
Instagram: nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Baby! Jamaica'dan geldim.
Bir hafta Jamaica'daydım.
New York şu anda eksi 26 derece.
Bu nedir? Ben daha burnumu dışarı bile çıkarmadım.
Balkonumuz var. Balkona dahi çıkmadım.
Biraz sonra yukarıya arkadaşlarımın yanına çıkacağım.
İki tane influencer arkadaşım benim komşum.
Beraber bir work session yapacağız ama...
Kafedir, şudur budur hiçbir yere gitmek istemiyorum.
Galiba ben soğuk havayı sevmiyorum.
Jamaica tabii ki de harikaydı.
Evet tehlikeli deniyor ama biz öyle hissetmedik çünkü her şeyi ayarlamıştık.
İki tane şehre gittik. Bir tanesi Montego Bay, bir tanesi de Negril.
Eğer ilginizi çekerse Instagram'da daha çok video, fotoğraf paylaşıyorum.
Nurtaş Türkiye'yi takip edebilirsiniz.
Bir de Spotify'dan En İyi Versiyonun hesabını takip edip 5 yıldız bırakmayı unutmayın lütfen.
Teşekkür ediyorum. Bugün tatil dönüşü şunu daha çok idrak ettim ki...
Canımız acıyacak ama biz kendi hayatımızı yaşamıyoruz.
Yine ben böyle bir fersifik kafa açacak moda geçiyorum ama.
Oradayken de yağmur da yağdı.
Normalde tabii ki de böyle tropikal bir yere gittiğimizde soğuktan kaçtığımız için daha çok güneş bekliyorum.
Ve yağmur tutkun olduğumu biliyorsunuz.
Yani bunu bilmeyen kalmamıştır bence.
Bir tık böyle uf yağ yağ yağ falan oldum.
Ama tabii ki de hani onun da keyfini çıkardık.
Çünkü ne yapacaksın yani geri mi döneceksin?
Kumsal olan tarafta biraz daha zorladı.
Ama ikinci gittiğimiz yer Negril.
Mükemmel bir yeri ayarlamışsak sürprizdi zaten.
O kadar güzel bir yer böyle taşlık, zongul taş.
Çok hatırlattı bana. Yani taşlık ama limana işte kayalardan inebiliyorsun, girebiliyorsun.
Hani merdivenler falan var. Zek böyle atladı hatta.
Kayalıklardan, merdivenlerden falan bayağı çılgın şeyler yaptı Zek.
Ben de böyle yağmur yağıyor, hamaktayım, korunaklı bir yerdeyim ama şakır şakır o kadar güzel ki.
Sonra yine bana bir ilham geldi ve dedim ki gerçekten bizler kendi hayatımızı yaşamakta çok zorlanıyoruz.
Bu fikre nereden kapıldım biliyor musunuz?
Eğer hikaye okuyorsanız işte roman okuyorsanız, kitap okuyorsanız başka insanların hikayesi...
Yani olumsuz
görünen hikayenin içerisinde bile bir sürü anı var, yaşanmışlık var, tecrübe var.
Ama bizler kendi hayatımıza baktığımızda ben şöyle bir tanımlama kullanıyorum.
Daha önceki bölümlerde de kullanmıştım.
Kendi vücudumuzda olamıyoruz.
Hep böyle bir dışarıdayız.
Yani dışarıya onaylı, dış faktörler işte onlar nasıl...
yaşamışlar ya da ben nasıl görülüyorum.
Tabii ki de bunları tamamen elimine etmemiz, sıfıra indirmemiz mümkün değil.
Öyle bir şeyden de bahsetmiyorum ama vücudumuzda kalmayı beceremiyoruz.
Çünkü şöyle hissettim. Bir tane arkadaşım var benim.
Acayip çılgın bir hayat yaşıyor aslında.
Yani yurt dışında parklarda kaldı, sokaklarda kaldı.
Böyle bir sürü boncuk falan sattı.
Bu şekilde gezdi, farklı ülkeler gördü.
İşte temple'larda falan kaldı.
Baktığın zaman şu anda mesela belki istediği bir yerde değil.
Onun için bugüne kadar yaşadığı bütün Tanımlar ona sıradan geliyor ya da başaramamış gibi geliyor.
Oysaki bir kitap yazdığında ya da böyle bir kitap okuduğunda eminim bu arkadaşım için bile bu inanılmaz bir macera.
Ya da kendi hayatım için de aynı şeyi düşünüyorum.
Bu benim yaşadığım hayatı.
Başkasını da izliyor olsam o kadar ilimleneceğim şeyler var, bir hikaye var, orada chapterlar var.
Ama kendi hayatıma geldiğimde hala böyle mutsuz olabiliyorum.
Çünkü Jamaica'dan geldik, sıcak havadan soğuk havaya geldik.
Ben ertesi gün böyle bir modum düşük.
Zek de şehir dışına çıkmıştı. Bir tane arkadaş onun Broadway oyuncusu.
bastındalardı. Ben gitmedim dinleneyim falan dedim ama ertesi gün uyandığımda yine bir böyle hani şehrin verdiği bir ağırlık demeyeceğim.
Bence bu benim kendi zihnimin içinde tutsaklığım.
O kadar zihnin içerisinde kalıyorum ki işte bu olmadı, şöyle olacaktı, buraya geldim, bu planlar işte.
Çünkü neden? Jamaica'dayken bunlar yok.
Kendini bir bubbleda gibi hissediyorsun ve sadece yaşama üzerine gittiğin için hani tatilin öyle bir etkisi vardır yani her şeyden uzaktasın.
Sadece dinlenmen gerekiyor ve gerçekten suçluk hissetmeden, performans kaygısına girmeden var olabildiğin yerlerdir tatiller.
Ama biz o ruh halimizi günlük hayatımıza taşıyamıyoruz.
Günlük hayatımıza geçtikten sonra hop böyle otomatik şeyler yükleniyor üzerine.
Kendini o baskı altında hissediyorsun.
İstersen meditasyon yap, istersen yoga yap.
Muhakkak bir yerden tutuyor kuyruğunu.
O yüzden şeyi fark ettim yani biz kendi hayatlarımızı yaşamıyoruz.
Biz kendi hayatımızın hikayesine o kadar da sahip çıkmıyoruz.
Bir de maalesef bunlar bizim özgüvenimizi de etkiliyor.
Geçenlerde birisi demiş çünkü hani özgüvenle alakalı bölüm çeker misin diye.
Daha öncelerden bu konuyla alakalı bir bölüm çekmiştim.
Özgüven tek bir yerle alakalı değil.
Yani siz bir yerde özgüvenli olabilirsiniz.
Başka bir yerde hiç özgüveniniz olmayabilir.
Bilginiz, tecrübeniz, o konuya yaklaşmanızda da etki var muhakkak.
Ama böyle her yerde özgüvenli olamayız.
Sadece kendinizi gerçekten böyle ilgi duyduğunuz alanlarda geliştirdikçe ister istemez bir özgüven...
Güveniniz artıyor. Tabii ki de hemen her yerden onay almayacaksınız.
Bu da bazen bizi çabuk vazgeçmeye itebiliyor.
Geçenki bölümde şitsen de üçten bahsettim.
Her şey önümüze kaymayla gelmeyecek.
Zorluklarıyla beraber gelecek.
Ama siz neyi o kadar çok seviyorsunuz ki böyle her şeyi her şeyiyle tutunabilin?
Bu çok zor. Çünkü bir yerde biz vazgeçiyoruz.
Bir yerde cayıyoruz. Bir yerde kafamız karışıyor.
Bir yerde dikkatimiz dağılıyor.
Bir yerde başka insanın hayatına özeniyoruz.
Bir yerde kendimizi başkalarıyla kıyaslıyoruz.
Ve bu döngün içinden çıkmak herkesin harici değil gibi.
Ya da çıktık. diyelim bunu düzenli yapmak da zor.
Kendini regüle etmek daha da zor.
Çünkü oraya düştüğünde o hengameye girdiğinde kafan karıştığında kendini başkalarıyla kıyasladığında aslında yaşamak istediğin hayatı yaşamadığını düşündüğünde oradaki regülasyon da bizi yoruyor.
Çünkü Bir gün iyiydin.
Hani başarıyordun. İyi gidiyorduk.
Ertesi gün ne oldu gibi bir hisse kapılabiliyoruz.
Ben biliyorsunuz çoğunlukla hormonları suçluyordum.
Ama mesela şu anda ovülasyondayım.
Hani her şeyin çok daha top olması lazım.
Yine de yorgun. Yine de kıyaslama.
Yine de böyle kendi hayatımı sahiplenmemekle alakalı bir derdim var bence.
Böyle söyleyince şey gibi algılanıyor.
Yani önünde her şey var işte lüks ama doymuyor musun gibi de algılanabiliyor.
Çünkü bununla alakalı bir yorum almıştım.
Bu konu lüksle alakalı değil birazcık şunu eklemek istiyorum.
Benim genel bir cümlem var kendime söylediğim.
büyük engelim kendim. Yani bunu bir tek benden duymadınız.
Siz de kendinize bunu söylemişsinizdir.
Bir türlü böyle ulan aç yönünü ya bir yaşa gitsin ya tarafım var benim.
Hani kafamdaki seslerden bir tanesi bu ikazda çok bulunuyor.
Çünkü yaşa ablacığım.
Hani yaşa. Kimse sana ne yapıyorsun demeyecek.
Mesela bazen modayla alakalı şeyler görüyorum.
Yani benim bu hayattaki en büyük tutkularımdan bir tanesi moda.
Moda tasarımcılığı işte. Modayla alakalı çizim, dikim yapmak.
Niye yapmıyorsun? Kim seni tutuyor, kim seni engelliyor?
E yaptığım zaman işte düzenli olmuyor.
Bir gün yapıyorum, bir hafta yapıyorum.
Belki görmüşsünüzdür Instagram'dan.
Bayağı bir kıyafet de diktim hiç bilmediğim halimle.
E kurslara devam edebilirsin, minik minik yapmaya devam edebilirsin.
Ama kendi önümde kendime engel oluyorum.
Ya da işte Instagram'ımı değiştirmek istiyorum, pivot yapmak istiyorum diyorum.
E gelen tepki beni engelliyor.
Ya bir yerlerden itilip kakılıyorum.
Kendim de buna izin veriyorum.
Kendim kendimin önümde duruyorum.
O yüzden... Bu konu birazcık beni rahatsız ediyor.
Sizinle de paylaşmak istedim.
Tahminim siz de aynısını yapıyorsunuz.
Geçen gün Instagram'da şey diye sordum.
2026'nız nasıl başladı, nasıl gidiyor diye.
Çoğu kişi olumsuz şeyler yazmış.
Bizim kafama azıcık burada takılı kalıyor.
Özellikle 2025 zor geçtiyse o transition'ı iyi yapamadık gibi.
Yani Ocak ayının envanteri öyle görünüyor.
Kendi açımdan da aslında güzel şeyler oluyor.
Ama sağlıkla alakalı işte ameliyat sonrası durumla alakalı hala tökezlediğim yerler var.
Normaldir muhakkak ama bendeki tepki acelecilik, sabırsızlık.
Neden böyle çabuk çabuk modum olduğu için burada da tökezliyorum.
Aslında ben döndüğümden beri bu moddayım aslında.
Biraz daha kendimi silkelemek istiyorum.
Belki sizin de işinize yarar böyle bir bölüm.
Belki bunu duymaya ihtiyacınız vardı.
Kendi hayatımıza sahiplenmemiz lazım.
Daha öncesinde böyle hayatındaki narrator'ı değiştir diye bir bölüm yapmıştım.
Kendi hayatını bir filmde izliyormuşsun gibi görmekle alakalı.
Biz orayı unutuyoruz. Bu arada benim çok sık söylediğim başka bir cümle var.
Yanımdaki insanlar da çok iyi bilir.
Kendimi bir dizide izlesem acayip gıcık olacağım taraf.
Yani böyle izlerken aa ne yapıyorsun onun için yapılır mı ya da narsissin falan diyebileceğim şeyler var benimle alakalı.
Ama hani kendime kızdığım egomla savaştığım yerler de var ya da kavga esnasında mesela Zek'le kavga ettiğimizde bazen Zek'i uyarıyorum hatta bak ben seni şu anda manipüle ediyorum diye.
Çünkü içeride kodlanmış önden uyarıyorum bak.
Geliyor hani hemen bırakamıyorum, o egon benim önümde duruyor diye.
Bu konuya da nereden geldim bilmiyorum ama filmden bağlamıştım.
Genel hatlarıyla böyle kendinize sahiplenmek.
İyi, kötü, karanlık taraflarınızla buradayız.
Birazcık kendi hayatımıza sahiplenelim.
İşte özgüven de buradan çıkıyor aslında.
Yani siz olanı her şeyiyle kabul ettiğinizde, aldığınızda en azından bir içsel rahatlık.
O içsel rahatlık da dışarıya yansıyor.
Ama ne oluruz? Ben de dahil.
Kendi hayatlarımızı yaşayalım.
O kıyaslama döngülerinden...
Bir miktar kendimizi çıkaralım.
Bir düştük gibi yine bence.
Bir de overthinking. Bu ikisi baş belası.
Pardon bir de self-sabotaj.
Beraber aşacağız bunları. En iyi versiyonumuz bu.
Yapacak bir şey yok. Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Umarım keyif aldığınız bir bölüm olmuştur.
Tekrardan Spotify'dan beni takip etmeyi unutmayın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
