem de, kendimle bile dalga geçsem yine de yapıyorum.
Yapmaya da devam. Burada böyle biraz daha hani artist date de şey çok güzel.
Kafeye gittiğimde yazı yazdığımda insanlar beni yazar gibi.
Hani görmüyordur bile belki fark etmiyorlardır ama ben öyle hissediyorum.
Ya da elimde kamerayla işte sokaklarda gezdiğimde fotoğrafçı gibi hissetmek.
Ya da evde dikiş döküyorum. Biraz daha şey giyinmeye çalışıyorum hani modacı gibi giyin.
Hani evde kendi kendi topuklu ayakkabı falan.
Çok güzel ama yani belki hayat gayeleri daha stresli olan insanlara benim anlattığım şeyler acayip içi boş gelebilir.
Ama şunu hatırlatmak istiyorum.
Unuttuğumuz şeyler olduğu için bunlar.
içi boş gibi geliyor. Çünkü biz kendimize vakit ayırmayı hatırlamadıkça, işte hayat çok ciddi, bunlarla uğraşmam gerekiyor dedikçe hayat daha ciddi ve uğraşılması gereken bir nokta haline geliyor.
Aslında ben de hala kim olduğumu bilmiyorum.
Böyle bir şeye karar verirken should diyoruz İngilizce'de.
Shouldlarla karar vermeye çalışıyorum.
Diyorum ki şöyle yapmalıyım.
Böyle söylemeliyim, böyle düşünmeliyim, böyle gitmeliyim, gitmemeliyim gibi sürekli böyle dış etkenlerle karar verme gayesi olabiliyor.
Çünkü bunlar çok böyle günlük dilimizde alıştığımız acayip otomatik kullandığımız şeyler.
Kimse fark etmiyor bunları söylerken.
Geçen zeki şeydenim hatta we should not say should anymore.
Yani bunda bile artık should dememeliyiz.
Bu da dışarıdan gelen bir etkiyle verilen karar.
Dışarıya göre gibi. Ama terapistimle şunu da konuştum.
Dedim ki ben bu kadar kendi başıma gibi hani davransam, kendimi fark edip işte gerçekten ben ne istiyorumlar, şunlar bunlar.
Dışlanıyorum da. Yani sevilmediğim yerler oldu, dışlandığım yerler oldu.
Daha çok yakın, yakın çevremden bayağı böyle ters bir tepki aldım.
Hayır dediğim için, bir şey yapmadığım için.
Burada da zorlanıyorum.
Ya buna göğüs gereceksin. Baş başa kalıp kafa kafaya verip diyeceksin ki belki de en sonunda yalnız kalacağım.
Ama yalnız kalmayı da sevmiyorum.
Yalnız bırakılmayı da sevmiyorum.
Sevilmeme fikri beni çok korkutuyor.
Ya sevin beni. Lütfen sevin.
Hayatta böyle yalnız ölme fikri falan beni ürperten şeyler.
Ama sırf bu yüzden de çocuk yapmayı düşünmüyorum.
Yani yalnız ölmeyeyim diye. Çünkü ne belli o çocuğun ortalıkta olacağı.
gibi birazcık böyle ince konulara azıcık değinmek istedim.
Zaten sohbet var bizim podcast'lar biliyorsunuz.
Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.
Eklemek istediğiniz konular olursa ya da ulaşmak isterseniz Instagram'dan, Nurtaş Türkiye hesabından ya da En İyi Versiyonun'dan bana ulaşabilirsiniz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
