
Yeni bölümümüz onay ihtiyacınızı nasıl karşılıyorsunuz üzerine. Genelde onayı dışarıdan mı almak istiyorsunuz, insanlara ekstra mı iyi davranıyorsunuz, başkalarının sizin hakkındaki düşünceleri ve sizi sevip sevmedikleri sizin için önemli mi?
Peki bunu değiştirmek için en önemli aracın, kendi kendine onay vermek olduğunu söylesek? Kendinizi nasıl güçlendireceğinizi, başkalarından nasıl ayrışacağınızı anlamak ve daha fazlası bu bölümde.
İyi dinlemeler.
Hiwell platformunu denemek için aşağıdaki linki kullanabilirsiniz:
Ayrıca, %10 indirim kodumuz olan "Nurtac10"u kullanarak bu avantajdan faydalanabilirsiniz.
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Her Pazartesi sabah 7’de yeni bölümü dinlemek için, podcast hesabını takip etmeyi unutmayın.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
En İyi Versiyonun yepyeni gıcır gıcır pazartesi sabahı fırından yeni çıkmış yeni bölümüne hoş geldiniz.
Bugün böyle bir şekilde açmak istedim bölümümüzü.
Çünkü bu bölümde kendimizi güçlendiriyoruz.
Tamamen kendimize dönüyoruz.
Bir şeyleri artık salıyoruz.
Bugünkü bölümü kendime ve benim gibi düşünen herkese gönderiyorum.
O yüzden bölümün sonunda umuyorum ki hepimiz böyle biraz daha rahatlamış olacağız.
Biraz daha kendimize dönmüş olacağız ve biraz daha güçlenmiş olacağız.
Umarım hazırsınızdır. Buckle up diyorum.
Bu arada yani Instagram'dan, DM'lerden gerçekten bana ulaşıp nasıl dinlediğinizi, ne kadar dinlediğinizi ve nasıl etkilendiğinizi bilmiyorum.
Yani bir şekilde benimle paylaştığınız için çok teşekkür ediyorum.
Buralarda her zaman hep beraber en iyi versiyonumuza ulaşmak için bir şekilde çalışmalar yapıyoruz.
Nasıl gidiyor, ilerliyoruz, geriliyoruz, bazen yere yapışıyoruz, bazen köşelerde ağlıyoruz ama burayı ben gerçekten çok değerli buluyorum ve sizinle bu deneyimi paylaşmaktan...
Çok mutluluk duyuyorum. En iyi versiyonumuza giderken benim kendimde çok sık uyguladığım, yaklaşık 6 yıldır düzenli olarak devam ettiğim terapi almak ve nasıl terapi alınır ya da hangi
platformdan nasıl güvenerek alınır bilmeyenler için biraz bahsetmek istiyorum.
Burada sponsorumuz Hayvel ile bunu biraz daha anlatmak istiyorum size.
Çünkü çok uzun yıllardır yurt dışında yaşıyorum.
Partnerim yabancı. Yani kendi dilimi çok fazla kullanamıyorum.
Önceden Çin'de yaşıyordum.
Sürekli arkadaş ortamım değişiyordu.
Evim, mahallem değişiyordu. Yani o kendi topluluğumu da çok fazla oluşturamamıştım.
Şimdi Amerika'da da buna benzer bir şeyle karşı karşıyayım.
Kendi dilimi çok sık kullandığım bir ortamım olmadığı için şahsen terapi aldığımda kendi ana dilimde olmasını istiyorum.
Ve çok sık taşındığım için, şehir değişikliği yaptığım için ya da biliyorsunuz çok sık seyahat ettiğim için terapiye ara vermeden devam ettirebileceğim, güveneceğim bir online platforma ihtiyacım vardı.
Hayvele varana kadar gerçekten bu anlamda çok içime sinen bir platform bulamamıştım açık söylemek gerekirse.
15 dakika ücretsiz olarak terapistinizle ön görüşme yapabiliyorsunuz.
Bunun da çok önemli bir tarafı herhangi bir seans satın almadan önce yani herhangi bir para ödemeden önce O terapise devam edip etmemek istediğinize kendiniz karar veriyorsunuz.
Aynı şekilde başka bir terapiste tekrardan ücretsiz olarak 15 dakika ön görüşme yapabiliyorsunuz.
Bunlar benim gibi bir insan için çok önemli.
Çünkü ben bağ kurmak konusunda hassas bir insanım.
Eğer o bağın kurulduğunu hissetmiyorsan bu da maalesef eşittir güven demek oluyor.
O güvenin oluşturulması terapi sürecinde gerçekten çok önemli.
Çünkü kendinizi açabiliyorsunuz.
Bu arada online olmasının yüz yüze yapılan terapiden bir farkı yok.
Gizlilik ve mahremiyet de aynı şekilde korunuyor.
Bu konuda da bir endişeniz olmasın.
Seans paketi de kendi bütçenize göre seçebileceğiniz gibi ayrıca Nurtaç 10 kodunu kullandığınızda ekstradan %10 indirimden de faydalanabiliyorsunuz.
Daha fazla detaylı bilgi için de açıklamalarda mutlaka Hayvel linkini bulabilirsiniz diyorum.
Bölüme başlıyorum. Bu bölümümüzde kendimizi güçlendirmek üzerine, kendi içimize dönmek üzere konulardan bahsedeceğimi söylemiştim.
Ben bir haftadır Washington DC'deyim.
Daha öncesinde burada yaşadığım için birazcık nostaljik de oldum geldiğimde.
Özlememişim açıkçası.
Sadece benim yaşadığım yere gittiğimde bir tık böyle kalbimde ya ama falan oldum.
O da böyle küçük tatlı bir özlem duygusuyla, nostalji duygusuyla çıkan bir şeydi.
Genelde şöyledir ya doğup büyüdüğünüz yere gittiğinizde de o yaştaki...
tarafınızla karşılaşırsınız.
O zamanki hayallerinizle.
Sanki geriye dönmüş gibi.
O tekrardan anıların canlanması.
Tabii ben burada sadece iki yıl yaşadım.
Wow! Aman aman!
Bir süre değil. Ya da çok mu etkilendim?
Hayır. Ama tabii ki de burada yaşayan Nurtaç'ın farklı duyguları vardı.
Onlarla tekrardan karşılaşmak da bir yandan hoşuma gitti.
Çünkü New York'un keşmekeşiliği, o yoğunluğu, yorgunluğu biraz daha farklı.
İhtiyacım olduğu için şikayet etmiyorum.
Yani ben... Bu kadar gençken bana ilham veren bir şehirde yaşamayı daha çok tercih ediyorum.
Sokağa çıktığımda çok fazla insan görmek, çok fazla insan tanımak, insan hikayesi dinlemek, onlarla bir şekilde karışmak, karşılaşmak, onların hayatlarının bir parçası olmak.
Yani tanıdığımın çok olması da şu anda özellikle hoşuma gidiyor.
Belki iki yıl sonra diyeceğim ki yoruldum tamam, bana sessiz sakin bir şehir verin.
Çünkü Amerika bunun için aşırı aşırı aşırı müsait.
Özellikle bu banlio sisteminde olan...
Residential arealar bana göre değil.
Çok açık söylemek gerekirse birincisi tamamen arabaya bağlı yaşıyorsunuz.
En yakın süpermarket 10 dakika falan.
Yani sokağa çıkıp yürümek yok denecek kadar az köpeğinizi dışarıda gezdirmiyorsanız.
O yüzden şu an bu New York'un yoğunluğu beni tekrardan güzel bir hale soktuğunu düşünüyorum.
Fakat kendimden de uzaklaştırdı.
Çünkü o yoğunlukta eğer geri çekilmeyi beceremiyorsanız...
kendi ruhunuzla bağ kuramıyorsanız dışarıdan etkilenmek o stimulasyona karşı biraz daha belki dayanıklılığınızı da düşüren bir şey olabiliyor.
Ben şimdi bu sanatçının yolu kitabını da ilk haftamı bitirdim.
Yani hızlı gitmenize gerek yok zaten yapıyorsanız bu bahsettiğim kitaptan.
Bütün alıştırmaları aman aman yapamadım ama en güzel alıştırmalardan bir tanesi sizin çocukluğunuza dönüp işte size ilham olan 3 isimden bahsetmenizi hatta bir tanesine mektup yazmanızı da istiyor.
Bu arada dışarıda yağmur yağıyor duyuyorsanız çok tatlı bence.
Orada yani bunu sizinle paylaşmak istiyorum.
Bana ilham olan...
Üç isimden bir tanesi Çılgın Bediş'ti.
Diğeri annem ve babamdı bu arada.
Annem, babam ve Çılgın Bediş.
Keşke daha fazla yazabilsem. Bana çok ilham olan birçok insan olmuştu.
Ama aklıma ilk gelenin Çılgın Bediş olması da ilginç bir şey bence.
Sonra gittim Çılgın Bediş'in bölümlerini açtım.
Biraz onu izledim. Ve şunu fark ettim.
Yonca Evcimik ilk meşhur olduğunda 31 yaşındaymış.
Ve Çılgın Bediş'i çektiğinde 33 yaşındaymış.
Ben de şu an 33 yaşındayım ve...
İnanamadım ya. Çılgın Bir İş'in o diziyi 33 yaşında yapmasına inanamadım yonca evcimin yani.
Sonra onun bana neden ilham olduğunu, bana nasıl bir enerji verdiğini, belki bugünkü kimliğimi oluşturmamda bile bana neden yıllarca çılgın denildiğini, ya çılgın ya bu kız, özgür ya bu kız falan o kimliklere
de çok tutunduğumu da biraz daha fark ettim.
Onunla tekrardan bağ kurabildim.
Çalışmanın bu tarafı benim için ekstra değerli oldu ve daha tatlı oldu.
Zaten çalışmanın amacı eskiye dönüp tekrardan kendi içinizde o güdüyü bulup, o amacı bulup onunla tekrardan bağ kurabilmek ve bugüne getirebilmek ve unuttuğunuz şeyleri size hatırlatabilmek.
İnsan onay ihtiyacını dışarıya bağlı yaptığında ve bağımlı yaptığında kendisine çok daha uzun mesafeler koyabiliyor.
Kendine olan özgüveni zayıflayabiliyor.
Benim hikayemde çok uzun bir süre Amerika zekin ülkesi olduğu için ve işte yabancı dil olduğu için benim için.
Ne kadar bak Çince'den kolay olmasına rağmen İngilizce.
Çin halkı ve yabancı çok daha...
kolay mı kaynaşıyor diyeyim, biraz daha bize benzediği Çinli diyeyim.
Çin'de çok da yabancı hissetmiyordum.
Amerika'da da çok yabancı hissetmiyorum ama bürokrasi tarafında biraz daha zayıf hissediyorum kendimi.
Özellikle resmi evraklar falan olduğunda, hükümetle alakalı bir şey yapmam gerektiğinde, banka açmak bile ya banka hesabı bile açtırdığımda Çin'den daha az güvenli olduğumu fark ettim.
O yüzden buralarda da zeke çok.
Zek'e çok bağımlı hale gelmiştim.
Bir de işime de geliyordu. Yani Zek benim doktor randevumu alıyor.
Sinemaya gideceğiz, biletleri o alıyor.
Araba kullanıyorduk işte Washington DC'deyken her yeri beni o götürüyor ya da Uber'le gidiyorum.
Yani hiç benim böyle kendi başıma çıkıp bir şeyler yaptığım yoktu.
E bunlar güzel, tamam, tatlı.
Uzunca bir süre hayatımda olmayan şeylerdi.
Özellikle babadan sonra Zek'e varana kadar.
Hayatta çok güvende hissetmediğim bir noktadaydım.
Özellikle bu kuşin deniyor ya yani sırt...
dayayabileceğin maddi manevi.
Ailem var. Ailemle aram da iyi bu arada.
Ama manevi olarak da onlara yük olmamak adına sıkıntılarımı anlatamadığım, belki arkadaşlarıma sadece o destek sistemini biraz daha kurabildiğim.
Yani anneme anlatıyordum ama orada da işte annem üzülmesin diye belki çok rahat olamıyordum.
Yoksa özellikle birçok kararımı anneme danışarak alırdım.
Yani Çin'e gitme konusunda da bilmeyenler için bir hatırlatalım.
Benim annem gitmemi sağlamıştır.
Tekrardan ben iş hayatımdayken master...
bursu kazanmıştım ve annemin şu lafı var.
Git en fazla uçak bileti almış olursun, deneyimlemiş olursun diyen bir kadın her zaman arkamda durmuştur.
Bu anlamda destek sistemim Vardı, okey.
Fakat zekten sonra başka bir rahatlama geldi.
Yani o şekilde ifade edeyim bunu.
Fakat yani zekle beraber gelen rahatlama da beni biraz daha konfor alanına soktu.
Birçok şey böyle magical bir şekilde oluyor gibi hissediyorum.
İşte bir şey söylüyorum anında yapılıyor ya da oluyor.
Dinleniyorum, anlaşılıyorum.
İşte orada insan biraz daha kendine güvenmek...
tarafından çıkabiliyor. Ben çıktım bence.
Birçok şeyi zeke danışarak yapıyordum.
Zekin fikrini alıyordum.
Zekin onayını alıyordum.
Dışarıdan bakıldığında bizim ilişkimizle alakalı şu yorumları çok duyuyorum.
İşte sen çok daha dominant duruyorsun.
Zek her şeye okey diyordur.
Sen yönetiyorsundur zeki.
Çünkü dışarıdan bakınca öyle görünüyor.
Her şeyi ben karar veriyorumdur, ben yönetiyorumdur gibi bir algı var.
Oysa ki öyle değil. Gerçekten ben Zek'in onayını çok alırım, Zek'e sorarım.
Bir iş yapacaksam, bir markayla anlaşacaksam ya da yeni bir iş kuracaksam.
Ticarette de bu böyle bu arada.
Her zaman Zek'e sorarak hareket ediyordum.
Fakat bunlar maalesef beni birazcık şey yapmış.
Yani Zek'in onayına.
bağımlı yapmış. İşte ben bir şeyi seviyorum, beğendim diyelim.
Zek onu beğenmediyse ikinci kez sorgulamama da neden oluyordu bu.
Bunları yaparken fark etmiyor muydum?
Fark ediyordum ama günün sonunda gerçekten hoşuma da gidiyordu bu rahatlık, bu konfor alanı, birine bu kadar danışmak.
İşte bu bireyselleşme bölümünde anlattığım gibi Zek Bu alanı kendisine istediğinde hani ben biraz daha kendime odaklanmak istiyorum, yeni projelere girmek istiyorum, seninle işte ticaret yapmak istemiyorum falan dediğinde
ilk verdiğim tepki bayağı duygusal, bayağı yüksek, gergin tepkilerdi.
Fakat sonra sonra aman Allah'ım.
Hele şimdi buraya da geldim.
Bir haftadır buradayım. Türkçe konuşuyorum sürekli.
Hani Türk aile ortamım gibi bir şey oldu.
Çünkü burada yanında kaldığım insanlar artık benim için buradaki hard family deniyor ya kalp.
yarattığın bir aile.
Dolayısıyla bu süreç birazcık daha benim kendimin de farkına varmamı sağladı ya da biraz daha nasıl bir ortamın içinde olduğumu kendime gösterdi.
Çünkü içindeyken fark etmiyorsunuz ya da içinize gelmiyor.
Benim çok işime gelmeyen bir şeydi çünkü.
Ya ne var ya işte güzel sonuçta her şey oluyor, halloluyor falan.
Fakat Yahu kendindeki gücü fark etmediğinde, kendindeki gücü arka plana attığında, kendindeki gücü önemsemediğinde kimin hayatını yaşıyorsun?
Yani sana ait bir hayat mı?
Başkasının yönlendirdiği bir hayat mı?
Çünkü ben kendimde hep şeyi düşünürüm.
Her zaman kendi kararlarımı kendim verdim.
Benim için hayatta en en en önemli olan şeylerden bir tanesi, belki de en önemli olan şey özgürlüğüm.
Özgürlüğüm için zevk gibi bir partnerle evlendim.
Çünkü hep Türklerden ya da...
biliyorsunuz o kültürden duyduğum şey müdahale, izin alma ya da biraz daha o kıskançlıkların bol olduğu ilişki türleri o olmasın diye biraz daha bana bu alanı açabilecek kültürdeki
bir insanı da bilinçli olarak tercih ettim.
Yani bu oturup sadece zeki bundan dolayı bulduğum değil ya da bu oturup bütün Türkiye'deki insanlar ya da o kültürdeki insanlar bu şekilde olacak diye değil.
Yani ekstra açıklama yapmayı gereği istediyorum.
Umarım yanlış anlaşılmamıştır.
Genelleme yapmadan.
Kendi adıma bu örneği vermek istedim.
Bu taraftan baktığınızda gerçekten ben istediğim hayatı yaşıyorum.
Özgür bir hayatım var.
İş seçimim özgürce.
%100 özgür değil çünkü kendimce özgür bir iş alanı yaptım ama burada da bir şekilde aslında zorlandığım, beni sıkıştıran yerler var.
O ayrı bir konu. Çünkü artık yapma yani hiç iş yapma.
Bu kadarına da okey değilsin.
Yapabileceğim iş yok dünyada.
Çünkü işin içinde satış olduğunda her zaman bir yere bağlılık, bazı kurallara uyma gerekliliği doğuyor.
Bu dünyanın ve bu mecranın kurallarından bir tanesi.
Bunun için yapabileceğimiz bir şey yok.
Kabul edip. bir şekilde uyum sağlayıp devam ediyorum ama genel tabloda çok özgür hissediyorum kendimi.
Yani ben bugün video çekmek istemediğimde çekmiyorum.
Bir işe gitme zorunluluğu hissetmiyorum ya da şu anda dijital dünyada olduğum için gelirimi de biraz daha oturttuğumda 3 ay İtalya'da, Fransa'da ya da Bali'de yaşama şansım...
Yani o düzeni kurmaktan bahsediyorum.
İlla bunu yapacağım için değil.
Tabii ki de istediğim bir şey. Çünkü dünya dillerine, kültürüne çok hevesli, çok meraklı bir insanım.
Sanatçının Yolu kitabındaki bir diğer alıştırma da şuydu mesela.
İşte bugün beş tane başka bir meslek yapabilecek olsanız bunlar neler olurdu?
Bir tanesi gezgindi. İkincisini yani gezgin yazmıştım.
Para kazanma derdi olmayacaksa gezgin olmayı çok isterim.
İnsan tanımayı, insan hikayesi dinlemeyi ciddi anlamda seviyorum.
Her insana değer veriyorum.
Bir şekilde karşılaştıysak, soru soruyorum, onları dinliyorum, merak ediyorum.
Bu arada garson da olabilir, partide yanında oturduğum insan da olabilir.
Yani bir partide. Bilmiyorum, alışveriş yaparken karşılaştığım ayaküstü konuştuğum insan olabilir.
İlla uzun uzun arkadaşım olmasına gerek yok.
O an... ne paylaşabiliyorsak ben bu tarz şeylere çok değer veriyorum.
Bunu dünya çapında yapabilmek, o insanları görmek, gözlerindeki ışık bilmiyorum ya beni acayip mutlu eden ruhumu besleyen de bir şey.
Umuyorum bir gün tekrardan full time gezginliğe geri dönebilirim.
Çünkü Çin'de yaşıyorken çok çok seyahat ediyordum.
Burada yani açıkçası Teksas'a gideceğiz önümüzdeki hafta.
Bali'ye gitsem aynı fiyat.
Kendi ülkesinde bir insan seyahat ederken bu kadar para harcamamalı bence lütfen ama Şartlar bu.
O yüzden bir süre Amerika'dayken biliyorsunuz green card sürecindeyim zaten.
6 ay 6 ay. Yani 6 ayın dışında Amerika'da kalamıyorsunuz.
Vatandaş olana kadar kurallarımız böyle.
O yüzden de çıkamıyoruz ülkeden uzun vadeli olarak.
6 ayda da şöyle oluyor.
Hadi diyelim çıktık belediye yaşadık.
Ben geri Amerika'ya geldiğimde sadece 6 aylık ev kiralamak, o evi düzmek falan çok mantıksız.
Bu açıdan baktığınızda çok pahalı bir ülke.
Bu nedenle şimdilik elimizdeki şartlara göre buradaki sistemimizi oturtturmaya çalışıyoruz.
Ve biliyorsunuz zaten şu anda iki tane iş kurmaya çalışıyorum.
Kurmaya çalışıyorum diyorum çünkü yoruluyorum ya da zorlanıyorum.
Her şeyi kendim yaptığım için, bilmediğim için.
Gidip kurs al mesela Nurtaç değil mi?
Ama yok illa yaparken öğreneceğim, zorlanarak öğreneceğim.
Bakalım ilerleyen zamanlarda nasıl şekillenecek.
Fakat zekin geri çekilmesi, sonra bu bireysellik dediği ve ben kendime döndükten sonra çok zevkli bir yere girdim.
Gerçekten. Hele buraya da gelince şimdi...
Burası Türk ailenin yanındayım.
Bayağı o Türk sıcaklığı, Türkiye'ye gitmişim gibi yemeklerimiz, sohbetlerimiz, muhabbetimiz bir hafta.
İşte arkadaşımın arkadaşlarıyla falan buluşuyorum.
Türk alanındayım yani.
O yüzden biraz daha kendime dönebilmemi de sağladı bu.
Benim zevk aldığım şeyler...
Benim sanatsal tarafım.
Benim yapabileceklerim.
Bakın bu utanmadan anlatıyorum.
Ben Amerika'ya ilk geldiğimde biliyorsunuz Dallas'ta Zeki'nin ailesiyle yaşadım ve pandemi dönemiydi.
Washington DC'ye taşındığımızda karşıdaki süper markete tek kendim gitmek benim için nasıl markete gidilebiliyordu?
ile başlayan bir şeydi. Bakın ben Çin'e tek başına gitmiş bir insanım.
19 yaşında Amerika'ya gelmiş bir insanım.
Ama ben bundan 2 yıl önce Washington DC'ye Dallas'tan taşındığımda karşıdaki süpermarkete gitmeye çekinen bir insandım.
Sonra zaten o dönemde terapi alıyordum bu arada.
Yavaş yavaş neler yapılabilir ile başlayan bir yolculuğa girdim.
Sonra bir full time iş tecrübem oldu Washington DC'deyken.
O da beni aslında biraz daha güçlendirdi.
Yani insan fark etmeden başka bir tarafına bürünebiliyor.
Size benzemeyen bir tarafa bürünebiliyor.
Daha önceden çok güçlü olduğunu taraflarınız bir şey oluyor hayatta ve ben onları nasıl yaptım o dönem ya da o ben miyim gerçekten gibi bir soru işaretiyle karşınıza gelebiliyor ama siz çok güçlüsünüz ya aslında.
İçerideki çok güçlü ya aslında.
İçinize dönebilmek, o onayı kendinize verebilmek aslında çok kolayken.
Biz onu yokuşa sürüyoruz ya.
Bana bunu yaptıran en büyük sebep overthinking.
Bununla da biraz bahsetmek istiyorum.
Her şeyi aşırı düşünmek.
Yahu! Ne gerek var?
Öyle mi böyle mi? Şöyle mi böyle mi?
Yani bu bana bunu diyecek mi?
Bu böyle olacak mı? Aman da ben bu evrağı yanlış yaparsam başıma bir şey gelecek mi?
Ben bir insana yanlış cümle kalıbıyla pitch yaparsam, markamı tanıtmaya kalkarsam o marka benimle çalışacak mı?
Hepsi overthinking. Hepsi aşırı düşünmekten kaynaklanan.
Yahu yap, dene.
Olmadı mı? Değiştir.
Olmadı mı? Bir daha dene.
Olmadı mı? Olmuyor.
Yani bu işler bu kadar basit iken sen aşırı düşüne düşüne hem kendine olan özgüvenin zayıflıyor hem sağa sola sormaktan ne yaptığını da anlamıyorsun.
Sağa sola sormaktan onlara da bağımlı olmaya başlıyorsun.
Zayıfladıkça işin de ilerlemiyor.
Sonra bir bakmışsın aa hiç de bir şey yapamadım elimde kaldı kendime güvenim gitti aman da ben ona ihtiyacını dışarıya alan dışarıya bağlı olan bir insan oluvermişim ile böyle laps diye karşı karşıya kalıyorsun.
Ha bir de burada Farkına vardıktan sonra öyle U'yu da yapamıyorsun hemen.
Hemen de bir U yapalım eski halimizde pıtı pıtı geri dönelim de olmuyor.
Oradan sonra tekrardan bir unlearning sürecine geçiyorsun.
Hadi bakalım yine alışkanlıklar geliştirdik.
Şimdi o alışkanlıklarımızdan da kurtulacağız.
Eski halimizde tekrardan bir bağ kuracağız sürecine giriyorsun.
Bir de... Kanıtlama çabanız varsa, lütfen olmasın parantez içerisinde, kanıtlama çabanız varsa işler daha da zorlaşıyor.
Çünkü kendime mi kanıtlayayım, partnerime mi kanıtlayayım?
Bak partnerim ben ne kadar güçlüyüm, ben bunu yapıyorum.
Şu anda yapmamaya çalışıyorum ama özellikle şimdi bu çözülmeler başladıktan sonra karşıdaki süpermarkete gidebilmek, doktor randevunu kendin alabilmek, diş randevuna kendin gidebilmek, aman da
arabaya binmeyeyim 30 dakika yüreğimlerle başlayan süreçte kendine...
Kanıtlamaya çalıştığın bir sürece giriyorsun.
Bir de partnerine.
Kanıtlamaya çalıştığım bir süreci giriyorsun.
Yani bu belki anne babanız da olabilir.
İlla partneriniz olmak zorunda değil.
Ben bunu özellikle Zek'e kanıtlamaya çalışıyordum.
Çünkü amiyane tabirle söyleyeceğim.
Zek beni kendi çöplüğümde hiç görmedi.
Benim Türkiye'deki halimi, benim o üniversitede ne kadar neler yaptığımı, kaç tane işi aynı anda yaptığımı ya da Çin'de bile ben Çin'de Zek'le tanıştığımda bile o kadar çalışkan halimi görmedi Zek ya da kendi
ortamımdaki. Çünkü Türkiye'de üniversitede ben sürekli sosyal kulüplerdeydim, yatıyordum.
Tiyatro ya dans ya fotoğrafçılık ya daha yürüyüşler.
O dönemde de üniversitede neredeyse herkesi tanıyordum.
Normal kampüste yürürken sürekli.
Bu işte tanıdık diyelim.
Herkes çok yakın arkadaşım değildi.
Ama normal yürürken bile sağa sola merhaba demeden yürüyemiyordum.
Kütüphanelerden çıkmıyordum ve o zaman sevgililerim de uzun sürmüyordu.
Kısa kısa çünkü çok da ihtiyacım yok gibiydi.
Arkadaşlarım olduğu için, sosyal aktivitelerim olduğu için.
Partner benim için çok da önemli değildi.
Aşkı çok severim. Aşık olmayı, hissetmeyi, onun acısını bile o dönem çok severim.
Ama benim için önceliğim partner.
Aman da... bir sevgilim olsun ve yıllarca onunla geçireyim gibi bir önceliğim yoktu.
Şimdi bunların eksikliğiyle yabancı ülkede yaşamak, bir de yabancı ülkedeyken ben hala Türkçe konuşabildiğim Yakın kadın arkadaşlarımın olmasını istiyorum.
Yani Amerikalı ya da başka milletten arkadaşlarım da çok fazla var.
Ama Türkçe olan bir FFM'in olmasına ben çok önem veriyorum.
Çünkü ben öyle büyüdüm. Bir sürü kız arkadaşla büyüdüm.
Arkadaşlarımın evinde kalarak büyüdüm ve kızlı erkekli gruplarda büyüdüm.
Benim büyüdüğüm yerde Zonguldak'ta büyüdüm.
Öyle kurallarımız yoktu.
Denize de giderdik beraber. Eve gelinir, yemekler yapılır.
Sabaha kadar sohbet, muhabbet, film izlenir.
Aşk acıları konuşulur.
Ben insanlar arasında...
büyüdüm. Çin'de Zek'le tanıştıktan sonra Zek'in arkadaş grubuna dahil oldum.
Yabancı dil. Amerika'da onun ülkesi yabancı dil.
Tamam onun da çok fazla arkadaşı yok.
Amerika'da şaka gibi tamam buralı ama Dallas'da hiçbir arkadaşı yoktu.
Washington DC ikimiz için yeni bir şehirdi.
New York yeni bir şehir. Yani çok az arkadaşımız vardı ilk geldiğimizde.
Şu anda ben daha çok aslında arkadaş yaptım.
Hayatımda belki de yabancı ülkede yaptığım en çok.
Arkadaşımın olduğu yerdeyim ama hala o topluluk dediğimiz ya da kendimi en rahat hissettiğim halde değilim.
Bunu kurmak o kadar kolay değil.
Neden bilmiyorum. Özellikle Türkler arasında, yabancı ülkede yaşayan Türkler arasında bir gerginlik var.
Birbirine ispat etme çabasını da görüyorum ben.
İşte senden daha önce geldiyse sana bir şey anlatma, aktarma gerekliliği hissediyor.
Sana neyin nerede nasıl yapılması gerektiğini anlatmak istiyor.
Ve şey de diyemiyorsun hani kardeşim.
Çıl. Yani rahat ol benim ona ihtiyacım yok da diyemiyorsun.
Bir de bizde yaştan da doğan bir hiyerarşi var ya şimdi Amerikalılarda ya da birçok yabancı ülkede isterse 30 yaş büyük olsun ismiyle hitap edilir ve birbirlerine birey olarak davranılır.
İşte ben daha çok biliyorum senden 30 yaş büyük tecrübem var.
Kasıntısı olmaz. Ya bakın Norm bizim üvey babamız 80 yaşında adam size o tavrı yapmaz.
Öyle söyleyeyim yani ben 80'im ailenin büyüğü benim hiç yok.
Hala adam daha önceden de anlatmıştım ameliyattan geldi kolu sarılı kahve makinesini temizlemeye çalışıyor.
Bulaşık makinesini boşaltmaya çalışıyor.
Bu toplumda bu kültür dediğim yani hiyerarşi yok.
Yaştan doğan bir hiyerarşi yok.
Benim karşılaştığım belki vardır ama benim hiç önüme düşmedi.
O yüzden şimdi Türklerle abi abla diyeceğim bu bir.
Senden önce geldiyse bir şekilde onu statü olarak görebilen bir ekip çıkabiliyor.
Ya neyse burada Türkleri kötülemiyorum ama...
bu grubun oluşturulmasına zor olduğunu anlatmak istiyorum.
Çünkü gönlümden geçenler bunlar.
Burada yaşamayanlar için de buradan bir bilgi olsun.
Yani yurt dışına geldiğinizde o eksiklik ve yalnızlık hissedilebiliyor.
Ama benim bahsetmek istediğim şey Zek benim.
O daha güçlü olduğum alanı görmedi.
Ben yabancı ülkelerde hep bir şeylere tutunmaya çalıştığım için ve kendi kendimi özellikle para kazanma konularında da çırpınarak ilerlediğim için çok iş yaptım çünkü ben.
Buralarda Zek beni görmedi.
O yüzden Bir şey olduğunda önce zeke kanıtlamak istedim.
Bak aslında ben çok güçlüyüm.
Bak ben önceden bunları da yapıyordum falan.
Sonra hay dedim ya.
Yani hay. Ona da gerek yok.
Zekin seni onaylamasına, Zekin aa ne kadar güçlüymüş yahu demesine gerek yok.
Bu adam bunu görmese zaten benimle bu kadar yıl beraber olmazdı.
Ya da benim ona ihtiyacım yok.
Ben güçlü müyüm değil miyim?
Başkası ne düşün diye ihtiyacım yok.
Sen şöyle bir içine dön. Sadece kendine bak.
O onayı kendi kendine ver.
Komşun ne dedi? Terapistin ne dedi?
Annen ne dedi? Kocan ne dedi?
Baban ne dedi? Bir bırak.
Kendi kendine onayla ya.
Çünkü ben bunu böyle istedim diyebil.
Çünkü ben buna inanarak yaptım diyebil.
Onları belki siz de bir sorgulayabilirsiniz.
Acaba yaptığımız şeyleri başkalarına kanıtlamak için mi?
Ne kadar güçlü olduğumuzu göstermek için mi yapıyoruz?
Yoksa gerçekten ya şöyle içine döndüğünde kendine verdiğin sevgiyle, kendine verdiğin şefkat ile ve kendine verdiğin onay ile ya ben senin arkandayım diyebilmek.
İsterseniz imajinasyonda da bunu yapabilirsiniz.
Ben bazen kendimi savunmasız hissettiğimde, biraz daha korkularımın arttığında küçük Nurtaç'ın yanına gittiğimi hayal ediyorum.
Çünkü bu halim çok daha güçlü, büyük.
Korkan zaten o çocuk halin.
O yüzden gidip ona sarılıyorum.
Diyorum ki merak etme ben buradayım, arkandayım.
Biz varız. Biz varız yani.
Ben buradayım. Ve beni seven insanlar var.
Bir de şimdi siz bu özgüvene gelince, kendi onayını kendiniz verince daha da bir parlıyorsunuz.
Üstüne de bonus olarak çevrenizdeki insanlar da size daha çok güveniyorlar ya da sizinle olan ilişkileri biraz daha rahatlıyor, düzeliyor.
Çünkü şimdi baktığınızda tabloya bakın.
Zek benim Türkiye'deki halimi görmedi.
Çin'deki halim daha bireyseldi.
Çünkü Çin'e onsuz gittiğim için benim...
Okulum vesaire kendi alanım olduğu için.
Ama Amerika'da ben hep zevkle başladığım için son 4 yılımı adamın çevresinden koala gibi bırakamıyorum bir şekilde.
Her şeyi onunla yapmam gerekiyor zannediyorum.
Oysa ki Çin'deki ve Türkiye'deki halimi nasıl unuttum bir anda.
Sonra özellikle bu New York'a geldikten sonra hep biliyorsunuz Instagram'dan da takip ediyorsanız bir şekilde burada influencerlığa başladım.
Çevremi de burada geliştirmeye başladım.
İşbirliklerine normalde zeki dahil etmeye çalışıyordum.
Onun programını uydurmaya çalışıyordum.
Sonra dedim ki bu da bir sorun.
Çünkü benim işimse bu.
Ben bireyselleşebilmeliyim.
Benim işimin sıkıntılı tarafı şu.
Spaya gidiyorum. Çok güzel restoranlarda yemekler yiyorum.
Bunları zevkle paylaşmak istiyorum.
Çünkü plus one götürebiliyorsunuz.
Böyle tatlı yerlerde de zeke.
Bir şekilde treat etmek istiyorum.
Belki orada da bir ispat çaban var.
Bak işte seni çok şık bir yere götürebiliyorum.
Üstüne para kazanıyorum.
İşte spa'ya götürüyorum.
Seni para kazanıyorum. Otellere gidiyoruz falan.
Orada da bir ispat çaban vardı bence.
O yüzden Zekiye dedim ki ben kendi programımı kendim yapacağım.
Sana uyuyorsa hani ben davet ederim.
Uyumuyorsa başka arkadaşımı davet ederek gideceğim.
Bazen kendim gideceğim çünkü solo deyikleri çok severim.
Kendi kendine yemek yemeyi, dışarıya gitmeyi, sinemaya gitmeyi bunları hep yapıyordum ben.
O yüzden ah be Nurtaç'ım ya.
Şöyle al elini o gücü.
Kendi programını kendin yap.
Yine zevkle. Ayrıca bir vakit.
Hayır. Kendinin tadını çıkart yahu.
Çünkü ben hayat dolu bir insanım.
Hayat yaşamayı çok seviyorum.
Yeni deneyimlere çok açığım.
Sanatçı tarafım vardır.
Yaratıcılığı çok severim.
Derine inmeyi, düşünmeyi çok severim.
O yüzden gerçekten kendime gelmeye başladım.
Ve bu halimi, inanın bana Zek daha çok seviyor.
Böyle böyle biraz daha gözlerimin açıldığını söyleyebilirim.
Onayımı önce ben veriyorum.
Beğenseniz de beğenmeseniz de.
Ben verdim mi onayı?
Bitti. Buradayım.
Bilerek yaptım, isteyerek yaptım, benim içime sinerek yaptım.
Ben bunu uzunca yıllar ağzımla söylesem bile uygulamaya çok geçiremiyordum bence.
İçeride bir boşluk hissediyordum.
Ama bu süreçte özellikle bu kitapla da beraber, Sanatçının Yolu kitabıyla beraber biraz daha güçlenmeyi biraz daha uygulamaya da başladım.
Böyle böyle bu yolda devam ediyoruz.
Bana sorarsanız en iyi versiyonuma giden en büyük adımı attım diyebilirim.
Kendime dönmek, içeriye dönmek.
kendi kendime onay verebilmek beni çok daha güçlendiren bir şey oldu.
Bayağı bir anlattığım bu bölümde bayağı bir örnekler verdim.
Umarım keyifle dinlediğiniz bir bölüm olmuştur.
Önümüzdeki hafta pazartesi günü sabah 7'de tekrardan görüşmek üzere.
Bu podcast kanalını Spotify'dan takip edebilirsiniz.
Takip edilmesi algoritma yardımcı oluyor.
Bu şekilde başka dinleyen, podcast sevenlerin önüne de önerilecek ve en iyi versiyonumuz daha da yayılacak diye umut ediyorum.
Önümüzdeki hafta görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
