
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Şu an bu kayıt için kendime kurduğum ortamı görmenizi çok isterdim.
Daha doğrusu bundan önce yazı yazıyordum.
Mum ışığında, o da biraz karanlık olmaya başladı.
Manhattan manzarası, güneşin batışı, pembe bulutlar o kadar güzel ki.
Böyle şeylere kıymet vermek, böyle şeylere durup bakmak, dinlenmek, dinlemek gerçekten çok güzel.
Bu sıra kafayı yorduğum şeylerden bir tanesi kendi filminizi izlemek.
Yani burada ne demek istiyorum bugünkü bölümde biraz onları anlatacağım.
Karşınızdaki insanlar sizinle ortak paydada buluşmak istemiyorlarsa, kendi hikayelerine tutunuyorlarsa, o kendi narratif diyoruz ya, kendi anlatım şekillerine, kendi bakış açılarına, kendi savunma kalıplarına, coping mekanizmalarına
tutunmak istiyorlarsa, bunlara karşı verdiğimiz tepki nasıl, neler olmalı ya da sizin kendi hikayeniz, o televizyona koyduğunuz film ne, bunun üzerine konuşmak istiyorum.
Televizyona koyduğun film gibi bir metaforu tamamen kendim uydurdum.
Onda şöyle, Pleasantville diye bir tane film var.
İlk izlediğim zaman 20 yaşındaydım ve izlerken filmi durdurup bütün arkadaşlarıma mesaj atıp ne olur bu filmi izleyin deyip kafayı yediğim bir filmdi.
Hayatımda birkaç kere daha izledim aynı etkiyi yaratmadı ama çok değerli çok kıymetli bir film bence.
Bunu anlatmamın sebebi eğer filmi izlediyseniz çok güzel izlemediyseniz spoiler olacak ama.
Şimdi Pleasantville denilen bir yer mahalle işte Amerika'da suburban hayatı.
birkaç blok halinde olan bir mahalle gibi düşünün.
İnsanın hayatları sadece o bölgede geçiyor.
Onun dışına çıkmıyorlar ve filmin içerisinde kimsenin rengi yok.
Her şey siyah beyaz, her şey tek düze ve her şey çok güzel.
Yani bütün yüzeysel tarafa baktığınızda herkes çok huzurlu, çok mutlu ama duygu yok, spark yok, ışık yok, spice'lar yok, tadı yok, tuzu yok gibi düşünebilirsiniz.
Ve onlar kendi hayatlarını tuturmuşlar.
Sonra diğer hayattan işte bu televizyonun içerisine iki kişi giriyor ve bütün her şey değişiyor.
Yani böyle anlatayım size çok spoiler vermeden.
Çok sevdiğim bir film. Gerçekten hikayesinin kuvvetli olduğunu düşünüyorum.
Hayata bakış açımda, hayat moddomda ya da felsefemde kesinlikle beni etkileyen bir film olmuştur.
Burada belki tam anlamıyla benzer bir örnek değil ama kendi...
Televizyonunuza koyduğunuz filmi hayal edin.
Yani hayatınıza bakış açınızı, olayları değerlendiriş şeklinizi, sizin hikayeniz yani sizin anlatım biçiminiz, sizin insanlarla kurduğunuz ilişkiler.
Karşıki taraftan bağımsız.
Bir de karşınızdaki insanların kendi hikayeleri var.
Onların değer yargıları var.
Sizden beklentileri var.
Sizin üzerinizde kurdukları şeyler var.
Bir de bu savunma mekanizmaları dedik.
Projectionlar var. Belki kendi hayatında yapamadıklarını, yaptıramadıklarını, olmayanları sizin üzerinize yansıtmaları var.
Bütün bunlara kendi tarafınızdan baktığınız halini bir kenara koyun.
Bir de karşınızdaki insanın da kendi içinde yaptığı bir film olarak düşünün bunu.
Yani kendi hikayesini kendisi yaratıyor.
Ve bizler hayatta çoğunlukla kendi filmimizi, kendi anlatış biçimimizi, kendi hikayemizi başkalarına empoze etmeye çalışıyoruz.
İyi ya da kötü. Diyoruz ki bu böyle değil, bu böyle olmalı, şöyle olmalı, sen yanlış anladın.
Genelde bir ikna etme mekanizması ile gidiyor diyaloglarımız, iletişim kurma şeklimiz.
Aynı şekilde karşımızdaki insan da sizin üzerinizde.
Buna birazcık manipülasyon olarak da bakabiliyoruz.
Bazen siz manipüle etmeye çalışıyorsunuz karşınızdaki insanı.
Bazen de onlar sizi manipüle etmeye çalışıyor.
Peki burada kendi bakış açınızı, anlatım biçiminizi yerleştirdiğinizde ve karşınızdaki insan sizi manipüle etmeye çalıştığında sizce nasıl tepki verirsiniz?
Karşınızdaki insana dersiniz ki teşekkür ederim ama benim için bu böyle değil, benim için şu şekilde gelişti, böyle oldu ve ben buna inanıyorum gibi daha net, daha sağlam bir duruş da gösterebilirsiniz.
Çok fazla gerginlik yaşanmadan, karşınızdaki insanı ama nasıl olduğunu ikna etmeye çalışmadan o sınırı da daha iyi koruyabilirsiniz.
Ki bu nedenle geçenki bölümde içeride ne eksik bakmamız gerekiyor diye bahsettim.
Eğer siz kendinizi daha iyi tanırsanız dersin ki Nurtaç bu duruma şu şekilde tepki verir, bunu böyle sever, böyle sevmez, kararları bu yöndedir, sınırları bu şekildedir diye kendinizi tanımladığınızda,
kendinizi iyi tanıdığınızda ve karşınızdaki insana bunu aktarabildiğinizde Ne karşınızdaki insana ego yaratmaya çalışırsınız, ne onu cezalandırmaya çalışırsınız, ne onu manipüle etmeye çalışırsınız, ne de üstünlük kurmaya çalışırsınız.
Bir diğer güzel tarafı da kendinizi iyi tanıdığınızda, kendinizle iyi anlaştığınızda, gerçekten o kendini sevme olayını iyi hazmedebildiğinizde, sindirebildiğinizde yine bizim bir diğer
düşmanımız onay arayışından uzaklaşmış oluyorsunuz.
Neden düşman diyorum? Çünkü kendi hayatınızda karar alış mekanizmanıza baktığınızda bazen istemediğimiz şeyi istediğimizi zannedebiliyoruz ki bir yerlere kabul edelim, bir yerler tarafından davet edilelim, birileri
tarafından sevilelim, belirli bir zümreye ait olalım ya da işimizi koruyalım, eşimizi koruyalım, hayatımızı idame ettirelim gibi.
Arkasında yeten sebeplere baktığınızda o korku mekanizması olduğu için ben buna birazcık düşman gözüyle bakıyorum.
Çünkü evet bana faydası var, tamamen...
Hayatımızdan çıkaralım atalım değil.
Çünkü biliyorsunuz ki survival mekanizmasında yani hayatta kalma mekanizmasında aslında beyninizin otomatik olarak yaptığı şey sizi hayatta tutmak.
Hayatta kalmak için de bazı stepleri yapmamız gerekiyor.
Sevilmemiz gerekiyor. İhtiyacımız olan şeyler yani hadi bakalım tamamen kendiniz olun hiç kimse umurumuzda değil değil.
Biz bir topluluk içerisindeyiz ve bu bizim tamam biyolojimizde beynimizin bir parçası olarak duruyor.
Bu güzel bunu kabul ediyoruz.
Sadece Aşırılıktan bahsediyorum.
Bazen kendini o kaptırdığında hani o hırsı yakalıyorsun ya içinde.
Çok hırs ama. Beni böyle görsünler, sevsinler, kabul edileyim, gerçek halimi anlasınlar, bakın ben buradayım diyeyim dediğiniz sesi duyun.
Hemen o sesi yakalayın ve deyin ki gel buraya.
Bir sakinleş. Çünkü orada sizin ihtiyacınız olan şeyi siz yine dışarıdan almaya çalışma halinde oluyorsunuz.
Aslında demek istediğim bu. O external, geçenki bölümde de onun uzantısı gibi oldu bu birazcık ama o external olan yani dışarıdan almaya çalıştığımız şeylerle bu gemi yürümüyor.
Yürümeyecek. Çünkü en büyük sebebi bitmiyor.
İhtiyaçlar listesi bitmiyor.
Bugün bir şeyden tatmin olduğunuzu zannediyorsunuz.
Bitiyor. Sonra yeni bir şey başlıyor.
Yeni bir şey başlıyor. Yeni bir şey başlıyor.
İçerideki mekanizma sizin için tatminlik getirmedikçe biz yine aynı şekilde dışarıya bağımlı olarak hayatımızı devam ettirmeye çalışıyoruz.
Artık diğer insanların hayatlarına bakmayı bırakmamız gerekiyor.
Diğer insanlar hakkında konuşmayı bırakmamız gerekiyor.
Tamam belki hemen bütün haliyle bırakamayacağız ama inanın şöyle kendi hayatınızı biraz inceleyin.
Başka insanları konuştuğumuz kadar değil mi?
Başka insanların başına gelen şeyleri konuşuyoruz.
Onlar hakkında dedikodu yapmak istiyoruz.
Bu arada dedikodunun evrimsel süreçte büyük bir katkısı var.
Hani o bir kenarda tamamen hiç dedikodu yapılmamasından bahsetmiyorum.
Diğer insanlar hakkında konuştuğum zaman, özellikle ben yapıyorum bunu, kendi hayatımdan çalıyorum.
Başka insanların hayatında ne olmuş, ne işlemiş, ne işlememiş, başarıları, başarısızlıkları.
Benim bu sıra kafayı taktığım şey zamanımı nasıl harcadığımla alakalı bir konum oldu.
Yine, yine hatırlatacağım size.
Telefonlarımız, yani bu ara bir diğer misyonum %50 telefon kullanımımı azaltmak.
Aslında Instagram'ı telefonumdan silmeyi düşünüyorum.
Çünkü... DM'ler benim çok vaktimi alıyor.
Belki çok fazla paylaşım yapmıyorum ya da video izlemiyorum ama oradaki görüşmelerim, konuşmalarım gerçekten çok fazla vaktimi alıyor.
Şu anda en azından Nurtaç'ın önümüzdeki birkaç haftalık programında benim bunu hayatımdan çıkartmak gibi bir hedefim var, düşüncem var diyelim.
Replacement diyoruz ya bir şeyi bir şeyle yerini değiştirmek.
Şimdi diyelim ki benim artık telefonumda Instagram yok, insanlarla DM'de konuşmuyorum, WhatsApp'da konuşmuyorum, zaten TikTok izlemiyorum, Instagram izlemiyorum vs.
vs. Biraz YouTube izleme alışkanlığım var arka planda da olsa.
Diyelim ki tüm bunları çıkarttım ve başka insanlar hakkında konuşmayı da bıraktım.
Geriye kalan ile ne yapacağım üzerinde kafa yormak istiyorum.
Bu şu anda biliyorsunuz dikiş dikmek ve bana çok iyi geliyor.
Sessiz kalabildiğim, kendi başıma kalabildiğim, o zon at yapabildiğim yer benim için orası.
Bunun üstüne neler ekleyebilirim?
Uzun zamandır yapmak istediğim şeyler nelerdi?
Çünkü o uzun zamandır yapmak istediğiniz şeyleri yapmadıkça biliyorsunuz ki beyinde o açık tat gibi duruyor.
Bilinç altında da hala yapamadığınızla alakalı kendinize bir konuşma yapıyorsunuz.
Hala yapamadığınız için bazen kendinizi eleştiriyorsunuz, beğenmiyorsunuz.
O eleştirici ses var ya işte ebeveyn sesleri.
Onlarla hayatınızı belki de yine şekillendirmeye devam ediyorsunuz.
Tüm bu tepleri kapatmak için ne yapmamız gerekiyor?
Durmamız gerekiyor. Hayatımızdaki o israf ettiğimiz zamanın yerini birazcık değiştirmemiz gerekiyor.
Biliyorsunuz ben bu podcast hesabında kaç kere dijital detokstan bahsettim, dopamin detoksundan bahsettim.
Çünkü o dopamine karşı kurduğumuz bağımlılık bizi aslında o yavaşlatan, hayallerimizden, o kendimizle alakalı kurmak istediğimiz versiyondan bizi uzaklaştıran bir şey.
Benim bu konuları çekmemin sebebi şu da demek değil bu arada yani sadece verimli olalım ve hep en iyi versiyonumuza bir adım daha yaklaşmak için her şeyi yapalım gibi değil.
Bazen 3-5 adım aşağı düşüyoruz biliyorsunuz.
Yeter ki o iniş çıkışlarla beraber bu işte tam felsefik bir yaklaşım yolculuk olduğunu kabul ederek buna devam edeceğiz.
Ve her şey sorgulama alışkanlığımızdı.
Yani bu podcast'e dinleyenlerin böyle bir alışkanlığı olduğunu düşünüyorum.
Birazcık kısmak istiyorum ben çünkü sorgulamayı...
Doğru şekilde yapmadığımızda ne olmadı, neden olmadı, nasıl olmadı işte falan filan diye böyle olumsuz tarafından baktığımızda bizi yavaşlatan, bazen karamsarlaştıran, kendi
neşemizden uzaklaştıran, kendi o olmak istediğimiz ruh halinden uzaklaştıran bir mekanizma haline dönüyor.
Ama cümlelerimizi değiştirdiğimizde, kendimize yaklaşmamızı değiştirdiğimizde yani illa sorgulama yapacaksan eğer daha olumlu haliyle.
Hani şimdi bunu daha iyi nasıl yapabilirim?
Bunu daha nasıl güzelleştirebilirim?
Nurtaç bunu böyle sever ya da şöyle yapmayı diler gibi cümlelerini de değiştirerek illa niye olmadı, nasıl olmuyor, karşılaştırmalar, eski halin, yeni halin falan.
Geçeceğiz bunları. Yine durmayı birazcık daha deneyimleyeceğiz.
Ona pratik göstereceğiz.
Çevrenizdeki insanlar çok önemli.
Çok vaktinizi alan, enerjinizi alan insanlara da birazcık burada poz diyebiliriz.
Artık Eylül ayındayız.
Yeni bir yılda. Yeni bir yılda bu.
İki gün önce falan daha yeni girmiştik 2025'e.
Bu da bitiyor. Bitmeden bir envanter almak.
Bugüne kadar neler oldu?
2025 nasıl geçiyordu?
Son birkaç ayı nasıl değerlendirmek istersiniz?
Belki onları teker teker bir A4 kağıdına yazabilirsiniz.
Haftalık olarak program çıkarabilirsiniz.
Kendinizde görmek istediğiniz hedefler demeyi sevmiyorum aslında artık.
Ama belirli birkaç bir şey koyabilirsiniz önünüze en azından.
Paniksiz, telaşsız kendinizi inceleyebilirsiniz.
Kendi izlemek istediğiniz filmi oraya siz koyabilirsiniz.
Yani bir CD gibi düşünün onu.
Siz görmek istediğiniz şeyi göreceksiniz hayatınızda.
Kendi izlemek istediğiniz hikayeyi göreceksiniz ya da dediğim gibi başka insanlar size başka bir şey empoze etmeye çalıştığında çoğunlukla ve hatta muhtemelen lütfen o tartışmalardan kaçınarak kimseyi ikna etmeye çalışmadan
ama hayır ama gerçekten böyle ama şöyle düşünüyorum diye çok da çabalamadan sadece önünüze bakarak çünkü ben de böyle bir süreçten geçtim.
Son dönemlerde olumsuz bir şey yaşadım ve buna bakış açımda karşımdaki insanla tamamen farklı olmak ve sürekli yanlış anlaşılmak.
Yani benim düşüncemle karşımdaki insanın düşüncesi taban tabana farklı ve hiç kendimi açıklamaya çalışmadım, ikna etmeye de çalışmadım.
Direkt kendimi geri çektim.
Bu yaklaşımım için de kendimi tebrik ettim.
Çünkü o telaşeye girmeden ama lütfen beni yanlış anladığınız gibi açıklamalar yapmadan.
Hayır, sen görmek istediğin şekilde gör.
Muhtemelen o projektelerini yap benim üzerimde.
Kurmak istediğin hikayeyi kur. That's okay.
That's your story. Ama ben kendi hikayemi biliyorum.
Ben kendi durduğum yeri biliyorum.
Kendi bakış açımı biliyorum.
Bir de olaydaki tavrım çok net ve çok güzeldi.
Terbiyesizlik yapmadığım bir ego göstergesinde bulunmadığım, üstünlük kurmaya çalışmadığım gerçekten bir sınır koymaya çalıştım ama yanlış anlaşıldım ve çok farklı yerlere itildim.
Böyle bir itilmede verdiğim tepkiden de çok memnun kaldım.
O yüzden içime sınan bir taraftan sesleniyorum.
O olgunluk diyoruz ya, olgunluğun geldiği yeri görebiliyorum.
Belki siz de bunu sesimle duyuyorsunuz.
Karşınızdaki insan kim olursa olsun bu arada önemli ya da önemsiz.
Çok yakınınız ya da uzağınız.
Bu açıklamalara girmeden.
Kavgaya telaşa girmeden, o empozeleri fark ederek manipülasyona yenilmeden kendi içinize dönmeye, zaman istemeye, zaman almaya, o sınır koymaya alan yaratmak.
Çünkü zamana ihtiyacınız varsa zamana ihtiyacınız var demektir.
Hemen aceleyle bir şey yapmanıza da gerek yok.
Hemen her şeyi anında toparlamanıza gerek yok.
Karşınızdaki insana bunu söyleyebilirsiniz.
İki tarafın da zamana ihtiyacı olabilir olumsuz durumlarda.
Yani biliyorsunuz olayları burada çok anlatmayı istemiyorum, sevmiyorum.
Burada önemli olan çıkarımlarımız bu take away deniyor ya Avrupa'da seyahat ederken Yumi ve Jason'la her akşam şöyle bir etkinlik yapıyorduk.
Bunu aslında sizinle paylaşmayı unutmuşum.
Akşam yemeğinde oturup Günün bir pozitif, bir negatif, bir de take away.
Yani ne öğrendin bugünden, bugün sana ne hissettir diye konuşuyorduk aramızda.
Ve çok güzel bir etkinlik.
Belki siz de partnerinizle yapabilirsiniz, kendiniz yapabilirsiniz.
Yani bugünün bir olumlusu, bir olumsuzu, bir de ne çıkardın bugünden, ne öğrendin gibi bir şeyle yaklaşabilirsiniz.
Teşekkür ediyorum. Burada bitiriyorum bölümü.
Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
