
Sınırlar, beklentiler ve bitmek bilmeyen onaylanma ihtiyacı... Hepsini bir kenara bırakıyoruz. Bu bölümün mottosu: Be unapologetically yourself. Kimseye açıklama borçlu olmadan, kendi doğrularınla var olabilmenin özgürlüğünü keşfediyoruz. Kendi hikayeni başkalarının kaleminden okumaktan sıkıldıysan, bu bölüm tam sana göre
Ig: nurtacturkeli
Email: pr@nurtacturkeli.com
Transkript
Hadi Bismillah.
Haydi bakalım. Karlar düşer.
Bak Mart ayında nasıl kar yağıyor dışarıda görüyor musun?
Artık böyle iyice bahar gelmeden arkamda kar yağarken bir çekim yapmak istedim.
Bir şey söylemek istiyorum size. Ben bak 35 yıllık hayatımda ilk defa kıştan bu kadar keyif aldım.
Bunun tabii ki de sebepleri var.
Birincisi ameliyat olmam, ikincisi şöyle bir evde yaşamam.
Yani sürekli manzaraya bakarsanız kar yağarken, belki şu an çok görünmüyor ama yan taraftan böyle güzel fırtınalı hali, kar fırtınası hali.
Hoşuma gidiyor, izlemesi güzel, sıcak çikolatası güzel, örgü örmesi güzel.
Geçenlerde bir tane takipçim şey demişti, yazın ne yapıyorsun?
Hani örgü örüyorsun da şu anda yazın ne yapıyorsun diye.
Yine kıyafetlere döneceğiz. Yani zaten aslında benim de kişilikmeye devam etmem gerekiyor bence.
Çünkü hani gerekiyordan kastım, ruhumu bulduğum tek yer şu anda.
Yani kitaba koyan, okey güzel de ben...
Bence flow dediğin, passion dediğin dikişte çıkıyor.
Neyse. Özetle ben ilk defa kıştan bu kadar keyif aldım.
Bir tık bahara hazır bile değilim.
Yazada hazır değilim. Bunun bir başka sebebi aldığım kilolar da olabilir.
Birazcık dikkat etmeye başladım da kendime hiç güvenmiyorum.
Çünkü çok duygusal besleniyorum.
Bir de yerken size de şu oluyordu.
Yiyeceğim ya falan yapıp böyle.
İki saniyelik bir şeyin var ya o an karar vermen gerekiyor.
Yani o an ya hayır dedin ya yedin.
Ben genelde yeme kısmında oluyorum.
Allah'tan gece atıştırma alışkanlığım yok bence.
Hani beni kurtaran bir şey varsa bu da odur.
Tam çok kilo almadım ama 10 pound versem iyi olur artık.
Burada poundca konuşuyoruz.
Ne yapıyor? 5 kilo falan.
Hep de böyledir ya her zaman hepimizin 5 kilo fazlası vardır ve asla o 5 kilo inmiş halimizle karşılaşamıyoruz.
Yine dertli olduğumuz noktalar değil mi?
Neyse. Şimdi bugünkü konu bence çok güzel.
İngilizcesini asla telaffuz edemediğim bir konu.
Unappogelatically. Ona telaffuz ettim.
Ama çok doğal gelmiyor, natural gelmiyor.
Bir podcastımda azıcık bu konudan bahsettim ama bu bölüm komple bununla alakalı olmasını istiyorum.
Şimdi burada özellikle benim birçok arkadaşım Z-Jenerasyonu.
Bence ben de Z jenerasyonuyum bu arada.
Ya zamanında da bak ben büyürken de çok da Y jenerasyonu gibi büyümedim bence.
Yani bunun en büyük göstergesi hiçbir zaman corporate merdivenlere meraklı birisi olmadım.
Şu an Z'de öyle ya yani artık bu bize sunulan hayat merdivenlerini o kadar önemsemiyorlar.
Kendi kararlarını kendileri vermeye çalışıyorlar.
Düğün yapmıyorlar ya. Z jenerasyonu bu konuda çok daha uyanık geliyor bence.
Tabii ki de maddiyatlar, güçlülükler birazcık değişti.
Ama kendimden böyle övünmek gibi olmasın hiçbir zaman corporate merdivenlere merak etmedim ya da düğün yapmadım.
Bunu bir övgü olarak buraya koymam.
Umarım biraz sizi rahatsız etmiyordur ama ben açıkçası bu durumdan memnunum.
Buradaki birçok arkadaşım da benim Z jenerasyonu ve 35 yaşında olduğumu asla inanmıyorlar bu arada.
Yani sürekli böyle hadi ya unutmuşluk falan oluyorlar.
Çok mutlu oluyorum. Bence küçük gösteriyorum.
Ben niye bu kadar kendimi övdüm bugün?
Muhtemelen konumuzdan kaynaklı olabilir.
Şimdi Z jenerasyonuna da buradan bağlamak istiyorum.
Bu kızlar. Vallahi ben öyle büyüseydim şu an nasıl olurdum bilmiyorum tamam mı?
23 yaşında, 25 yaşında kızlar.
Mesela sohbet ettiğimizde o kadar bilge görüşleri var ki ben bayağı böyle şey oluyorum.
Ben 23 yaşlarında böyle düşünmeye başlasaydım muhtemelen...
Kendimden şu an memnunum ama kendime de bayağı böyle yıllarca emek sarf ettim ya böyle yoğura yoğura bir yerlere getirmeye çalıştım.
Şimdi o yaşlarda biraz daha gözüm açık olsaydı biraz daha özür dilemeden kendim olmayı becerebilseydim belki de bugünkü versiyonumda daha böyle içime sinen bir versiyonumda olabilirdi.
Çünkü hala çok zorlandığım taraflarım var.
Tamam kendimizden memnunuz çünkü yaşamam lazım.
Yani hani kendimden memnun olmasam bayağı zorlanabilirim.
Çünkü her günde depresyon istemiyorum.
Tamam bir iki geri girip çıkıyoruz zaten.
Hani izin verdik ama her günde o modda olmak istemiyorum.
Şimdi bu, unapogelatikliğinin altında yatan Türkçesi ne biliyor musunuz?
Kendin olmak için özür dilememek.
Ya böyle Türkçe'ye çevirince tam olmuyor ama anlatacağım işte bugünkü bölümde.
Kendin olmak için özür dilemiyorsun.
Yani bunu kendimden fark ediyorum ben tabii ki de bütün bölümlerimiz olduğu gibi.
Başlangıç noktası ben. Şöyle yani, kendin olmak için özür dilememek.
Ben çocukluğumdan beri kendimi incelediğimde hep bu kalıbın içerisine sıkışıp kalmışım.
İzin isteyen, otoriteye saygı duyan, hani büyüklerine saygı diye.
Mesela bir şey yapmadan önce icazet alma.
Aslında çok da asi bir trim yani sürekli izin alan birisi gibi düşünmeyin.
Ama background'da hala bir şey yaptığımda böyle bir yerde sanki etrafıma bakıyorum.
Hani is everything okay? Herkes okay mi?
Okay miyiz? Hani kimse bir şey dedi mi?
Kimse kızdı mı? Gibi hala bir paniğim var.
Yapıp çevreye bakmak gibi düşünebilirsiniz.
Ya da hala böyle terapi konularına giriyor yine.
Yeterli olmama hissiyat.
Hani ben buna değer miyim?
Bunun için yeterli miyim?
Bunlarla her gün mücadele ettiğim söylenebilir.
Dereceleri değişiyor. Yani bir gün şiddetli, bir gün daha az.
Bir gün çıkmış gitmiş zannediyorum sistemimden.
Ama hop bir tane travmatik bir şey oluyor.
Bana eski bir travmamı hatırlatıyor.
Travma respons veriyorum ona.
O yaşıma dönüyorum. 14 yaşımdaki halime dönüyorum.
İşte bu sıralar bir şeylerle sıkıntı yaşadığımı söylemiştim size.
Vücudum orada. Vücudum liseye döndü benim bir süredir.
O yüzden bunlar da gözüme gözüme çarpıyor.
Kendimi incelediğimde evliliğimde bunu görüyorum.
Bugünkü örnekleri evliliğimden de verebilirim.
Zevkle alakalı bir konuda mesela.
Ben... Sürekli Zek'in icazetini almaya çalışıyorum.
Bundan Zek'in de haberi yok.
Ben de bunu bilinçli yapmıyorum.
Ama nasıl sistemime girdiyse sanki böyle Zek'ten sürekli izin alıyorum, icazet alıyorum gibi bir dengede olduğumu fark ettim.
Çok da böyle bazı şeyleri hak ettiğime inanmayan bir sistemim var arkada.
Yani bunları size anlatmamın sebebi terapist olun, çözün değil.
Belki size de bir farkındalık penceresi açar.
Evliliğinizde, ilişkilerinizde, aile ilişkilerinizde buna benzer bir şey yapıyorsanız bir aydınlanma gelir.
Belki bir işe yarar, değişmeler başlar.
Çünkü annemle olan ilişkimde mesela babayı küçük yaşta kaybetmiştim zaten.
Annemle olan ilişkimde isyankarım.
Anne ben bunu yapacağım. Hayır yapacağım.
İstesen istemesen yapacağım gibi böyle isyan isyan isyan isyan.
Ama evliliğimde huzur çatısı altında kendimi ne kadar böyle kendi kendime kıstığımı fark ettim.
Eşittir aslında özür diliyorum kendim olduğum yerlerde.
Yani bu tam Türkçe'ye çevrilmiyor ama kendi kendimi kısıtlıyorum.
Hani bunu Zek söylemiyor bir de.
Yani Zek'in haberi bile yok benim ne yaptığımdan neyi kısıtladığımdan.
Ben kendi kendime bunu karar vermişim.
Uygulamışım. Daha daha küsmüş daha haberi yok.
Zeki bunlar haberi yok.
Sanki ben onun adına karar veriyorum.
O beni şöyle düşünür diye.
Bu huyum çok kötü ve arkadaşlarım arasında da bence buna benzer bir şey yapıyorum.
Çok çıkıntı olmamakla alakalı bir şey de olabilir.
Tabii ki de bunun altında göçmen psikolojisi vardır.
Yabancı ülke işte yabancı dil.
Zaten ayda yılda bir görüşülen arkadaşlıklar.
Yani şundan bahsediyorum.
Çok arkadaşınız var ama. Hepsiyle elli kişi mesela haftada bir görüşmüyorsunuz.
Bir arkadaşınla üç ay sonra bir daha bir araya geliyorsun.
Öbürüyle işte hani bu döngüde düşünün.
Her hafta birileriyle buluşabilirsin ama aynı kişi değil.
Bu sefer de ilişkilerin zaten hani bir yerde kalıyor.
Derinleştirmeye çalışınca bazen fazla derin oluyor bu arada.
Ona da dikkat edilmesi gerekir.
Ben bazen oversharinglerce yani çok abartıyorum.
Oversharingden rahatsız olduğumu söyleyemeyeceğim.
Bazen karşımdaki insan rahatsız olabiliyor.
Aslında bu da aynı şeye geliyor.
Yani ben kendim olmak için özür diliyorum gibi.
Bu mesela benim kendime değiştirmek istediğim top şeylerden bir tanesi son dönemlerde.
Çünkü kendi hayatıma sahiplenmek, kendi hayatıma sahip çıkmak, işte bana verilen benim yaptıklarım, emeklerim, aldığım riskler hani bunlar kategorisi altında.
Bugün geldiğim noktada hala özür diliyorum.
Ya da bu bir başka nokta Survivor's Guilt deniyor.
Yani geldiğin noktadan suçluk hissetmek.
Şu andaki şartlarından memnunsun, mutlusun ama sevdiğin insanlar mesela o şartlarda değilse sen bununla alakalı suçluk hissediyorsun.
Bundan daha önceki... Bölümlerde bahsettim mi bilmiyorum.
Bahsettiysek de hatırlamış olalım.
Çünkü bu da kafamızın önünde bize böyle perde koyan bir bakış açısı.
Ve çok zararlı. Galiba bir süredir kendimle yapmak istediğim şeyler yük var ya sırtımda.
Kendi kendimi ona almışım.
Ve sonra ne kadar yorulduğumu fark etmemişim.
Ya da yorulduğum için üzülmüşüm.
Niye yoruluyorsun? Neden yoruluyorsun?
Ne çabuk yoruluyorsun diye. Hatta geçenlerde burada endometriosisle alakalı bir konferansa katıldım.
Tövbe yarabbim 3 gün. Yani fazla bir şeyler öğrendim endometriosisle alakalı.
Ama buradaki cerrahımla hala bir interview yapmak istiyorum.
Böyle YouTube'da uzun uzun konuştuğumuz bir video çekmek istiyorum.
Çünkü yani cerrahım New York'taki top cerrah.
Hatta Amerika'daki hatta dünyadaki sayılı cerrahlardan bir tanesi.
Ve Türk. O açıdan çok şanslıyım.
Yani şanslıyım derken bayağı da pahalıydı.
Onları burada konuşmayalım.
Özel olarak ilginizi çekiyorsa, merak ediyorsanız DM'den vs.
yazışabiliriz. DM demişken Instagram'a Nurtaş Türkiye'li, Spotify'da da en iyi versiyonunu takip etmeyi unutmayın.
Endometriosis konferansında da şunu fark ettim.
Bu hastalık bir enflamasyon hastalığı ve maalesef vücudunuzda sürekli bir iltaplanma var öyle düşünün.
Bu da sizin sinir sisteminizi sürekli alertte tutuyor.
Biz bu yılın başında ne demiştik?
Nervis sistemimizi sakinleştireceğiz demiştik.
Bu çok zor ve her gün bilinçli bir şekilde bayağı çaba sarf etmeniz gereken bir yer.
Ben kendimde bu disiplini henüz yakalayamadım.
Bir gün yapıyorum, bir hafta yapıyorum, bir süre yapmadım.
Bir de mesela sporumu aksattığımda bir tane arkadaşım şey dedi.
Hani spora giderek dinlenecektin.
Niye spora inmiyorsun? Ya konferans bitti ben 2-3 gün kendime gelemedim.
Yataktan kaldıramadım kendimi.
Zaten konferans günlerinde spora gidemedim.
Hani bir hafta girmiş araya.
Şuraya bağlamak istiyorum. Ben böyle zaten bir şeyleri yoluna koymaya çalışıyorum.
Kendime disiplin geliştirmeye çalışıyorum.
Yapıyorum, yapamıyorum. Düşüyorum, kalkıyorum.
Bunu birileriyle paylaştığınızda, birileri sizi kolat yaptığında iyi hissettirmiyor.
Anlatabildim mi? Yani siz zaten bir şeyleri düzene koymaya çalışırken burada da aslında icazet alıyorsunuz.
Yine böyle bir ufak özür dileme var işin içinde.
İşte ben spora gidemedim.
Niye anlatıyorum ki insanlara?
Yani bunu yaparken benim arkadaki en büyük motivasyonum birbirimize destek olmak.
Hani ben spora gidiyorum sen de spora git.
Hadi düşürmeyelim falan filan.
Ama şimdi kendi sistemime baktığımda bence ben buna şu an müsait değilim.
Kendimi de kandırıyorum burada.
Kendimizi kandırmakla alakalı bir bölüm çekmiştik.
Sevdiniz onu. Kendimi kandırıyorum.
Bir yerlere atlıyorum cumhurluk.
Yahu sen şu anda hala çiğ enerji düşük bir kadınsın.
İnflamasyonla uğraşıyorsun. Ameliyatın yeni hala.
Yani ben 4,5 ay önce ameliyat oldum.
Yani bir kendine izin ver.
Ve kimseden özür dileme artık.
Yani bu şu anda böyle.
Eminim bakın kurcuklayın hayatınızı sağa solu.
Muhakkak vardır özür dilediğiniz, kendiniz olmaya çekindiğiniz yani böyle bir icazet almaya çalıştığınız.
Şu anda ben bu süreçten geçiyorum.
Hani orada bir özür dileme ya da arkadaş çevrenizde kendinizi bir kıstığınız, standartlarınızı şöyle aşağı çekmeye çalıştığınız muhakkak.
Ya yüzde yüz eminim var.
Bu ikili ilişkilerde de olabilir bu arada.
Kendi standartlarınızı düşürüyorsunuz çok istiyorum zannedip ya da bunu buldun mu bunuyorsun gibi böyle kalıplar kafamızın arkasında hep konuşur durur.
O yüzden. Çok sinsi.
Kendine olmaya özür dilemek.
İşte Gen Z'den bahsetmemin sebebi bu.
Bu kızlar bangır bangır bunu söylüyorlar.
Ve gerçekten o özgüveni, o dinamiği ben onlarda görüyorum.
En azından buradaki arkadaşlarım.
Ve hayranlık duyuyorum, ilham alıyorum.
Umarım ben de kendimde onu görürüm.
Yani belki siz dışarıdan baktığınızda öyle görünüyorum.
Çünkü %100 de şey değil yani.
Herkesten özür dilemiyorum. Ama yani çok kritik yerlerde ya da sinsi yerlerde olduğu zaman fark etmek gerekiyor.
Şu anda şuna karar verdim yani artık çevremdeki hiç kimseye zevk de dahil inşallah yapabilirim.
Anlatmayacağım ya yani kimseden böyle özür dilemeye kimseye açıklama yapmama gerek yok.
Ben şu an böyleyim. Bu süreçte şu an senin olduğun halin niye özür diliyorum sürekli gibi bir bölüm düşünebiliriz.
Umarım enerji dünyalarında yine böyle bir buluştuk.
Bir sarıldık. Ortak paydalarda görüştük.
Hafta yeni bölümüne görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Ben şimdi dışarı çıkacağım yine yine yine.
Arkadaşlarımla yemeğe gideceğim. Bunlar güzel etkinlikler.
Seviyorum kız buluşmalarını.
See you next week.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
