
Transkript
Hani şey derler ya şu podcast'in bir dili olsa da konuşsa yani kaç kere girmeye çalıştım.
Biliyorsunuz ki ben böyle merhabalar ben Nurta Açeli'yi versiyonun bölümüne hoş geldiniz falan demiyorum.
Öyle de demek isterim ama ben böyle laps diye konulara girmeyi daha çok seviyorum ortasından falan.
Bugün de öyle olacak. Üzerimdeki tişörtü beğendiniz mi?
Uzun zaman sonra ilk defa sarı bir tişört giyindim.
Ya üzerimi beğendiğiniz miden kastım dümdüz bir tişört farkındayım.
Ama Capsule Wardrobe diye bir hikaye var biliyorsanız.
Ne güzel bilmiyorsanız çok kısa bir şekilde anlatayım.
Genelde gardırobanızda Mix and Match diye bir kültür yaratıyorsunuz.
Yani 33 parçadan oluşan bir koleksiyon düşünün.
Bende 33 parça yok ama birçok kıyafetimi attım.
Şu an gerçekten kıyafetim yok. Birkaç parça bir şey birbirleriyle uyabilecek.
Ama... Düz parçalar, sade parçalar.
Böyle effortsuz, şık görünen parçalar.
Fakat yani renk yoktu uzun zamandır ve tamam sarı da uyuyor bu arada bu Capsule Wardrobe zihniyetine ama galiba birazcık canım bir şeyler denemek istedi.
Çünkü eskiden ben açıkçası böyle birazcık kıyafetleriyle arkadaşlar arasında dikkat çeken birisiydim.
Kombinasyon yapmaya bayılırdım.
Arkadaşlarıma da yardım etmeyi çok severdim.
Biraz böyle bir şeyler trend oldukça bazı ruhları kaybediyoruz.
gibi geliyor. Çünkü biliyorsunuz ev dekorlarında da bir süre herkes böyle beyaz, bej falan kullandı.
Şu an renkli şeyler moda olmaya başladı.
Uzunca bir süre clean girl modaydı.
Şimdi messy girl moda olmaya başladı.
Yani trend olayı gerçekten çok çok çok yorucu ve biraz da bugünkü bölümde oraya bağlamak istiyorum aslında.
Yani performans kaygısı, sürekli bir şeye yetişme kaygısı.
Hani ben neyi kaçırıyorum, şu an ne moda oldu, ben neydim, ben kimden hoşlanıyordum, neyi hoşlanıyordum falan.
Çoğumuz unuttuk gibi.
Yani mesela Ben bir de şeyi de fark ediyorum.
Bu tarzda seviyorum. Düz şeyleri de çok seviyorum.
O şık, desert modern denilen şeyi çok seviyorum.
O koyu renkleri sevmeye başladım.
Mesela şu anda evimin koltuğunu değiştirmek istiyorum ama param yetmiyor.
Ya da işte kıyafetlerimin hepsini birden atıp yeni kıyafetler almak istiyorum.
Yani bu hepimize dönem dönem geliyor.
Sadece kıyafet değil bu arada yani bütün evimi, mutfak eşyalarımı, kıyafetlerimi falan değiştirmek isterim.
Ama öyle bir bütçe yok. Hiçbirimizde öyle bir bütçe yok.
Ve bu değiştirmek istememin sebebi dışarıdan da kaynaklı değil.
Yani performans kaynaklı değil.
Oraya bağlayacağım biraz sonra. Ama yani bazen trend vs.
sen ne istiyorsun bilemiyoruz.
Ben neden tam hoşlanıyordum bilemiyoruz.
Baktıkça bazen eski enerjisi kalmıyor birçok eşyamızın.
Mesela kafe tablomdan şu an hiç hoşlanmıyorum.
Kendi kahve masamdan hiç hoşlanmıyorum ve size bölümü çekerken gözümün önünde onlar olduğu için hoşlanmıyorum derken nefret etmiyorum tabii ki.
Bir de böyle olduğunu düşünsenize.
Ama hayat artık çok fazla performans kaygısına geçti.
Birçoğumuz çalışıyoruz, ediyoruz, yetersizlik sendromlarıyla uğraşıyoruz.
Birçoğumuz ne yaparsak yapalım yine de bir tarafımız buruk geziyoruz.
Dünyada olanlardan haberimiz çokça olduğu için ya da çevremiz...
Sizde böyle yani güzel haberler çok olmadığı için zorlanıyoruz gibi değil mi?
Yani ne düşünüyorsunuz biraz böyle açık açık konuşalım mı bunları?
Çünkü geçenlerde bir arkadaşım aradı.
Yani bunu kabalık olarak değil sadece anlatmak istediğim için anlatacağım size.
Zaten ben kendim bir şeylerle uğraşıyorum bu dönemde.
Yani mental olarak zorlandığım işte ailevi zorlandığım konular var.
Arkadaşım aradı ve...
Bir türlü toparlanamıyor bu arkadaş tamam mı?
Yani sürekli başına olumsuz şeyler geliyor.
Dinlerken çaresiz hissettiğim için böyle şey oldum.
Arkadaşıma söylemek zorunda kaldım bunu.
Normalde şöyle bir şey olur benim arkadaşlık ilişkilerimde.
Bazen hoşlanmadığım bir şey anlatmak istiyorum.
Biraz böyle dinlemeyi sevdiğim için ve o alanı da açtığım için işte yengeçlikten kaynaklı olabilir muhtemel.
Anaç bir tarafım vardır. Yani benim evime gelirseniz sizi beslemeyi severim.
Bir yerini zarırsızca masaj yapmayı severim.
Hani böyle içimden akar açıkçası.
Performans kaygısından kaynaklı değil.
Sevmeyi çok severim.
Sevgimi göstermeyi de çok severim.
Hayatım boyunca böyleydi. Dokunmaları da çok severim.
Gelip bana sarılabilirsiniz, mıncırabilirsiniz.
Ben de sizi mıncırmak isterim. Minnoşlanmaları falan çok severim.
Gerçekten çok severim ama her yerde her zaman o...
Enerjiyi alamadığımız insanların olması ayrı bir konu.
Yani burada o şeyi de yaşıyorum, kabızlığı da yaşıyorum.
Ama o başka bir bölüm.
Buradaki yalnızlık hissiyatımdan burada bahsetmeme gerek yok ama tarzım böyle olduğu için, yaklaşımım böyle olduğu için bazı arkadaşlarım genelde bana sen nasılsın demeden uzun uzun bir şeyleri dump ederler.
Ve ben böyle...
şey moduna geçerim hani nasıl yardımcı olabilirim moduna geçerim ya da bazen sadece dinlemem gerektiğini de bilirim.
Bu konuyla alakalı başka bir şey daha ekleyeceğim bu arada size biraz sonra.
Hiç hoşlanmadığım bir hareket yani birçok insanın yaptığı.
Hiç hoşlanmadığım bir şey var biraz sonra onu da konuşacağız az sonra.
Bundan mütevellit benim arkadaşlık ilişkilerimde dert dinleme huyum vardır.
Dert anlatmayı da severim sadece dinlemem ama ben başlatırım anlatmaya öyle söyleyeyim size.
Birisinin derdini dinlediğim zaman karşımdaki insan ee sen ne yapıyorsun falan demez.
Demek istediğim o aslında. Sürekli anlatan insanlar olabiliyor.
Ben bunun farkındayım yani kendim de ortamı kurduğumun farkındayım.
Ama işte bu arkadaşım böyle anlatırken maalesef şey dedim.
Şu an dedim hani ne hissedeceğimi bilmiyorum.
Ne söyleyeceğimi de bilmiyorum. Çünkü...
Ben artık zorlanıyorum böyle şeylerden.
Yani herkesin yardımcısı olamayacağımın farkındayım.
Sorun çözmek değil dert bu arada ama anlatmak istediğim şey şu.
Bazen açıkçası dinlemek de istemiyorum.
Bu da bir sessizlik oldum.
Yani benim acaba şu an geldiğim duygusal boyut mu böyle yoksa siz benzer şeyler yaşıyor musunuz merak ediyorum.
Çünkü mizacımdan da kaynaklı.
Herkes bana dert anlatıyor gibi hissediyorum ve dark şeyler konuşuyormuşuz gibi oluyor çevremde.
Şu sevmediğim şeyi de eklemek istiyorum.
Bir iki kişiyi bu konuda böyle ikaz ettim.
Belki sizin de çevrenizde vardır ve yapıyorsanız lütfen yapmayın.
Bence korkunç bir alışkanlık.
Birisiyle dert anlatırken mesela ben zorlandığım yeri anlatıyorum.
Karşımdaki insan kendisi gibi cevap veriyor.
Hayır ben öyle yapmam diyor mesela ben bir şey anlatırken.
Tamam sen öyle yapmıyorsun da hani.
Anladım da hani işte bir şey soruyorum.
Hayır öyle değil. Ben öyle kesinlikle düşünmem.
Ama ben orada değilim.
Bir iki kişiyi uyardım.
Bir iki kişiye dedim ki lütfen ben bir şey anlatırken sen nasıl yaparsını bana söyleme.
Çünkü ya ben sen değilim.
Ve sen bana şöyle yapman gerekiyor dediğinde ben şöyle yapmayacağım.
Yapamıyorum zaten. Yani ben salak mıyım?
Yıllardır terapiler, kitaplar, buralarda konuş, günlüklere yaz, bütün arkadaşlarımla falan paylaşımlarımı yapıyorum.
Niye yapamıyorum? Olmuyor yani.
Bir anda çat diye mizacım değişmiyor.
Bir anda çat diye o farkındalıklar falan filan o içinizde o kadar yıllardır öğrendiğiniz şeylerden kurtulamıyorsunuz.
Plus yani mizaj denilen şey birazcık tehlikeli bir şey.
Yani ben daha kimdim neydim tam anlayamıyorum ki bazen.
Dedim ya dışarıdan da çok etkileniyoruz.
Bir şey trend oluyor, bir şey popüler oluyor.
Kendimizi tam... Anlayamadan değişmeye çalışıyoruz.
Anlatabiliyor muyum? Yani sen daha tam kendini çözemeden, tahlilini yapamadan...
Değişmeye çalışıyorsun ve karşındaki insan sana ne yapman gerektiğini söylüyor.
O yüzden açıkçası ben kaba bir şekilde değil ama karşımdaki insanlara şey dediğim oldu.
Bir şey söyleyeceğim ama lütfen kendin gibi cevap verme diyerek başladığım oldu.
Bunlar uyarmak iyidir bu arada eğer sizin hayatınızda varsa.
Alınganlarsa da yapacak bir şey yok çünkü artık alıngan insanlardan da açıkçası yoruldum gibi.
Yani ben konuşurken acaba bu yanlış bir yere gider mi?
Çok düşünen bir insan değilim.
Speak of mind yani. Aklıma geleni söylüyorum.
Bazen yanlış bir şey oluyor. Hani bana göre çok normal olan bir şey oluyor.
Çünkü bak şöyle bir şey de var. Bana göre normal olan bir şeyi süzgece koyduğumda da normal.
Değerlendirmeyi alsam da benim için normal.
Düşünmeden konuşuyorum değil.
Düşündüğümde de normal geliyor bana.
O yüzden böyle alanlarda karşımızdaki insanın göreve beni uyarmak.
İşte Nurten sen böyle yapıyorsun ama ben şöyle yanlış aldım ya da şunu yapma demek.
Karşımdaki insanın görevi artık o benim problemim değil açıkçası.
O yüzden hayatımdaysanız ve sizi daha önce kırdıysam.
Sizin göreviniz. Bana söylemeniz gerekiyor.
Bu performans kaygısını da böyle hissediyorum hayatımda.
Biz böyle bir şeyleri daha tam çözememişken, anlayamamışken, dışarıdan sürekli aldığımız simülasyon başka bir yerden geliyor.
Ve çok sağlam böyle değilseniz, grounded değilseniz kafalar karışıyor.
Kıyaslama yapmamak neredeyse imkansız.
Yani bu dünyada bir tek ben miyim bunu yapan?
Bazen şey de düşünüyorum, tamam overthink kraliçesi falan diyorlar bana bazen.
Çok hani düşünüyor olabilirim ama düşünmeyen var mı?
Hele ki bu podcast'ı dinliyorsanız tahminim siz de düşünüyorsunuz.
Hani böyle anlamak istiyorsunuz.
Hayata bir anlam yüklemek istiyorsunuz.
Neyi neden oldu? Biz nereleri düzeltebiliriz?
Daha iyi bir hayat nasıl yaşabilirimin peşindeyiz?
Yani benim podcast'ımın adı En İyi Versiyon'un.
Ben En İyi Versiyon'umun kele olan gibi almışım sırtıma yükümü.
Onu arıyorum yani. Ben En İyi Versiyon'umu bulayım da mutlu mutlu yaşayayım da istiyorum gibi bir şey.
Bu arada şakayla anlatıyorum.
Tabii ki de yani sürekli değişiyoruz.
Sürekli evriliyoruz. Bayılırım da buna.
Yani değişimleri de çok severim.
Ama performans kaygı... Kargasından rahatsızım açıkçası.
Çünkü başka bir şey eklemek istiyorum.
Kendime yarattığım çok güzel bir dünya var benim.
Ama safe space'm orası.
Biraz da yalnız. Circle'lardan bahsetmiştik daha önce.
Hayatımda böyle benim çemberlerim var.
İlk çemberimde olan insan çok az.
İkinci çemberimde biraz daha okey.
Üçüncü çemberimde tabii ki de daha çok dört.
Çok kalabalık diyelim tamam mı?
Dörtten biri bu arada şey bir yerden konuşmuyorum.
Benim birinci çemberime girmek çok zor gibi bir yerden konuşmuyorum.
Siz oraya gelemezsiniz gibi değil.
Kapıları açamıyorum. Güven problemleri yaşıyorum.
Bu şema terapilerinde de çıkıyor bu arada.
Kusurluk şemasında çıkan bir şey var.
Sanki siz benim her şeyimi bilseniz beni sevmezseniz gibi.
Söylerken bu arada bunların komik olması.
Hani bazen insanlar kendini tamamen göstermeyi istemez.
Çünkü kaygıları olur.
Ben öyleyim yani. Hem benim beğenmediğim, sevmediğim, klik olmadığım insanlar var.
O ayrı. Hem de benim sevdiğim ama acaba o da beni sever mi diye kaygı duyduğum insanlar var.
O yüzden o çemberlerimi açamadığım şeyler oluyor.
Sadece benim beğenmediğim, güvenmediğim değil.
Öyle düşünmeyelim. Tüm bunların çerçevesinde ben kendime bir dünya kurdum ve beni bu dünyayla baş başa bıraktığınızda ben açıkçası çok mutluyum ve çok huzurluyum.
Yani kendime kurduğum dünyada kaldığım sürece huzurum var ve benim için hayatta en önemli şey huzur.
Fakat böyle birazcık dışarı çıktığımda, kendi dünyamdan dışarı çıktığımda, başka insanlarla interakt ettiğimde tetikleniyorum.
Kendime böyle şey diyorum hani acaba ben...
Çok mu sakin bir hayat yaşıyorum?
Bu bu arada şey değil, eve gelip hemen hayatımı değiştirmeye kalkıyorum da değil.
Ama o sorgulamalarım başlıyor.
Çünkü bir gözlemime göre...
Dışarıdaki bazı insanların kendilerini yarattıkları dünya sizinkilerden farklı.
Doğal olarak hani daha. Ve siz o insanlarla böyle bir araya geldiğinizde sonuçta enerjileriniz çarpışıyor.
Doğru mu? Yani siz o insanlarla konuşmaya başlıyorsunuz.
Hatta bazen şey oluyor ya biz Türkler bunu çok yapıyoruz maalesef.
Bir şey anlatıyor mesela hayır öyle değil.
Hayır hayır şöyle falan diye. Biz böyle hayır benimki doğru hayır benimki doğru gibi bir şeye kapılabiliyoruz bazen.
Bir ufak hani ego. yerden de gidiyoruz bazen.
Ben mesela onlara dikkat etmeye çalışıyorum.
Birisi beni uyardığında şey diyorum.
Doğru olabilir. Haklısın.
Bu arada mış gibilikten değil.
Gerçekten düşünüyorum. Yani benim kaçırdığım bir şey olmuş olabilir.
Bu algıda seçicilik mevzusu gerçek.
Çünkü bazen baktığınız yerde görmek istediğiniz şeyi görüyorsunuz.
Yani beynin öyle bir formatı var.
O yüzden o bizim kontrolümüzün dışında çoğunlukta.
Sorgulamaları severim. Acaba ben mi yanlış düşünüyorum?
İşte bakış açımızı değiştirelim mi demeleri severim.
Bu nedenle bir araya geldiğimizde genelde iki dünya çakışır.
Değil mi? Ve ben de dayatma yapmıyorum böyle.
benimkisi doğru gibi bir şey yapmak istemem.
Yapıyorsam da bir nebzeye kadar umarım rahatsız etmiyordur ya da umarım yapmıyorumdur.
Sonuçta her şeyi bilemiyorum.
Tartamıyorum kendimle alakalı.
Ama ben de dışarıdan bir nebze etkileniyorum.
Ama ben de o kişinin enerjisinden bir nebze etkileniyorum.
O kişinin dünyasına girmek, onu gözlemlemek benim aslında çok değer verdiğim bir şey.
İkimizin dünyasının çakışması da benim normalde istediğim, hayatımda görmek istediğim bir şey.
Ama Böyle yerlerde o performans kaygısında tetiklendiğimi fark ediyorum.
Ama bazen bu çakışmalarda tetiklendiğimi fark ediyorum.
Çünkü karşımdaki insan böyle daha özenliyse, her şeyine dikkat ediyorsa ben böyle birazcık şey hissetmeye başladım kendimi.
Hani çok mu kendi dünyamda kaldım acaba?
Mesela o girly enerji eskisi kadar yok hayatımda.
Bazı şeyler bana saçma gelmeye başladı.
Kendini bulmak, sakinleşmek, dinginleşmek biraz zaman alıyor.
Aslında benim bu bölümde bahsetmek istediğim şey de bu.
Yani elimizde bir materyal kaldı değil mi?
Kendinize bir dünya yarattınız, çok mutlusunuz, yalnız hissediyorsunuz, dışarıdaki dünyalarla bir araya geliyorsunuz ve o çakışmalarda bazı enerjiler ortaya çıkıyor.
Bunlardan çoğunluğu maalesef ki bizi...
Bu tetiklemelerden hani seçerek hani nitpick yapacağız.
Bazılarını alacağız. Diyeceğiz ki işte belki ben de şunu daha farklı yapabilirim.
Mesela ben bu dönemlerde kendime şunu söylüyorum.
Daha eğlenceli şeyler yap Nurtaş diyorum.
Hani biraz daha evet de başka şeylere, insanlara.
Bu sıra inanılmaz sosyalleştim.
Aslında çok yoruluyorum ama diyorum ki sen evet de.
Çünkü her evet dediğin şey sana bir hediye getiriyor.
Yeni bir tecrübe, yeni bir insan, yeni bir dünya getiriyor.
Ama şimdi bir de benim gibiyseniz hani hepsini yoğun yoğun yoğun...
Bunu hissediyorsanız, yaşıyorsanız birçok insan belki bunların ucundan bile düşünmüyordur.
Ama ben düşünüyorum, ben bunları hissediyorum böyle ağır ağır yani kutu kutu geliyor bana bunlar.
Maalesef ki burası çok böyle tricky olan bir yer.
Hemen böyle alert gibi düşünün, alarm gibi düşünün.
Bayrakları çıkartıp şey edeceksiniz.
Şu an benim kendi dünyama dönmem gerekiyor.
Buradaki sorgulamayı iyi analiz ederseniz harika bir karışım çıkacak ortaya.
Hem kendiniz gibi olacaksınız hem bazı sizi böyle değiştirmek istediğiniz şeyleri görebileceksiniz.
Ama buradaki karışım gerçekten dinlenmekle oluyor.
Bu dinlenmek ne olur? Güzel bir duş alırsınız ben küvete girmeyi çok severim mesela.
Girersin bazen dans ederse mesela ben bugün dans ettim.
Dedim ki birazcık şu üzerindeki şeyi at.
Tetiklendik yani üzerimize bir negatif enerjiler geldi.
Kendi kendime de soktum orayı.
Dedim sen bir dans et, kendin gibi bir hisset, tekrardan şöyle bir enerji hareket etsin.
Bu arada qigong çalışmalarına falan ilgi duyar mısınız bilmiyorum.
Sonuçta qi enerjisi vücudumuzun hayat enerjisi.
Bazen stagnant oluyor yani bir yerlerde sıkışıyor.
Bunların hepsi buna bağlı bu arada.
Başka insanlarla bir araya geldiğinizde enerjiler de bir araya geliyor.
Ve sizin bu kafa karışıklığınız, kendinize kızgınlığınız, acaba bir şeyleri yanlış mı yapıyorum diye sorgulamalarınız bununla ilişkili olabiliyor.
Bu nedenle hemen bayrakları indirip tabii ki de olabilitesi olanlar birazcık sessiz kalmak, gerçekten dinlenmek, sevdiğiniz bir şeyi yapmak, şöyle bir ufak yüzünüze tebessüm getiren, kendinizi duyduğunuz, kendiniz
gibi hissettiğiniz ve lütfen bedenen dinlendiğiniz, sakinleştiğiniz bir ortam.
Bir çay, belki...
Sulu boya mesela ben şimdi sulu boya yapmaya başladım.
Bunlar hobi kaygısı da değil burada da performans kaygım yok.
Yeter ki gibi hissediyorum.
Bir de benim bir cümlem daha var.
Kendime çok sık söylüyorum size de söyleyeyim.
Şu ölümlü dünyada o kadar kasıyoruz ki.
Mesela geçen lahmacun etkinliğine giderken hiç tanımadığım insanlar gelecek.
Normal şartlarda Nurtaç kaygılanır böyle bir anksiyete yaşar.
Hani uf ya ne olacak falan hani bir gerilirim.
Ama biliyorsunuz ki gerginlik aslında heyecan duygusuyla aynı hissediyor vücutta.
Sonra kendi kendime dedim ki ya kızım.
Zaten ölümlüsün ya. Gelenler de ölümlü.
Hepimiz göçüp gideceğiz.
Ve o duygu mesela beni çok şey hissettirdi.
Yani sevmeyen olacaktır, seni eleştiren olacaktır, beğenmeyen olacaktır, iyi vakit geçiren olacaktır, çok mutlu olan olacaktır, bunu her ay yap diyen, her hafta yap diyen olacaktır.
Bu hayatın her yerinde.
Sen ne olursan ol, ne yaparsan yap, karşındaki insanlar olacaktır.
O yüzden bu performans kaygıları bizim üzerimize yapışıyor, enerjimize etki ediyor.
Ama bizim görevimiz işte onları böyle ayıklamak.
Acaba ne olmadı? Ne yapıştı?
Bu benimki değil falan deyip tekrardan kendi dünyamıza, o yarattığımız küçük huzurlu dünyamıza geri döneceğiz.
Yapacak bir şey yok. En iyi versiyonumuz bu.
Sizi seviyorum. Hafta yeni bölümle görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Bir de Spotify'dan en iyi versiyonu takip etmeyi unutmayın.
Ayrıca beş yıldız verirseniz de harika.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
