
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Bugün iyi hissetmek nedir?
Nasıl iyi hissederiz?
İyi hissetmek için neler yapıyoruz, ben neler yapıyorum onlardan bahsedeceğim.
Dünyada olanlar, Türkiye'de her gün duyduğumuz haberler iyi hissetmekten bizi o kadar uzaklaştırıyor ki her gün belli bir psikoloji içerisinde oluyoruz.
Ve zaten zor olan hayatlarımızda, zaten kendi uğraştığımız, ilgilendiğimiz konularda, sorunlarda, zorluk yaşarken bir de üstüne bunların eklenmesi.
Biliyorum, öyle zannediyorum ki bizi aşağı çekiyor, daha çok aşağı çekiyor.
Ve ben artık 34 yaşında olduğum için olabilir bu aşağı çekilme halinden aşırı derecede etkileniyorum.
Bir ayağımın aşağı doğru çekilmesinden.
Artık hoşlanmıyorum ve buna engel olmak istiyorum.
Bu tüm dünyayı umursamayalım, sadece bencil olalım gibi bir şey değil.
Ama kendimizi nasıl koruyabiliriz?
Biz kendi mental sağlığımız için neler yapabiliriz?
Onlardan bahsedeceğim.
Çünkü ben bugün iyi hissediyorsam bu bir tesadüf değil.
Kendimi nasıl korudum?
Neler yaptım? Bencillik hissiyatıyla nasıl başa çıktım?
Biraz onları konuşalım. Bu konu içerisinde daha çok Sanatçının Yolu kitabındaki sanatçı buluşmasıyla alakalı da bir bölüm olacak aslında.
Çünkü sanatçı buluşmalarında biz neler yapıyoruz?
Kendi sanatçı tarafımızdan neler öğreniyoruz, neler duyuyoruz?
Sanatçı buluşması nedir?
Nasıl yapılır? Kuralları var mı?
gibi soruların da cevabını almış olacaksınız aslında.
Daha öncesinde bahsettiğim bir kitap var.
Sanatçının yolu Julia Cameron'ın yazdığı, çok önceden yazdığı bir kitap ve uzun yıllar kendisinin de başkalarının da workshoplarında kullandığı, bundan oldukça faydalandığı rehberli bir kitap.
12 hafta sürüyor ve her hafta size belirli alıştırmalar, görevler yaptırıyor.
Daha öncesinde de bu kitaptan bahsettim.
Benim hayatımda güzel bir yeri var.
Durup durup açabileceğiniz de bir kitap bu arada.
İlla baştan sonuna kadar yapmanız gerekmiyor bence.
Biraz böyle o günkü gündeminizle alakalı bir şey mutlaka denk geliyordur.
Sanatçı tarafınızla buluşmayı aslında hedefleyen bir kitap.
Sanatçı olmak ne demek? Sadece bazı insanlar mı sanatçı?
Yaradanın yarattığı, yaradılan olarak sizin neler yaratmanız gerekiyor?
O size bir hediye mi? Bahşedilen bir görev mi?
Hizmet mi? Bunlar ne?
Biraz onları derinleştiriyorsunuz.
Ama tüm kitaptan bahsetmeyeceğim.
Dediğim gibi sanatçı buluşması beni nasıl etkiledi?
Ondan bahsedeceğim. Öncelikle sanatçı buluşması, içinizdeki sanatçıyla, kendi içinizdeki çocukla buluştuğunuz bir buluşma alanı.
Bayağı böyle date gibi düşünün.
Nasıl başkasıyla buluşmaya giderken süsleniyorsunuz, ona özen gösteriyorsunuz, ilgileniyorsunuz, iple çekiyorsunuz.
Öyle bir şey gibi düşünebilirsiniz.
Genelde haftada bir öneriliyor.
Bir ile iki saat arasında olması makbuldür.
Çünkü biraz daha böyle hani içinizdeki duygularla ve ilham tarafınızla bağ kurmak istediğiniz için.
Süre o anlamda işe yarayabiliyor.
Yani çok da kısa sürmesi belki orada size o ilhamı hissettirmeyecek.
Başlangıçta haftada bir yaptığınız şeyler merak etmeyin.
Daha sonrasında böyle her gün yapmak istediğiniz, her gün bundan keyif aldığınız bir hale de dönüşebiliyor.
Elbette hayatınızdaki yoğunluk, kişiler, çevrenizdeki insanlar, olaylar bunları etkileyebilir.
Ama işte tam da bundan bahsedeceğim biraz da.
Gerçekten dışarıdaki insanlar, olaylar bizi bu kadar etkiliyor mu?
Yoksa kendimizi koruyacağımız bir alan yaratabilir miyiz?
Düşünceleri, duyguları, duyguları hareketlere aktarmadan önce en başa biraz daha böyle el atıp orada kendimize en baştan yardımcı olabilir miyiz?
Tüm bu içinde bulunduğumuz duygulardan, ağırlıklardan nasıl çıkabiliriz?
Keşif gibi de düşünebilirsiniz.
Kendi sanatçı tarafınızda buluşmak olduğu için.
Kesinlikle yalnız yapmanız gerekiyor.
Başkası da bu kitabı yapıyor. Hadi bakalım beraber yapalım, beraber konsere gidelim, tiyatroya gidelim ama o kendine odaklansın, ben kendime odaklanayım gibi değil.
Baya baya yalnız kalacağınız bir etkinlik günleri.
Şöyle anlıyorum bazı insanlar dışarıya tek kendi çıkmayı sevmiyor ya da dışarıda yalnız kalmayı sevmiyor.
İşte yemek yemeyi, bir restorana gitmeyi, yeni bir...
Bir restorana gitmeyi, kafeye gitmeyi sevmiyor.
Tiyatroya, sinemaya gitmeyi sevmiyor olabilir.
Ama işte tam da bunlar güzel de challenge alanlar olacak.
Zaten ilk yaptığınızda bir gerginlik.
İkinizde de belki azıcık bir gerginlik.
Ama sonrasında yani acayip derecede ipi kopuyor.
Hiç böyle başkasını istemiyor olduğunuz zamanlarınız oluyor.
Yalnızlıkla naşır keyif aldığınız zamanlarınız oluyor.
Zaten önemli olan o kafadaki kalıpları kırmak değil mi?
Eğer siz kendinizi buna ikna ettiyseniz işte dışarı çıkamam, yalnız çıkmamalıyım, insanlar bana bakar.
weird davranacağım gibi bir düşünceye takılı kaldıysanız işte onu kırmak diğer tarafı da görmek gerekiyor.
Ben bu kırıp parçalama işlerini çok seviyorum.
Neden acaba ya?
Gerçekten bu arketiple alakalı bir şey olabilir.
Merakım, heyecanım ve keşfetme olan iştahım hiç bitmesin.
Çünkü hayat enerjim benim buradan geliyor.
Bu kadar keşfetmekten, duyguları anlamaktan, kendimi tanımaktan, kendimi değiştirmekten çok keyif alıyorum.
Sanatçı buluşmalarından önce ben kendime yaptığım şöyle bir şey var.
Eğer sizi aşağı çeken şeyler var ise mesela bu günlük haberleri okumak olabilir.
Çok yakınınızın aynı sorunlarını tekrar tekrar dinlemeniz olabilir.
Çok yakınlarınızın yaşadığı zorluklarla fazla içi dışlı olmanız olabilir.
Yani sürekli size aktarılan, yansıtılan bir tarafa olabilir.
Tüm bunlardan kendinizi uzak tutmayı öğrenmeniz gerekiyor başlangıç olarak.
Çünkü evet dünyada çok kötü şeyler oluyor ama bu dünyada kötü olan şeyler sadece şimdi olmadı.
Yıllar yıllar öncesinde de oldu.
Aslında hayatın bir parçası.
Sadece sosyal medyadan da dolayı fazla duyuyoruz, fazla işin içine girmiş olduk ve fazla maruz kalıyoruz aslında.
Ve bu maruz kalmaların altında insan olmanın da getirdiği bir şeyle suçluluk hissediyoruz.
Yeteri kadar ilgilenmezseniz, yeteri kadar üzülmezseniz olan olaylara sanki kendi insanlığınızla alakalı bir şey eksikmiş gibi bir algıya da kapılabiliyorsunuz.
Elbette üzülüyoruz, elbette değiştirmek için kendimiz de bir şeyler yapmak istiyoruz ama şu örneği hatırlayalım.
Uçak düşerken biliyorsunuz ki önce oksijen maskesini kendinize takmanız gerekiyor.
Siz iyi olmadığınız sürece başka hiçbir yere o iyiliği aktaramayacaksınız, yansıtamayacaksınız.
Çünkü siz iyi değilsiniz. Şu anda bir check edin kendinizi.
Siz nasıl hissediyorsunuz?
Bataryanız ne kadar dolu?
Kendinize ne kadar vakit ayırabildiniz?
Ne kadar iyi hissettiniz?
Tüm bunları bir inceleyin derim.
Çünkü zaten içerisi boşken, zaten yoğun, stresli, sinirliyken, frustrated olmuşken, her şey sinirlenebilecek moddayken bu böyle patlamaya hazır bir bomba olduğunuzu da gösteriyor aslında.
Mesela ben patladım 2-3 gün önce.
Annem Türkiye'ye döndükten sonra tekrardan New York'a hani demiştim kendi hayatıma odaklanmak istiyorum vs.
diye. Ama gittiğinden beri beni sık sık arıyor.
İşte evle alakalı bir sıkıntı olmuş bana anlatıyor.
Ve dedim ki anne lütfen bana anlatma.
Birincisi ben Türkiye'de yaşamıyorum.
Yani Türkiye'deki fiyatları bilmiyorum insanlar sürekli kazıklıyor gibi geliyor.
Çok küçük bir işlemden inanılmaz yüksek fiyatlar isteniyor.
O yüzden böyle bir şey beni geriyor açıkçası.
Çünkü hani zaten bilmiyorum ve eğer ki Türkiye'deki ustaya Amerikan numarasıyla ulaşırsam yandık yani.
Hani 3 katı fiyat çıkarıyorlar zaten size orada.
O yüzden benim müdahale edebileceğim bir şey değil.
Hemen elimdeki kaynaklara bakıyorum.
Annemin 2 tane oğlu var. Onu ona hatırlatıyorum.
Anne diyorum senin 2 tane oğlun var.
Aslında oğlunu araman gerekiyor.
Bunlar yaparken benim de canımı acıtıyor.
İnanın bana. Çünkü bir tarafım her şeyine yardım etmek istiyor annemin.
Ve... Fark etmeden bir de 5 haftadır da burada olduğu için annemin presence böyle hani buradaki hali hala devam ediyor.
Ama ben Nurtaç'ı arıyorum.
Nurtaç'ı bulmaya çalışıyorum.
Nurtaç'ı diğer seslerden uzaklaştırmaya çalışıyorum.
Bu eşittir haberler, eşittir sosyal medya, eşittir kendi aile bireylerim.
Eşittir zevk yani herkes çevremdeki bütün seslerden, Türkeli soyisminden, doğup büyüdüğüm kültürden ve dinden biraz daha uzak, çıplak halimi merak ediyorum.
Sıfır halini merak ediyorum.
Hiç görmediğim halimi çok merak ediyorum.
Ama bunlar lafta kalmamalı işte.
İnsanlara bazen harsh bile olsa yani orada belki üslubunuz yani benim o günkü üslubum biraz kaba çıktı.
Patlama ile çıktı çünkü. Dedim ki hani bir süre beni aramayın.
Bu arada bu ne karşınızdaki insana duyduğunuz hani olumsuz duygular ne onlarla alakalı bir şey.
Bu gerçekten %1 milyon sizinle alakalı bir şey.
Ve bunu bir türlü yapamıyoruz, bir türlü bu olgunluğa varamıyoruz ya.
Karşınızdaki insan da siz de.
Yani kendiniz de dahil edin buna.
Çünkü kendine vakit ayırmanın ne demek olduğunu hala bence bilmiyoruz, anlamıyoruz.
Ve insanlar o sınırı koyarken kendinizi de böyle bencil gibi hissediyor olabiliyorsunuz.
Bunlardan bahsettikten önceki bölümlerde.
Ya da kaba oluyor bazı çıkımlarınız.
Ama bu bir sınır koymak.
O sınırı koyduktan sonra önce siz o sınırı koruyacaksınız ki...
İnsanlar o sınırı unutabilirler, tekrardan geçmek isteyebilirler.
Bu da doğal bir tepki çünkü. Ama siz o sınırı korumaya devam edeceksiniz ve önceliğiniz kendinizse eğer, kendinizi korumanızsa eğer bir arkadaşınız sizi bir yere davet ediyor olabilir ve siz oraya gitmek istemiyorsanız işte
bu mükemmel bir fırsat, ona hayır diyeceksiniz.
Ona hayır dedikçe işte kendinize evet demiş oluyorsunuz.
Kendinize ayırmak istediğiniz vakite evet demiş oluyorsunuz.
sınırlarınızı korumuş oluyorsunuz.
Ben New York'ta yaşadığım için çok fazla etkinlik daveti de geliyor bana.
İlk tepkim hemen gitme isteği oluyor.
Yani sanki sosyalleşmezsem o ortamlardan uzak kalacağım ve ortamlardan uzaklaşırsam da yapmak istediğim şeyleri yapamayacağım gibi bir korku var kafamda.
Ama kurduğum bağlar kuvvetliyse eğer ve hayatımda kalması gerekiyorsa Zaten bir hikaye bekleyebilirler.
Bir hikayeden sonra ben kendime iyice döndükten ve odaklandıktan sonra kaldığımız yerden de devam edebilme güveni de olmalı kafamın arka tarafında.
Bunların hepsini bu arada pratik yaparak bulmaya çalışıyorum.
Nasıl hissettim? Onlar nasıl hissetti?
Bu sefer hayır dedim. Bakalım bir sonraki sefere tekrardan ne devam edecek?
Bir daha gidecek miyim? Bir sonraki partiye ben gitmek isteyecek miyim?
Event'e gitmek isteyecek miyim?
Bir markayla çalışmazsam acaba ne olacak gibi.
Hepsini deneyimliyorum ve bu o kadar bilinçli gidiyor ki yani mindful deniyor ya.
Bunları yaparken farkındalıkla yapıyorum.
Ve bu farkındalık başka kararlarıma da yansıyor elbette.
Buradaki örneği de şöyle anlatmak istiyorum size.
Bir önceki bölümde çekim yapmadan önce kriz geçirdiğimi anlatmıştım size.
Çünkü evin köşeleri yeterli olmadı.
7 tane video çekmem gerekiyordu.
Komersyal bir video olacaktı, reklam videosu olacaktı bir marka için.
Aynı marka bana tekrardan 2 ürünle geldi.
Ve toplam 14 video yapacaktım.
Böyle yerlerde hemen şeye kapılabiliyorum ben.
İşte bak ne güzel iş fırsatı.
Böyle böyle başlıyorsun, portfolyon gelişiyor çünkü oyunculuk dersi aldığım için ve bu da...
TikTok oyunculuğu diye geçiyor bu arada.
Ürün tanıtıyorsunuz. Stüdyoda da çekebilirsiniz.
Evde de çekebilirsiniz. Bununla alakalı bir iş var aslında.
Kendi platformlarınızda yayınlamıyorsunuz.
Markaya çalışıyorsunuz.
Çok güzel. Diyorsun ki bak işte ne güzel bir yerden başlıyorsun.
Bu başladı. O öbür yere yansır.
Başka yere sıçrar. Geliştirirsin kendini.
New York'tasın. Bir sürü ajans var.
Bir sürü marka var. Kafadaki sesler tam memur.
Hani yapayım. İyi gitsin.
Bir yerden fırsat çıkar.
İlk duyduğunuz ses biraz daha böyle güvence isteyen ses oluyor.
Yine bence Türkiye'de büyüdüğümüz için olabilir biliyorsunuz memur olmak.
Yani benim ailemden o çok baskı olmadı ama memur olmanın çok övüldüğü bir ülkede büyüdük hepimiz.
Yani garanti olsun, devlet olsun, ömür boyu orada çalışırsın gibi.
Bana uymayan bir iş alanıydı.
O yüzden hiç denemedim bile ben.
Ama başka yerlerde karşıma çıkabiliyor.
İş hayatımda bir de freelancer olduğum için yaptığım bütün networklar, o connectionlar benim için değerli.
Çünkü portfolyomu güçlendiriyor.
Kendimi başka bir yere tanıtırken testimonialarım artıyor.
Bir de burada birkaç tane platformdayım.
Oralarda başvuru yaparken daha çok göstereceğiniz, daha profesyonel çalışmalarınız oluyor.
Baktığın zaman ne güzel.
Yani al bu işi ama işe evet dedikten sonra hiç mutlu olmadığımı fark ettim.
Böyle panik olduğumu fark ettim ertesi gün.
Ne ertesi günü? İki günü tamamen ona yarayacaktım.
Sabahtan akşama kadar bu videoları çekecektim.
Ve bunu yapmak istemediğimi fark ettim.
Zek'le de konuştum. Zek zaten bu konularda en büyük destekçim.
Hemen iptal etmem gerektiğini söyledi.
Ben de şeyden çekindim. Evet dedikten sonra geri çekilmem biraz daha olumsuz görünebilir.
Ondan korkuyordum. Sonra bir e-mail hazırladım.
Hadi bir deneyelim dedim. Ve cevap o kadar rahat geldi ki.
That's totally fine.
You're good. Hope to work next time.
Gayet anlayışlı. Köprüyü yıkmayan.
Bir sonraki için. heyecanını ve ilgisini gösteren bir e-mail geldikten sonra yine söyleyeceğim işte oradaki gücü fark ediyorsunuz.
Bunları yapa yapa öğreniyoruz bu arada çat diye konuşunca ve aa fark ettim demek ki böyle bir alışkanlığım varmışla çözülmüyor yapa yapa oluyor.
Ben orada kendime evet dedikten sonra acayip iyi hissettim ve ertesi gün tamamen sanatçı buluşmasıyla alakalı bir şeyler yapmak istedim.
Bugün Instagram'a da yüklediğim bir video var, işte çamaşır yıkamakla alakalı New York'ta, neden çamaşır makinesi yok, işte bu kararı verirken nasıl verdik, aslında değiştirmek istediğimiz şeyler bu kadar basit ama zor gibi bir konseptle
video hazırladım. Burada Nur Taç'ın, işte ben sinema dersleri almıştım biliyorsunuzdur belki, orada sinema derslerinden öğrendiğim Visually Storytelling.
Daha böyle hikaye anlatan ama içinde biraz daha benim için bir anlam ifade eden.
Fakat yine aynı şekilde kameraya da kullanabildiğim açıları kullanabildiğim bir çalışma yapmak istedim.
Videolar önceden çekilmişti.
O yüzden bu niyetle çekmediğim için belki sinematik bir açısı yoktu.
Daha çok böyle vlog gibi çekmiştim ben o videoyu aslında.
Ama bu kararı verdikten sonra yazısını da yazdım.
Videoları da editledim. Sonra böyle üzerinde subtitledir küçük bir başlık verdim.
Mesela değişim ve ortak don alanları gibi bir başlık verdim.
Benim için bunlar çok değerli.
Sadece Nurtaç için bak yani o sanatçı buluşmasında benim o aldığım his ve ilhamdan çıkan ürün bu oldu.
Ve bu beni çok tatmin etti.
O tatminlik de başka bir yere dönüşüyor ondan sonra.
Biraz daha yapmak istiyorsunuz.
Daha iyi giyinip başka bir yere gitmek istiyorsunuz.
Belki kendi fotoğraflarınızı çekmek istiyorsunuz.
işte Central Park'a gidip oradaki insanları videolamak istiyorsunuz.
Yani böyle aklınıza uçsuz bucaksız fikirler gelmeye başlıyor.
Ve burada lütfen şunu yakalamanızı istiyorum şu anda bile yapıyorsanız.
Kafanızda kendinize koyduğunuz limitler varsa hemen onları bulmanız gerekiyor.
İşte ben benim memnun eden bir şehirde yaşamıyorum, çok beğendim bir evde yaşamıyorum gibi gibi.
Çünkü bunlar zaten sanatçı tarafınızın tıkandığı yerden ki gördüğünüz bakış açısı.
Aslında orayı kırdıktan sonra, orayı açtıktan sonra Daha önce fark etmediğiniz bir şeyin güzelliğini görmeye başlıyorsunuz.
O yüzden renkler değişiyor, şekiller değişiyor, enerjiniz değişiyor, ortaya koyduğunuz ürün değişiyor, kendinizi ifade ediş şekliniz değişiyor.
İyi giymekten kastım da bu aslında.
Yani illa gidin pahalı marka, lüks şeyler satın alın demiyorum.
Çünkü o bizi çok fena yordu zaten.
Yani öyle bir tüketim dünyasında yaşıyoruz ki o kadar markalar gözümüze gözümüze sokuluyor ki sanki o pahalı eşya almazsak değerimiz...
yeteri kadar yükselmiyormuş gibi bir algıya varıyoruz.
Bu arada bu pahalı eşyalar mevzusu tamamen başka bir mevzu.
Yani eğer paranız varsa o birikimi yaptıysanız kendinizi ödüllendirmek istiyorsanız okey ama bütün hedefiniz bunun özelinde gelişiyorsa bence orada toksikleşmeye başlıyor oradaki lüks ihtiyacı.
Çünkü o konuda değilsiniz ve o konuma gelebilmek için bir şeyler yapıyorsanız o sizi yorabilir ve içten tatminlik olmadığında da bir yerde patlıyor zaten.
Elinizde kalıyor onlar. Ya da siz siz olmaktan uzaklaşıyorsunuz.
Mesela ben bu sanatçı buluşmalarını yaptıktan sonra da yani hiçbir marka benim için bir şey ifade etmiyor.
Bu eşitleri yarın bir gün elimde şener çanta görmeyeceksiniz anlamına gelmiyor.
Yani ola da bilir, onu demek istiyorum.
Ama nihayet hedefim o değil, ilgimi çeken şey o değil.
Beni iyi hissettiren, bence beni iyi gösteren, kendimi güzel bulduğum kıyafetlerin içinde olmak, renklerin içinde olmak benim için ilham verici oluyor.
Kendi tarzınızı bulmanız, bir şeyi bir şeyle eşleştirmeniz.
Başkası yaptığı için değil. Gerçekten sizin ilginiz olduğu için siz çıkardıktan sonra zaten orada bir güven de ortaya çıkıyor.
O yüzden bu sanatçı buluşmaları çok değerli.
Burada neler yapabilirsiniz tamamen sizin kendi ilgi alanınızla alakalı.
Bir antikacıyı gezebilirsiniz, müzeyi gezebilirsiniz, konsere gidebilirsiniz.
Eski bir film izleyebilirsiniz ya da hiçbir şey yapmadığınız parkta yürüyüşe çıkabilirsiniz.
Telefonunuzla fotoğraf çekebilirsiniz, fotoğrafı editleyebilirsiniz, farklı renkler deneyebilirsiniz.
preset hazırlayabilirsiniz.
Belki grafik dizayn yapabilirsiniz.
Eski kıyafetinize yeni bir form verebilirsiniz.
Değiştirebilirsiniz. Başka bir kıyafetle dikebilirsiniz.
Yani yeter ki o an böyle oyun oynuyor da hissini alın.
Kendi çocuk tarafınızla karşılaşın.
O daha enerjik, daha yüksek, daha ilham alan, kendisine de ilham veren bir tarafınızla tekrardan bir araya gelin.
Burada zaten kendinizle baş başa kaldığınızda Unuttuğunuz şeyleri hemen hatırlamaya başlıyorsunuz.
Belki çat diye gelmiyor. Zaten bu kitap size o görevleri veriyor, alıştırmaları veriyor.
İşte 8 yaşındaki halinize mektup yazdırıyor, 80 yaşındaki halinize mektup yazdırıyor gibi.
Böyle kendinizin de çok aklına gelmeyen şeyleri yaptıktan sonra böyle bir yüzünüzde tevessüm oluşuyor diyeyim.
Yine tüm bu aktiviteler size zor günlerin gelmeyeceği vaadini vermiyor.
Zor günler geldiğinde yere yapışmayacağınızın vaadini vermiyor.
Ama en azından o anda kendinizi o yerden nasıl kaldıracağınızla alakalı.
bir araç vermiş oluyor ve siz o aracı kendinize göre kullanmaya başlıyor oluyorsunuz.
Kendinizi sevdiğiniz insanlardan uzak tutmak belki zor gelebilir.
Kendinizi suçluyor olabilirsiniz.
Bencil görüyor olabilirsiniz. Hatta belki insanlar sizi bencil diye adlandırabilir.
Ama inanın bana eğer ki o süreye ihtiyacınızın olduğunu hissediyorsanız gerçekten onu yapmanız gerekiyor.
Ve yaparken zaten insanlar sizi anlamaya başlıyorlar.
Bir de üstüne siz bunu yapıp kendinize iyi geldiğinizi görünce onlara da model olmuş oluyorsunuz.
Yani tamamen Win-win situation bence.
Başta olumsuz gibi görünebilir.
Belki başta birilerinin kalbini kırabilirsiniz.
Ama o pekiştirmeyi de artık kaldırıyor oluyorsunuz.
Her başı sıkışan size gelemiyor oluyor artık.
Ve artık size gelemeyince belki o da kendi başına bir şeyleri çözmeyi öğreniyor.
Bu sizin için de geçerli.
Yani her başını sıkıştığında birine gitmeyin.
Kendiniz neler yapabiliyorsunuz?
Başka ne araçlar var?
Onlara bir bakın. Kızım sana söylüyorum.
Gelinim sen anla. Yine ben kendimi hatırlatıyorum bunları.
Çünkü ben de alışkanlığım zevk üzerinde gelişmişti biliyorsunuz.
Her başım sıkıştığında ona gidiyordum.
Tabii ki de destek alabilirsiniz.
Onların fikirlerini sorabilirsiniz.
Ama günün sonunda kendi ne istediğinizi bulmanız için kendi kendinize kalmanız gerekiyor.
Kendi sesinizi bulmanız gerekiyor.
Ve bu aşırı keyifli.
Çünkü... Hepimiz sanatçıyız.
Bunun sözünü veriyorum size.
Yüzde yüz hepimiz sanatçıyız.
Herkes başka bir şekilde, başka bir formda, başka bir dilde, başka bir renkte sanatını icra ediyor, sanatını çıkarıyor.
Sanatını yapamayanlar zaten o tıkanıklığı hissediyor ve tıkanıklığı hisseden de o gerginlikte yaşıyor.
Çünkü biliyor ki yapması gereken şeyi yapamadı.
İçinden gelen o enerjiyi çıkartamadı.
Sanıyorum The Creative Act, A Way of Being kitabındı.
Orada bir bölüm vardı.
Bir fikir dünya gelmek istediğinde herhangi birimiz aracılığıyla geliyor diye.
Bu çok güzel bir şey.
Yani bir fikir, bir oluşum olması gerektiğinde aslında herhangi birimizin aracılığıyla gelecek.
O yüzden şey yaşarız ya bazen.
Aa benim fikrimdi o.
Benim aklıma gelmişti önce ben yapmalıydım ama bak yapmadım.
O yaptı derken aslında bunun amacı bu.
Onun zamanı geldiyse sen olmazsan başkasıyla gelecek.
O yüzden aklına geldiği anda neler yapabileceksin?
Senin olan, sana ait gibi hissedilen o proje ne?
Nasıl ortaya çıkarabilirsin?
Biraz onları düşünmekte de fayda var.
Sanatçının yolu kitabının en çok söylediği şeylerden bir tanesi de lüks gibi görünüyor ya sanatla ilgilenmek, işte yaratıcı şeyler yapmak çok lüks ve yapamayız.
Önce paramın olması lazım, önce vaktimin olması lazım dediğimiz şeyler.
Ama o telefonlarınızda saatler geçireceğinizi, belki sulu boyayla bir şey yapmak, belki böyle kendi köşenize çekilip kolaj yapmak, dışarı çıkıp yürüyüp fotoğraf çekmek muhtemelen, sanıyorum muhtemelen daha iyi hissedeceğiniz
bir zaman olabilir. O yüzden...
Bahanelerimize de sığınmayalım.
Azıcık orada size kolat yapmak istedim.
Yani birazcık poklayacağım. Çünkü illaki vaktimiz var.
İnanın bana o kadar telefonlarımıza yapışık yaşıyoruz ki.
Ben de öyleyim bu arada. Yani size söylerken sana telefona bakmıyorum.
Bir şey izlemiyorum değil. Ama yaparken kendimi yakaladım da durduruyorum.
Diğer şeye kendimi çekmeye çalışıyorum.
Çekemediğim zamanlarda da kendime hoşgörülü davranmaya çalışıyorum.
Hoşgöremediğimde de kavga ediyorum.
Yani olay bu aslında. Hepimizin minimum günlük olarak az çok yaşadığı şeyler diyorum ve bölümü çok daha uzatmadan bitiriyorum.
Genel bir açıklama oldu.
Daha derin anlatmamı isterseniz bu kitapla alakalı bir bölümde onun için hazırlayabiliriz.
Eğer siz de deneyimlerseniz sanatçı buluşması, kendinizi çıkardığınız böyle daha yaratıcı tarafınızla buluştuğunuz bir şey yaparsanız benimle paylaşın lütfen.
İnstagram'dan ya da e-mail üzerinden bana ulaşabilirsiniz.
Bu arada bu podcast'ı da Spotify ya da Apple Podcast üzerinden takip edebilirsiniz.
Teşekkür ediyorum. Kendinize çok iyi bakın.
Haftaya pazartesi yine sabah 7'de görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
