
Yeni bölümümüzde Nurtaç, son zamanlarda kendisinde de dikkatini çeken, bağlanma türlerinden kaygılı bağlanmadan bahsediyor.
Sadece romantik ilişkilerde değil, aileden başlayıp, iş ve arkadaşlık ilişkilerine de yansıyan, sosyal hayatı etkileyen bu bağlanma türünün sebebi neler olabilir, kendinizde olup olmadığını nasıl anlayabilirsiniz, ilişkileriniz nasıl etkiliyor ve bunun için yapılabilecek bir şey var mı, güvenli bağlanma türüne geçiş yapılabilir mi? Hepsini ve daha fazlasını bu bölümde bulabilirsiniz 🤗
Hiwell platformunu denemek için aşağıdaki linki kullanabilirsiniz:
https://hiwell.app/nurtac
Ayrıca, %10 indirim kodumuz olan "nurtac10"u kullanarak bu avantajdan faydalanabilirsiniz.
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Her Pazartesi sabah 7’de yeni bölümü dinlemek için, podcast hesabını takip etmeyi unutmayın.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
En İyi Versiyonun podcastine hoş geldiniz.
Kaygılı bağlananlar burada mı?
Burada ise el kaldırın. Bugün bağlanma stillerinden kaygılı bağlanmaktan bahsetmek istiyorum.
Elbette bir psikolog değilim.
Tamamen kendi deneyimlerim, ne hissettiğim ilişkilerde, sadece romantik ilişkilerde değil, aile, arkadaş, iş ilişkilerinde de bu kaygılı bağlanma beni neden bu kadar etkiliyor?
Altında yatan tetikler neler?
Biraz onlara bakarak size anlatmak istiyorum.
Çünkü galiba Türkiye'de kaygısız bağlanan var mı acaba?
ile soru sorarak başlamak istiyorum konuya.
Tabii ki de... Yenileme yapmak olmasın.
İlla ki güvenli bağlanma stillerini geliştiren, uygulayan birçok insan vardır.
Ama benim Türkiye'deki ilişkilerim öyle değildi.
Kaygılılar üzerine, kaygısızlar üzerine.
Neyse yani bugün bu konuyu birazcık açacağız.
Sizinle kendi hissettiklerimi ve deneyimlerimi paylaşmak istiyorum.
Bölüme başlamadan önce bölümümüzün sponsoru Hayvel'e öncelikle teşekkür ediyorum.
Hayvel'i tanımayanlar için Hayvel online bir terapi platformu.
Terapinin gerekliliğinden, terapinin benim üzerimde yarattığı olumlu etkilerden sık sık bahsediyorum.
Neden derseniz evet her zaman sosyal destek ağımız var, arkadaşlarımız, ailemiz, hocalarımız, profesörlerimiz var.
Fakat bunların yanında aynı zamanda alanında uzman, klinik psikologlar ile aslında senin hep böyle cebelleştiğin, karşına sık sık çıkan, zorlandığın şeyleri, uzman birisiyle
konuşmanın tadını nasıl anlatabilirim bilmiyorum.
Üstelik sizi çok tanımaması.
belki terapi süreciniz bittikten sonra bir daha karşılaşmayacak olmanız bile aslında sizi daha rahat hissettiren bir ortam da oluşturabiliyor.
Kendinizi biraz daha derinden deşebiliyorsunuz, inceleyebiliyorsunuz, objektif olarak bakabiliyorsunuz ya da elinizden tutan uzman birisinin olduğunu bildiğiniz için de bu desteği tam anlamıyla hissedebiliyorsunuz.
Ben öyle hissediyorum en azından. Online olması itibariyle merak etmeyin çünkü...
Araştırmalara göre online ve yüz yüze yapılan terapi arasında bir fark olmadığı söyleniyor.
Online olması adına kendi adıma söylemek gerekirse bulunduğum yerden, kendi saatime uygun, yollarda vakit kaybetmeden terapiye katılmak benim için çok değerli.
Çünkü terapi bittikten sonra yine kaldığım yerden devam edebiliyorum.
Bir yere gidip gelmeme de gerek kalmıyor.
Bir de ayrıca platformu yine açıklamalarda inceleyebilirsiniz.
Terapistinize karar vermeden, herhangi bir seans satın almadan önce terapistlerle 15 dakika ücretsiz olarak tanışma önerilir.
Öngörüşme hakkınız da var. Eğer klik olmadığını hissediyorsanız, bir bağ kurulamadığını hissediyorsanız da yine ücretsiz olarak terapistinizi değiştirme hakkınız var.
Bunun çok çok çok değerli olduğunu biliyorum.
Çünkü ben de o süreçten geçtim.
Dördüncü terapistim ile şu anda...
Yaklaşık 4 aydır düzenli olarak terapime devam ediyorum.
Bu arada ücretler çok daha ulaşılabilir rakamlarda ama ayrıca Nurtaş 10 kodunu kullandığınızda ekstradan %10 indirimden de faydalanabiliyorsunuz.
Daha fazla detay ve açıklamaları aşağıdaki linkte bulabilirsiniz diyorum.
Şimdi kaygılılar, kaygılı bağlananlar nedir bu?
Bizim derdimiz ne? Neden bu altta yatan değersizlik hissi, kaybetme korkusu, terk edilme korkusu ile bu kadar zorlanıyoruz?
Yani kaygılı bağlanan kişi, şimdi benim araştırmalarıma göre, kendimde fark ettiğime göre şöyle ifade ediliyor.
Bebekken... İhtiyaçlarınızın nasıl karşılandığıyla alakalı ve size bakım veren ile kurduğunuz bağın aslında açıklaması.
Yani ağladığınızda nasıl susturuldunuz, ihtiyacınız olduğunda fiziksel ya da duygusal olarak çocuksunuz sonuçta.
O ihtiyaçlar nasıl karşılandı ve sizin ona verdiğiniz cevap tepki neydi?
Bu bağlanma stillerinde 3'e bölünüyor aslında ya da daha doğrusu 2'ye diyelim güvenli ve güvensiz olarak bölünüyor.
Güvensizler içerisinde 2'ye bölünüyor bildiğim üzere.
Kaygılı ve kaçıngan bağlanma olarak.
Güvenli de güvenli bağlanma yani orası rahat.
Güvensizler yine kendi içinde de birkaç gruba bölünüyorlar ama ana temalar böyle benim anladığım üzere.
Ben de kaygılı bağlanma olduğunu biliyorum çünkü bir özdeğersizlik hissiyatım var çok uzun zamandır.
Bunun terk edilme korkusuna bağlı olduğunu düşünüyorum.
Çünkü çok küçük yaşta babamı kaybettiğim için bunu beynimin nasıl algıladığını, hayata bakış açımı ne kadar etkilediğini şu anda terapiler aracılığıyla belki geri dönüp anlayıp orayı iyileştirmeye çalıştığım bir şey.
Fakat yıllar içerisinde bana...
öğrettiği şeyler, bugünkü hayatımı etki eden şemalarım, desenlerim benim ben olduğumu zannettiğim özelliklerim, hırçınlıklarım çıkışlarım, korkularım bu değersizlik hissiyatımın aslında
en temelinde bu kaybetme korkusu olabilir.
Ve tetiklendikçe sizin kaygılarınıza göre o korktuğunuz şeylerin başınıza gelme ihtimali olduğunu fark ettikçe ya da hayal ettikçe maalesef içinden çıkılmaz bir hale de gelebiliyor.
Bu bu arada sadece dediğim gibi romantik ilişkilerde değil.
Kaygılı bağlanma, bulunduğunuz yerde ilişkilerinizde gerçekten sevilip sevilmediğinizden emin olamamanız, gerçekte biraz daha aslında o değeri kendinize veremediğinizden kaynaklı olarak dışarıdan onay
alma ihtiyacı üzerine olabiliyor.
En azından ben de bu... şekilde nüks ediyor.
Ben biraz daha böyle kurduğum ilişkilerde beni gerçekten sevdi mi sevmedi mi ben buna değer miyim değmez miyim üzerine bir tık daha odaklanabilen ilişkiler kuruyorum.
Kendi hissiyatlarımdan önce bunların farkındalığına varıp şimdiki kurduğum ilişkilerde okey Nurtaç sen ne düşündün çünkü karşındaki insan seni sevebilir ama belki sen onunla o bağ kuramadığını hissedebilirsin.
Şimdi benim bu hem yengeç burçluğumdan hem de papi dok halimden dolayı bir insan beni sevdi de ben onu sevdiğime hemen karar veriyorum.
Yani birisi beni sevmesi benim için inanılmaz böyle içimi akıtan, beni mutlu eden bir şey.
Sevginin kendisini seviyorum gerçekten.
Yani bu hayvan, bitki, insan fark etmez.
Bir şeye sevgi vermeyi çok seviyorum.
İçimden akıyor. Bir başka konuda aslında spritüellikten de bahsedeceğim.
Bunun spritüel tarafım olduğunu düşünüyorum ve maalesef çok uzun zamandır belki bir yıl geçkindir o tarafımı da kapattığım için şu ara özellikle bu dönemde psikolojik olarak bir Garip dönemden geçiyorum.
Ufak bir aydınlanma, ufak bir depresif ruh hali ama aynı zamanda işte yapabilirsin, aşabilirsin, kendine güvenme için o güç verme, empowering dediğimiz şeyi de aynı zamanda yapmaya çalışıyorum.
Bu spiritual tarafımdan dolayı ben diğer insanları hissediyorum, onların ne hissettiğini anlıyorum, onların acılarını fark ediyorum, görüyorum ve duyuyorum.
gibi bir süreçten geçiyorum normalde.
Yani spritüelliğin kanalını açtığında, o kapıyı açtığında bir tık daha bu şeyi, geçişleri de anlayabiliyorsunuz.
O frekans geçişlerini, enerji geçişlerini de anlayabiliyorsunuz.
Galiba spritüellikten uzaklaşmamın bir sebebi de buydu.
Çünkü aşırı hassas insanlar grubuna girdiğim için başka insanların acısını ya da mutluluğunu hissettiğimde üzerimdeki etkiyi çok rahat hazmedemiyordum.
Çok rahat onunla başa çıkamıyordum.
Bu nedenle bence bir süredir uzağım ama uzak olmam aslında kendimden de uzaklaşmama neden olmuş.
Yeni zamanda fark ediyorum.
Yani ben aslında sanatçı bir insanım.
Bunu söylemek çok ukalaca gelebiliyor.
Bunu söylemek çok büyük cümleler.
Hele ki Türkiye'de gerçek sanatçılar bile yok efendim biz sanatçıyız falan diye gördüğüm için kendimi sanatçı demek beni aslında böyle bir tık...
Yani sen de ne yapıyorsun ki gibi olabiliyor.
Ama ben hayatım boyunca resimde yaptım, dans ettim, tiyatro yaptım.
Yemek yapmak, seyahat etmek yani bunların hepsinde isterseniz eğer sanatsal bir tarafını görebilirsiniz.
O hani fotoğraf çekmek, video çekmek neyse artık onu tecrübenizi, hislerinizle, o daha ilahi tarafınızla, daha ruhsal tarafınızla birleştirdiğinizde ortaya çıkan şey aslında sizin sanatsal formunuz normal
şartlarda. Ama biliyorsunuz gene sanattan para kazanılmıyor, sanatçı kafası.
Yani birçok şeyle bir yere de...
soktuğumuz için o klişeyi ben de kendimi o alanda çok rahat hissetmiyordum ya da kendime bunu itiraf edemiyordum ya da söyleyemiyordum.
Genelde creator olarak söyleyebiliriz.
Yani bir şeyi yaratan, yaratıcı gibi de söyleyebiliriz.
Ben bir süredir bunlardan da uzak kaldığımı bu dönemde böyle bir aydınlanma olarak hissediyorum.
Bir önceki bölümlerde de aslında içimdeki bir huzursuzluktan bahsediyordum size.
Galiba bu birazcık kendi spritüel tarafımla kanalları kapatmak ve dışarıya çok odaklandığım için hani seviliyor muyum, başarılı mıyım, onaylandım mı, ihtiyaçlarım karşılanıyor mu, ben neredeyim,
geleceğim ne olacak tarafına fazla odaklandığım için.
aşağıda yolunda gitmeyen şeyler oluyordu.
İçimde yani yüreğimde, kalbimde, karnımda neyse artık derinizde hissediyorsanız o ağırlığı ve bunu fark etmeme rağmen nereden geldiğini anlamadığım için, ne olduğunu anlamadığım için herhangi bir şey de yapmıyordum.
Hayatıma normal otopilot halinde devam ediyordum.
Burada çok kısa bir özet yapayım.
Ben de yeni başladım çünkü. Artist's Way diye bir kitap var.
Sanatçının yolu. 12 haftalık bir çalışma.
Aslında zevk yapıyordu ve bana söylüyordu hani sen de yapmalısın güzel bir çalışma.
Hani tıkanık sanatçıların yolunu açan.
ufkunu açan, zihnini, kalbini açan ve o tıkandığı yerden yoluna devam eden, o akışa geçebilen belki yani buna yolculuk eden, rehberlik eden bir kitap.
12 hafta dediğim gibi.
Ben böyle bir tık böyle istemiyorum ya.
Zaten çok yoğunum ya. İşte şirketler kuruyorum, yeni işler yapıyorum.
Bir sürü insanla tanışıyorum falan. Dediğim gibi otopilotmuş bence.
O yüzden Zek'i birazcık reddediyordum.
Sonra Zek'teki değişimler, onun o spritüel geçişleri, kendi sanatsal tarafıyla bağını kurması, çevresindeki insanları bu kitabı önermesi derken ben de bir deneyimlemek istedim.
Deneyimlemeye başladıktan sonra ki daha bakın çok çok çok başındayım.
Bir şeylerin farkına vardım.
Yolunda gitmeyen şeyleri bir tık daha net görebildiğimi hissetmeye başladım.
Çünkü görebildiğiniz anda çözüm olmuyor.
Görebildiğiniz anda tamam biz bunu hallettik ve artık hayatıma devam edebilirim olmuyor.
Bazen bence en acısı bu görebilmekten de hoşlanmıyorsunuz.
Ya ne şimdi bu ya ne alaka abi hayatımız güzeldi yani bir şekilde tıkırında gidiyordu diyebiliyorsunuz en azından.
Bende o tip reaksiyonlar çıkıyor.
Çünkü bir tık böyle rahatım bozulmasın.
Strese girmeyeyim. Ne güzel zaten bir şekilde burada influencerlık moduna geçmiştim dediğim için.
Ne alaka şimdi ruhsal tarafımız?
Ne alaka işte yaratıcı tarafımız?
Fakat benim influencerlıkta da aslında zorlandığım, tıkanıklık hissettiğim şey bundan kaynaklıydı.
Ben kendimi bir şey üreten yaratıcı olarak hissetmediğim için yaptığım videolarda mesela bu restoranlara çok odaklandım şu anda.
Oradan o beslenmeyi almadığım için orada da tam klik olmuyordu benim.
Kendimi bir şey yaparken hani o akışta olmak durumunu ben açıkçası orada hissetmediğimden zorlanıyordum.
Şu anda sosyal medyaya devam edeceğim aynı şekilde.
Çünkü dediğim gibi az önce dediğim gibi bir şeyi fark ettiğinizde ertesi gün değişmiyor, düzelmiyor.
Fakat farkındalığın en güzel, en tatlı tarafı size yolculuk ediyor.
Bir şey yaparken sizi gözlemliyor, bir şey yaparken hatırlatıyor, bir şey yaparken geri çekilmenizi sağlıyor.
Bence farkındalığın hayatımızda...
yapabileceği en güzel şey bu ve zamana bırakmak, onu anlamak, ona izin vermek ile belki de o dönüşümün başlamasına ve oluşmasına izin veriliyor.
Benim karakterimde bir insansanız ben aceleci bir insanım.
Hemen her şeyi yapmaya çalışıyorum.
Kontrol edemediğim şeyden çok korkuyorum ve öfke olarak çıkıyor bendeki reaksiyonlar ya da depresif yaklaşım olarak hani bu neden benim başıma geldi, bunlar neden böyle oluyor gibi bir tık daha alt perdeden daha düşük modla.
Maalesef çözüme yaklaşmaya çalışıyorum.
Dediğim gibi farkındalığımız yanımızda yoldaşımız.
Fark ediyorum, yaparken de fark ediyorum, yaptıktan sonra da fark ediyorum ve üzerine çalışmalara devam ediyorum.
Bu anlamda gerçekten terapi ve yazı yazmak, yürüyüşler bana çok yardımcı oluyor.
Ya da arkadaşlarımla paylaşmak, bir yerde sıkıştığımda bunu nasıl halledebileceğimin farklı versiyonlarını düşünmek.
Yani bir tık geri çekilmek, üzerine düşünmek, yazmak, yürümek ve terapi dediğim gibi burada ilaç noktasında olabiliyor.
Yani sana en yardımcı olan araçlar olabiliyor.
Yani bu kaygılı bağlanmada dedim ki...
gibi yine psikolog değilim ama altta yatan şeyin terk edilme korkusu o da eşittir.
Değersizlik o da eşittir.
Galiba ben kendi başıma halledemeyeceğim.
Yani orada bir özgüvensizlik de doğduğu için.
Yani önceki bölümlerde de bahsetmiştim.
Benim Her yerde özgüvensiz değilim.
Ama bazı yerlerde özgüvenimi kaybettiğimde onunla nasıl baş edeceğimi hatırlayamıyorum.
Ona nasıl geri döneceğimi, onunla nasıl tekrardan yoğunlaşıp orayı güçlendireceğimi açıkçası tam hatırlayamıyorum, aklıma gelmiyor.
O diğer tarafa yönelmek kolayıma da geliyor olabilir.
Yani tamam işte özgüvenin yok deyip üzerine düşmemek, onunla ilgilenmemek kolayıma da geliyor olabilir.
Diğer bir taraf ise yani bunların tetiklendiği yerde sizin de cevap verme şeklinizin çok önemli bir rol oynadığı konusu bence.
Çünkü bazen istediğiniz kadar hani o özgüvenliği olduğunuz düşündüğünüz yerdeyken bazı tetiklenmeler oluyorsa ve sizin orada çözülmemiş travmalarınız varsa orada müdahale etmek, oraya çok yardımcı olmak da belki
birazcık zor olabiliyor.
Yani mümkün olmuyor demeyeyim. Biraz daha zor olabiliyor, zorlayıcı da olabiliyor o tetiklendiğiniz alanlarla karşılaştığınızda.
Bir de kendini gerçekleştiren kehanet durumu bile yani bunu söylemek bile aslında benim çok O kuşuma gitmeyen bir şey.
Çünkü onu söylediğimde sanki onun gerçekleşmesine izin veriyormuşum da gibi hissettiğim için onu da inkar etmek, reddetmek istiyorum normal şartlarda.
Yani günün sonunda bu konu birazcık kendinizle olan bağın yolculuğu.
Kendinle olan ilişkin.
Eğer o içeride gerçek olanı, çocuk halini, seni, o hayallerini, enerjini, tutkunu...
bakış açını yakalarsan eğer oradaki masumiyet ve oradaki istek, heves ile aslında baktığın zaman bugünkü hayatında da kararlarını ona istinaden verebildiğinde olumlu dönüşümün daha rahat olabildiğini,
daha yumuşak bir geçiş olabildiğini görebiliyorsun.
Çünkü insan kendiyle bağını kopardığında, gerçekten otopilot haline döndüğünde işte corporate merdivenleri tırmanayım, daha güzel görüneyim, daha pahalı kıyafetler giyeyim, daha iyi yerlerde yaşayayım, daha iyi
yerlerde oturayım gibi Kaygıya girdiğinde çok materyalistik ve gerçekten ruhunu beslemeyen bir yerden olduğu için bir yerde duvara tosluyorsun.
Bence ben bir süredir o autopilot dönemindeydim.
Sadece bir şeyi yüceltme, yükseltme, kendime kariyer alanı açma, yeni bir şehir, yeni şehirde tanıştığım insanlar.
Bunların kötü olduğundan bahsetmiyorum bu arada.
Benim bugün geldiğim nokta bu farkındalık ile nasıl harmanlayabileceğim.
Çünkü %100 o taraf da olamaz, %100 bu taraf da olamaz bence.
Hani %100 hadi bakalım ben her gün eğleneceğim, şık restoranlarda yemek yiyeceğim, en pahalı kıyafetleri giyeceğim gibi bir şey de tatmin etmiyor insan ruhunu.
Bir yandan da ben sadece işte...
üç tane kıyafetim olsun dağın başına gideyim monk olayım yani kimseyle konuşmayayım sadece kendi içime döneyim beni tatmin etmiyor yani edenleri vardır illa ki ben insan içindeyken insanlarla karıştığımda insanların ruhunu anladığımda
ve insanların benim ruhumu gördüklerini anladıklarını farkettiğimdeki doygunluğum ile bir hayat kurmak istiyorum ve o hayatın içerisinde iyi bir yerde yaşamak iyi yerlerde okumak iyi yerlerde yemek
yemek şık giyinmek var ise de okey yani bunlar sadece esas amaçlarınız olduğunda doyurucu olmuyor demek istiyorum.
Eğer bir harman varsa bulunduğunuz alanda gerçekten oradaysanız ve içinizde o akıştaysanız mutluluk demek ya ve zaten eşittir huzurla birleşiyor ya o yüzden işte sanki tamam ya bu böyle oldu hissini
de verebilecek bir anahtar gibi de olabiliyor.
İnsan bazen kendini çabucak unutabiliyor.
Kendini unuttuktan sonra kendi isteklerin, hayallerini de unuttuğun için doğal olarak ona göre hareket etmeye başlıyorsun.
Ve bir bakmışsın hiç beklemedin yerde, beklemedin bir haldesin.
Burada önemli olan uyanış.
Yani bu dönem bu uyanış kelimesine de bir tık daha bir ilgili yaklaşıyorum.
Uyanış kelimesiyle, ruh ve beyin ilişkisiyle, ruh ve beynin savaşı ile olan konulara da bir tık yaklaşmak istiyorum.
Kitabın benim üzerimde çok böyle dingin bir etkisi oldu.
Daha yeni başladım dediğim gibi yani bu 12 haftada...
bilir neler konuşacağız. Umuyorum ki.
İsterseniz bu bölüm işte yayınlanır yayınlanmaz.
Ben daha yeni başlayacağım için yani birinci haftamda falan olacağım bu bölüm yayınlandığında.
Bana Instagram'dan da ulaşabilirsiniz.
Türkçe'de Sanatçının Yolu diye geçiyor kitabın adı ve kitap yurdunda falan var.
Ben Amerika'ya sipariş veriyorum. Hatta şimdi de dijitalden yapıyorum ama hard copy Türkçe istiyorum kitabı.
Benimle beraber de yapabilirsiniz, Instagram'dan yazabilirsiniz, e-mail'den yazabilirsiniz.
Yani bu illaki sanatçı olmanız, resim yapmanız, şiir yazmanız, dans etmeniz gerektiren bir şey değil.
Kendi hayat hikayenizde bir tıkanıklık hissediyorsanız ve bu tıkanıklığa bir adım atmak, bu kaygılı bağlanmayı ya da kaygılı halinizden biraz uzaklaşmak, arınmak istiyorsanız belki bu yolculuğu siz de benimle yapmak istersiniz.
Sonuçta gerçekten bir süredir içsel olarak bir şeylerin eksik olduğunu hissediyordum ama ne yapacağımı bilemiyordum.
Bu kitabın... 3 kişiden bu arada daha önerildi bana bu konuyu konuştuğumda.
Çok da popüler bir kitapmış hiç duymamıştım maalesef.
Ama gerçekten bu sanatsal tıkanıklığınızda ya da hayattaki tıkanıklığınızda size sizi hatırlatan, çocukluğunuza döndüren oyunlar falan var çünkü yani ödevler var kitabın içerisinde.
Onu hatırladıktan sonra da cevapların otomatik olarak karşınıza çıkma potansiyeli de insanın içine su serpiştiren bir şey.
Bu şekilde dediğim gibi...
Eğer siz de kitabı yaparsanız bana ulaştırmanızı çok isterim.
Hatta belki sanatsal çalışmalarımızı birbirimizle paylaşırız.
Yani bu sanatsal çalışmalar şöyle.
Resim de yapabilirsiniz. İki tane kalem çiziktirebilirsiniz.
Belki ufak bir el işi yapabilirsiniz.
Mesela ben kıyafet yapmayı çok istiyorum aslında.
İçimde bir moda tasarımcının olduğunu ve yıllardır bana içeriden bir yerden bağırdığını ama onu çok da dinleyemediğimi fark ediyorum.
Bu arada bu sizde de var mı bilmiyorum.
Bir şeyi çok iyi yapamazsan yapmama gerekliliği gibi oluyor.
Yani eee ben şimdi iki tane kıyafet yaptım.
Mesela eee yani giymeyeceğim bile beğenmeyeceğim bile deyip her bir şeyi köşelere atma potansiyelimiz olabiliyor.
Özellikle bu Türk yapısında çok var sanki.
Yani bir şeyi çok iyi yapamadığında yapma o zaman gibi oluyor.
Çünkü eleştiriye bir tık yakın bir milletiz maalesef.
Kendi kendimizi de eleştiriyoruz.
Başkalarını da eleştiriyoruz. Amerika'da da biraz fazla bunun.
Hani her şey çok beğeniliyor falan.
Bunun ortasında bulduğumuz bir hayat oluşturmak gerçekten belki mental sağlığımız için.
en etkili şeylerden biri olabilir.
Çünkü o Amerika'daki her şeyin beğenilmesi de beni tatmin etmiyor.
Yani gerçekten iyi yapıp yapmadığımdan emin olamıyorum.
Ama sürekli eleştirmekten de yoruldum.
Kendimi, yaptıklarımı beğenmemekten de yoruldum.
Çünkü orada bir haksızlık durumu var.
Niye kendine haksızlık edesin?
Sonuçta elinden geleni yapıyorsun. Ve yaptıkça aslında büyüyor, gelişiyor, ilerliyor.
O güzelleşme başlıyor.
Çünkü hiç kimsenin ilk yaptığı şey hiçbir zaman çok güzel değil yani.
Bu bir gerçek. Öyle bir söz var ya Instagram'da.
İlk çektiğim podcast hiçbir zaman olmayacak.
İlk çektiğim video falan. Ben şimdi ilk çektiğim videoları geri dönüp bakamıyorum bile.
O sesi nasıl o kadar yüksek sesle kullanmışım.
Öyle bir konur kamera karanlık falan böyle.
Hala mükemmel değilim ama en azından yakalayabiliyorum.
En azından görebiliyorum. En azından benim içime sinir.
Bence o da çok değerli bir şey diyorum ve bu bölümü bununla böyle birazcık harmanlamış oldum.
Sadece kaygılı bağlanma değil biraz daha böyle özgüven eksikliği, sanatçı yolu ile tıkanıklıktan da beraber gelen bir uyanış, ruhsal ihtiyaç.
Çünkü ah yani ruh kelimesi yok ya görmüyoruz ya yok zannediyoruz sanki.
Ne düşünüyorsunuz? Ya bana öyle oldu.
Yani ruhu görmediğim için aklıma gelmiyordu bir süredir.
Normalde spritüellik çok uzun yıllar yaptım.
Çin'de de yaşadığım için. Yani Reiki üzerinde master olmak üzereyken bıraktım.
Kristaller, meditasyon, yoga hepsiyle uzun süre ilgilenmiş ve şu anda onlardan uzaklaşmış ve uzaklaşmayı seçmiş bir insan olarak şu anda da aslında bu dönüşün bende yarattığı bir tık böyle lan acaba haksız mıydım?
Niye çıktım onların gibi böyle içsel bir direniş hissediyorum.
Yani dönmek istemiyordum. Ama dönerken de yani bunları hissederken de içimden bir şeylerin aktığını ve kanalın oraya doğru yöneldiğini de bir nebze hayal edebiliyorum görebiliyorum.
Yani bu anlattıklarım size saçma geliyorsa neden saçma geldiğini de anlıyorum.
O yüzden don't worry be happy her zaman dediğim gibi.
Benim şu anki ruh halim bugün şu an oturduğum haliyle ki ruh halim bu.
Kendi ruhsal tarafım ile ve bu kaygılı bağlanmalarım ile hayatımı nasıl sabote edebilme potansiyelini.
biraz daha idrak ettim.
Umarım kitapla biraz daha açılır.
Terapiyle de destekliyorum bunu.
Yazı, yürüyüş ile biraz daha kafamı da dinginleştiriyorum.
Önemli olan şey rutine devam etmek.
Kendi rutininden çıkmamak.
Çünkü ikisi aynı anda oturduğunda çok daha sağlıklı bir yere evrilebilir.
Ve buna hazır olmak, buna izin vermek, buna o güçle yaklaşmak da elimizde olan en güzel hazırlık bence.
Diyorum ve bölümü dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.
Haftaya tekrardan sabah 7'de görüşmek üzere.
Kendinize çok dikkat edin. İyi haftalar olsun.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
