
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Yeni bölümde Nurtaç, kendimizden uzaklaştığımızda neler yapacağımızı, nelerle kendimize yakınlaşacağımızı, kendimize sadık kalmayı, kendimiz olabilmeyi konuşuyoruz.
******
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Yine başıma gelmeyen kalmadı diyerek başlamak istiyorum bu bölüme.
Türkiye'ye geldiğimden beri diş işleriyle uğraşıyorum.
Diş İşleri Bakanlığı oldum şu anda.
Bir geldim zaten ilk hafta hemen başımıza kanal tedavisi çıktı.
O zaman Bodrum'daydım. Bodrum'da bununla ilgilendim.
Hatta Bodrum'daki süremi uzatmam gerekti.
Sonra İzmir'e geldim.
Bu arada İzmir'e geldiğimden beri harika, çok güzel şeyler yaptım.
Zaten bu bölümde biraz onlara da değineceğim.
Fakat şimdi benim ta 2010'da yaptırdığım kanal tedavisi vardı.
Onu galiba 2018'de falan tekrardan yaptırmıştım.
Sonra... İşte üzerine crown falan ekledik.
Gayet memnunum. Hiçbir ağrı sızı yok.
Fakat film çektirdiğimizde altında lezyon göründüğü için diş çekilmeden kanalı tekrardan yeniletirmek istedim.
Fakat ikinci yapılan kanal tedavisine artık ne tür bir madde kullanıldıysa galiba eriyen yapışanlardan.
Üç seans gittim.
Üçü de bir saatten hesap edin.
İğne ile kuyu kazmak gibi düşünün.
İçerisindeki maddeler asla çıkarılamadığı için.
Çekime gittik ve kocaman, şu an ağzımın yarısı yok gibi hissediyorum.
Kocaman dişi.
Ayy travma yaratmaz umarım sizde de ama toplam iki buçuk saat sürdü.
İki kere ara verdik. Çünkü dişim çok önceden kanal tedavisi yapıldığı için artık güçlü değildi.
Maalesef çekilirken kırılıp durdu.
Maalesef. Ya bu sizde umarım rahatsızlık vermiyordur ama dişi keserek yani damağı keserek keserek çıkarmaya çalıştılar.
Gayet travmatik bir çekim süreciydi.
Neyse daha da uzatmayayım.
Gerçekten çok etkilendim.
Yani ağrısıyla beraber uzun sürmesi itibariyle bayağı etkilenerek çıktığım bir diş çekim tedavisiydi.
O yüzden galiba iki gün hele ki ilk gün ağzımı açmak değil su bile içmek istemedim.
Ertesi gün şu an üçüncü gündeyiz.
Biraz daha iyiydim.
Şu anda yine ağrım var ama yani bilmiyorum umarım başınıza gelmezdim.
Yani şu diş çekimleri gerçekten çok zormuş.
Neyse hala devam eden bir süreçteyim.
Bu arada bir miktar biraz daha İzmir'de kalacağım.
Amerika'ya dönüş tarihimi yaklaştı ve nasıl hissediyorum bilmiyorum.
Yani bir tarafım uzatmak istiyor hala Türkiye'deki süreyi.
Bir tarafım da gerçekten Zeki çok özledi.
New York'ta bir hayatım var.
Ve galiba bir ufak böyle tekrardan New York'a dönüp o yoğunluğa ve kendi iş hayatı tempoma da...
Dönmeye hazır gibi hissediyorum.
Ama bir tarafım işte Türkiye'de hala gitmek istediğim birkaç şehir vardı.
Diş konularından dolayı gidemedim.
Buradan çıkamadım. Bilmiyorum.
Belki uzatırım haber vereyim zaten size.
Bir takipçi buluşması yapmayı da çok istiyorum aslında.
Böyle toplu olarak ne Amerika'da yapabildim ne burada yapabildim hala öyle bir şeyi.
Bakalım. Gerçekten çok az sürem kaldı ve nasıl bu kadar hızlı geçti.
Hep de böyle söyleriz ya yani ne oldu, nasıl geçti bu tatildi.
Şu an o noktadayım. Bugünkü bölümde kendin kalabilmek, kendin olmayı bulabilmek üzerine yapmak istiyorum.
Bu ne demek? Daha önceden de bahsetmiştim New York'ta kendi elementimi bulamadığımdan, belki tam olarak oraya adaptasyonu yerleştiremediğimden.
Fakat Türkiye'ye geldiğimde eski halimle tekrardan o connection'ı kurabilmekten, eski Nurtaş'la karşılaşabilmekten ve bunların kombinasyonunu yapabilmekten bahsetmiştim.
Çünkü... Hani biraz biraz Türkiye'de sevdiğim sevmediğim şeyleri ayırabilmek, Amerika'da sevdiğim sevmediğim şeyleri ayırabilmek ve kendi yeni versiyonumu oluşturabilmek benim için çok değerli, çok önemli.
Kendin kalabilmek, kendine sadık kalabilmek ve kendin olabilmek ne demek biraz bunların da altını doldurmak istiyorum bu bölümde.
Bu karşılaşmaları ve bu farkındalıkları genelde ben sanatsal bir gösteri izlemeye gittiğimde daha çok hissediyorum diyelim.
Mesela Anadolu Ateşi'ni izlemeye gittim.
Galiba bir buçuk hafta önce Çeşme'deydi.
Benim için Anadolu Ateşi çok değerli.
Çünkü onlar sahnedeyken biz Anadolu Ateşi'nin gösterilerini yaptığımız için müziklerini kullanarak, koreografilerini kullanarak kendimi sahnede izliyormuşum gibi hissettim.
Ve dansın benim hayatımda aslında ne ifade ettiğini tekrardan onlar sahnedeyken o enerjiyle, o ruhla kendi içimde hissettim.
Ve anladım ki ben dans etmek zorundayım.
Nasıl olur? Hemen böyle kocaman bir ekip kuracağım, sahnede olacağım değil ama ufak ufak nasıl başlayabilirim?
Belki bir dans kursuna gidebilirim tekrardan.
Aslında flamenco'ya gitmek istiyordum ama yaz sürecinde buraya geleceğim için gidemedim.
Belki sonbahar sürecine gideceğim ama kaçırıyorum geç gittiğim için.
Hadi flamenco olmasın, ben kendim neler yapabilirim?
Bununla alakalı küçük küçük adım atmak zorundayım artık.
Çünkü size de başınıza geliyor olabilir.
Bir şey çok istiyorsunuz, bir şey çok istediğinizi düşünüyorsunuz.
Ama ona yaklaşmadan son nihai hedefi düşünerek oraya ulaşmak istediğinizde ilk adımı atamıyor oluyorsunuz, paralelize oluyorsunuz ve maalesef atalelik oluşuyor.
Ve bu atalelikten daha önce de çok bahsettik.
Donup kalma hali, hareketsizlik hali.
Galiba bir insanın hayatını yavaşlatan, belki maalesef içten içe çürüten, en istenmeyen, en çıkması da zor gibi görünen bir süreç olabilir bu.
Yani freeze de deniyor bu aslında İngilizce'de.
Donma hali, atalelik hali, nasıl devam edeceğinizi bilememe hali.
Bu durumdan çıkmak aslında böyle baktığınızda çok kolay gibi değil mi?
Hani yap, just do it, direkt başla, hareket et, bir adım at.
Çünkü bu atölyek halinden çıkabilmenin tek yolu adım atabilmek.
Yani ufak da olsa, bir tanecik de olsa.
Fakat galiba burada birçoğumuzun zorlandığı şey o kendinize roadmap'i çizememek, yol haritasını çizememek olabiliyor.
Tam olarak neyi istediğini bulamamak olabiliyor.
Benim kendi hikayemde...
Seyahat etmek, Türkiye'ye geri dönmek ve önceden yaptığım şeylerle tekrardan karşılaşmak ve bu hislerimi değerlendirmek bana acayip yardımcı oldu.
Buradan özetle anladığımız şey Nurtaç hayatında dans etmek zorunda.
Kendi kendime zaten dans ediyorum ama sahnede seyirciyle, seyirci enerjisiyle dans etmeyi biraz fazla özledim.
Bir de tiyatroya gittim.
Bol bol tiyatroya gittim. Şener Şeni sahnede canlı izledim.
Hakan Yılmaz, Evru Cündübeoğlu'nu sahnede canlı izledim ve Hakan Yılmaz'ın oyununu izlerken zaten şey diyorum.
Ben bu oyunu alıp yapmak isterim.
Zaten iki kişilik, üç kişilik, üçüncü kişi sayılmaz.
Eğer oyunu gördüyseniz ölün bizi ayırana dek diye bir oyun.
Bence çok keyifli.
Denk gelirseniz gidin derim.
Oradaki kadının rolü kendim onun yerine koyabilmem.
İşte o oyunculuğu yapabileceğime inanmam.
Çünkü sanatçının yolu kitabından da çok bahsediyoruz ya.
Benim sanatçı tarafım bu aslında.
Tiyatro yapan, dans eden, belki yeni yeni şu anda moda, kıyafet dikmek gibi şeyler de ekleniyor benim hayatıma.
Burada asıl hedef gerçekten senin kendin nereye ilgin var?
Daha önceki deneyimlerin neler?
Bunları yaparken neler hissediyorsun?
Bunları yapmadığında neler hissediyorsun?
Bunlardan uzaklaştığında kendinden uzaklaşmış gibi hissediyor musun?
Yani en çok kendi ruhunla nerede karşılaşıyorsun?
Ne zaman kendin gibi hissediyorsun?
Orayı bulduğun anda oraya birazcık daha odaklanmanı istiyorum.
Kendi adıma da yani. Ve oradan sonra işte belki bir yol haritası çizerek tekrardan adım atabilmek üzere yeni bir yolculuk başlayacak.
Ve sonrasında daha çok kendinle bağ kurduğun için o versiyonlarını işte şehire bağlı olmadan, çevrendeki insanlara bağlı olmadan yani çok da bu kalemin olmadan kendi istediğin versiyonu başka bir yere çok daha rahatlıkla
taşıyabiliyor oluyorsun.
Buradaki... esas ulaşmak istediğimiz şey kendini bulup onda kalabilmek.
Yani ona sadık kalabilmek.
Çünkü maalesef hypervigilance bir insansanız, eğer ortamınızda diğer insanların nasıl hissettiğiyle alakalı hassas bir insansanız, diğer insanların nasıl hissettiğini kafanıza takıyorsanız, onların nasıl hissettiğini kendi vücudunuzda hissediyorsanız
bu gayet yorucu bir hissiyat.
Çok iyi biliyorum, merak etmeyin.
Zaten bu highly sensitive people grubuna geçiyor.
Yani aşırı hassas insanlar grubuna geçiyor.
Büyürken Belki annenizin nasıl hissettiğiyle alakalı çok hassastınız.
Anneniz size öfkelendiğinizde siz böyle bilmiyorum nasıl hallediyordunuz onu ama ben yaşa beklik yapmaya çalışıyordum.
Böyle yalanlar söylüyordum ona.
Hiç olmamış bir şey olmuş gibi anlatıyordum onu keyiflendirmek için, onu eğlendirmek için.
Böyle bir sorumluluğu o küçük yaşta aldıysanız eğer belki benzer alışkanlıkları yetişkinin hayatınıza da getiriyor olabilirsiniz.
Çevrenizdeki insanların iyi hissetmesi için ekstra efor sarf ediyor olabilirsiniz.
Bu da aslında en çok kendinize yaptığınız bir haksızlık.
Ve de ilişkilere de o kadar yardımcı olmuyor baktığınızda.
Çünkü hep siz... Ayrıca
olduğunuzda bir zaman sonra resentment dediğimiz hissiyat oluşuyor.
Siz bundan yoruluyor oluyorsunuz, beklentiniz artıyor oluyor.
Sonra bir yerde patlama başlıyor.
Yani ben çok yaptım, ben çok verdim ama karşılığını alamadım gibi.
İçten içe ya iç sesler ya da dışarıya çıkan patlamalar gibi de bir reaksiyon çıkabiliyor.
Elbette şu an yaz olduğu için, ben tatilde olduğum için, sürekli keyifli şeyler yaptığım için, çok fazla çalışma modunda olmadığım için Yaptığım her şey bana daha çok zevk veriyor.
Başka ülkede olduğum için sonuçta bir önceki bölümde de bahsettik.
Benim Türkiye'ye gelmem aslında tersine kültür şoku etkisi de yaratıyor.
Çünkü zaten doğup büyüdüğüm yerden bu kadar uzaklaştıktan sonra eski alışkanlıklarla tekrardan karşılaşmak insana böyle garip bir tokmak etkisi de yaratabiliyor.
Belki unuttuğun, kaçmak istediğin yönlerinle tekrardan karşılaşıyorsun.
Belki hallettiğini zannettiğin şeyle tekrardan karşılaşıyorsun.
Ve bu bir tık can acıtıyor.
Fakat benim kendime en çok değer verdiğim şey umarım siz de buna böyle bakıyorsunuzdur.
Bunları fark edip bir süzgece alıp süzgeçten geçirip işe yarayanı alıp kullanıp yerleştirip işe yaramayanı da izin vererek hayatınızdan uzaklaştırmak.
Aynı benim dişim gibi.
Biraz saçma bir örnek gibi gelebilir ama şunu fark ettim dişi çektirmeden önce.
Ne çok yapışıyorum.
Böyle... 14 yıl önce yaptırmışsın ilk kanal tedavini.
Kurtarmaya da çalışmışsın.
Kurtarılmıyor. 3 seanstır ağzımda iğneyle kuyu kazar gibi çalışmalar yapılıyor.
Ve aslında çekimden korkuyordum.
Çekime gitmemesi için böyle 5-10 seans gitmeye hazırdım neredeyse.
Sonra 3. seansın ortasında dedim ki çekelim bunu.
Nasıl olacaksa olsun. Hayalimde acılı olacağını biliyordum.
Ondan da korkuyordum. Ama dedim ki artık vazgeçmek zorundayım.
Artık gitmesine izin vermek zorundayım.
Bu şimdi hayatımda diş örneği olabilir.
Başka yerlerde bir şeylere işe yaramasa da tutunduğumu fark etmek sadece benim ömrümden çalan bir şey.
Sadece benim zamanımdan çalan bir şey ve sadece benim hayatımda gereksiz yer kaplayan bir şey.
Bu sizin hayatınızda başka bir şey olabilir.
Şu an en basit haliyle diş örneğini verdim.
Fakat maalesef çok şey var benim hayatımda buna benzeyen.
Gereksiz tutunduğum, gereksiz sürdürdüğüm ya da tıkanma halinde nasıl çıkacağımı bilemediğim için Comfort zone diyoruz ya o rahatlıkla devam edip aynı şeyden şikayet etmek.
O yüzden uzaklaşmak çok güzel.
O yüzden eski halinle bir yerde karşılaşmak çok güzel.
Çünkü o eski halinle bir yerde karşılaştığında ne kadar ilerlediğini de tekrardan gözlemleyebiliyorsun.
Maalesef ki insanoğlu bir tık nankördür.
Neyi ne kadar yaptığını çok da fark etmez.
Önceden sana çok zor gelen bir şeyi...
hallettikten sonra onun çok zor geldiğini anında unutursun.
Bu da aslında biraz doğamız geri yaptığımız bir şey.
O yüzden kendinize de çok yüklenmeyin.
Hatta burada öz şefkatin önemini de tekrardan vurgulamak istiyorum.
Çünkü kendimi bu günlerde yapmadığım şey için, kendimden uzaklaştığım yerler için biraz sert konuştuğumu da fark ettim.
Burada belki eskiden getirdiğiniz alışkanlıklar su yüzüne çıkabiliyor.
Mesela cezalandırır mısınız kendinizi?
Hemen eleştirir misiniz?
Suçlar mısınız hemen?
En çok siz mi bunu yapmış olursunuz?
Kendinize kullandığınız o kelimeler, iç ses, onları yakalayabilmek.
Mesela maalesef bende bir cezalandırılma ve eleştiri çok yüksek şekilde çalışıyor.
Ya da cezalandırılacağıma inanıyorum.
Hemen bir şey yaptığımda eğer ki kötü bir şey yaptıysam ya da uyumsuz bir şey olduysa bununla alakalı ya cezalandırmam gerekiyor kendim ya da cezalandırılmam gerekiyor gibi.
Yazık yani anladınız mı?
Böyle içinizdeki küçük çocuğa yazık.
Burada o yüzden vurgulamak istediğim şey o öz şefkat ve eğer atelerik halinde kaldığınızı hissediyorsanız, donma halinde kaldığınızı hissediyorsanız, kendinizden uzaklaştığınız ya da kendinizi tam da bulamadığınız
bir noktada hissediyorsanız çok minimal görünse de o küçük küçük adımlarla yeni bir yol haritası çizmek, kocaman nihai hedefler yerine biraz daha minik minik hedefler hazırlayarak o versiyonunuza
biraz daha yaklaşmak için. Adım atmak üzere olacak.
Kendim için de dahil. Mesela şu anda buraya bir niyet beraber gömüyoruz.
New York'a gittiğimde ben artık dansla alakalı bir şey yapmak zorundayım bence.
Geçen yıl Central Park'ta bir kadının dans ettiğini gördüm.
Normal çıplak ayakla çeşmenin kenarında.
Bu arada Central Park'ta her köşede biri dans eder, biri müzik yapar.
Bilmiyorum bir sürü resim, sanatla alakalı bir şey görebilirsiniz.
Ve bu kadını dans ederken ben büyülendim.
Aynısını yapmak çok isterim.
Central Park'ta tek kendim, orada müziği yapan adamla bir bağı yoktu dansçı kadının.
Muhtemelen adam müzik yapıyordu, kadın çıktı ve kendi kendine dans etti.
Benzer bir şey yapmak çok isterim.
Şu anda yapabileceğimi zannetmiyorum.
Central Park'ta random bir dans olmaz ama belki kendim bir şey hazırlamaya başlayabilirim.
Bir arkadaşla partnerlik kurabilirim.
Ama bugün burada size söylerken bu sözü kendime vermek istiyorum.
Çünkü Türkiye'de yaşadığım hissiyatı New York'a taşıyabilmek için bir liste hazırladım.
Türkiye'de hissettiğim, kendimle karşılaştığım yerleri New York'a nasıl taşıyabilirim?
En çok beni neler ben gibi hissettiriyor?
En çok nerede kendime yakınlaşıyorum?
Nerelerde kendimden uzaklaşıyorum?
Bunun bir listesini yaptım. Bunun en en başında dans geldi.
Eğer sahne yoksa dediğim gibi evde belki daha planlı danslar etmeye başlayacağım.
Çünkü evet yine yapıyorum müziği açıp aynanın karşısında dans eden küçük kız ama...
Galiba o ruhumun tam doyduğu bir nokta olmuyor.
Bence benim ruhumun ihtiyacı olan sahne.
O yüzden belki ufak ufak sahneye adım atacağız ve Instagram'dan beni takip etmiyorsanız mutlaka takip edin.
Çünkü orada da göstererek yapmak istiyorum bunu.
Sanatı seviyorsanız, sanata bir ilginiz varsa bence bir insanın kendisine en çok yaklaştığı yer sanat oluyor.
Çünkü yaratmak, yaratma hissiyatı, içinizdeki o aşk, ihtiyaç, doygunluk...
sanatla açığa çıkıyor ve bu ay ama hiç iyi yapamıyorum, çok yeteneksizim, benim yaptığımı kim beğenir gibi cümlelerle uzak durabileceğiniz bir şey değil.
Yani ne kadar iyi yaptığınız, ne kadar çok beğenildiği gibi bir nokta değil.
Çünkü zaten bir kere yapa yapa değişecek, belki güzelleşecek, belki daha profesyonel, daha yetenekli hale gelecek.
Hiç yapmayarak onu çünkü daha çok köreltiyorsunuz ve daha çok uzaklaşıyorsunuz o tarafınızda.
O yüzden güzel çirkinlemeden, oldu olmadı demeden sizin şu anda içinizden ne kadar çıkıyorsa onu ortaya koymanız, sanata bu kadar ilginiz varsa, merakınız varsa, resim olabilir, heykel olabilir,
tiyatro, müzik, dans, sizin için hangi kategori ise bu arada bilmiyorum.
Benim için şu anda en yüksek olan dans, tiyatro, dizayn, kıyafetler, ev dekorasyonu, bunların hepsinin içinde bir sanat görüyorum ben.
Yemek, sofra kurmak, çok sanatsal, çok estetik ve en çok kendime yaklaştığım yer o yüzden.
Ne zaman ki buralarda uzaklaştığımı hissetsem bilinçli olarak, adım atarak tekrardan o bağı kuracağım.
Hatta bence o bağı kaçırmadan, koparmadan daha düzenli olarak, rutintel olarak nasıl ilerleyeceğimin planını yapacağım.
Yani sanat diyoruz, kendine yakınlaşmanın ilk formülü, ilacı.
Ve sonrasında da o atelek halinden çıkabilmek için, o donma halinden çıkabilmek için ufak da olsa bir adım atmak üzere olacak.
Bu arada fiziksel olarak da bazı hareketler var.
İnternetten araştırabilirsiniz.
Eğer şu anda bir survival modda hissediyorsanız, donma halinde hissediyorsanız vücudunuzu belirli şekillere sokarak hareket ettirdiğinizde aslında beyninize o sinyalle gönderiyor oluyorsunuz.
Bazı özel hareketler var.
Mesela parmaklarınızla bile 3 parmağınız değil yani baş parmak işaret ve orta parmağınızı bir araya getirdiğinizde orada da beyinde alfa tarafınızı hareketlendirmiş oluyorsunuz ve Şu anda bile deneyebilirsiniz
bu arada. İki elinizi yapın o şekilde.
Daha aktif hissediyorsunuz.
Daha uyanık hissediyorsunuz.
Daha canlı oluyorsunuz.
O yüzden böyle küçük küçük hareketler var.
Küçük küçük dokunuşlar var kendinizde.
Böyle böyle ne zaman işte uzaklaşsak geri çekeceğiz yörüngeyi.
Ne zaman gitsek geri çekeceğiz buraya.
Ne zaman donmuş hissetsek adım atmak için bir şey yapacağız.
O yüzden durmayacağız. Comfort'u onlarımızın alnından öpüyoruz ve...
Tekrardan yeni versiyonumuza belki gerçek versiyonumuza bir adım daha yaklaşıyoruz diyorum.
Ve hafta yeni bölümle görüşmek üzere.
Umarım keyifle dinlediğiniz bir bölüm olmuştur.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
