
Kendine Saldırmak | Dolunay Dönemi Reaksiyonu
20 Kasım 2021 · 16 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Merhabalar, Bu bölümde Nurtaç, dolunay döneminde yaşadığı duygu dalgalanmalarından, kendisini yoklamasından ve de kendisine yaptığı saldırıdan bahsediyor. Bazı şeyleri sorgulamak, kontrol etmek kötü bir alışkanlık mı? Her şey kontrolümüz altında mı olmalı, yoksa her şey go with the flow mu olmalı?Daha fazla için bölümü dinleyiniz.Takip edin;instagram: https://www.instagram.com/nurtacturkeli/Youtube: https://www.youtube.com/channel/UC6raRxMHFn7ONEYIk0A-4IQ/videosSorularınız için;Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
En İyi Versiyonun podcastine hoş geldiniz.
Ben Nurtaş Türkeli ve umarım çok güzel bir gün geçiriyorsunuzdur.
Bugün cumartesi sabah.
9 olmak üzere ve ben cumartesi olmasına rağmen sabah böyle 6 gibi uyandım.
Dün gece gerçekten biraz böyle yorgun hissettiğim için erken uyumuştum ama genel olarak zaten hafta içi de çok erken uyandığım için bu rutini koruma koşuma gidiyor.
Yani böyle oh be hafta sonu saat 10'a 11'e kadar uyuyayım düşüncesi pek yoktur bende.
Neyse sabah işte uyandım.
Hemen böyle aç hissettiğim için kahveye bir de dün akşamdan kalma bir donat vardı.
Donata saldırdım. Bu arada full moon şu anda dolunay.
Onun da etkisiyle mi ve regle öncesi olduğum için mi bilmiyorum.
Böyle bir içimden agresyon çıkıyor.
Sabah sabah kendi kendime çünkü Zek hala uyuyordu.
Onun biraz daha rahatsızlığı vardı 2-3 gündür.
Hatta korktuk covid mi oldu falan diye.
Neyse o hala uyuyordu.
Ben de salon tarafına geçtim.
Kahvemi yaptım, donatımı yedim.
Böyle çerez melez yedim.
Sonra kendi kendime sinirlendim.
Hani ne zaman bunları değiştireceksin?
Neden hemen kahveye saldırıyorsun?
Neden işte hala şekerli şeyler yiyorsun diye kendime güzel bir saldırıda bir saldırıya geçtim.
Bir de dün geceki rüyamın etkisiyle içimde bir dürtü belirdi.
Gitme dürtüsü, hayatımı değiştirme dürtüsü.
İşte buradan çıkmalıyım sanki böyle hani kötü bir hayatım var ya da klostrofobik bir düşünce gibi.
Çıkarın beni buradan gibi bir patlama.
Yine tekrar ediyorum. Full Moon'da ben biraz daha duygusal geçişler yapıyorum.
Agresif geçişler yapıyorum.
Bazen sessiz patlamalarım oluyor içeride.
Bazen dışarıya yansıyacak gibi oluyor.
İşte bazen günlük yazıp podcast'e anlatmak bence en güzeli oluyor.
Çünkü buna benzer süreçten geçenlerin olduğuna eminim.
Yani düşünüyorum falan diye bayağı eminim.
Yani şu anda beni dinliyorsunuz.
Geçiş süreçleri zaten bir dalgalanmalı.
Bir de hayatı şöyle yoklamak adına aslında bir yerde güzel bir şey olabiliyor.
Gerçekten hayatımı ben mi yönetiyorum?
Hayatımı istediğim gibi mi yönetiyorum?
Ben mi karar veriyorum?
Neler oluyor? Şu anda gerçekten memnun muyum?
Çünkü günümüz dünyasında birçok insan ya gizliden gizliye depresyonda ya açık bir şekilde depresyonda.
Çünkü hepimiz bir şeylerle savaşıyoruz.
Bunun sebebini çoğunlukla sosyal medyaya atıyoruz.
Ben de günlüğümü yazarken aslında her ne kadar günlük hayatta Sosyal medyayı çok karalamasam da hatta yok ya sosyal medyayı kendiniz yönetebilirsiniz istemezsen takip etmezsin gibi argümanlarla
savunsam da genel olarak böyle günlüklerimde bir ucu sosyal medyaya dokunuyor.
Ama benim kreatif tarafta olduğum için sosyal medyaya dokunuyor.
Bunu böyle kurcukladım da biraz daha derine indiğimde şunu sorguluyorum bazen.
Ben bunu içerik üretmek için mi yaptım?
Ben bunu içerik üretiyor olduğum için mi yapıyorum gibi soru işaretleri olan bazı aktiviteler var hayatımda.
Mesela bu ne olabilir? Bir gün yeni bir yere seyahat edeceğimdir.
Aslında video çekmek için o yeri seçmişimdir.
Hani o yere çok meraklı olduğum için değil.
Bir şehir verelim mesela Miami.
Gerçekten orayı merak ettiğim için mi?
Orayı görmek istediğim için mi?
Şeyma Subaşı yüzünden mi?
Yoksa gideyim güzel bir kontent çıkar diye mi?
Gibi. Aslında hayatım birebir etkileyen bazı şeyler oluyor.
Bu ne kadar kötü?
Kötü mü? Yoksa iyi tarafları var mı?
Bilemiyorum. Ama işte böyle geçiş dönemlerinde kendime tam saldırı yapacakken bazen böyle iki tane nurtaç ortaya çıkıyor.
Bir tanesi işte anlat bakalım bunu niye yaptın?
Bunu neden yapıyorsun? Bunu gerçekten seviyor musun?
Bugünkü sorulardan bir tanesi çünkü rüyamda birisine şöyle söylüyordum.
We are moving. We are moving out.
Böyle o kadar sevinçle taşınıyoruz diyorum ki.
Nereye taşınıyoruz? Yeni bir ülke mi yeni bir şehir mi bilmiyorum.
Hatırlamıyorum şu anda rüyamda.
Ama çok sevinçliyim.
Bende öyle bir şey var ki taşınmalara bayılıyorum.
Ama Çin'deki taşınmalarımız şöyleydi.
Yani seyahat ederken de öyleydi.
Eşyasız taşınıyorduk.
Çin'deki evlerde yeni bir eve geçtiğinizde eşya vardır.
Sadece işte çarşaflarınız, mutfak ürünleriniz ve kıyafetlerinizle o evin içine girersiniz.
Çıkarken de keza bazen hatta kullanmadığınız eşyalarınızı bırakırsınız kimse bir şey demez.
Öyle çıkar gidersiniz.
O yüzden ilk defa bir eve...
Böyle eşya aldık, bir masa aldık, koltuk aldık ama hiçbir aidiyetim yok.
Yarın de ki Nurtaç bunları burada bırakıp gideceksin.
Hiç umursamam açıkçası.
Çünkü bir bağlılığım yok.
Bir ev hissiyatım yok.
Bu ne kadar beni etkiliyor?
Kötü bir şey mi? Bilmiyorum.
Çünkü karakterimde bunun olduğunu düşünüyorum.
Bir ev, yengeç burcu olmama rağmen, evi çok sevmeme rağmen.
Bir böyle atıyorum hani Amerika'da herkesin şey hayali vardır ya bahçeli bir evim olsun, işte üç katlı olsun, basementında ne bileyim şu olsun bu olsun planları.
Bende onlar sıfır. Zaten ilk aklıma gelen düşünce o evi kim temizleyecek?
Hani onların dışında zaten açıkçası bana çok fazla bağlılık hissiyatı veren büyük bir hani bulky bir düşünce olduğu için o konuda hiçbir zaman böyle heyecanlı hissetmedim.
Dallas'ta geçirdiğimiz süreç muhteşemdi çünkü dünya...
Cayır cayır yani dışarı çıkmayın çok kötü covid falan derken Dallas'taki ev çok güzel izole.
Evden dışarı çıkmıyoruz.
Eve işte market alışverişi yapıyoruz.
İnternetten geliyor kapının önüne kadar.
Yani tam hayallerimin süreciydi pandemi adına.
O yüzden o konuda orada memnundum.
Ama böyle banlıyı hayatı, tek katlı evler, üç katlı evler, arabayla 10 dakikada markete gidebileceğim bir hayat beni açıkçası çekmiyor.
E ne istiyorsun Nurtaç?
Bunun geçen tweetini dağıttım hani dolar kazanıp Asya'da yaşamak istiyorum diye.
Asya'daki hayat daha minimal.
Asya'daki hayat daha iç içe.
Yani orada mesela şunu hissediyorum.
Sanki oraya gittiğimde bazı şeyleri zaten çok hevesle ve isteyerek yapacağım için o otomatikman kontent olacak.
Burada biraz daha hani Türkiye'deki hayata da benziyor.
Bence Avrupa, Amerika, Türkiye ile benzer dünya görüşünde olduğu için hani birçok anlamda biraz daha günü kurtarmak, daha lüks yaşamak, daha gösterişli yaşamak.
Hani bunlar daha çok var bence batı taraflarında.
Asya'da biraz daha oturalım yemek yiyelim, saatlerce sohbet edelim, bir yere gidelim, hani telefonlarımıza bile bakmayalım var.
Bendeki sıkıntı bu ikisini de istiyorum.
Hani ben gösterişli tarafı da seviyorum, lüks tarafı da seviyorum ama bazen de böyle burnout oluyorum ve sadece Asya'daki o minimal.
Daha kendi halinde, içine dönük hayatı da seviyorum.
Bir de Asya'da şu muhabbeti seviyorum açıkçası.
Sürekli bir keşif halindesin.
Sürekli yeni şeyler öğreniyorsun.
Belki bu Avrupa'da da vardır bilemiyorum.
Ama Amerika'da onu hissetmiyorum ben.
Keza zevk de hissetmiyorum.
Yeni bir şey öğrenelim.
Ne oluyor biliyor musunuz?
Atıyorum ben Çin'deyken batarya kursuna gidiyordum.
Burada gidersem sanki sırf gitmek içinmiş gibi geliyor.
Neden bilmiyorum. Bunu belki sizinle değil psikologumla konuşmam gerekiyor ama.
Hani bir dans kursuna, yemek kursuna gidersem sırf gitmiş olmak için giderim gibime geliyor.
Böyle içimden o heyecan fışkırmıyor.
Avrupa'ya dil öğrenmek için gitmek istiyorum.
Belki ilerleyen günlerde bunun planlaması olabilir.
Şu anda plansız olduğumuz için, bir de ben full time işe başladığım için birazcık böyle sıkışmışlık hissiyatı var.
Ki bence bugünkü saldırının sebebi de oydu.
İçimden gelen hani ne yapacaksın, ne yapmak istiyorsun, hayatta bir planın yok.
Mesela diş tellerine başlıyorum bu Invisalign muhabbetine.
16 ay dendi, 16 ay.
Ben 16 ay boyunca burada mı olacağım?
Bilmiyorum. İstiyor muyum?
Hayır. Ama nereye gideceğim?
Planım yok. O yüzden açıkçası bu yine fulmuna atıyorum bunun suçunu.
Çünkü düne kadar gayet iyiydim.
Yani genel olarak zaten YouTube'dan da beni izliyorsanız birçok insan işte ah hayallerimin hayatını yaşıyorsun falan diyor.
Bu şu anda bu podcast'ın amacı şey değil zaten hani Allah kahretsin ya mükemmel bir hayatım var ama hiç memnun değilim gibi değil.
Eminim yani hayatınız nasıl giderse gitsin bir şekilde sorgulama sürecine geçiyorsunuz.
Çünkü bunu mu istiyorum?
Daha mı çok istiyorum? Bir de daha çok istemekte bir sakınca görmüyorum ben açıkçası.
Hani do more, ask more.
Bunlarda bir sakınca görmüyorum ben.
Yani birazcık karakter meselesi.
Benim karakterimde de...
Bir şeyleri değiştirme, bir yerden bir yere gitme var.
Doğamda var. Yani ben zonguldaklı bir insanım.
Deniz kıyısında büyüdüm.
Sulara, dağlara bakarak dünyanın hayallerini kurdum.
O yüzden benim için uçsuz bucaksız bir dünya var.
Ve hepsini görmek, hepsini tatmak istiyorum.
Şu anda Amerika'da onu hissetmiyorum.
Birçok insanla tanıştım geldiğimden beri.
Hani o tatminlik duygusu yok, o community yok.
Bunu aslında Çin'de de yaşıyordum bu sıkıntıyı.
Shanghai'ın tarzına bağlıyordum.
Acaba dünya mı böyle şu anda?
Artık eskisi gibi community kuramıyor musun?
O topluluğunu içine girdin.
Çünkü şundan da korkuyorum.
Beni yanlış anlamayacaksınız umarım.
Çok iç iç olduğumda da bir sürü sıkıntı çıkıyor ya böyle dedikodular çıkıyor, beklenti çıkıyor.
İşte ben ona bunu yaptım, o bana bunu yaptı gibi şeylerle de karşılaşmak istemiyorum.
Bundan dolayı acaba o community'yi kendim mi kapatıyorum, öteliyorum?
Çünkü insanların şeyinden korkuyorum açıkçası.
Biz Nurtaç'ı böyle yaptık ama o bize böyle dedi.
Hani tamam I don't care olabilir ama birazcık yoruldum.
Bunu biraz daha Türk mantıretesinde görüyorum.
Hani şöyle dedi, böyle yaptı, ben onu o kadar aradım, o beni bir kere bile aramadı gibi şeyler birazcık bizde var.
Beklentiye düşmek biraz daha bizde çok görülen bir şey gibi geliyor.
Yabancılarla da ara ki bul.
Onunla 3 ay öncesinden, 2 ay öncesinden falan plan yapman lazım.
Onunla da şey çok yapamıyorsun mesela yabancılarla.
Çayı koy kız geliyorum.
Yapamıyorsun pek. Hatta benim burada tanıştığım birçok arkadaşıma da söylediğim şey bu oldu.
Seninle bu seviyede bir arkadaşlık kurmak istiyorum diyorum.
Çok açık bir şekilde. Beni ara ve de ki geliyorum.
O da olmuyor. Yani neden bilmiyorum arkadaşlar.
Bu bir şekilde önü kapalı gibi.
Bazen sıkışmış hissediyorum.
Bazen kısılmış hissediyorum.
Günlük yazmayı o yüzden inanılmaz seviyorum.
Yani bazen bir oturuyorum 5-6 sayfa yazmışım.
Son zamanlarda hayatımı böyle istediğim yönde değiştirmekte zorluk yaşıyorum açıkçası.
Hani daha fazla spor yapacaktık, hani kahve içmeyecektik, hani daha sağlıklı yiyecektik gibi şeylerle karşıma çıkıyorum.
Ama bunlara daha sakin baktığımda sebebin şey olmadığını biliyorum.
Hani artık kitap okuyamıyorum ya, artık da sağlıklı yemek yiyemiyorum ya.
Bunların altında başka şeyler var ve ben bunları bulup çözmedikçe...
benim hayatım yüzeyselde aynı görünmeye devam edecek.
Çünkü altındaki sebeplerin çoğu muhtemelen yine birazcık sosyal medyaya bağlayacağım.
Ben sosyal medyayı kullanırken aslında inanılmaz nadir kullanıyorum.
Yani kimseyi takip etmiyorum, kimsenin içeriklerine bakmıyorum.
Çok nadir yani Discovery'den falan birine bakıyorumdur ama böyle kafama taktığım bir iki kişi yok.
YouTube desem biraz daha böyle hani İbrahim Selim'in tarzında içerikleri seviyorum.
Uzun uzun sohbetli içerikleri seviyorum.
Bir insanın günlük hayatını falan izlemiyorum.
Günlük vlog izlemek için de bir psikolojide olmak lazım bence.
Ben o psikolojide değilim şu anda.
Kimsenin günlük hayatını merak etmiyorum.
Evet o tarz içerikler çıkarıyorum ama hani bu sabah uyandım şunu yaptım öğleden sonra bunu yaptım gibi içerik de uzun zamandır yapmıyorum.
Belki yapsam benim de hoşuma gidecek.
Belki yapsam günümü daha da etkileyecek hani olumlu anlamda.
Belki de bu podcastten sonra bunu to do listime ekleyebilirim.
Ne dersiniz? Deneyebiliriz.
Siz de hatta buradan YouTube'a geçip görürseniz bir işaret bırakın bana.
Böyle. Yani sabahtan beri bir coşkuyla uyandığım için ve yüksek enerjiyle uyandığım için bunu açıkçası günlüğüme yazarak biraz sakinleştim.
Sonra siz aklıma geldiniz. Çünkü podcast'imi dinleyen çok güzel bir kitle var.
Burada olanlar bizim aramızda.
Çünkü bazen insanlar şey diyor.
Yani YouTube ve podcast çok farklı.
Hani podcast'ta ben biraz daha hem aile içi konulara giriyorum.
Hem benim işte anksiyetelerim, psikolojik durumlarıma daha derinden giriyorum.
Çünkü YouTube'da bunlar zaten hani kim izlesin.
Böyle. İnanın şu sıralar edit yapmaktan, içerik düzenlemekten, işle alakalı konulardan dolayı çok yoruldum.
Ama bunları nasıl hani pause edilir, nasıl durdurabilirim ve bir süre hiçbir şey düşünmem bilmiyorum.
Dinlenme halimdeyken bile mesela yatakta uzanmışım dinleniyorum.
Bir sonraki Reels'ın hazırlığını yapıyorum.
Onun işte içeriden editini yapıp draft olarak kaydediyorum.
Sonra diyorum ki hani bir dur, ne olur bir dur.
Yatıyorum bir kahve fotoğrafı çekiyorum.
Durmamayı bilmiyorum şu anda inanın.
Bu bir dönemlik değil çünkü eskiden beri böyleydim.
Ama şu an güncel hayatımızda sosyal medya olduğu için, içerik üzerine bir şeyler yaptığımız için bu orada cehryan ediyor.
Gerçek hayata dönüşüyor.
Önceden daha da eskilerden düşünce olarak sık sık düşünüyordum.
Şu anda bir şeyler sürekli harekete geçiyor.
Yani inanın eve baktığımda işte son videomu izlediyseniz YouTube'da ikinci el mobilya satıyorum.
Kaç gündür o masaları internete koyamadım.
Satışımı yapamadım. Onlar üstüme üstüme geliyor.
Hafta sonu vlogu var. Onu düşünüyorum.
Ama bir yandan diyorum ki git bir winery'e git.
Orada hani fotoğraflar çek.
Oranın tadını çıkart. Bir doğa içinde ol.
Galiba ben bugün onu yapacağım.
Bugün Zek biraz daha kendini iyi hissediyorsa eğer doğaya gitmeye ihtiyacım var.
Biraz böyle yürüyüş. Biraz sakinlik.
Belki muhtemelen telefonumu bile götürmem.
Böyle size de bugün ani bir saldırı hissi geldiyse kendinizle alakalı aynı ekipteyiz.
Bendensiniz. Bugün düşüncelerimi böyle bir anda patlatmak istedim.
Umarım keyif aldığınız bir podcast olmuştur.
Galiba en uzun konuştuğum podcast olmuş.
Editlerle falan yine birazcık düşecek tabii ki de.
Arada editlemem gerekiyor.
Mesela misofonik bir insan olduğum için çok fazla...
gibi böyle nefes sesleri duyduğum anda başka podcastlerde de böyle falan oluyorum.
O yüzden elimden geldiğince kendi podcastimde onları kesmeye çalışıyorum.
Eğer ki böyle falan yapıyorsam şu anda gıcık oldunuz biliyorum.
Onları da kesmeye çalışıyorum ama atladığım, kaçırdığım yerler varsa kusura bakmayın.
Genel itibariyle güzel bir podcast toparlamaya çalışıyorum.
Teşekkür ediyorum. Sizi seviyorum.
Yeni bölümlerle görüşmek üzere.
Bay bay. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
