
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
İçmeden kafamızın güzel olduğu bir bölümden herkese selamlar.
Bugün gerçekten böyle uyandım.
Hiç şaşırmıyorum kendime.
Yani klasiktir zaten.
Bir sebebi artık Sanatçının Yolu kitabı bitmek üzere.
Bittiği gibi bir daha başlayacağım.
Daha önce söylemiştim yani tangible bir şey bekliyordum ben bu kitabın sonunda.
Mantıksız olduğunu bilmeme rağmen yani kendimi tanıyorum artık.
Sabırsız ve mantıksız bir kızım.
Benim için mantıklı olması gerekli değil zaten bir şeyin olması için.
12. haftanın sonunda işte ben artık videograferim, sinematograferim, bir ajansım var, fotoğraferim gibi bir title ile çıkmayı bekliyordum.
Çıkmayacağımı da biliyordum, çıkmadım da.
Çünkü bir sürü title çıkıyor içimden.
Şunu da yapmak istiyorum. Bunu da yapmak istiyorum.
Bunu da olacağım gibi title'larım var.
Ama hiçbirine de yapışmıyorum.
Hiçbirine de sahip olmuyorum. Odaklanmıyorum.
Tutmuyorum onları. Bunlar benimle alakalı klasik şeyler.
Benim podcastlerimin bir amacı zaten biz bu dalgalanmaları konuşmak istiyoruz buralarda.
Hallettim yaptım diye bir şey yok.
34,5 yaşındayım artık.
Böyle sayıyorum kendi yaşımı.
34,5 yaşındayım ve yaşımın bana getirdiği şeyler gibi bir kaygımın olmasını da istemiyorum.
Bugünkü bölümde neden kendimizi %100 sevemediğimizle alakalı bir iç dökmek istiyorum ben samimi bir şekilde.
Sevemedim ben şu kızı %100 olarak.
Kendini çok seven bir insanım, kendimi acayip gülüyorum, kendimi tatlı bulurum ve küçükken kendimle alakalı kurduğum hedefin hala arkasındayım.
Ne güzel, bravo bana.
Ama aynı zamanda kendimi hırpalamayı bırakmıyorum, yok reprogram yapacağım, aman senin onay alma ihtiyacın varmış gibi ses tonlarıyla da asla kendimi serbest bırakmıyorum ve Ben bundan
yoruldum. Yani siz de yorulmadınız mı?
Her hafta kendini bir didik didik yapmaktan, olmadığını fark etmekten, kendini her halinle sevememekten yorulmadınız mı?
Ben hatalarımı sevemiyorum. Ben başarısızlığımı sevemiyorum.
Zorlandığım yerleri sevemiyorum.
Ben acayip kendisine çabuk sinirlenen bir insanım.
Kendinden fazla fazla beklentisi olan bir insanım.
Burada şunu anlatmak istiyorum.
Yani ben şu hayatı layıkıyla yaşamayı beceremiyorum ya.
Bir salmayı, bir serbest bırakmayı, elindekilerin tadını çıkarmayı.
Bugüne kadar yaptığın şeylerin gururunu yaşamayı beceremiyorum ben.
Ben beceremiyorum arkadaşlar. Yani hepimiz sabah uyanmak, yataktan kalkmak, yatağını toplamak, bir kahve yapmak, ondan keyif almak, huzur, sağlık.
Şunlara tutunmak yerine hala dışarıdan etkilenmeyi bırakamıyoruz.
Ve hala olmaya ne?
Neyi değiştirebilirim?
Neyi ekleyebilirim? Ben salmayı beceremiyorum.
Beceremedim. Yani elimde olanlara odaklanıp elimde olanların keyfini çıkarmayı, tadını çıkarmayı beceremedim.
Keyfini çıkarırken de arka planda hala şeyin farkındayım yani hani keyfini çıkar ve bitir.
Hani bir an önce yapalım onu ve sonra yeni hedefe odaklanalım.
Son iki yıldır bu dalgalanmalarla yaşıyorum.
Bu alışkanlıklarımdan kurtulmaya çalışıyorum.
Çünkü anda kalabilmek, slow living diyoruz ya o yüzden sürekli hibernation hibernation.
Ulan hibernation falan yapamıyorum ben.
Bundan uzun zamandır bahsetmeme rağmen.
Ya hibernation diyorum 3 günlük şehir dışı şeyinden geldim, seyahatinden geldim.
10 influencer kızla.
Sen kendi enerjini korumak isterken.
Ya bu saçmalığın farkında mısınız?
Ben tutup bir de... Main creator oldum bu etkinlikte.
Bir anda bir bakmışım ana üretici benim içerik üreticisi.
Kızlarla bir anda şehir dışına çıktık.
Ben başka bir arkadaşımla trenle gittim.
Diğer kızlar böyle bir arabayla gittiler.
Dedim en azından onunla gitmeyeyim.
Yani üç katı fazla para ödememe rağmen trenle gitmeme.
Bu arada Amerika bu konuda aşırı saçma bir yer.
Tren daha pahalı. Dedim ki en azından sessiz sakin kendi halimle gideyim.
Başka bir arkadaşımla yine ekipten.
Fakat on kız bir evde kocaman bir villadaydık yani.
Çok da tatlı aslında. Ama hani hibernation'ım?
Kitaplarımı aldım bir sayfa okuyamadım.
Morning pages'ımı yazacaktım kahve döktüm defterime.
Yani kızlarla sohbet ediyorum aynı anda çünkü.
Saçmalık üstüne saçmalık ama yine dediğim gibi kendimden böyle şeyleri beklediğim için şaşırmıyorum.
Nurtaç'tan çok mantıklı şeyler beklememizde gerek yok.
Buraları da sevmek istiyorum ama.
Bu mantıksız halimi, bu kaygılı halimi, bu sabırsız halimi, bu tutkulu halimi, bu meraklı halimi.
Ama aynı zamanda awkward halimi yani sakar halimi.
Beceriksiz halimi de sevmek istiyorum.
Benim kendimde sevemediğim şey çabuk unutmam.
Yani bir plan yapıyorum program yapıyorum bir şey öğrendim kendimle alakalı yeni bir keşfim var.
Sonra onu unutuyorum çünkü çok fazla distracted oluyorum.
Bunun bir sebebini çünkü aynı zamanda anlam arayışı halindeyiz ya.
Bunun bir sebebini çok saçma yengeç burcu olmakla bağdaşlıyorum.
Çünkü diğer insanların enerjisinden çabuk etkileniyorum.
Empatik bir tip olduğumu düşünüyorum.
Diğer insanların yaşadıklarından işte ortamdan vesaire.
hemen etkilenebiliyorum.
Onların enerjisinden de etkilenebiliyorum.
Bunu tam anlamıyla korumayı beceremedim.
Bu benim kendimle alakalı gerçekten sevemedim ve çok zorlandım bir şey.
Bir de bu Airbnb Trip'te bir kız var tarot yaptı.
Dedi ki çok shortcut seviyorsun.
Yani uzun uzun yapmayı sevmiyorsun.
Plan ve strateji geliştirmeyi, onun üzerine düşmeyi sevmiyorsun.
Ama bu olmadığında da istediğin başarıyı alamayacaksın dedi.
Normalde böyle tarot fal şeylerle hiç ilgilenmem.
İlgimi çekmiyor genel olarak.
Duymak istemediğim şeyler olacağı için de olabilir.
Çünkü bilmiyorum ben etkileniyorum böyle birisi bana bir şey söylese işte şu olacak gelecek de bu olacak işte.
Ne bileyim 60 yaşında öleceksin falan dese gider 60 yaşında psikolojik olarak ölebilirim.
Yani kendimde korktuğum bir şey bu.
Neyse bir kız herkese tarot falan bakıyordu.
Sıra bana geldi ben de yaptırdım.
Geçen yılda yapmıştı. Böyle tradisyon olarak her yıl bir tane yapacağız galiba.
Sonra geçmişle alakalı bir şey söyledi.
Çok benziyor. Şu andaki de bu dediğim yani hani.
Sen de de shortcut seviyorsun. Yani çabuk olsun cübi kızsın.
Yine bu sabırsızlığıma geliyor işte bir ucu.
Kendimde sevemediğim bir şey bu benim.
Neye faydası var? Neye hizmet ediyor bilmiyorum.
Fakat genel haliyle şunu anlatmak istiyorum aslında bu bölümde.
Biz böyle kendimizi yüz yüze sevemedikçe, başa sardıkça, başkalarından etkilendikçe, sosyal medya, teknoloji, işte şimdi AI'ler falan olmuyor.
Olmuyor yani. Benim burada hayatım zaten limitliyse eğer kendimi reprogram yapacağım diye uğraşmak istemiyorum.
Sebeplerini, sonuçlarını bu kadar sorgulamak istemiyorum.
Fakat sorgulanmayan bir hayatın nasıl olduğu ile alakalı en ufak bir fikrim yok.
Çünkü çok yüksek ihtimalle doğdumdan beri böyle olduğum için hassas bir insan, çevresine duyarlı bir insan olduğum için kendimi izole etmeyi, korumayı da beceremiyorum.
Dışarıdan etkileniyorum, düşüncelerim dalgalı, ben zaten dalgalı bir tipim.
O yüzden bu haliyle uzun vadede tam randomanlı bir performans göremiyorum kendi hayatımda.
Bununla alakalı bir derdim var benim.
Bundan da hiç hoşnut değilim.
Çünkü sosyal medyadayım ama değilim bir ayağım dışarıda.
Ticaret yaptım ama bir ayağım dışarıda hemen çıktım.
Ajans mevzusu falan yani iş kurmayı da beceremedim.
Çünkü istemiyorum yani ben öyle sabahtan akşama kadar çalışan bir insan olmak istemiyorum arkadaşlar.
Bu iş hayatını kim bize nasıl empoze etti bilmiyorum ama bana empoze edilemedi o.
Yani çocukluktan beri hiçbir zaman çok çalışmakla alakalı bir hayalim isteğim yoktu.
Sevmiyorum o mantaliteyi.
Kendine vakit ayırmayı seven bir insanım.
Burada demek istediğim şey, uzun vadede bu huzurlu hayatı yaşamak mümkün mü?
Artık ben bunu sorgulamaya başladım.
Çünkü program dediğimiz olay basit değil.
Ben 6-7 yıldır bunun üzerine odaklanıyorum ve yok.
Yok anam olmuyor yani bir tabiat mevzusu var.
Karakterine doğup doğmadın bile ayrı bir tartışma konusu.
Bir şeyleri değiştirmek o kadar da kolay değil yani.
Bir Atomik Alışkanlıklar kitabını okuduktan sonra alışkanlıklarım değişmiyor benim.
Bir Sanatçın Yolu kitabını yaptıktan sonra yeni bir şey çıkmıyor içimden.
Zaten altını çizerek söylüyoruz.
Bunun olmadığının farkındayım.
Mantıksız bir beklenti olduğunun farkındayım.
Ama ben mantıklı bir insan değilim.
Yani benim gönlümden geçen ben bir kitap okuyacağım ve bütün alışkanlıklarım değişecek.
Ben bir sanatçının yolunu kitabı yapacağım ve bittikten sonra ben bir sanat okulu açmış olacağım gibi.
Benim gönlümden, hayalimden geçen şeyler bunlar.
Ben bir kitap okuyacağım ve her şey değişecek.
Sabır yok bende yani o sabırla kendine yaklaşmak her halinle kendini sevmek mevzusu ne demek?
Biliyorsanız ne olursunuz bana bir e-mail atın bir şey yazın beni arayın anlatın bana.
Anlatın da yine anlamayacağım bu arada yani anlatan arkadaşlarımız da oldu.
Terapide aldım o kadar biliyorsunuz.
Günün sonunda aynı duvar ya yani aynı duvara bakıyorum ben.
Benim şu anda geldiğim nokta ben bu halimi sevmek istiyorum.
Mantıksız halimi sevmek istiyorum birazcık yani her şeyimi de sorgulayıp kurcuklayıp değiştirmek istemiyorum artık.
Benim en iyi versiyonum belki de bu değil.
Toplumun da kabul ettiği, toksikliğin olmadığı bir versiyon değildir belki.
Bu arada ben bu bölümde bunu konuşuyorum da önümüzdeki hafta başka bir şey de konuşabiliriz.
Yani yine onu söylüyorum.
Bunlar dalgalanmalar arkadaşlar.
Yani bir de şimdi o tripten geldim ya şehir dışı seyahatinden.
On kız, hepimiz içerik üreticisiyiz hani minus bir tanesi ama o da Netflix'te program yapıyor.
Yani en azından sektörün farkında.
İki kişi tam yabancı.
Burada bir dil bariyeri diye bir şey geliyor.
Dil bariyeri bir de üstüne kültür bariyeri.
Bu arada ben oyun oynamayı çok seviyorum.
Board game çok oynuyorum. Oyun oynarken bile bu farkla karşılaşabiliyorsunuz.
Mesela Codenames diye bir oyun var.
Kelimeyi söylemeden birbirine bağlantı kurarak clue vermen lazım, ipucu vermen lazım.
Benim böyle bir oyun İngilizce oynayabilmem bile anlamından öptüğüm bir şey normal şartlarda.
Ama oralarda da bilgi dağarcığım, işte kelime dağarcığım karşıma çıkabiliyor.
Şimdi Nurtaç'ın kendisiyle alakalı verdiği ilk tepki.
Ay senin ağzına sıçayım Nurtaç nasıl bilmezsin.
Ya kim koydu benim kafama bu sesi ya?
Kim koydu bu sesi?
Nasıl kendime böyle bir şey söyleyebilirim ben?
Nasıl kendime sinirlenebilirim?
O kadar yabancı kızın arasında dünyanın birçok yerinde yaşamış olabilirim.
Ama Zonguldak'ta büyümüş bir insanım ben ya.
Yani fırsatların olmadığı bir gitar kursu bile bulamadığımız ben.
Zonguldak zaten dağ bu arada.
Dağın üstünde denizin dibinde büyüdüm.
Dünyanın en güzel yerinde büyüdüm bence.
Ama imkanların az olduğu bir yerde büyüdüm.
Ailemin de öyle bir parası yoktu.
Yani fena değildik ama imkanlar sınırlıydı.
Ben oralardan kendime küçükken dedim ya bir vizyon, bir hedef belirlemişim.
Arkasından gitmişim bilinçli ya da bilinçsiz yaptığım her şey buna hizmet etmiş.
Ben bugün o hayalini kurduğum şeyin içindeyim.
Ama hala diyorum ki codenames'deki ilimleri bıdı bıdı bıdı.
What the fuck? Yani kendimle alakalı bu haksızlığıma nasıl bir yaklaşım yapacağımı bilemiyorum.
Bu bölümde belki sizden biraz yardım istiyorum.
Belki sizin görüşlerinize ihtiyaç duyuyorum.
Çünkü ben bu halimden yoruldum.
Bu halimi sevebilmek istiyorum.
Bu düşüşlerimi sevebilmek istiyorum.
Mantıksız halimi dediğim gibi sevebilmek istiyorum.
Bu beklentilerimi en azından şöyle kendime sarılıp tamam canım mantıksız bir şey bekliyorsun.
Zaten böyleyiz biz deyip geçmesine izin vermek.
Çünkü olay anında bu size de oluyor mu bilmiyorum.
Hemen değiştirmek istiyorum.
Hani eyvah bir şey hissettim ve bu olumsuz gibi.
Hemen bunun üzerine yoğunlaşıp anlayıp değiştirmem lazım.
İlla bir şey anlayacağım.
kurcuklayacağım, anlamlandırmaya çalışacağım, gidip çeçebitiyle konuşacağım, gidip terapi alacağım.
Niye? Onu anlamlandıramadan, onun bulanık kalmasına izin vererek bir rafa kaldırmayı ben bilmiyorum.
Hayatımda hiç deneyimlemedim.
Ona anlam verene kadar da didikliyorum.
Bunu sevebilir miyim bilmiyorum, bu iyi bir şeye hizmet ediyor mu bilmiyorum ama değiştiremedim arkadaşlar.
34,5 yaşındayım. Değiştiremiyorum ben bu huyumu.
Sakinleşebilir miyim ya da olay anında geçmesine izin verebilir miyim?
Bugünkü sorum bu. Siz bunu nasıl deneyimliyorsunuz?
Benzer bir tecrübeniz var mı?
Lütfen bana aktarın bu konuda.
Ama ben artık kendimi %3 sevebilir miyim?
Sevebilirsem de nasıl sevebilirimin üzerine düşmek istiyorum.
Çünkü en iyi versiyonun muhtemelen bu.
En iyi versiyonu senin kötü taraflarınla da hani güçlü güçsüz taraflarımızla da biraz daha ciddi anlamda barışarak ama.
Çünkü lafta barışıyoruz.
Merak etmeyin yani ben lafta kaç kere barıştım kendi halimle her halimle.
Ama olay anında yani bu Codenames örneğini verdim tabii ki de gerçek örnek bu değil.
Ama bir şey olduğunda kendime yaklaşımımdan hoşnut değilim.
Ve beceremiyorum sesini duyuyorum kafamda yani şu kızı yüzde yüz sevmeyi beceremiyorum.
Gönlümden geçen becerebilmek.
Hatasıyla... Sorumsuzluğuyla, aceleciliğiyle, mantıksızlığıyla.
Çünkü beni gerçekten ben yapan bir özellik bu.
Ya da işte bu yabancı grubun arasında kendimle alakalı o insecurity'lerimin pırtladığı yerlerde de kendimi yakalıyorum işte.
Kızların hepsi daha zayıf mesela.
Asya kültüründe bir de çoğu Asyalı bu grubun.
Asya kültüründe ben bayağı şişman sayılıyorum.
Çünkü kızların proporsiyonu zaten daha minik.
Ve kendileri de aşırı zayıflar ve bu konuda takıklar yani neredeyse eating disorder derecesinde takık birçoğu.
Bunun iyi bir şey olduğunu tabii ki de söylemiyorum.
Yanlarında ben baya şişman kalıyorum.
Zaten bir 5 kilo falan fazlam var.
Hep de olacak galiba. Benim hayatım o 5 kiloyu verip geri almakla devam eden bir hayat.
Onların yanında kendimi şişman hissettim.
Yaş olarak büyüğüm çoğundan.
Yani benden 10 yaş büyük bir kadın da vardı ama işte çoğu 26-27 yaşlarında kızların.
Ya neyse karışık yaşlar aslında ama kendimi yaşlı hissettim bir anda.
Bir bu insecurity'm var.
Bir sosyal medyada mesela inanılmaz yaşadığım bir handikap var ki tek bir dilde içerik yapmıyorum.
Türkiye'de olup sadece Türkçe yapsam okey.
Amerika'da Türklere yönelik içerik yapmak ama aynı zamanda burada Amerika'da bir ortamımın olması itibariyle İngilizce içerik yapma gerekliliğim.
Çünkü kızlar da şey diyor mesela yani senin içeriklerini izliyoruz.
Ama anlamıyoruz yani subtitle olsa bile olmuyor yani şey değil İngilizce'de yapman lazım içeriklerini diyorlar.
Bu arada kalmış olmak da beni birazcık yoruyor aslına bakarsanız.
Yani ben full time içerik üreticisi olduğum bir dönem oldu şu anda onu kendime söyleyemiyorum.
Maddi olarak yani o kadar kazanmıyorum şu anda çünkü iş almıyorum.
Bu bilinçli verdiğim bir karar.
Aralığın sonuna kadar çalışmıyorum.
Ben daha önce söylemişimdir muhakkak.
Ama arada kaldığım için tam sonuca da varamıyorum.
Sonuca da varmam gerekmiyor mu acaba kısmında olduğum için bugün biraz buraya şefkat göndermek lazım.
Biraz buraya anlamak lazım.
Biraz da sizden destek istiyorum bu bölümde.
Lütfen eğer bir cevabınız varsa benzer bir süreçten geçiyorsanız bana Instagram'dan ya da e-mail üzerinden ulaşın.
Çok gönlümden geçen bir bölümdü.
Yani bunu gönülden kendini daha çok sevmeyi isteyen bir insan olarak aktarmak istedim.
En iyi versiyonumuz belki de budur diye aktarmak istedim.
Umarım keyif aldığınız bir bölüm olmuştur.
Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
