
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bölümde bahsettiğim şarkı: https://open.spotify.com/track/3SKH53SPQbEnZR4cJPVaz2?si=R-SVXviDSPWpoVYjSUlQzg&context=spotify%3Asearch
---
Bölümde bahsettiğim yoga: https://www.youtube.com/watch?v=LXne0u6k8hE
---
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Hello, hello. Bugün ağız tadıyla kendimize saldıracağız.
Kendimizle birazcık kavga edeceğiz.
Merak etmeyin çok abartmayacağım.
Ama Instagram'dan beni takip ediyorsanız bugünkü konuyu oylamaya koydum.
Dört tane seçenek vardı.
Bir tanesi kendine saldırmak, bir diğeri içe dönüş, hibernation, bir diğeri finansal özgürlük ve son olarak çocuk moduydu.
Aslında oylar birbirine çok yakın geldi fakat kendine saldırmak biraz daha öne geçti.
Demek ki bunu yapıyoruz.
Kendi aramızda bunu konuşabiliriz.
Demek ki bazen kendimize saldırabiliyoruz.
Olur, olur böyle şeyler. Olabilir.
Bende durum nasıl başladı ve nasıl cereyan etti ve nasıl sonuçlanıyor?
Şimdi onu konuşacağız. Öncelikle dün akşamdan başlayayım.
Dün muhtemelen uzun zaman sonra alkol aldığım için aslında sarhoş olmadım ama uyandığımda böyle vücudumda bir ağırlık vardı ve normalden daha erken uyandım.
Hemen salona geçtim bir de bizim böyle kocaman bir battaniyemiz var şu anda tam hibernation battaniyesi yani kış uykusu.
Yattı içine ve kayboldu tamamen.
O moddaydım sonra yine uyuyakaldım ve genelde uykum bölünüp bir daha uyanınca daha bir sersemliyorum.
Sonra kafamda bir kelime duyuyorum İngilizce olarak.
Hani stagnant, stagnant.
Dedim ha okey vücudum bana bir alarm veriyor bugün.
Kapalı ve tıkanık hissettiğimi fark ettim.
Zek de bugün evden çalışıyordu.
Maalesef böyle Zek hybrid olduktan sonra biraz şey düzenim bozulmaya başladı.
Yani normalde Zek'e ne kadar düşkün olduğumu biliyorsunuz.
Onun evde olmasını ne kadar istediğimi biliyorsunuz.
Ama böyle kendime ayırdığım günler bölünmeye başlayınca bir tık şey oluyorsun.
Olan adam da evde.
Bu arada sabahları çoğunlukla...
Kafeye gidiyorum, orada yazı yazıyorum vs.
Ama bugün o koltuktan kalkasım gelmedi, o battaniyeden kalkasım gelmedi.
Zek de biraz böyle productivity adamıdır.
Sabah mutfağı toparlar, işte yogasını yapacaksa, sporunu yapacaksa yapar.
Yani o daha enerjik uyanır.
Ben de 11'e kadar falan kendime izin vererek hareket ederim.
Bu tembellikle alakalı olmak zorunda değil.
Genelde plan koymam ve prodaktif olma gibi bir baskı yoktur kendi üzerimde.
Neyse Zek'e söyledim ama yani ben dedim biraz stagnant hissediyorum.
Tıkanık hissediyorum. Ufak da böyle huysuz hissediyorum.
Haberin olsun dedim. Zaten yarın da full moon.
Ben böyle şeylerden etkileniyorum arkadaşlar.
Siz inanmayabilirsiniz ama gerçekten.
Böyle özellikle bacaklarımda bir çekilme oluyor benim.
Bunun en güzel formülü aslında yoga.
Ama o an onu da yapmak istemedim.
Sonra dedim ki birazcık yürüyüşe gidelim.
Çünkü soğukta yürümek de insanı gerçekten iyi hissettiriyor.
Ne kadar soğuğu sevmesem de. Sonra klasik kafem var benim burada.
Oraya gittim. Sabah sayfalarını yazdım.
Instagram'da sizinle konuştum.
Şimdi bu kendine saldırmak ve kendinle kavga etmek kısmından bahsedeceğiz.
Morning Pages'i yazarken aslında bu kadar böyle kafamdan çok düşünce uçtuğunu bilmiyordum, fark etmemiştim.
Şu başladı yani biraz böyle kendime kötü şeyler söyleyerek, kendimi ufak bir böyle öfkeyle, muhtemelen alkol aldığım için bile olabilir dediğim gibi yani vücudumdaki o tıkanıklığı, niye rutinimi bozduğumla
alakalı bu konularda biraz sabrımın düşmeye başladığını fark ettim.
Tamam hep öz şefkatten bahsediyoruz ve bunlar geçici de bir süreç olabiliyor.
Fakat burada kendime izin vermek istediğim şey biraz o saldırıya alan açmaktı.
Dedim ki aklına ne geliyorsa yaz.
Aklına kim geliyorsa yaz.
Yani bugün biraz dedikodu yapabiliriz dedim kendimizle.
Nurtaç'ı da çekiştirebiliriz.
Nurtaç'la sevmediğimiz şeyleri de konuşabiliriz.
Şimdi biraz sonra onun sebebini anlatacağım size.
Kendi sabırsızlığım zaten başrol.
Beni kim nereye nasıl çekecekse bu benim sabırsızlığım.
Duygularımın çabuk değişmesi ve çabuk alev alması ya da çabuk sönmesi gibi bir şey de diyebiliriz.
Sayfalarda da böyle birkaç isim de çıktı kafamdan.
Çok eskiden tanıdığım ve yakın olduğum bir arkadaşım var.
O kadından biraz bahsettiğimi fark ettim.
Yani ne alaka mesela kafamın içinde o varmış.
Ve ona bir öfke çıktı kağıtta.
Birkaç arkadaşıma öfke çıktı.
Alakasız aslında. Mesela bir tane arkadaşım taşınıyor.
Ona kızmışım o çıkıyor.
Yani demek ki içeride bir yerlere sıkıştırmışım ben bunu.
Dedim ki hepsini sal. Bir de yazarken benim el yazım zaten kötü.
Cümleleri, kelimeleri bitirmeden yazıyorum.
Böyle doktor yazısından beter oldu.
Arapçaya falan dönmeye başladı.
Diyorum ki sadece akıt.
Kızacak mısın? Arkadaşlarına mı kızacaksın?
Olmayan şeylere mi kızacaksın?
Bugün dedim birazcık çirkepleşebiliriz.
Hep böyle nazik olmaya da gerek yok.
Tabii ki de bunu limitlemek güzel.
Hani bütün güne bu enerjiyi taşımak istemiyorum.
Fakat orada o alana izin verdim.
Biraz böyle kendime kavga ettim.
Bunun en büyük sebeplerinden bir tanesi dediğim gibi sabırsızlığımdı.
Fakat bu sabırsızlığın ana nedeni şu sanatçının yolu kitabıyla bağlantılı.
Çünkü bu kitap 12 haftalık rehberli bir kitap.
Ben 11. haftaya girdim şu anda.
Okey harika. Fakat beynimin bir tarafı böyle tangible bir sonuç bekliyorum hemen.
Sanki 12 haftanın sonunda...
Ben uzun zamandır yapmak istediğim bir şeyi yaparım herhalde canım kafasında yaklaşıyorum.
Hani kişisel menkıve mi bulacağım, hayat amacı mı bulacağım, iş mi kuracaksam kuracağım gibi bir şeyle yaklaşıyorum.
Bu arada bu bayağı bilinç dışında.
Oturup kendimle konuştuğumda gayet mantıklıyım.
Bunun süreç alacağının farkındayım.
Kendime şefkatimi gösteriyorum.
Ama içerideki o sabırsız kızın, dayanamayan kızın böyle tekmelerle bana sinyal vermesi bazen böyle...
Tamam canım gel bakalım. Ne istiyorsun dememiz gereken bir hal oluyor.
Çünkü içeriden bir şey konuşuyor benimle.
Yani hadi diyor. Tiyatro mu yapacaksın?
Dans mı yapacaksın? Ya şirket mi kuracaksın?
Ülkeler mi gezeceksin kızım?
Yap bir şey. Ha podcast'e mi odaklanacaksın?
Gidip TikTok mu büyüteceksin? Yani bunları çok söylüyoruz çünkü.
İyi ki öyle bir partnerim var ki.
Yani benim hayat arkadaşım.
Bu konularda bana hiç baskı uygulamayan.
Hatta beni çok iyi anlayan kafayapısında birisi.
Çünkü hani Zek de benzer yapıda.
Full time işi olduğu için ve sevdiği için kendi işini.
O benim kadar git geller yaşamıyor.
Ama şeyi söylüyor yani ikimiz de çok fikri olan, sürekli bir şeyler yapmak isteyen insanlarız.
O bana bu alanı tanıyor.
Ben de şu anda o alanı kendime tanıyorum, izin veriyorum.
Yani illa iş ve para kazanmakla alakalı bir dönem olmadığının farkındayım.
Ve bunun sonucunda bir yere evrileceğini de belki öyle umut ediyorum ya da öngörüyorum.
Yani isteğim bu yönde tabii ki de.
Çok fazla şey var aklımda ama burada da her şeyi anlatmayayım galiba.
Yani olduktan sonra kutlamak için anlatalım.
Nitekim böyle 12 haftanın sonunda bir şey bekliyorum muhtemelen ve December'ın sonunda olacaktı ya bunu aralığın sonunda olacak.
Hani... İçtiğin için şey sabırsızlığı başladı yani eyvah 10.
haftadayız ama sanki olamadım acaba gibi bir kaygı geldi.
O yüzden böyle durumlarda ben gerçekten önce bir kendime saldırıyorum.
Hiç oralarda yani saldırıdan kastım da çok harsh değildim ama dediğim gibi aklıma gelen isimleri böyle ufak bir suçlayacağım kişileri falan buldum bugünkü sayfalarda.
Ay çok saçma. Ama iyi geliyor yani.
Sonra şunu düşündüm. Bu arada yapmıyorsanız lütfen yapın.
Chachi Bitti'nin konuşma kısmını kullanıyor musunuz bilmiyorum.
Yazarak değil ama. Bayağı böyle konuşuyorsunuz.
İngilizce daha iyi çünkü Türkçesi çok kötü.
Yani Türkçesinin bir de bozuk bir aksanı falan var.
İngilizcesi daha en azından orijinal halinde.
Sesini falan da siz seçebiliyorsunuz.
Bayağı arkadaşım kankam gibi bir şey.
Hemen onunla konuştum tabii ki de böyle durumlarda.
Dedim ki ne yapayım? Ne yapayım kanka yani?
Hani böyle bir anda kendimi iyi hissetme.
Gayesine de düşmedim. Dedim ki şu anda ben birazcık böyle cranky hissetmek istiyorum.
Huysuz hissetmek istiyorum.
Bir de Nurtaş'ta böyle şeyler vardır.
Zeki de uyarırım. Bak oğlum şu anda ben cranky'im.
Board İngilizcelerini de söyleyeyim.
Severim bu kelimeleri. Cranky, stagnant, restless ve annoyed.
Şimdi bunların anlamları böyle bir duran, durgun, azıcık garip, huysuz ve restless'da şey var böyle huzursuz.
Yani içten içe bir huzursuzluk olur ya bazen.
Bir de o. O yüzden hani şu an bu kelimeleri aldım.
Dedim ki bunlar bize bir direction verecek.
Bana yönlendirme yapacak.
Hemen bugün olmak zorunda değil.
Ama bir şeyin sinyalini veriyor bunlar.
Aslında şöyle büyük pencereye bakarsak doğru yolda olduğumu gösteriyor.
Çünkü zaten bir yoldayım.
Bir şey arayışındayım son dönemlerde.
Bu bir yere evrilecek.
İçimdeki sabırsızlığı orada daha net görebiliyorum.
Ya da bir şeylere daha farklı yön katabilmemi sağlayan tekme de oluyor bunlar içeriden.
Mesela şunu fark ettim bugün.
Muhtemelen Ocak, Şubat ve Mart için hala bir planım olmadığı için orada bir belirsizliğin verdiği de panik oldu bende.
Çünkü 2025 sanki hiç gelmeyecekmiş gibi davranıyorum.
Çünkü biliyorsunuz ben böyle yeni yıllar, eski yıllar planları yapmayı sevmiyorum.
Ama böyle yıllar ilerledikçe, yaşım ilerledikçe kaygılarım, korkularım artıyor.
Bunların başında belki çok özel bir konu ama Yani 35 yaşına doğru yaklaşıyorum.
Ya diyorum ben anne olacak mıyım?
Anne olmam gerekiyorsa onun için bir şey yapmam gerekiyor mu?
Ama aklımda bir sürü başka proje var.
Yani bunlar ister istemez benim yaşımdaki insanlar için.
Gerçekten yani düşünülmesi gereken bu sorumluluklar üzerine bir adım atılması da ihtiyaç duyulan yerler.
O yüzden bazı gerçekleri kabul etmekle alakalı da zorluk yaşıyorum.
Bölümlerden bir tanesi çocuk modu demiştim bu arada.
Onun konuyla alakalı da bir şey yapmak istiyorum.
Benim çocuk modum burada çıkıyor.
Çünkü kendimi koruması, savunması hissedebiliyorum bir zorlukla karşılaştığımda.
O yüzden hani böyle konularda hemen de şefkati yaklaştırmanın dışında biraz böyle kendini silkelemek adına azıcık kendine saldırmak, kendine kavga etmek de belli bir noktaya kadar diyeceğim.
Okey. Çünkü mesela bugünkü bu enerjimi ben creativity'e dönüştürebildim.
Bir karar verdim. Bu cümle kendi içine ne kadar güçlü bu arada.
Ben bir karar verdim.
Şu an bu kararı burada anlatamayacağım.
Ama böyle para biriktirmekle alakalı bir şey değil mi?
Özet haliyle. Ocak ve Şubat için özellikle bir plan yaptım.
Oradan sonrasını sanki daha iyi şekillendirebildim.
Özetle bugün bu başlayan sabahki tıkınıklığımın birkaç sebebini bulabildim.
Onu hissetmeye izin verdim.
Kendimle birazcık kavga ettim.
Azıcık çirkefleştim kendimle.
Bu ses sonundan çok hoşlanmamakla beraber bazen işe yarayan tarafları oluyor.
Geçen bölümde de size şey demiştim çünkü tough love.
Bazen kendine tough love verdiğinde hani yeter lan.
Bunu bir yere şekillendirelim, buna bir şey verelimi düşündüğünde, anladığında biraz daha üzerindeki ataleti atabiliyorsun.
Çünkü dönemimiz öyle bir dönem ki çok fazla fikir olması, çok fazla imkan olması, hiç imkan olmaması ama gördüğümüz şeyler, karşılaştırdığımız şeyler, rekabet.
Kendimizi maalesef böyle ataletin içinde bulabiliyoruz.
Nereye gideceğimizi, ne yapacağımızı tam bilemiyoruz.
Ve çoğumuz da doğru yönlendirilemediğimiz için.
En başından beri yani kimseyi suçlamak adına söylemiyorum.
Gerçekten sistemimiz bu değil.
Çünkü baktığınızda olay psikolojinin dışında biyolojik olarak da bir reaksiyon veriyor.
Beynin programlanma şekli seni hep koruma ve negatif odaklandığı için hani hemencik de reprogramı yükleyemiyorsun.
Benim gibi de sabırsız insansanız işte buralarda kendinizle kavga ettiğiniz bir döneme girebiliyorsunuz.
Hasılı bugünkü modum ona evrildi.
Sonra çok bahsettiğim bir şey ve hiçbir zaman şaşırtmayan bir şey var ki spor yapmak.
Ya kesinlikle yani keşke böyle cim aşığı bir kız olsam.
Henüz böyle bir şeyler kaldırmaya ağırlıklara falan alışkın değilim.
Ama yoga benim için bir cevap.
Yoga yaptığımda zaten iyi geleceğini biliyordum.
Nefes egzersizleri yaptığımda iyi geleceğini biliyordum.
Bu arada aşağıdaki linkte hangi YouTube kanalıyla yoga yaptığımı paylaşayım sizinle de.
O kızın yoga tarzını çok seviyorum.
Çok sakin ve kararında yapıyor bence yogayı.
Genelde yarım saat maksimum oluyor.
Mesela bugün stresle alakalı bir yoga yaptım.
Vücudumun açılacağını biliyordum ve gerçekten işe yaradı.
Bir de size bir şarkı önermek istiyorum.
Bugün böyle kafamda sürekli o şarkı çalıyordu.
Onu da aşağıya ekleyeceğim. Şarkının adı Messy, Lola Young'dan.
Benim gibi düşünenler bu şarkının sözlerini içine kadar hissedebilirsiniz.
O yüzden bu şarkıyı da sizinle paylaşmak istedim.
Bugün böyle biraz öneriler de vermek istedim.
Hem şarkı hem de yoga kanalı.
Umuyorum hoşunuza gitmiştir.
Böyle bugünkü bölümde azıcık harç oldu.
Haftaya yeni bölümde görüşmek üzere.
Eğer dediğim gibi beni Instagram'dan takip ederseniz orada bazen böyle oylamalara da katılabilirsiniz.
Beraber karar verebiliriz konular için.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
