
Instagram: nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Benim yolum sağ sana doğru narayrarayra.
Evet herhalde Masumet Müzesi ile alakalı bin tane video yapılmış.
Ben çok geç kaldım.
Gerçekten geç kaldım. Zaten bugünkü bölümde bir öz eleştiri de yapacağım.
Hiç merak etmeyin. Füsun ve Kemal konuşacağız.
Yani benim fikirlerimi çok merak ediyor musunuz bilmiyorum.
Instagram'da da böyle bir anket yaptım.
Bir tanesi işte evet senden de duymak isteriz.
Bir tanesi bir sen eksiktin.
Bir tanesi de move on kanka idi.
Bir %11 değerinde bir sen eksiktin geldi.
Çünkü bence bir tek ben eksiktim.
Yani galiba internette masumiyet müzesiyle alakalı video yapmayan kimse kalmadı.
Yani. Şimdi direkt gireceğim konuya.
Ben geçenki bölümde bundan biraz bahsettiğimde kitaptan böyle bir yüz sayfa falan kalmıştı.
Dizinin de üçüncü bölümündeydim galiba.
Bence olay dizinin...
Beşinci bölümünden sonra kopuyor.
Bir de o Selahattin nedir arkadaşlar?
Tabii ki de Eylül Lize Kandemir de harika oynamış.
Kendisini tanımıyorduk. Bu dizi sayesinde yani çoğumuz tanımış olduk.
Çok açık bir şekilde dizinin ilk başlarında kanım ısınmamıştı kıza.
Yani saçı, o yapıştırması, o kıyafeti vesaire.
Bir de küçük kızı oynamaya çalıştığı için beni çok içine almamıştı.
Ama o kahkül, o kısa saç, o kıyafet, o duruş, o sigara tutuşu.
Yani ben hayatımda sigara içmedim.
O okey yani. Müthiş bir karizma ve...
Dişilik aktı kadından ama birazcık onun da psikolojisini konuşacağız.
Ben tabii ki de bir psikolog, psikiyatr olmayarak halktan birisi olarak kendi yorumlarımı dile getireceğim.
Bir de bu işleri bayağı bir kafa patlatmış birisi olarak.
Yani bir tık arka planı sanki görebiliyorum gibime de geliyor.
Yani bunu bir psikolog izliyorsa bana kızmasın.
Sonuçta tamamen bir varsayım üzerine.
Zaten karakterlerin kurgu olması hepimizin canını bir tık acıtıyor.
Çünkü lan nasıl olur ya gerçekten böyle birisi yaşamıştır ya falan oluyorsun.
Şey benzetmesi de var bu kral kaybeden.
Herse dizisindeki Kenan'a benzetmesi var.
Çünkü Kenan gerçek hayatta yaşamış birisi.
Böyle herkes kıt kıt kıt araştırdı adamı.
Muhtemelen Kemal'i de merak ettiler.
Yüzde yüz kurgu değil.
Zaten Orhan Pamuk da bunu söylüyor.
Yani biraz kendisinden var. Biraz o toplumun, o zamanki hayatın.
Bir de biliyorsunuz Yeşilçam filmleri hep bunun üzerineydi.
İşte zengin fabrikatör oğlu ile fakir kız.
Yani hikaye bu. Hikaye zaten bildiğimiz, tanıdık olduğumuz bir hikaye.
Şimdi kitabı okursanız sadece...
Kemal'e o kadar da yaklaşmıyorsunuz ve hikaye biraz böyle havada kalıyor bence.
Ya da bunu söylemek zorundayım.
Ben bu kitabı İngilizce ve Jamaica'da okudum.
Bu kadar sıkılmamın başka bir sebebi olamaz.
Yani Jamaica'da ben kendi seyahatimdeyken, hava sıcakken, Kemal'in o buhranları, 800 yıl boyunca Hafiz'in evine gitmesi falan.
Böyle şey olmuştum Zekat Hanım. Hala gidiyor.
Hala akşam yemeklerinde falan.
Hatta şunu söyleyeceğim. Ben buradayken Orhan Pamuk kitaplarını internetten İngilizce olarak sipariş verdim.
Böyle 7-8 tane kitap sipariş verdim.
Birkaçını Norm'a gönderdim.
Çünkü bir de Orhan Pamuk okusun istiyorum.
Norm böyle günde bir tane kitap getirir.
Çok kitap okur. Norm'u hatırlıyorsunuz.
Bilmeyenler için de eşimin üvey babası.
Neyse. Bir de Zeket Türk bir yazarın hem de Nobel Prize'lı bir yazarın kitaplarını da göstermek istedim.
Bu arada Nobel ödülü bizim ayıbımız olsun.
Bir kitap üzerinden değil yazarın kendisine veriliyormuş.
Orhan Pamuk sayesinde bu cahillevimizi de gidermiş olduk gerçekten.
Çünkü bu hataya çoğumuz düşüyor.
İki yıl önce falan ben Zeki'ye işte Mosmed Müzesi'ni okuman lazım falan diye verdim.
Sanki ben okumuşum, hikayeyi çok biliyormuşum gibi.
Hani önce o okusun diye. Ama Zeki sarmamıştı galiba.
O biraz bitirmeden bıraktı.
Geçenlerde burada bir tane arkadaşım var.
Dizi daha çıkacağını bilmeden bu kitabı okuduğunu söyledi.
Ben de aa işte ben de onu okuyayım diyerekten elimi alıp okumaya başladım.
Ama bence %100 Türkçe okumalıydım.
Sonuçta bizim dilimiz, bizim hikayemiz.
Yani İngilizce okuması belki bu açıdan da görmemeye yardımcı oldu.
Çünkü onunla alakalı yorumlarımı yapacağım.
Fakat bence kitapta...
Çok da içine giremedim dediğim gibi.
Ve birazcık geçen bölümde söylediklerimin arkasındayım.
Yani başta böyle siz de o duygusal ruh halinde değilseniz böyle biraz bayıyor sizi.
Saplantıyı görüyorsunuz sadece.
Kemal'in eksikliklerini görüyorsunuz.
Füsun'un hayatta yaşanmamışlıklarını, kırgınlıklarını, depresyonunu görüyorsunuz.
Yani her halükarda bunları zaten görüyorsunuz.
Bir de aşkın takıntılı halini görüyorsunuz.
Çünkü bence çoğumuz zaten bunu yaşadık.
Yani benim de başımdan benzer bir şey geçti ben daha küçükken.
O takıntı hali, işte kavuşamama, ayrılma, ağlamalar, sümükler, aşk acısı ile alakalı bir bölüm çekmek isterim.
Daha önce çektim hatırlamıyorum. Bence çekmedim.
Yani çok aşık olduğumu hissettiğim böyle...
Kafayı yediğim bir süreç olmuştu ve çok güzeldi.
Bunlar daha küçükken romantize edildiğinde, içinde drama olduğunda sizi böyle heyecanlandıran, tutku hissettiren şeyler.
Yani şair eden, yazar yapan işte böyle edibi eserler ortaya çıkaran duygular.
Bunları kitaplarda okuduğumuzda, filmlerde izlediğimizde güzel ama sürdürülebilir bir hayat değil.
Yani Kemal ve Füsun bir araya gelselerdi belki halledebilirlerdi ama...
Temelinde çok kırgınlık olduğu için ve Füsun aslında onu aşamadığı için, atlatamadığı için bir yerlerde patlayabilirdi.
Burada Selahattin Paşalı'ya başka başka iltifatlarda bulunmak istiyorum.
Yani bunu herhalde en açık bir şekilde söylemem gerekir ki bir çoğumuzu eritti adam.
Yani onun oyunculuğu, o bakışları.
Bir telefon aramız geldi o yüzden bütün yayın durdu.
Baştan devam ediyoruz.
Bir Türk havesi alayım. Yutkunma sözüm.
Şuradan kendimi eleştirmeye başlamak istiyorum.
Ben bu dizinin ilk bölümlerini Zek'le izlemeye başladım.
İşte senin de görmen lazım. Bir de kitabın başlarını biliyordu ya.
Hem bir Türk yapımı falan diye övüne övüne bakacaktık.
Ama şimdi ben Zek'le bu kadar romantik ve takıntılı şeyleri izlerken galiba bir tık böyle şey oluyorum.
Ya bunu nasıl anlatabilirim?
Saçma geliyor. Eğer kendimsem ve melankoli...
Daha böyle içine girebiliyorum, o duyguyu hissedebiliyorum.
Ama zevkleyken biraz daha yüzeysel kalıyorum ben de bunu fark ettim ilk başta.
Bir ikincisi de dizi yarım yamalak, atlayarak işte bir izliyoruz bir bırakıyoruz, yemek yerken izliyoruz falan olduğu için ben aslında o kadar da içine girmemiştim.
Bir de bunların üstüne ilk bölümler zaten Kemal'e gıcık olmanız gerekiyor.
Yani Füsun'u da bırakmak istemiyor, Sibel'i de bırakmak istemiyor.
Hatta şey diyor ya 30 yaşında işte 50 yaşındaki insanların hayatının lüksüne sahiptim.
Hem seçkin bir eşi olacak hem de sevdiği güzel bir kız olur.
Buralarda böyle bölüm bölüm detaya gireyim mi bilmiyorum.
Çünkü çok video izlediyseniz sıkıldınız ve beni de kimse izlemeyecek gibi de bir his var içimde.
Yine de hani içimden geliyorsa yapmam da lazım bence.
İlk başlarda o çekim hem Kemal'in hayatı hem Füsun'un hayatı bambaşka.
Kendi düşüncelerimi şöyle eklemek istiyorum.
Kemal'in olağan bir hayatı var.
Yani aslında heyecanı çok yok.
Amerika'ya gidip gelmiş. İstanbul'da seçkin bir aileye sahip.
Hemen şirketin başına geçmiş.
Yani aslında hayatının nasıl devam edeceğini biliyor.
Sürprizler yok. Kafası karışmıyor.
Hatta hikayenin içerisinde Sibel'i çok da tanımıyor.
Yani bir yaz tanışıyorlar. Sibel Fransa'ya geçiyor.
Sonra işte Kemal bir iki kere yanına...
gidiyor dönüyor ve evlenecekler.
Aslında Sibel'le öyle bir paylaşımı yok.
Ama olağan akışta zaten böyle olması gerektiği için çok da kurcalamıyor.
Sonra Füsun'la tanıştığında aslında kendisi de bunu planlamıyordu.
Çünkü bir tane ayrıntı var. Bu benim dikkatimi çekti.
Ben öyle kadınlara hediye alan romantik bir adam değildim.
Bence çapkın değil. Tabii ki de bir sapıklık durumu var.
Çünkü işte kadın ayaklarına bakıyor, bacaklarına bakıyor.
Ama ya bunun altını çizerek söylemek istiyorum.
Lütfen yanlış anlamayın. Bunu yapmayan erkek var mı?
Hani belki dile getirmiyordur ama şeyden de bahsediyoruz ya erkeklerin hepsi 7 saniyede bir seksi düşünüyor diye konuşuyoruz ve kadını objeleştirmek İlk defa
değil, bunu onayladığım için söylemiyorum.
Sadece şimdi kitap da olduğu için, roman olduğu için.
Buradaki de tevurgu getirdik ve Kemal'in işte Füsun'un kendisine aşıktadan bahsetmiyorum.
Fiziksel özelliklerine o çekim zaten.
Yani hem cinsel çekim hem de Kemal'in aslında hayatına bir renk katma isteği, heyecan katma isteği üzerine konuşmak istiyorum.
Bunu ben dizide Selahattin'le daha çok hissettim.
Çünkü... Bu kadar içselleştirmesi ve Kemal'i sevmiş bence Selahattin'in kendisi.
Selo diyelim. Bu arada backstage'ini izledim ve ona Selo diyorlar.
Selo şuradan gel falan çok tatlıydı bence.
O tarafını görmemiz de çok güzeldi.
Dizinin arka planını mesela çok ciddi olduklarını, hüzünlü geçtiklerini, o set günlerinin bunu bilmek de çok güzeldi bence.
Selahattin Paşalı'yı ben çok tanımıyordum.
Bir Kıskanmak dizisine başladım ama devam edemedim.
Sonrasında galiba daha sürükleyici bir dizi ama sonrasında ilgimi çekmedi açıkçası.
Selahattin kendisi çok güzel bir çocuk.
Yani çok yakışıklı. ve çekici bir çocuk.
O yüzden Kemal'e yansıttığı hali onun içerisindeki çocuğu gördüm ben.
Yani büyüyememiş halini, olgunlaşamamış halini.
O yüzden şeyden de bahsediyorum.
Hani hayatını bir heyecan katmak istiyor.
Hani dürtüsel diye zaten oyuncuların kendisi de bahsediyor.
Ben dürtüselin dışında o büyüyemeyen halinden birazcık bahsetmek istiyorum.
Çünkü meme ucu detayı da çok var.
Yani anneyle olan bağlantısından da bahsedilmiş zaten internette de araştırdım.
Tamam annesinin o işte toplayıcı olması, kendisinin de daha sonrasında bunu kendi hayatına getirmesi ya da anneye olan bağlılık, anne kabulü, sosyete kabulü yani bunlar da olayın bir parçası.
Memo ucundan çok bahsediyor.
Hatta bir tane şekerlik kabı var ya ben onu bile memo ucu gibi hayal ettim.
Yani ben mi artık sapık anıma denk geldi bilmiyorum ama Kemal'in bu cinselliğinde, memelerle alakalı hassasiyetinde anneden kopamama tarafını da görüyorum.
Yani yalnızsa da yapacak bir şey yok.
Ben en azından öyle değerlendirdim.
Ben bu arada ikinci kere de izlemeye başladım.
Atlayarak izliyorum ama şimdi görsel olarak daha çok ilgimi çektiği için ve binge watch yapabildiğim için sonunda alkış efekti.
Daha derinlere girebildim.
Bir de zevk şehir dışında.
Ben ondan bahsetmeyi unuttum.
Evde yalnız kalınca dört gün boyunca biraz daha böyle kafanıza göre melankoli yaşayabiliyorsunuz.
Ve rahat rahat depresif modumu da yaşayabildim.
Bu zevk varken yapamıyorum değil ama yapmıyorsunuz yani.
Yani hayatınızda iyi giden ilişkiniz olduğunda adam eve geldiğinde böyle...
falan kalmak istemiyorum.
Yani yemek hazırlıyoruz, dışarı çıkıyoruz, yürüyoruz, arkadaşlarımızla buluşuyoruz ama hazır zevk yokken ki halim biraz böyle pijama ve abur cuburla geçen 2-3 günüm oldu.
Bir de zaten periyot ve bir de tutulmalar.
Hani daha ne olsun yengeç burcu ay retrolarmış tutulmalarmış üzerimizden geçti yani amiyane tabiriyle.
Ağzımıza etti. O yüzden böyle Masumet Müzesi'ni ikinci kere izlerken en azından böyle hızlı hızlı geçerken bu detayları daha çok fark ettim.
Dediğim gibi Kemal'i Selahattin'in oynamasının büyük bir etkisi var.
Kemal'i bence bize biraz sevdirdi.
En azından onu birazcık anlamamızı sağladı.
Çünkü kötü karakterlerden birisi diye geçiyormuş dünya edebiyatında.
Bu bir kadının hayatını mahvettiği gerçeğini asla silmiyor.
Evet. Bunu bilerek mi yaptı bilmiyorum.
Yani şimdi ben Füsun'un hayatını mahvedeceğim gibi bir düşünceyle yaptığını zannetmiyorum.
Kemal olgunlaşamamış bir birey olduğu için ve hayatında her şey kolay olduğu için hatta ayrıcalık şeması olduğu için kendisine bak psikolog gibi konuşuyorum ama psikolog değilim işte umarım yanlış anlamazsınız.
Orada hani siz her şeye layıksınız sloganıyla aslında Kemal'in arkasındaki Temel motivasyonunu görüyoruz.
Yani her şeye layık Kemal.
Ve o yüzden her istediğini alabilir.
Öyle olmuş hayatı düşünsenize.
Yani biz bunu belki anlamıyoruz ama çünkü zorluklarla bir şeyler başardık.
Kendimiz bir yerlere gelmek zorunda kaldık.
İtildik, kakıldık. Burada da Füsun'u biraz daha iyi anlayabiliriz bence çoğumuz.
Çünkü Türkiye toplumunun çoğu senin benim gibi yani.
Hani kendi kendine bir yere gelmeye çalışan, soylu aileden gelmeyen, işte o köklü iyi aile diye tanımlanıyor ya bizde o.
Biz oradan gelmiyoruz, çoğumuz oradan gelmiyoruz ve sınıf atlama olayını yıllar boyunca biz zaten duyduk, işittik.
Ki o zamanlar hani Paris'e gitmek, Paris'ten bir şeyler getirmek, Paris'te okumak.
Şimdi bile neredeyse bir son 5-6 yıldır insanlar yurt dışına çıkıyor.
Yani ben ilk defa yurt dışına çıktığımda böyle hani...
Amerika'ya mı gittin? Çin'e mi gittin?
Oralarda mı okuyorsun? Süksesini ben bile yaşadım.
Hani 10-15 yıl önceydi bu.
Ben bile yaşadıysam biz 1975 yılından bahsediyoruz.
Oradaki uçurum çok daha fazlaydı.
Ve Füsun Nişantaşı'nda büyüyen bir kız olmasına rağmen zenginleri sadece dışarıdan izleyen, zenginlerin evine, annesinin dikiş yapma üzerinden giden, köşede oturan, hayata yan karakter olarak gelmiş birisi
Füsun. Bunları sadece izleyen bir de güzel.
Ama güzelliğinin sadece bedeli metres olmaz.
Kullanılmak yani kimse ona gerçekten o değeri vermemiş.
Belki bu zamanda o güzellik bilmiyorum o kıyaslama yapmama da gerek yok galiba.
Çünkü bu zamanda da çok ciddi problemler var.
Ama o zamanın klasik hikayesi güzel kıstan Yeşilçam sektörü için de çok güzel açıklanmış.
Kötü sahneleri kullanacaklar seni.
Adamlar önce seninle bir...
O yoldan geçmen gerekiyor.
Hepimiz büyürken bunları duyduk.
Özellikle ben Y jenerasyonuyum.
Biz küçükken o filmleri izlerken de bunları duyuyorduk.
Gazetelerden haberlere bakarken de bunları duyuyorduk.
Yani gazetelere çıkan haberlerde bir kadının nasıl infal edildiği, hani şöyle gözüne bir siyah şerit çıkarak bu haber yayınlanmış.
Yani biz bu toplumdan...
Füsun'u görüyoruz aslında.
Dizi de Zeynep Günay şu an yönetmenini de biliyorum.
Bayağı bir röportajlarını da dinledim.
Füsun'a daha çok yaklaşması, Füsun'u biraz daha çıkartması, onun iç dünyasını en azından bize birazcık göstermesi çok güzel olmuş.
Çünkü evet kitapta gerçekten Füsun yok.
Yani Füsun gidiyor. Sonra 8 yıl boyunca Kemal onun evine giderken sadece Kemal'in onu böyle stare yaptığını, sürekli gözlerini dikerek baktığını falan görüyoruz.
Füsun'un duygularını bir iki böyle cümlede arada görüyoruz.
Onun o küskünlüğünü, kırgınlığını, kıskançlığını, inatçılığını, hayatını bir kenara itilmişsin.
Çünkü biraz sonra Füsun'a da gireceğim.
Biraz biraz görüyoruz. Yani bizim dizi olmasa belki bu kadar gözümüzde canlandırabileceğimiz bir hikaye yok bence.
Ya da dediğim gibi Türkçe okusam daha çok içine girebilirdim.
Bir şeyleri yaparken ki ruh haliniz o şeyle alakalı her şey değişti.
Yani iyi bir moddaysanız falan oluyorsunuz.
Daha düşük bir moddaysanız dur bakalım ben biraz daha duygularımın içine gireceğim bir kanal gibi görüyorsunuz onu.
En azından bana böyle oldu. Yani biraz daha düşük moddayken ikinci kere izlediğimde duygularımı yaşayabilmemi sağladı.
Çünkü çoğumuz bence birazcık böyle hissetmeyi özledik.
Hem geçmişle bağı özledik.
Yani bu eşittir orada takılalım kalalım değil.
Böyle kendim açıklama gereği hissediyorum galiba.
Kolum yoruldu mikrofonu tutarken.
En uzun bölümlerimden bir tanesi olacak çünkü çok duygu var.
Aslında önümde notlar var ama hiçbirine de bakmıyorum.
Hatta telefonumda da notları almıştım.
Kemal'e şöyle bir not eklemek istiyorum.
Hayatının olağanlığı, sürpriz olmaması.
Aslında bence kafasında bir yerlerde ona boşluk hissi veriyordu.
Yani zaten biliyor. Ne olacağını biliyor.
İçerisine bakıyor. Yani tatminlik duymuyor.
Bunu şu an kendimizde de görebiliriz.
Yani kendi hayatımızı bile biz bugünkü koşullarda bu kadar kurcalıyorken.
Bilmiyorum yani biraz böyle Kemal'i güzellemiyorum tabii ki de ikisini de güzellemek istemiyorum.
Kimseyi güzellemek istemiyorum. Sadece biraz psikolojik açıdan baktığımızda kendi hayatımıza da nasıl pay çıkarabiliriz onu görmek istiyorum.
Çünkü mesela Yer Altından Notlar kitabını okuduğumda Dostoyevski'nin insanın kendi hayatını nasıl elleriyle mahvedeceğini de söylüyordu.
Yani kitabın ana teması bunun üzerine.
Ve hepimiz zaman zaman...
Bunu yapıyoruz. Kendi hayatımızı mahvetmek istiyoruz.
Burada bir öz eleştiri şöyle bırakmak istiyorum.
Belki size dokunur, belki saçma gelir ama.
Yani spor yapmamak, sağlıklı beslenmemek, sigara, alkol kullanmak.
Aslında kendi hayatını da bir yerde mahvetmek üzere.
Yani hepimiz zaten background'da, bilinçaltında bunları düşünüyoruz.
Hani böyle bir heyecan katmaya çalışıyoruz, bir kurcuklamak istiyoruz.
Oraya hani prize şey sokarsın yani bakayım çarpılacak mıyım?
Yani ölümle birazcık...
Oyun oynamak, yapılmaması gereken şeyi yapmak.
Çünkü biz böyle yasak bir şeyi yaparken çok da haz alırız.
Kendinizden yine pay biçin.
Kendi hayatınızda böyle yapmamanız gereken bir şey olduğunda en azından benim öyle bir örneğim oldu.
Ben sanki dünyaya böyle havadan bakıyormuşum gibi hissettim.
Yapmamam gereken bir şeyi yaptığım bir dönem vardı benim.
Onu anlatmayacağım burada anlatamam.
Ve bunda müthiş bir güç var.
Hani yapıyorum. Bunu yapmamam gerekiyor ama yapıyorum.
Bunun içerisinde bir ego var.
Bunun içerisinde sanki dünyaya böyle kuş bakışı bakıyormuşsunuz gibi, başka bir pencereden görüyormuşsunuz gibi işte kuralları yıkmak, var olmak üzere başka bir algı içerisine giriyorsunuz.
Bunun içerisindeki haz başka bir haz.
Muhtemelen... İkisi de bundan da inanılmaz haza aldı.
Çünkü yapmamaları gereken bir şey yapıyorlar.
Mesela Kemal nişanlanacak.
Füsun bunun farkında. Yani Füsun'un sadece dur bakalım zengin çocukmuş kapağı da atalım ben onunla evlenirim Sibel'le ayrılır mı?
Motivasyonunun... Tam olduğunu zannetmiyorum.
Background'da tabii ki de sınıf atlama isteği, hayali vardır.
Çünkü izliyor insanlar yani sadece kolay hayatı işte o akan ayrıcalıklı gelen hayatı izliyor ve o dükkanda çalışmasının sebebi evet network ve network'ün sebebi de yani birazcık kendinize alan
açmak. Bunlar hayatın gerçekleri.
Birileriyle tanışabilmek, belki bir yere geçebilmek, strateji yapmak çoğumuzun...
zaman zaman yaptığı şeyler. O yüzden Füsun'u da burada anlıyorum.
Yani Füsun'a da şey demiyorum ya işte o da öyle düşündü, böyle düşündü.
Bu arada Orhan Pamuk'un kendisi bile bunu söylüyor.
Yani sınıf atlamak istediğini söylüyor.
Ben bunu sadece aşırı normal olduğunu, çoğumuzun da bu hayalleri yaşadığını söylemek istiyorum.
Çünkü yine günümüz dünyasına belki gereksiz bir eleştiride bulunacağım ama insanlar sınıf atlamak için neler neler yaptılar.
Şimdi bile yapılıyor yani.
Bunları da böyle normalleştirmek istemiyorum.
Sadece dedim ya böyle biraz daha içine girince detay görmeye başladım ve kendi yargılarımı işte eleştirilerimi de kendimle alakalı olan kısımları da ekleyerek anlatmak istiyorum.
Nitekim Kemal'in öyle bir motivasyonu vardı bence.
Bir tık çomakta sokmak istedi hayatına.
Füsun hayatına girdi. O kafa karışıklığı.
Sonra Zahim diyor ya bir yerde evet diyor sen çok daha manalı şeyler peşinde koştun.
Çünkü Çünkü Kemal'in kendi grubundan ayrışması ama sanki onlar onu dışlıyormuş gibi ithamda bulunması.
Ama o grup onu dışlamıyordu.
Kemal biraz daha işte siz çok basitsiniz.
Yani bu hayat bana göre değil diyerek.
Aslında evet orada bir böyle aitlik hissetmeme durumu da vardı.
Bence Orhan Kemal de öyle bu arada.
Yani kendi Nişantaşı hayatına zaten yazar olmak istediğine, romancı olmak istediğine dışlandığından da bahsediyor.
Kemal ile Özdeşen kısmından o şekilde bahsetmiş.
Füsun kısmını da bu şekilde açıklamak istiyorum.
Füsun 18 yaşında.
Yani 18 yaşındayken 30 yaşında bir adamla karşılaştığında ve onu önceden de tanıyorsan yabancı gibi hissetmezsin.
Bir de arada cinsel bir çekim var.
Zaten çocuk. 18 çocuk aslında yani hala çocuk.
Buna kapılması kötü niyetli olduğunu düşünmüyorum ben.
Onun için de bir oyun gibiydi.
Matematik dersleri orada ikisinin de olayı castife etmesi için kullanması gerektiği bir yöntemdi.
Yani matematik dersleri için bir araya gelmek, kendilerinin de rahat etmesi için, kendilerinin de olayı kafalarında castife edebilmesi için kullandıkları bir çıkış yoluydu.
Çünkü bir sebep arıyorlardı.
Bazen şey olur ya cinsellik için bir araya geldiğini kimse kimseye açıkça söylemek istemez.
Biz matematik dersi için bir araya geliriz.
Biz sinemaya gideriz ama öpüşmek için gideriz ya da işte sevişmek için...
Matematik dersleri yapılır.
Ama kimse bunu açık açık söylemez.
Nitekim arkasındaki büyü de budur bence.
Yani bunu açıkça söylediğinde o çekiciliği de kalmaz.
Yani evet şimdi sevişeceğiz.
Ama o çekim olması işte Füsun'un kalemi ağzına getirmesi.
İşte onunla oynaması. İşte ödev yapmaması.
Onların o küçük kavgaları. Füsun'un arada bir çomak sokması.
Çünkü Füsun kendi arkadaşı Ceyda'dan bahsederken Kemal'in gözün içine bakıyor.
Diyor ki işte onun evleneceği kişi modellik yapmasını istemiyormuş.
Ama evlenecek mi? Emin de değiliz.
Hani bir adam nasıl ciddi olur?
Kemal diyor. Aslında orada ona bir gol atıyor.
Ama Kemal diyor ki ben taşralı zenginleri tanımam güzelim.
Kemal sana onu sormadık.
Ve Füsun yine bir hayal kırıklığı.
Sonra zaten öfkelenip... Çıkmaya çalışması ve onun orada Kemal'i durdurması.
Çünkü kaybetme korkusu deli gibi var.
Kemal'in babayla olan kopukluğu işte anneyle olan ilişkisi bunlar zaten muhakkak vardır ama kaybetme korkusu Füsun'un gitme hali Kemal'de müthiş bir yakım getiriyor.
Nitekim şimdi eşyalar kısmına da o yüzden buradan girmek istiyorum.
Eşyalara bağlanmasının sebebi şöyle düşündüğümde yani birçoğumuzun ömür boyu başa çıkma mekanizması.
Şimdi bir eşyayı o kişiyle bağdaştırdığınızda o eşyayı kaybetmediğiniz sürece o kişi gitse dahi siz safesiniz.
Yani Kemal baya bencil bir adam.
Kendisini koruyabilmek için bu yönteme başvurması aslında çok mantıklı.
Bunları söylememin bir sebebi ne biliyor musunuz?
Yani biz de eminim hayatımızı birçok yerinde fark etmeden bilinçaltında bunları yapıyoruz.
Bir şeye tutunmak için, kendimiz bir şeyle baş edebilmek için muhtemelen hayatımızda eşya obsesyonumuz olabilir.
Yani bunu metafor olarak söylüyorum.
İlla bir objeyi biriktirmeniz, baş ucunuza koymanız, sürekli onu düşünmeniz, sakıntılı olmanız, müze açmanız gerekmiyor.
Baş edebilmek için bir şeylere deli gibi tutunuyoruz.
Çünkü hepimiz korkuyoruz. Hepimizin altı kaygan.
Hepimiz düşebiliriz.
Bu hayata gelmiş olmak zaten başlı başına çok zor.
O yüzden orada Kemal'in...
Eşyalara tutunması.
Füsun zaten gidecek.
26 yaşında gitmese daha güzel olurdu.
Ama Füsun zaten ya kendisi ölecek ya Füsun ölecek.
Yani bence orada Kemal'in kendi coping mekanizmasını kullanması üzerine bir yöntem.
Tabii ki de şeyden de bahsedildi internette.
Ben de birazcık girmek istiyorum. Füsun'un hayallerini gerçekleştirmek istememesi.
Çünkü özellikle Füsun zaten ünlü olmaya çok...
Potansiyeli olan bir kız. Hemen işte Muzaffer miydi adı.
O yapımcı yönetmen galiba Füsun'a rol teklifi getiriyor.
Füsun aslında bunu düşünüyor.
Ve Kemal diyor ya işte bir film de çıksa anında ünlü olacak.
Anında böyle teklifler gelecek.
Daha çok beğenilecek. Ve muhtemelen Kemal'i de Feridun'u da bu arada birazcık Feridun'u da konuşabiliriz.
İstemeyecek. Bence burada Kemal'in dur bakalım şimdi Füsun'u bir kafese koyayım.
Onu mutsuz edeyim.
Hayatında odadan çıkamasın motivasyonu direkt.
Bilinçli olarak var mıydı?
Bilmiyorum. Bilemiyoruz yani.
Olmaya da bilir. Yine Selahattin'den kaynaklı.
Yani bu oyuncu maalesef bizi dumur etti.
Böyle bir tık şey oluyorsun. Bilinç altında yapıyor olabilir bunları diye.
Ama bir gerçek var ki ofisun 8 yıl boyunca o küçücük odada yaşadı.
Ne yaptı? Annesiyle yemek yaptı akşama kadar.
Evde durdu. Televizyon izledi.
Film artistlerine meraklandı.
İşte Grace Kelly sahnesi çok güzel.
Müthiş ya. Aslında ben bir film yorumcusu, dizi yorumcusu değilim ama bu dizi sayesinde bir tık şey oldum.
Ne kadar çok şey var, detay var.
Yani siyah, beyaz renginin çok kullanılması köpek.
Ondan sonra Grace Kelly, o kol, arabadan çıkma sahnesi, araba.
Ya çok fazla detay var. Müthiş mesajlar var içerisinde ki ben sinematografi dersi aldığımda bundan bahsediliyordu.
Yani film içerisinde aslında yönetmenin düşündüğü şeyler.
Size böyle normal picture gibi görünen şeyin içerisinde tonlarca mesaj var aslında.
Ama biz onları anlamıyoruz.
Sadece böyle gerçekten derin derin bakarsanız.
Birkaç kere izlerseniz belki görürsünüz.
Sadece Masumiyet Müzesi değil yani herhangi bir yapımda.
O yüzden burada Füsun'un hayatının nasıl yaşayamadığı hiçbir şey olamadı Füsun.
Yani... Aşkı da olmadı, okul olmadı.
Belki zaten olmayacaktı, oralara girmiyorum.
Ama yani Feridun, Feridun'a seçilen kas mükemmel bu arada.
Yani gördüğünüz anda bu ne ya diyorsun, hani direkt soğuyorsun.
O yeşil çamların o kötü adamı, yılışık görünen tipi tam Feridun.
Ama Feridun'u da şöyle suçlamak istemiyorum.
Zaten muhtemelen en başından beri made up marriage olduğu için galiba beraber de hani hiç yatmamışlar, sevişmemişler.
Feridun zaten hayatının bu kısmındaki rolü Füsun'u...
Okey yani evlenmiş kadın göstermek.
Burada Feridun'u şöyle anlıyorum.
Bir anlaşma gibi olmuş aslında.
Ve Kemal'i tekrardan evlerine çağırmaları işte.
Ondan yatırımcı olmaları istemeleri.
Orada Kemal'in bozulması benim çok hoşuma gitmişti mesela.
Böyle sinirleniyor sinirleniyor.
Gitmeyeceğim diye karar alıyor. 3 gün 5 gün dayanıyor gene gidiyor.
Çok iyi yani çok insan burada.
Yani hepimizin o inişleri çıkışları bir de kompleks karakterler oldukları için.
Bence ben de çok kompleks birisiyim.
Çok katmanlı birisiyim. Ben de kendimi anlamakta çok zorlanıyorum.
Çünkü bir şeye karar veriyorsun hayatta ya.
3 gün sonra dayanamıyorsun gidiyorsun.
Bu sadece dürtüsel değil yani gerçekten senin de bir sürü katmanın olduğu için insan olmanın da bir parçası olduğunu düşünüyorum.
Yani bütün kast adına söylüyorum bunu.
Ben babayı da anlıyorum şu an.
Anneyi de anlıyorum Nesibe'yi yani.
Kemal'in annesini anlıyorum.
Hepsini teker teker anladım.
Yani o yüzden bu bölümü bu kadar uzun çekmek istiyorum.
Böyle hepsinin içine kadar girdim ve romanla gerçekten İngilizce olmasına rağmen kelimesi kelimesini abi yani bu kadar okuyup...
Gözümde gördüğüm ve okey yani benim hayal ettiğimden daha güzeldi bence dediğim bir yapım olmuş.
Çünkü ben kitabı okurken acele ettim.
Özellikle sonlara doğru bayağı bir sıkılmıştım detay detay kitapta.
Ama kitabı kötülemek istemiyorum işte kitabın kendisiyle alakalı değil.
Benim de durumumdan ve dilden kaynaklı.
Şimdi Füsun kısmını da bu şekilde görüyorum ben.
Yani kuş çizmesi. Bütün gün ne yapıyor bu kız?
Artist olacaktı. Papatya'yı görüyor.
Hani o dergiye bakarken ki üzgünlüğü.
Çünkü Papatya oldu. Ama nasıl oldu?
Hani o açık seçik sahneler. O dönemin bir de bu şartları vardı.
Yani birileriyle yatman gerekiyordu.
Açık seçik sahnelerde oynaman gerekiyordu.
Zaten Yeşilçam'ın bir pornografik dönemi var.
Yani hani bu bizim de az buçuk tanık olduğumuz şeyler.
Ben 90'lar çocuğuyum ama duyarak büyüdük bunları.
Yani ayıplanması. O yüzden Füsun'un orada tamam belki kurulmaya çalışıyor gibi oldu.
Ama hani baba baba gibi de değil ya.
Ne baba gidiyor arkasında onu koruyabiliyor.
Feridun zaten hani yok o.
Mizacı öyle değil.
Feridun tek amacı...
Sanat filmi çekmek. Nasıl bir sanat filmi çekti onu da çok merak ediyorum.
Broken Lives gerçi onun senaryosu değildi ama.
Onu da merak ediyorum. Kırık Hayatlar.
Sonra zaten Kemal yani.
Şeyle bir alakası yok ki.
Füsun'un yanında kalabilmek için o yapımcılığı kabul etti.
Kemal'in zaten maalesef Füsun'a destek olmak gibi bir amacı yoktu.
Kaybetme korkusundan kaynaklı.
Daha sonrasında şimdi bence en çarpıcı olan kısım çok mu...
Füsun'u hızlı geçtim bilmiyorum ama artık tamam boşanma oldu.
Ve boşanma olmasında bence önemli bir detay var.
Tarık Bey ölünce boşanılıyor.
Yani Füsun da babasının etkisini de görebiliyoruz.
O eve tamam yıllarca Kemal Girdi çıktı.
Ama ya bakın yine diziden kaynaklı.
Ne dersek diyelim bir aile ortamı oluşturuldu orada.
Mesela o köpeği aldıktan sonra nesip ediyor ya Tarık Bey köpeği soruyor ne yapalım.
Kemal'e şey aa hani böyle ilk defa bu kadar yakalandığı yüzüne vuruluyor ve Kemal ben onu bir hallederim.
Sonra Japon pazarından iki tane köpek getiriyor falan.
Bence çok komik ama köpekleri getirdiğinde şey diyor, bizim televizyon diyor.
Yani bu detaylar, orada aslında bir aile kuruldu ama saçma.
Yani tamam saçma da hepimiz böyle koşullarda bulunduk.
Ha ben şu an ne yapıyorum dediğin, biz nasıl bir şey yaşıyoruz dediğin başınızdan geçmedi mi?
Hepimizin geçti yani. Böyle saçma bir olayın içerisindesin.
Hele ki Türkiye'de o zamanın Çukur Cuması'da çok açık görüşlü değildir.
Hani birisi girip çıkıyor yıllardır.
Zaten baba ölünce şey diyorlar, Kemal Bey başınız sağ olsun falan.
Kemal'e de kondolansınız konuşamadım.
Cenazeyle alakalı üzüntülerini sunuyorlar.
Şu an Türkçe de İngilizce de gitti.
Bu şey muhabbeti var.
İkisi de yok. Neyse yani o ev sahneleri hani bir aile kurdular.
Yine bak Füsun'a çok üzülüyoruz.
Kız akşama kadar temizlik, yemek ya böyle küçücük bir hayatta sıkışıp kaldı şeye bile gidemiyor artık.
Hani o film sahnelerine setlere gidemiyor, pelura gidemiyor.
Hiçbir yere gidemiyor. Hani bir öyle olsaydı biraz daha böyle dışarı çıkan, gezen, karışan ama işte ona izin vermediler.
Yani Kemal'in o kıskançlığı, o korumacılığı ve saplantısı maalesef Füsun'u eve tıktı.
Küçücük odasında resim yaparak.
Bir hayat geçirmeye çalıştı. Oradan da şuraya geleceğim.
Kemal'in annesi Vecihi Hanım.
Bir sahne var biliyorsunuz.
İşte Tarık Bey'in cenazesine gitmek istemiyor.
Ben gelirsem evleneceksin sen o kızla diyor.
Bak ezberlemişim artık.
Çok iyi çünkü ya çok derin.
Ve şey diyor ya orada. Sen tamam o kızı sevdin ama o kız seni sevdi mi?
Şimdi burada bir anne koruması olabilir.
Nesibe'ye ve Füsun'a çok kızgın.
Ama şu detay da çok iyi.
Bizim gibi bir toplumda diyor.
Yani böyle aşk olmaz.
Bir kere gördün. Çünkü başka seçenek yok.
Aç kurt gibi atlarsın diyor.
Yani bu zaten bizim gerçeğimiz.
Şimdi de fazlasını yapıyoruz farkındaysanız.
Hani bizim Türkiye'de bence benim burada gördüğümden, New York'ta gördüğümden daha fazla situationship var.
Ya burada mesela gözlemlerimi söylüyorum.
Biraz daha... bireyler daha net gibi geliyor bana Türkiye'de yani işte seçenek çok situationship böyle popülerlikten de kaynaklı trend olmasından kaynaklı bir bu kelimeyi kullanmayı sevmiyorum ama ağzıma
geldiği söyleyeceğim yozlaşma var bence Ama yine ben Türkiye'de değilim o yüzden çok anladığım bir şey değil ama şu şikayeti iki tarafta duyuyorum bu arada artık kimseyle hani date'e çıkılamıyor yani herkes yorulmuş.
Çünkü kimse ciddi değil orada değil ama o zaman da zaten doğru dürüst buluşma yok görüşme yok ya hani erkeklerin kadınlar üzerine böyle bir atlaması ya da onu bir aşk zannetmesi üzerine bir konuşması var annenin.
Şimdi o çok güzel bir detay.
İkinci detay da yine annenin en son tamam kabul ediyor evlerine gidiyor işte isteme yok bu arada o da bir önemli detay ama ve şey diyor ya oğluna.
Kızın gözlerinde bir hüzün var, bir öfke var, bir yorgunluk var.
Umarım her şey iyi olur diyor.
Ben mesela anne bu kadar açık söylemediği takdirde onu anlayamıyordum Füsun'dan.
Çünkü bir mutlu oluyor, bir gözleri kararıyor, bir düşüyor.
Yani Füsun gidip geliyor.
Ama annenin bunu okuyor olması, bir de şimdi benim yaşlar bu yaşlara gelince annelerle alakalı şöyle korkuyorum arkadaşlar.
Bu var ya tam yaşlanınca anlarsın denilen bir olay.
Küçükken annene her konuda karşı geliyorsun ya.
Yaş aldıkça şey diyorsun. Ulan annem haklıydı.
Yani bu çok başıma geldi benim.
Sizin de gelmiştir. Anneler böyle başka bir gücü var gibi.
Bir şeyleri ta önden görüyorlar gibi.
Yani bu çok örnekte.
Her dedikleri doğru değil okey.
Ama bir annenin içine bir şey doğuyorsa azıcık hani...
Ciddiye de almak gerekir.
Bu tamamen ayrı bir paragraf içerisinde kamu spotum.
Ve o sahnede de annenin onun söylemesi beni böyle bir koltukta şöyle şey yaptı.
Okey bir şey geliyor.
Kitabı biliyorum ama annenin onu söyleyene kadar ki farkı fark etmemiştim.
Onu anlatabildim mi? Kitapta zaten dediğim gibi dümdüz gidiyor benim için Füsun.
Ama dizide o iniş çıkışları daha net gördüm.
Belki okumam iyi olmamıştır.
Şimdi son kısım. Gerçekten en uzun bölüme doğru gittik.
Son kısma da şöyle başlamak istiyorum.
Kemal Baş da bu kadar duygularından emin değil dedim.
İlk tanıştı, nişanlanacaktı.
Füsun yok oldu. Böyle Kemal boşluğa düştü.
Yani... Füsun'a taktı kafayı.
Geçenki bölümde söylemiştim. Bütün şartları da çok müsait olduğu için.
Rahat rahat gönlünce kafayı da takabildi.
Yani aşk acısını uzun uzun yaşadı.
Gönül ister ki hepimiz şair olalım.
Böyle duygularımızı derin derin yaşayalım.
Ama gerçek hayat öyle değil. Her şey var ya kalkıp gideceksin yani.
Sabah uyandığında işe gideceksin.
Tamam benim de şu an hayatım öyle değil ama.
En azından iki tarafı da gördüm diyeyim.
Yani sabah uyanıp kalkmak zorunda olduğun.
Ağlay ağlayışa gittiğim dönemlerim de oldu.
Ama işte benim nazarımda şöyle söyleyeyim.
Bütün bunlar 25...
6 olması gereken şeyler.
Yani yine bunu arada kendi yorumumu katmak zorunda hissediyorum.
25 üstünden sonra bana bunun hayatın kaybı gibi geliyor.
Yani kendi zamanından çaldığın şeyler gibi geliyor.
Çünkü başka bir bölümde şundan da bahsetmek isterim aslında.
Ben bazen hala tam hayatımı yaşayamamışım gibi hissediyorum.
O cam tavan sendromu hala var bende birazcık.
Ama o bu bölümün konusu değil.
Neyse şimdi sona doğru Kemal.
Bir şeyleri aslında toparlamaya çalışıyor.
Yani hala Füsun'un kendisini sevmesi ve onun hayallerini gerçekleştirmesi üzerine mi?
Henüz değil. Çünkü bir şeyler yapmaya çalışıyor.
İşte lisans, mesela ehliyet kursunu almasına çok yardımcı oldu.
Avrupa'ya giderken o pasaport süreci çok önemliydi.
Yani bir şekilde Füsun öfke patlamalarını yaşarken Kemal...
Tampon desteği veriyor.
Bir şekilde onu hallediyor.
Zaten tanıdıkları şudur budur aralara koyuyor.
Ehliyeti değil de pasaportta onu yapıyor.
Çok güzel. Bütün Avrupa'yı planlıyorlar.
Sonra hazin sona doğru yaklaşıyoruz.
Burada tabii ki de hepimizi böyle rahatsız eden ama gerçek olan bir şey var ki Kemal sürekli seksi düşünüyor.
Yani otele gidelim. Bir an önce gidelim.
8 yıldır beklediğim şey olsun.
Bu arada bu adamın 8 yıl boyunca cinsellik yaşamaması da ayrı bir detay.
Ama bu bizi ilgilendirmez.
Yani bir hafta dayanamıyor arkadaşlar erkekler.
8 yıl. Okey kanka yani bazı konuları çok açık açık söyleyemiyorum ama 8 yıl patlardı.
Gerçekten de patlayabilirdi.
Neyse o yüzden sürekli adamın aklı işte Füsun'un memeleri, hayatım boyunca bunları dokunabileceğim, bütün o teni, cildi onlardan çok bahsediyor zaten.
Tamam hepimiz bunu konuştuk sapık sapık dedik de yani bunu düşünmeyen var mıdır bilmiyorum.
Bak o yüzden... Sapıklığının dışında şimdi kadın da erkek de yani cinsel çekim olduğunda aklımızdan geçmiyor mu böyle şeyler?
Şundan bahsetmiyorum bu arada yani Kemal Füsun'u tanımlarken sürekli cildinden işte vücudundan bahsettiği için zaten bizim Kemal'e gıcık olmamızın en büyük sebeplerinden bir tanesi bu.
Füsun'un kendisini, ruhunu, içini, hayallerini, derinliğine bakmadı.
Füsun'un kendisiyle alakalı değil, dış görünüşüyle alakalı.
Çünkü çok güzel. Sigari ağzına da götürüşü.
Mesela çok var o detaylar.
O ağız kısmı, meme kısmı, meme ucu kısmı.
Ben de buraya takıldım. Çok var o detaylar.
Kemal bu noktada çok kaldığı için anlıyorum ama orada bırakıyorum.
Neyse sonra otele varıyorlar.
Biliyorsunuz nişan yüzüğünü takıyor.
Aslında Füsun yine mutlu.
Fakat şimdi patlama noktalarından bir tanesi bence Kemal'in onu yatağa atma hayali değil mi?
Füsun tamam... Hevesle heyecanla odasına geliyor.
Küpelerini takmış. O malum küpeler kulağında.
Şimdi Kemal'e burada şöyle ufak bir anlayış göstermek istiyorum.
Bana kızmayın ama tamam mı?
Bu kadar sarhoş olup gecenin bir yarısı kimse o küpeyi fark etmeyebilirdi.
Gündüz fark edebilirdi. O ayrı bir detay bu arada tamam.
Ama gece fark etmemesi çünkü Füsun uyandığında aslında yenik hissediyor kendisini.
O yüzden odadan çıkıyor, otelden çıkıyor ve dışarıda sigarasını içiyor.
İşte kalan rakıyı bitirecek.
Çünkü Füsun... Ona evlenme şartlarından bir tanesi evlenmeden önce cinsel yakınlaşma olmamasını istediğini söylüyor.
Hatta bir replikte zaten olmayacak denesem bile diyor.
Ve yine yenilmiş gibi hissediyor.
Çünkü Kemal yine istediğini alıyor değil mi?
Aslında güzel bir deneyim yaşıyorlar.
Yani diziden gördüğümüz kadarıyla ikisi de zevk alıyor.
Ama sabah uyandığında...
kadının değişimi, dönüşümünü görüyoruz.
Hatta ben dizinin başlarında da şu kısımdan etkilenmiştim.
Füsun'un o merhamet apartmanından çıktıktan sonraki duygusu.
Tamam mı? Birçoğumuz bu duyguya girmişizdir.
Eğer cinsel yakınlaşmanız olduysa evli olmadığınız biriyle.
Bu seks olmak zorunda değil bu arada.
Yani çıplaklık bile sadece yeterli bu konuda.
Böyle bir kendini garip hissedersin.
Bir mallaşmış hissedersin.
Hani ne oldu? İyi, güzeldi de bir hani...
Ne yaptık biz? Bir utanma vardır, bir kafa karışıklığı vardır, bir mutluluk vardır.
Bütün duygular üzerindedir ama kadın için özellikle hele ki yine Egen bizim toplumda olduğumuz için ne olacak şimdi?
Vardır. Bir de sonuna kadar gidildiyse, ben gidemedim mesela küçükken öyle söyleyeyim size.
Çünkü bu benim üzerimde inanılmaz baskı yaratan bir durumdu.
Evlenmeden önce yaparsan ki değerinle alakalı.
Bu da ayrı bir yaramızdır, bu da ayrı bir konudur.
Bununla alakalı çok önceden bir bölüm çekmiştim.
Başka bir zaman yine derinlere gireriz.
Nitekim uyandığında Füsun orada da bir yenilgi hissettiğini düşündüm ben.
Çünkü yine yaptı Kemal.
Zaten güven konusunda biraz Füsun şey güvenebilir miyim güvenemez miyim şimdi ne olacak?
Bir de kabul edilmek istiyor ya oradan da biraz bahsetmek istiyorum.
Hani evlilik şartlarında yine pastanede sigarasıyla kocaman gözlükleriyle çok hoş bir şekilde.
Şey diyor ya arkadaşlarınla bütün ailenle tanışmak istiyorum.
Çünkü artık Füsun diyor ki kabul edileyim.
Yani kabul edilemedi, bir türlü geçemedi.
Yani Kemal de yıllarca onu yapamadı ya ona.
Yapmadı, yapmak istemedi.
Şimdi şimdi yapmaya gelecekti.
Orada Füsun'un kalp kırıntısını görebiliyoruz.
O acısını içine batan şeyi ben gördüm, hissettim.
Yani birçoğumuz bu duygulardan geçtik de bence.
Ben de büyürken işte o kabul edilme, başka sınıfı görme, zengin fakir ayrımı ya da senin hayatında görmediğin şeyler.
Mesela ben... Çin'deyken lüks otellerde tercümanlık yaptığımda hayatımda ilk defa lüks otellere girdiğimde böyle şey oldum.
Vav musluğu bile farklı.
Hayatımda kullanmadığın tarzda musluklar görüyorsun ya bazen.
O bile insanda şey yaratıyor.
Nereden geldiğini hatırlıyorsun.
Ya bunlar küçük detay gibi ama hepimizin üzerinden geçmiş kamyonlar yani aynı zamanda.
Böyle yaşayanlar için değil mi?
Bilmiyorum çoğunun böyle olduğunu tahmin ediyorum.
Neyse sona doğru geliyoruz.
Neredeyse bir saatlik bölüm çektim ya.
Hayatımda ilk defa bir saatlik bölüm çektim.
Sonra Füsun.
Orada oyuncunun yani Eylül'ün bir göz şeyi var, bakışı var.
Ben böyle oyunculuğa heveslendim.
Ben daha öncesinde oyunculuk yaptım, ders de aldım.
Dedim ki niye hayatımda yok artık çünkü.
Gözüyle bu kadar değişmesi hani yine bahçede bençin üzerindeyken umutla bakıyor.
Sonra bir anda içinden öfke çıkıyor Füsun'un.
Bence bütün dönüşüm orada.
Bütün kararsızlığı, üzgünlüğü, depresyonu belki, hüznü orada.
Oradan sonra zaten...
Kavga başlıyor. Oradan sonra zaten biraz acele ediyorum bir saat oluyor diye.
Hazin son geliyor. Orada da aslında metaforlar var bence.
Hani köpek detayı, televizyonun üstündeki köpeğin aynısı olması.
Köpeğe çarpmamak için direksiyonu sola kırmak ve sonra o kadar kocaman tarlanın içerisinde ağaca vurmak.
Babasının 25 yıllık arabası.
Yani Kemal'in hayatı orada her şeyle gidiyor ve aslında Kemal...
Ölmeye okeydi orada.
Füsun'un kendi gözlerinden en azından beni kurtar diye bakmasına rağmen o ne güzel ya ölüyoruz beraber gidiyoruz öbür dünyaya gibi bir anlatımı var en azından.
Abi ya kadın sana beni kurtar diye bakıyorsa keşke hani.
Bir direksiyonu şöyle bir yapaydın da işte o zaman bu konuyu konuşmuyor olurduk.
Özetle aylar sonra benim de böyle içine girebildiğim bir dizi olduğu için ben keyifle izledim.
Tekrar izleyince daha çok keyif aldım.
Yalnız izleyince daha çok keyif aldım.
Bunu da öğrendim yani. Bundan sonra böyle hani bu kadar depresifli aşk hikayelerinin Zeki'nin yanında izlemeyeceğim.
Çünkü benim...
Bu da ayrı bir konu ama. Yani zevkle olan ilişkimde eski tarafımdan bırakmaya çalıştığım çok şey oldu.
Önceden özellikle yani ilişkinin başlarında ben melankolik bir tipim.
Yani eğer ben evde yalnız yaşasam çoğunluğu daha böyle slow geçer ve hüzünlü geçer.
Yani duygularım benim çok yüksek.
Borderline değilim. Terapistimle bunu konuşmuştum.
Yani mutlu olmayı çok seviyorum neşeli bir kızım ama ben hüznü de severim bir yerde.
Yani Türkiye'de de acı sevmeyen yok işte.
Bir acayip toplumuz bu konuda.
İğnelerce, birazcık öz eleştirilerce ya da bütün bizim toplumla alakalı ufak ufak eleştirilerimi de bırakmak istedim.
Tekrardan bütün oyunculara ve yönetmene ve Orhan Pamuk'a ve senariste övgülerimi iletmek istiyorum.
Bence son dönemlerin en iyi dizilerinden bir tanesiydi.
Ben lisedeyken Hatalı Sevgili'yi çok seviyordum.
Bir Hatalı Sevgili vibe aldım.
Hem dönem olduğu için hem de aşk genelinde diyelim.
Bir aşk hikayesi değil belki ama onun...
Çatısı altında olduğu için.
İçine alıyor seni. Ekrandan oraya giriyorsun.
Neyse. Bu kadar uzun olması hoşunuza gitti mi bilmiyorum.
Umarım keyifle izlediniz, dinlediniz bir bölüm olmuştur.
Haftaya yeni bölümde görüşmek üzere.
İlişkilerden konuşmaya devam edeceğim.
Çünkü bana da iyi geliyor. Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
