
Kendinizi önceliklendirdiğinizde suçluluk hissediyor musunuz?
Öyleyse, bu bölümde Nurtaç, bu duygularla nasıl başa çıktığını, kendini gerçekleştirme serüveninde kendi isteklerinin ve hayallerinin peşinde koşarken neler yaşadığını anlatıyor.
Hiwell platformunu denemek için aşağıdaki linki kullanabilirsiniz:
https://hiwell.app/nurtac
Ayrıca, %10 indirim kodumuz olan "nurtac10"u kullanarak bu avantajdan faydalanabilirsiniz.
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Her Pazartesi sabah 7’de yeni bölümü dinlemek için, podcast hesabını takip etmeyi unutmayın.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
En İyi Versiyonun podcastinin yeni bölümünden herkese selamlar.
Eğer beni gerçekten pazartesi sabahı sabahın yedisinde dinliyorsanız öncelikle size teşekkür etmek istiyorum.
Ve de bütün haftaya gidecek olan harika bir enerji gönderiyorum buradan size.
Bugünkü konum yine benim geçen hafta başıma gelen kendimle alakalı.
Aha bundan da güzel podcast olur diyeceğim bir konu çünkü 33 yaşındayım ve bununla çok sık karşılaşıyorum.
Hala daha karşılaşıyorum.
Biraz böyle kendini önceliklendirmek üzerine bir bölüm olacak.
Bencillik mi? Kendimizi nasıl önceliklendirebiliriz?
Sınırlar ne demek? Bunun için yapacağımız taktikler var mı?
Başka insanları kırmadan, dökmeden ya da beklentileri ve beklenti oranlarını nasıl ayarlayabiliriz gibi ana başlıkları birazcık içerisinde aldığımız, dediğim gibi kendimden de örnekler vererek anlattığım bir bölüm olacak.
Bölümün derinliklerine girmeden önce, benim de biliyorsunuz uzun zamandır, terapi alarak bu farkındalıkları geliştireceğim.
kendimle alakalı yüzleştiğim ve kabullendiğim ve gerçekten en iyi versiyonuma çıkma yolunda bana çok değerli katkısı olan Hayvel platformuna bu bölümlere sponsor olduğu için öncelikle teşekkür
ediyorum. Hayvel sizin isterseniz cep telefonunuzla isterseniz de web sitesindeki platform üzerinden kendi bulunduğunuz yerden kendi saatinize göre programınıza göre terapiyi ayarlayabileceğiniz bir
online terapi platformu.
Uzun süredir yurt dışında yaşayan bir insan olarak terapiyi kendi dilimde yani Türkçe olarak almak istediğim için başka platformlarda açıkçası biraz zorlandığım bir şey vardı.
O da herhangi bir terapistle aramızda bağ var mı ya da yok muyu test edemeden ücret ödeyerek aldığım belki deneme seansı üzerineydi.
Ama Haywell'de herhangi bir ücret ödemeden 15 dakika ücretsiz olarak ön görüşme yapabiliyorsunuz.
Bu ön görüşmede terapist size neler üzerine çalışmak istediğinizi soruyor.
Sizin neye odaklanmak istediğinizi soruyor.
Siz de bu esnada gerçekten hem onun yaklaşımını görmüş oluyorsunuz hem de kendi tarzınızda ona nasıl bağ kurduğunuzu görmüş olduğunuz için de terapiye...
O terapiste devam edip etmek istemediğinize kendiniz karar veriyorsunuz.
Baktığınız oyun yok ve değiştirmek istiyorsunuz.
Yine platform üzerinden çok rahat bir şekilde terapistimi değiştir bölümüne tıklayarak başka bir terapiste yine aynı şekilde ön görüşme ayarlayabiliyorsunuz.
Bu arada online terapi almak ya da yüz yüze terapi almak arasında araştırmalara göre herhangi bir fark yok.
O yüzden o konuda da içiniz rahat olsun.
Ve de terapistiniz de bulduktan sonra piyasaya göre çok daha ulaşılabilir rakamlar üzerine Hayvel toplu seans satın alımında kendileri bir indirim uyguluyor.
Ama ayrıca Nurtaç10 konunu kullandığınızda %10...
Ekstra indirimden de faydalanabiliyorsunuz.
Daha fazla detay için açıklamalardan linke bakabilirsiniz.
Zaten platformu incelediğinizde çok kolay, kullanışlı olduğunu da fark edeceksiniz diyorum ve bölüme başlıyorum.
İlk sorumuz kendinizi önceliklendirmek.
Ne demek? Önce bir onu açarak başlayalım istiyorum.
Kişisel ihtiyaçlarına, hedeflerine, ruhsal sağlığına, günlük hayat rutinine ve de sınırlarına dikkat etmek anlamına gelir.
Baştan bu çizgiyi çok rahat bir şekilde çizmemiz gerekiyor.
Çünkü bencillikle alakalı sizin de kafanızda, arka planda yani bir kaygınız varsa bugün tam da bunlardan bahsedeceğiz.
Kendimizi önceliklendirmek, sağlıklı bir hayat kurmak, kişisel gelişimimizi desteklemek ve mutluluğumuzu artırmak için çok önemli.
Bencillik ise biraz daha başkalarını ihmal etmek ve başkalarının alanlarına girip sınır ihlali yapmak ve de karşıki tarafa zarar vermek.
Aslında bu aradaki farkı çok rahat bir şekilde görebiliriz.
Burada gerçekten YOLO.
You only live once.
Yani hayata sadece bir kere geliyorsun.
O yüzden kendi hayatını, kendi istediğin şekilde yaşamayı...
Öncelikle anlamak, buna hedefler belirlemek, bunu düzene sokmak, buna müthiş bir emek harcamak gerektiren bir yer aslına bakarsanız.
Yani bu o kadar da kolay bir şey değil.
İsterseniz toplumcu kültürler olsun, isterseniz bireysel kültürler olsun günün sonunda mutlaka zorlandığımız da bir şey.
Kendimiz ne istiyoruz, nasıl bir yaşam kurmak istiyoruz.
Çünkü sürekli dışarıdan da uyarıcılar olduğu için bunu anlamak, buna odaklanmak ve buna sadık kalmak başlı başına zor bir olay.
Ayrıca dışarıdaki insanlar bu sizin ilk circle'ınız da olabilir.
Yani ilk çevreniz, aile bireyleriniz, çevrenizdeki arkadaşlarınız, iş arkadaşlarınız, akrabalarınız kimse artık o aklınıza ilk gelen kategoriler.
O yüzden bütün bunların arasında sınırlar belirlemek, kendinize odaklanmak birazcık daha zorlaşabiliyor.
E bir de hayır demekle zorlanan bir insansanız, haydi size Allah kolaylık versin diyeceğim.
Nereden biliyorum? Kendimden biliyorum.
Ben uzunca bir süre hayır demekle zorlanan bir insan olmadığımı düşünüyordum.
Bu arada hemen people pleaser olmak zorunda değil.
Gerçekten aldığım kültürden de kaynaklı olarak benim için merhametli insan ne demektir, iyi insan ne demektir, toplum normları bana ne dediyse onlara uymak için de birazcık vicdanen çok uzunca bir süre
birçok şeye evet dedim.
Önce sen iyi olmalısın ki başkalarına da faydan olsun.
Biliyorsunuz ki uçakta bile herhangi bir aciliyet anında oksijen maskesini önce kendinize takmanız öneriliyor.
Bu örnek benim için çok değerli bu arada.
Çünkü o örnekle beraber biraz daha aydınlanma hissettim.
Yan yanınızdaki çocuğunuz dahi olsa siz iyi olmadığınız sürece ne yaparsanız yapın karşınızdaki hiçbir kimseye faydanız dokunmuyor.
Bu gerçekten çok önemli ve kendinizi önceliklendirmek, bu arada kişisel bakımınız olabilir, şahsi ihtiyaçlarınız olabilir, maddi durumunuz olabilir.
Önce kendinize yatırım yapmak, önce sizin kendi fiziksel ve mental sağlığınızın iyi olup olmadığından emin olmak.
Çünkü siz kendinize bakmazsanız başkası zaten size bakmayacak, öyle bir sorumlulukları da yok.
O nedenle başkası size bakma sorumluluğu yoksa...
Siz neden başkasına bakma sorumluluğunuz olsun gibi düz bir matematikle aslında bunu belirtebiliriz.
Ama aslında tabii ki de demek istediğim siz önce kendiniz iyi olun, o iyilikten emin olun.
Sonra zaten arkadaşınız, kardeşiniz, anneniz, babanız, komşunuz, partneriniz, kimse artık o yardım etmek, hayatına dokunmak istediğiniz kişiler sıra oradan sonra geliyor.
Ama ne diyoruz? Önce sizin kendinizin iyi olduğundan emin olmanız lazım.
Burada da bu sıralandırmayı daha da rahat yapabilmemiz için birkaç madde vererek ilerlemek istiyorum aslında.
Öncelikle kendinizi tanımanız burada çok önemli.
Neyi seviyorum, neyi sevmiyorum, nasıl bir iş yapmak istiyorum zamanında.
10 yıl önce verdiğiniz karar bugün çalışmıyor olabilir.
Eskiden sevdiğiniz şeyleri bugün sevmiyor olabilirsiniz.
Bir geçiş aşamasında olabilirsiniz.
Hayatınızın zor bir evresinde olabilirsiniz.
Yalnız hissediyor olabilirsiniz vs.
vs. Maddi anlamda zorlandığınız bir süreç olabilir.
Bunların hepsi hayatın her anında karşımıza çıkabilme ihtimali çok yüksek olan şeyler.
Biliyorsunuz zaten hayat olasılıklar üzerine kurulu.
Ve biz bu olasılıklara... her zamanda hazır olma ile yükümlüyüz aslına bakarsanız.
Hem mental hem fiziksel olarak.
Maddi manevi olarak diyeyim ya da.
Ve bunlara karar verdikten sonra da kendi önceliklerinizi belirlemek üzerine bir çalışma yapabilirsiniz.
Burada da kendinizi önceliklendirdikten sonra başkalarına nasıl ne yapacağınızı daha rahat görebiliyorsunuz.
Bundan sonra da kendinize ayıracağınız alanı belirleyip karşınızdaki insanlara nasıl yardım edebileceğinizi belirlemiş oluyorsunuz.
İlk başta önemli olan bu.
Sonrasında sınırlar çünkü Tamam bildiniz, anladınız.
Çok güzel. Kendi hayatınızı nasıl yaşamak istiyorsunuz?
Dediğim gibi bu kolay değil bu arada.
Hani çat diye hadi yazdık 2-3 kelime bir şeyler konuştuk kendimizle.
Gittik terapiye falan filan.
Anlaştık değil. Bu da bir zaman alan bir süreç.
O yüzden kendinize de sakın saldırmayın ya da orada umutsuzluğa kapılmayın.
Çünkü gerçekten bir aşağı bir yukarı giden bir süreç burası.
Bazen çok iyi gidiyor. Bazen kendi ihtiyaçlarınız değişiyor.
O yüzden orada garip bir denge var.
Onu bir kenara koyuyoruz. Fakat belirlediğiniz bir plana sadık kalmak istiyorsunuz.
Orada da aşırı önemli olan şey var ki gerçekten sınırları çizebilmek.
Çünkü bir de dediğim gibi hayır demekte zorlanan bir insansanız.
Sizin için geçerli sebepler varsa mesela ama kardeşimin bana çok ihtiyacı vardı.
Ama ben müsait durumdaydım onlar değildi.
Benim evim büyük falan filan.
Yani aklınıza gelebilen sizin hayatınızda şu an ne oluyorsa tüm bu örnekleri düşünün.
Fakat yapmak istememenize rağmen.
Hem dışarıdan gelen o distraction'la ya da o baskıyla beraber sizi de ikna eden, aslında bunu castife eden bir durumda istemediğiniz bir ortamda bulduğunuz şey.
kendinize. Yani siz aslında sınırlarınızı belirlediğinizi düşünüyorsunuz ama karşınızdaki insanlar bu sınırların ne olduğunu bilmedikleri sürece ya da birkaç kere uyarılmadıkları sürece bazı insanlar bunu uygulamıyorlar ya
da uygulamak işlerine gelmiyor.
Orada işte sizin kararlılıkla devam etmeniz, belki o duvarı biraz daha kalınlaştırmanız ve ben buna bu kadar izin veriyorum, buradan sonrasına izin vermiyorum ve lütfen bana saygı duy.
Çok açık bir şekilde söylemediğiniz takdirde belki o sınırları uygulatmak zor.
İşte burada gerçekten kendi ihtiyaçlarımızı ve mutluluğumuzu nasıl koruma altına alabildiğimizi de demek istiyorum.
Bu demek değildir ki en önemli kişi benim.
En en en başta ben geliyorum.
Her şey benim üzerimde olmalı.
Ben bundan bahsetmiyorum. Sadece kendi hayatınızda bazı şeyleri belirledikten sonra size hizmet eden, sizin gelecek planlarınıza hizmet eden, sizin içinize sinen diyeyim daha doğrusu.
Çünkü bu da çok önemli. Ben içime sinmeyen bir şeyi yaptığımda bir agresyon yaşıyorum.
Sinirlilik hali başlıyor bende.
O yüzden bu tarz şeyler de benim için çok değerli.
Yani demek istediğim bu. Gidin başkalarına zarar verin.
Aman da en önemli benim.
Buradan sonra narsizime doğru gidelim gibi bir şeyden bahsetmiyorum.
Sadece gerçekten en başta sizin kendi ruhsal sağlığınızı, bulunduğunuz alanı koruyabilmek üzerine.
Burada bir diğer önemli olan şey zaman yönetimi bu arada.
Ben de zaman yönetimi konusunda hala çok ilerlediğimi söyleyemeyeceğim ama çok uzun zamandır da üzerine çalıştığım, dikkatimi çeken bir konudur kendisi.
Çünkü kendi zamanınızı güzelce ayarladığınızda İşte burada o refahı oturtabiliyorsunuz, o dengeyi oturtabiliyorsunuz.
Hem kendi alanınızda sizi de mutlu eden şeyleri yapma şansına sahip oluyorsunuz.
Hem de bundan sonra çevrenizdeki insanlara, size ihtiyacı olan insanlara yardımcı da olabiliyorsunuz.
O nedenle kendi zamanınızı bilmek ve bunu ayarlayabilmek, bu becerileri geliştirebilmek burada gerçekten içsel rahatlığı başta getirebilecek bir şey olduğunu düşünüyorum.
Diyelim ki sabah uyandınız, meditasyonunuzu yaptınız.
Sabah sayfaları diyorum. Morning pages diye geçiyor İngilizce'de.
Günlüğünüzü yazdınız. Belki bir egzersiz yaptınız.
Yoga olabilir yani esneme hareketleri olabilir.
Dışarı çıkıp yürüyüş olabilir.
Kahvenizi aldınız. Mis gibi ya bir uyandınız ve sadece kendinizi ayırdığınız bir başlangıç var.
Bu arada çocuğunuz yoksa çünkü tahmin ediyorum ki çocukla hayatta buna alan yaratmak çok daha zor olacaktır.
Onun için bir formül varsa şu anda bilmiyorum.
Çocuğum olmadığı için belki bir saat önce uyanmak gibi mi bilmiyorum.
Anneler bana kızmayın çünkü...
Gerçekten o zaman yönetimi nasıl yapılabiliyor çocuk varken.
Benim için müthiş bir muamma.
Uzun da bir süre muamma olmasını istediğim bir konu galiba.
I'm not sure. Ama neyse yani uyandınız.
Egzersizinizi yaptınız.
Güzel bir kahvaltı hazırladınız kendinize.
Bu arada ben hala intermediate fastingin en azından sabah kısmını yapıyorum.
Sabah işte öğlen daha doğrusu 1'e kadar falan yemek yememeye çalışıyorum.
Diyelim ki öğlen oldu.
Öğlene kadar kahvenizi içtiniz.
Sporunuzu yaptınız. Bol bol su içtiniz.
Bir başlangıç böyle. Artık e-mailleriniz mi var?
Yapmak istediğiniz başka işler mi var?
Onları kendiniz o kategoriye koyun.
Sonra da güzel de bir kahvaltı yaptınız.
Sağlıklı beslendiğinizi biliyorsunuz.
Spor yaptığınızı biliyorsunuz.
Cilt bakım neyse artık o kremlerinizi yaptınız.
Morning rutinlerinizi yaptınız.
Bütün bunlar size müthiş bir motivasyon package olarak geliyor aslında.
Diyorsunuz ki ya ben kendime iyi bakıyorum.
Ben sağlıklı bir insanım.
Sağlıklı bir hayat yaşamak istiyorum ve bunu devam ettirmek istiyorum.
Bugün sadece sosyal medyada, arkadaşlarımın çevresinde güzel, ince görünmek için değil.
Gerçekten kendi yaşlılığıma yatırım yapmak için ben bunları yapıyorum.
Daha sağlıklı bir vücuda, daha sağlıklı bir zihinsel sağlığa sahip olmak için ben bugün kendimle ilgileniyorum.
Bakın bu kadar. Aslında ilk başta kendi alanınıza, kendinize öncelik vermeniz bu.
Nerelerde zorlanıyoruz biraz da onlardan bahsedeceğim.
Şimdi bizim gibi topluluklarda biraz kurban psikolojisi yapan çevre çok oluyor.
Bu ailenizden birileri olabilir, arkadaşlarınız olabilir.
Sürekli ayrılıp barışan çok arkadaşınız vardır eminim ve gecenin bir yarısı çat diye arar sizi, 3 saat boyunca yaptıkları kavgayı anlatır.
Oh my god, no! Kesinlikle hayır.
Çünkü bir kere psikolojide de bu enabling diye geçiyor.
İngilizcesinde ve Türkçe tam karşılığı yok bence.
Çevirirken zorlanıyorum bilenler yazsın.
Burada bir insana sürekli o acındığı yerde...
Dinlerseniz, destek olursanız, kendi vaktinizden ayırıp ona yatırım yaparsanız aslında o insana o alanda teşvik de etmiş oluyorsunuz.
Zaten dinleyicisi var. Birilerine şikayette bulunabiliyor.
Bundan kurtulmak üzere herhangi bir girişimde bulunmuyor bu nedenle.
Zaten alıştığı ve beslendiği şey bu.
O yüzden gecenin bir yarısı sizi arayabiliyor.
Ya da gün içerisinde hiç mesaj atmadan, müsait misin demeden çat diye arayıp direkt konuya dalabiliyor.
Böyle yerlerde ben de çok zorlanıyorum.
Direkt diyorum ki kusura bakma şu anda müsait değilim, şu anda seni dinleyemeyeceğim.
Dedikodu dinlemekten hoşlanıyorsanız, kavga detaylarını dinlemekten hoşlanıyorsanız o sizinle alakalı bir durum.
Tabii ki de ona bir şey diyemem. Hoşlanabilirsiniz gayet çünkü bazen çok ilgi çekici şeyler olabiliyor arkadaşlarımızın hayatında.
Ama işte ona da dediğim gibi eğer vaktinizin olduğunu düşünüyorsanız o an...
o hikayeyi dinlemek istiyorsanız ne ala çok güzel tabii ki de buyurun.
Ama zaten bir şeyle meşgulsünüz, kafanız bir şeye şişkin ve arkadaşınız sizi dinlemediğiniz için size küsecekse zaten aslında iyi bir arkadaşlık olmadığını, orada bir iletişim bozukluk olduğunu da gösteren bir durum oluşuyor.
Çünkü hiçbir kimse sizi gecenin bir yarısı ya da ansızın çat diye arayıp bütün hayatını, bütün o endişesini, kaygısını çat diye sizin üzerinize yıkmamalı.
Ve siz de o yıkıma izin vermemelisiniz.
Aslında buradaki denge tamamen bu.
Ya da iletişim tamamen bunun üzerine kurulmalı.
Başka örnekler acil bir şey olduğu söylenebiliyor.
Karşınızdaki insan size öyle bir senaryoyu anlatıyor ki siz orada mecburen bir şeye evet demek zorunda kalıyorsunuz.
O şeyi kabul etmek zorunda kalıyorsunuz.
Aslında hiç istemediniz. Bu arada öyle yerlerde bir şekilde çıkıyor o.
Ya karşınızdaki insan şöyle bir Rahatsız edici oluyor.
Bir gerginlik olabiliyor.
Yanlış anlaşılmalar olabiliyor.
Bir laf sokma olabiliyor.
O yüzden bu iki tarafın da suçu değil bu açıdan baktığınızda.
Burada en önemli eksiklik tabii ki de iletişim.
O yüzden karşınızdaki insan...
Bir şey istemiyorsa onu size belirtebilmeli.
Siz de o istenilmeyen şeye saygı duyabilmeyi öğrenmelisiniz.
Bu bu kadar basit olmalı aslında.
Ben bir anda birisinin hayatına girip her şeyi durdur.
Ben şu anda buna ihtiyacım var ve benimle ilgilenmek zorundasın desem açık açık kimse kabul etmez.
Ama ben onu öyle bir kılıfla getiriyorum ki ay çok kötüyüm aman da başıma neler geldi.
Hayatta her şey benim başıma geliyor da zaten en en en zor durumda olan benim gibi.
Karşınızdaki insana çat.
diye girdiğiniz ve onu dump ettiğiniz için karşınızdaki insan size ya kusura bakma şu anda dinleyemem seni üzgünüm dediğinde verdiğiniz tepki şu olabiliyor.
Ne demek dinleyemezsin?
Ben sana o kadar kötüyüm dedim.
En zor anımda yanımda olmadın.
Ya gerçekten en zor anın mı?
Bir kere. Önce bir bunu düşün.
Bir bakalım. Çünkü acaba yeni bir kurban psikolojisine mi girdik?
Acaba kafamızda senaryolaştırdık mı?
Felaketlendirmeler mi yaptık?
Biliyorsunuz tüm bunları. O yüzden karşınızdaki insana da kendinize de birazcık dürüst olmanız lazım.
insan hayır ben bunu şu an yapamam dediğinde de paşa paşa saygı duymanız gerekiyor yani bu aslında bu kadar basit kimseye şu argümanlarla gidilmemeli yani benim ihtiyacım vardı ihtiyacım olduğunda gelmedin yazıklar olsun
küstüm sana lanet olsun bunlar o kadar yorucu ki ömür törpüsü resmen o yüzden karşınızdaki insanın sorumluluğu arkadaşım ben şu anda buna bu kadar müsaitim atıyorum Ben de 3 gün kalmak istedim
ama ben sadece 2 gününü karşılayabilirim.
Benim yapabileceğim şey bu kadar.
Deyip sizin de karşınızdaki insana çok iyi anlıyorum, teşekkür ediyorum açıkça söylediğin için.
Ben de ona göre kendimi ayarlayacağım.
Bakın 2 tane olgun insan konuşması.
Ne yanlış anlaşılma var, ne laf sokma var, ne böyle alttan alttan bir şeyler planlama var.
Dümdüz ya, dümdüz iletişim kurdunuz.
Karşınızdaki insan kendini önceliklendirdi.
Siz de orada... Oluşan durumlara göre kendinizi önceliklendirmek için plan yapma girişiminde bulunacaksınız o dakikadan sonra.
Bu bir örnek. Böyle anlarda iletişimle beraber geliştirilen şey de empati aslında.
Karşınızdaki insanın neye neden ihtiyacı olduğunu o şekilde çok daha rahat anlayabiliyorsunuz.
Ve saygı gelişiyor. Yani bu şeyler bu kadar zor olmamalı sanki.
Ve diğer bölümlerde de hep bahsettiğim üzere kişisel algıladığımızda ya da bol bol verme girişiminde bulunduğumuzda karşı taraftan beklentilerimiz artıyor.
Gönlümüzden geçen aman de...
en iyi arkadaşlıklarımız olsun, en iyi aile biz olalım, en iyi çift biz olalım gibi biraz ütopik hayallere de kapılabiliyoruz.
Ama gerçek hayatta bunlar böyle değil.
Bırakın karşınızdaki insanı sizin bile günlük modunuz değişiyor.
Bir gün bir şeyi çok istiyorsunuz, ertesi gün onu yapmakta zorlanıyorsunuz.
Hayat engellerle dolu dediğim gibi ve onlara hazırlıklı olabilmek için, duygusal dayanıklılığımızı artırmak için bizim kendimizi geliştirmemiz gerekiyor.
Yani en iyi versiyonumuz hep bahsettiğimiz üzere en iyi versiyonumuza gitmek için bütün bunlar önümüzdeki...
Biraz daha kendine yatırım yapmak, kendi alanını yaratmak, bunu koruyabilmek, karşınızdaki insana empati duyabilmek, onunla iletişim kurabilmek, sınırlarınızı çizebilmek bunun için aşırı aşırı önemli.
Hayat sürprizlerle dolu dedik, olasılıklar var dedik.
O yüzden esnek olabilmek de çok önemli.
Yani o her an her şeye adapte olabilme yeteneği, dışarıdan gelen faktörlere açık olabilmek, o an müsaitliğinizi değiştirebilmek aciliyete göre.
Bunlar bu anlamda...
sizin kırılma noktanızda sert olmadan manevrayı güzelce yapabilmeniz, yine hayat akışınızı devam ettirebilmeniz, günlük ütünlerinize geri dönebilmeniz için esnekliğin burada kritik bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum.
Dengeyi bu şekilde sağlayabilirsiniz çünkü gerçekten başkasına size ihtiyacı olduğu anda onu bilirsiniz zaten ve orada olmanız gerektiği zaman da esneklik ile orada olabilirsiniz ve kendi hayatınıza
geri bu şekilde dönebilirsiniz rahatlıkla.
Bunları yaparken de bencil...
hissetmemek için.
Çünkü biliyorsunuz toplumda böyle parmakla gösterilen ne kadar da bencilsin durumu olabiliyor.
Ya da bu kaygı bende var.
Sizde yoksa çok sevinirim açıkçası.
Biraz böyle suçluk duygusuyla karışık.
Güzel bir sup geliyor karşıma, çorba geliyor karşıma.
İçin içerisinde aman da sen bencil misin.
Ne kadar da şey, ukala gibi gibi yani birçok o olumsuz diyeceğimiz yaftaları almamak adına belki bazen gereğinden fazla verme eğiliminde bulunabiliyorum.
Daha önceki bölümde de bahsettiğim gibi biraz sevilme kaygısı da var.
Hala bende puppy dog yani.
Sevilelim, en iyi arkadaş olalım, beraber projeler yapalım.
Ya artık çocukken Haydi'yi falan mı çok izledim?
Dağlarda el ele koşalım yani.
Neden hayatı bu şekilde yaşamıyoruz aslında?
Benim bu kadar stratejik düşünmek, insanlar üzerinde planlar yapmak benim yapabileceğim şey değil baktığınız zaman.
Ama aman da kimse öyle laps diye güvenme, aman da kendi alanını koru, rutinlerini koru, öyle herkese çok kanka olma gibi şeyler.
Hayatın getirdiği şeyler okey.
Anlıyorum birazcık zorlanıyorum ama benim gönlümden geçen gerçekten hemen de iyi arkadaşlar olalım.
Beraber projeler yapalım.
Sen bana yardım et ben sana yardım edeyim.
Ve öyle büyüyelim aslında artık bu dediğim gibi çocukluktan kalma çizgi filmlerde gördüğüm şeyim artık bilmiyorum ama.
Böyle isteklerim olduğu için de yapmadığımda suçlu hissediyorum, bencil hissediyorum.
Yapmadığımda sanki kıskanmışım da vermiyormuşum gibi hissediyorum.
Oysaki bir dur, bir dur bakalım sor kendine bunu verebilecek konumda mısın kendi alanından?
Çıkıp başka insanlara yardım edebilecek konumda mısın kendime söylüyorum şu anda canım Nurtaç.
Yani onları sorgulamayı birazcık yaşla beraber öğreniyorum.
Bunlar elbette kötü şeyler değiller.
Bugüne kadar yaptığım hiçbir şeyden rahatsız değilim ya da pişman değilim.
Belki buradan sonra işte artık...
o rotayı daha çok kendi hedeflerime, kendi hayalime göre ilerlettiğimde içsel olarak da farklı bir motivasyon gelişiyor.
Çok açık söyleyeyim. Niyetiniz farklı bir yere evriliyor.
Ben daha iyi nasıl olabilirimi daha iyi sorabiliyorsunuz kendinize.
Ve ona göre planlarınızı da çeşitlendirebiliyorsunuz.
Ve oradan da aldığınız özgüven oluyor.
İşte tamam ya ben bunu da halledebildiysem bunu da hallederim.
Sonra Ahmet Mehmet Hüseyin'e daha da rahat yardım ederim.
Bu alana geldikten sonra başka insanlara daha da iyi gelebilirimi içsel olarak hissediyorsunuz.
Yani bir şeye kıskanıp kıskanmadığınızı siz çok iyi bilirsiniz.
Bir şeye imkanınız olduğu halde vermemeyi, o alanı yaratmamayı, başka insanları da o alana açmamayı yaptığınız zaman siz çok iyi biliyorsunuz.
O birazcık vicdan muhasebesi olabilir.
O konu farklı bir konu.
Ama benim demek istediğim, siz kendinizi alan yarattığınıza emin olmadan hemen bencillik üzerine bir korkuya kapılmayın.
Suçluluk hissetmeyin. Çünkü ben de hissediyorum hala.
Biraz böyle suçluluk hissetme eğiliminde bulunabiliyorum.
Karşımızdaki insanın yanlış anlama ve o...
Onun kalbinin kırılması mevzusu beni çok üzüyor açıkçası.
Hani bazen karşınızdaki insan size saygı duymayı belki...
Bilememiş oluyor, anlayamamış oluyor siz hayır dediğinizde ya da onu yapmadığınızda.
Orada o insanın kalbi kırılıyor ve bir insanın kalbini kırmak beni çok üzüyor.
Onu nasıl açıklayacağını da bilemiyorsun.
İşte ben bu kadar yıldır kendi üzerimde çalışıyorum.
Kendini alan yaratmak ne demek?
Kendini önceliklendirmek ne demek?
Ben bunları öğrendim, sınırlar çizdim ve buyurun efendim benim çizdiğim sınır bu dediğinde karşındaki insan onu çat diye anlamıyor.
Çünkü o senin kadar yatırım yapmamış buna, kitap okumamış neyse artık hani onu düşünün.
Çat diye bir bilgi geliyor onun hayatına.
Anladığı şey ve beklediği şey sizin ona ihtiyaç duyduğunuz anda yanında olmanız.
Öyle olmadığında tabii ki de bir burukluk olabiliyor karşınızdaki insanda.
Benim zorlandığım yer orası.
Çok açık söyleyeceğim. Böyle suçlu hissettiğim, böyle kalbini kırdığını düşündüğüm insanlara bazen ekstra açıklama yapıyorum.
Orada mesela açıklama yapmamak üzerinde de benim çalışmam lazım.
Yani başka insanın kalbinin kırılması onun sorumluluğunda.
Çünkü karşınızdaki insan yetişkin.
Buraları çok iyi anladınız galiba ya da öyle yapmıyor musunuz bilmiyorum merak ettim.
Çünkü ben de... o kaygı var.
Sanki düştüğünde onun kalkması ve onun iyileşmesi de onun sorumluluğu.
Sonuçta o da yetişkin ama işte birini üzdüğümde üzülüyorum.
Aslında üzülmemem gerekiyor gibi bir şey.
Çünkü hepimiz yetişkiniz.
Artık büyüdük. Kendi alanlarımız var.
Mesela ben hiç kimseye gidip ağlamıyorum.
Aman da bu işim şöyle oldu.
Başıma şunlar geldi.
Ya çok yakın arkadaşlarım var.
Ufak dedikodu yaptığım insanlar var.
Ama eskiden yapıyordum yani.
Üniversitede sevgilimden ayrıldığımda 20 tane kişiyi sıradan arıyorsun böyle.
Ya çok korkunç. Yapmamalıydım.
Kimse yapmamalı. Ayrıldıysan ayrıldın yani.
Gerçekten başka insanların başını ağrıtmana da çok da gerek yok.
Açamayacağın gerçek bir sorun, gerçekten zorlandığın bir şeyse de sosyal çevrenden destek alamıyorsan yine bölümümüzden de bahsettiğim gibi profesyonel desteği de ayrıca öneriyorum.
Tabii ki de o ayrı bir konu. Çünkü bazen biz o olayın rehavetiyle bazı şeyleri büyütme eğilimine girebiliyoruz.
Daha çok dikkat çekmek, daha çok ilgilenilmek adına da başımıza gelen şeyleri 3'se 10 gibi anlatabiliyoruz.
Burada hem kişi kendi muhasebesini iyice yapabilmeli, karşıdaki insandan da hayır cevabını aldığında hee okey.
demek ki ben aynı şeyi aynı yerde aynı şekilde yapamıyorum diyebilmeli diyorum.
Yani tüm bunlardan gerçekten siz kendinize odaklandığınızda, kendinizi önceliklendirdiğinizde o içsel rahatlama geliyor ve karşınızdaki insana da daha iyi bir performans gösterebiliyorsunuz.
Ama arkadaş olarak, ama eş, ama çocuk, ama anne vs.
Çünkü biliyorsunuz ki içsel olarak oradasınız.
Kuvvetlisiniz. Hem mental sağlığınız hem de fiziksel sağlığınız yerinizde.
O yüzden beraber neler yapabiliriz daha rahatça düşünebiliyorsunuz.
Burada gerçekten denge önemli.
Kendinize vakit ayırdığınız kadar başka insanlara da önem verebilmek, onların yanında olduğunuzu hissettirmek, sırtınızı dönmediğinizi bilmeleri, sizin onlara zarar vermeyeceğinizi bilmeleri zaten onlar için de
yeterli olacak olan bilgidir.
Bu nedenle bu şekilde ayırmak istiyorum.
Kendini önceliklendirme ve bencilliği umarım açıklayıcı bir bölüm olmuştur.
Kendimizi daha da önceliklendirdiğimiz, her alanda daha sağlıklı hissettiğimiz, en iyi versiyonumuza bir adım daha yaklaştığımız bölümün sonuna geldik.
Yeni bölümde... haftaya görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
