
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Yine dünya meselelerinden çok önemli bir konuyu konuşmak için toplandık.
Bence bugünkü konu çok önemli bir konu.
Karşılanmamış ihtiyaçlardan bahsedeceğiz.
Konuya girmeden önce öncelikle nasılsınız, nasıl geçiyor günleriniz?
Umarım iyisinizdir.
Kış böyle bitiyor gibi birazcık sanki eskisi kadar etkilenmiyorum soğuktan.
Biraz o mental sağlığınızın gerçekten etkisi oluyor soğuğa nasıl tepki verdiğinizle alakalı.
Hibernation'a da çok ihtiyaç duymuyorum.
Fakat şeyi dengelemeyi becerebildiğimi düşünüyorum.
Yani her akşam dışarıda olmayıp sosyal olup ertesi gün o sosyal bateriyi biraz daha doldurmak üzere daha farkındalığım açık.
Bir de günümü çok güzel planlayabilmeye başladım.
İşte sabah kalktığımdan saat 11-12'ye kadar sadece kendime vakit ayırıyorum.
O sürede sabah sayfaları, kitap okumam, sporum ve sağlıklı beslenme üzerine bir rutinim var.
Tahtaya vurayım çünkü rutinlerimin bozulmasını artık istemiyorum.
Rutin bozulduktan sonra geri dönmek çok zor oluyor benim için.
Zekere şey diyorum, bak sen kocam olarak en büyük görevin bu.
Ne zaman rutinden çıkarsam sürüne sürüne beni geri getir, rutine sok.
Bunu ayrıca sizden talep ediyorum, sizden istiyorum.
Eğer rutinden çıkarsam ne olursunuz beni DM'leyin, böyle baskılayın rutinime geri döneyim.
Artık şey istemiyorum çünkü böyle yedikçe yiyen, şişen, sporunu yapmayan bir ruh hali istemiyorum.
Buradan karşılanmamış ihtiyaçlara şöyle bağlayacağım.
Ne zamanki günümü kendime göre...
Ayarladım. Böyle kendime vakit ayırabildiğimi hissettim.
Bir anda böyle uzun zamandır karşılamadığım ihtiyaçlarımın karşılanmış olduğunu hissedip ruh halimdeki olumlu etkisini o kadar gördüm ki dedim bu bir podcast konusu olmalı.
Karşılanmamış ihtiyaçlarımız bizim fiziksel, duygusal ya da psikolojik düzeyde aslında tatmin edilmediğimiz gereksinimlerimizden bahsediyor oluyor.
Bu ihtiyaçlar çocukluğumuzdan itibaren karşılanmadığında işte bugünkü hayatımıza nasıl yansıyor, ruh halimizi nasıl etkiliyor, ilişkilerimizi nasıl düzenliyoruz ya da gene...
Genel olarak yaşam kalitesinin bir etkisi var mı?
Biraz onlardan bahsedeceğim.
Biliyorsunuz Mazlov'un normalde ihtiyaçlar hiyerarşisi var.
Bu genel anlamda kabul görülen bir ihtiyaçlar listesi.
Bu ihtiyaçlar listesi, fizyolojik ihtiyaçlar, güvenlik ihtiyaçları, ait olma ve sevgi ihtiyaçları, saygı ihtiyaçları ve en son kendini gerçekleştirme ihtiyacı olarak yukarı doğru çıkan bir üçgen düşünebilirsiniz.
Yani artık son aşamaya geldiğinizde kendinizi gerçekleştirme ihtiyacı bölümünde oluyorsunuz.
Burada da işte potansiyelinizi kullanma, yaratıcılığınız ve kişisel gelişim tarafından bahsediyoruz.
Elbette ilk ihtiyaçlarımız yeme, içme, uyku gibi hayatta kalma.
Sonrası güvenlik üzerine yani barınma, fiziksel güvenliğimiz, sağlığımız gibi.
Bunlar varsa eğer sonra işte ait olma ve sevgi ihtiyaçları geliyor.
Aile, dostluk, sosyal bağlar ve sevilme duygusu buna dahil oluyor.
Sonrası da saygı yani burada işte kariyeriniz, işiniz, yaptığınız şeyler, başarılarınız, kendine güveniniz.
En sonunda dediğim gibi kendi potansiyelinizi gerçekleştirdiğiniz, artık kendi öz gelişiminize odaklandığınız ve sonuç olarak sorun raddede olduğunuz bölüm.
Eğer çocukken karşılanmayan duygusal ihtiyaçlarınız olduysa bugünkü hayatınıza biraz daha böyle özgüven olarak yansıyabiliyor.
Ya da işte toplum ve kültür faktörleri de burada etki ediyor.
Üzerinizdeki baskılar, beklentiler ve kendinizi bir türlü kendiniz gibi ifade edememek gibi hepsi aslında karşılanmayan ihtiyaçlarımız listesine giriyor.
Ve bugünle getirdiğimiz şekli ise eğer fark etmiyorsanız, kendinizi kendiniz gibi hissetmiyorsanız da bunun çıkışı biraz da kaygı, depresyon ve özgüven eksikliği olabiliyor.
İlişkilerimizde maalesef bağımlı kişiler olabiliyoruz.
İlişkiye, karşımızdaki kişiye bağımlı hale gelebiliyoruz.
Terk edilme korkumuz biraz daha fazla oluyor.
Ya da benim hiç sevmediğim bir şey, sınır koymayı bilmiyoruz.
Çünkü kendi sınırlarımızı bilmediğimizde, kendi ihtiyaçlarımızı anlamadığımızda onu koruyabilmek de çok fazla mümkün olmuyor maalesef ki.
Ve aynı zamanda kariyerimize, yaratıcılık alanlarımıza da etkisi oluyor.
Eğer ki siz ihtiyaçlarınızı farkında olmazsanız en başta değil mi?
Bunları koruyamadığınızda en kötü etkisi zaten kendiniz olamıyorsunuz.
Kendiniz olamadığınızda bu kariyerinize yansıyor.
Belki yanlış bir meslek seçimi yapmış oluyorsunuz.
Kendi yaratıcılığınızı o unique tarafınızı ortaya çıkaramamış oluyorsunuz.
Klişe şeylerden bahsediyorum gibi görünüyor ama bunu biraz daha böyle karşılanmamış ihtiyaçlar çerçevesine alarak aktarmak istiyorum bu yüzden.
Çünkü biz bunları fark etmezsek ya da sürekli karşılanmamış ihtiyaçlarımıza gerekçeler bulursak eğer.
Mesela işte ama annem müsait değildi.
Belki babanız hayatta değildi.
Sevgilinizin bin bir türlü sorunu var vs.
Karşınızdaki insanlar sizin duygusal ihtiyaçlarınızı karşılamadığında ya da karşılayamadığında bu eşittir sizin ihtiyaçlarınız olmadığı anlamına gelmiyor.
Ve bu haydi bakalım benim ihtiyaçlarım var ama sen de müsait değilsin deyip zorla almak anlamına da gelmiyor.
Sadece burada iki tane yöntem var.
Bu tamamen benim kendi bulduğum yöntem bu arada.
Birincisi kendi ihtiyaçlarınızın farkına varmak.
Bu karşılansın ya da karşılanmasın öncelikle sizin ihtiyaçlarınızın varlığını fark etmeniz, onları görmeniz gerekiyor.
İkincisi, karşılanmamış olsa dahi onlar hala oradalar.
Karşınızdakilerden alamıyorsanız bu beklentiyi bırakmak yerine varlığını kabul edip siz neler yapabiliyorsunuz üzerine odaklanmak gerekiyor.
Benim kendi hayatımda bulduğum yöntem ve işe yaran yöntem bu.
Öncesinde sürekli jastife ediyordum.
İşte ihtiyacım karşılanmadığında...
Vazgeçiyordum. Kendimi arka plana atıyordum.
Biraz daha böyle boynum bükük kalıyordu.
Zaten yengeç burcuyum. Her an her şey boynum bükülmeye ve ağlamaya hazırım.
O yüzden onları böyle geri planda bırakmak, hiç yokmuş gibi davranmak, fark etmemek ya da en kötü şey feda etmek.
Böyle kendinizi feda etmek.
Sanki sizin hiçbir ihtiyacınız yokmuş gibi.
Çünkü geldiğimiz kültürde biraz da böyle fedakarlık yükseltiliyor ya sanki öyle yaptığımızda kahraman oluyoruz.
Başka insanlara yardım ettiğimizde cennete gideceğiz bir kere bunu yaptığımızda.
Ya da daha çok saygı göreceğiz, sevileceğiz vs.
vs. Bırakın artık bu bullshit diyeceğim çünkü...
Önce kendi ihtiyaçlarınız karşılanmadığında fark edeceksiniz ki sizin bardağınız da dolu değil.
Ve siz dolu olmadığınızda karşıki tarafa aktarmak bir o kadar da zor oluyor.
Nereden çıkaracaksınız o sevgiyi, enerjiyi, merhameti, maddi manevi yardımı?
Eğer ki siz kendiniz...
Dolu değilseniz, eğer ki size ihtiyaçlarınızın farkında değilseniz, karşıki tarafa da aslında otomatik olarak faydanız olmuyor.
Oluyormuş gibi görünse de uzun vadede, İngilizce'de drain deniyor.
Böyle dibinize kadar kuruyorsunuz.
Çünkü akmayan bir yerden ne kadar kova doldurulabilir diyeceğim.
Ve siz onu akıtmaya çalıştıkça birçok şeyi erteliyorsunuz.
Kendi hayatınızdan vazgeçiyorsunuz.
Kendi istek ve hayallerinizi arka plana atıyorsunuz.
Bu da size resentment hissettiriyor.
Yani karşınızdaki insana bir küskün oluyorsunuz.
Hayata bir küskün oluyorsunuz.
Biraz daha böyle o özgüveniniz düşük olduğunda kaygılı, korkulu görünüyorsunuz.
Biraz daha çekingen görünüyorsunuz.
Oysa ki şöyle kendi ihtiyaçlarının farkında olan, sınırını koyabilen ve bunun arkasında duran birisi olduğunuzda Bir kere enerjiniz şunu bağırıyor zaten.
Ben alfayım. Kendimin farkındayım.
Sınırlarımı biliyorum.
Başkasının sınırlarını ihlal etmiyorum.
Kendime saygım var. Başkasına saygım var.
Yani bunları söylediğimde bile bir gurur duyuyorum, bir mutluluk doğuyor içime.
Çünkü bence yetişkin insan budur.
Kendini bilen insan budur.
Kendi sınırlarını bilen, kendisine saygısı olan ve bununla beraber karşımdakine de saygısı olan bir birey haline dönüşüyor zaten.
O yüzden hani illa da benim buna ihtiyacım var.
Bana bunu verecekseni bırakmamız gerekiyor.
Çünkü orada fark ederseniz eğer bir kurban psikolojisi var.
Benim de buna ihtiyacım vardı, siz bana bakmadınız, benim de şuna ihtiyacım vardı, bana zamanında bunu yapmadınız falan dediğinizde haydi bakalım geçmişe takılı kaldınız ve de kurbansınız.
Yani burada herhangi bir sorumluluk yok sizin üzerinizde.
O geçmişi şöyle kuyruğunuzdan kesin.
Diyorsun ki abi zamanında böyleydi.
Koşullar öyleydi. Belki anneniz babanız müsait değildi.
Belki hayatta değillerdi. Maddi, manevi onların da psikolojik durumları müsait değildi.
Ama siz o karşılanmamış ihtiyaçlarınıza, çocukluktan kalan ihtiyaçlarınıza takılıp kaldığınızda bugününüze hiçbir şekilde yardımcı olamadığınız gibi bir de ayrıca aile ilişkileriniz böyle kopuk kopuk devam ediyor.
Bu haydi bakalım hemen düzelteceğimiz bir şey değil tabii ki de.
Kırgınlıklar var, kırıklıklar var, kavgalar var, söylememek istemeyen şeyler var.
Yani bugüne kadar eminim zor şartlardan geçmişsinizdir.
Kendinize haksızlık yapıldığını düşünmüşsünüzdür.
Ama tüm bunlar bugün için geçerli olamıyor.
Yani bugünü iyileştiren şeyler olmuyor direkt baktığınızda.
Sadece onu kabul edin.
Tamam yani zamanında olmadı ve artık ben bunun sorumluluğunu bırakıyorum.
Yani kimse almak zorunda değil, ben de almak zorunda değilim.
Fakat ben bugün ne hissettiğimden sorumluyum.
Ben bugün nasıl bir yetişkin olmak istediğimden sorumluyumu düşünüp ona göre yeni bir yol haritası çizmek üzere diyorum.
Kendi ihtiyaçlarınızı fark edebilmek için en güzel yöntemlerden bir tanesi yazı yazmak.
Belki kendi kendinizle konuşmak, meditasyon yapmak, bir olay anında ne hissettiğinize bir durup bakmak, nefes teknikleri zaten hani sinirliyseniz mesela hemen reaksiyon almak yerine, hemen negatif
cümlelerle karşınıza ya da kendinize saldırmak yerine ki disclaimer bazen kendimizle kavga ediyoruz o ayrı bir konu.
Fakat uzun vadede hemen böyle bir impulsif davranmaktan ziyade daha...
Neye ihtiyacım var benim şu anda?
Buradan doğan o kadar değerli bir şey var ki.
Ben buna yine öz şefkat diyorum.
Sinirliysen de, öfkeliysen de zaten orada kendi kendini sarıp sarmalıyorsun.
Şunları bile söylesen çok tatlı, çok güzel bence.
İşte Nurtaç, orada benden bahsedeceğim şu an.
Nurtaç'ım şu an anlıyorum sinirlisin.
bu olayda öfke yaşamana son derece hak veriyorum biraz bir bakalım ne hissediyoruz hemen bir reaksiyon almamıza gerek yok diye kendinize şöyle şefkatle sarıldığınızı bir düşünsenize ya bana da buradan manyak falan demeyin ama çok işe yarıyor
gerçekten yani Olay anında ne hissediyorsanız belki birine öfke duydunuz, nefret duydunuz, kıskançlık duydunuz.
Ne bileyim böyle restorandan bir kaşık çalmak istediniz falan.
Neyse artık yani bir şey çıktı içinizden.
Hemen böyle ayıplamak, kötülemek yerine.
Orada bir sarıp sarmalayın kendinizi.
Restorandan kaşık örneği ne alaka bilmiyorum.
Yani kendi kendimi yargıladım bununla ama.
Okey o birazcık saçma oldu.
Neyse ama demek istediğimi anladığınızı düşünüyorum.
Böyle bir şey hissettiğinizde ya canım benim gel buraya bir şey hissediyorsun.
Ve acaba burada bu hissinin arkasında ne tür bir ihtiyacın var?
Ve biz bunu nasıl karşılayabiliriz?
Yani hemen reaksiyon almanıza gerek yok.
Sadece görmeniz de bunun için yeterli.
Bazen de kendinize sorular sorabilirsiniz.
Mesela kendinizi görmezden geldiğiniz oluyor mu?
Hangi ihtiyaçlarınızı görmezden geliyorsunuz?
Elinizin tersiyle itiyorsunuz?
Çünkü bazen en çok kendimizi görmüyoruz.
O kadar haksız bir şey ki hep başkalarına odaklanmaktan, başkalarının aklındaki bizim görüntümüzden, bizi nasıl algıladıklarına odaklanmaktan kendimize bakmayı beceremiyoruz.
Bizim tarafımızdan dışarıya olan kısma çok odaklanamıyoruz.
Burada şu örneği vererek daha belirgin olmak istiyorum.
Mesela yeni birisiyle tanıştınız.
Benden hoşlandı mı yerine ben ondan hoşlandım mı diye sormuyoruz.
Hep böyle karşıki taraf bizi beğensin.
Bir arkadaşımızla aramız bozuluyor.
İşte şöyle düşünmüştür, böyle yapmıştır diyoruz.
Ama sen ne düşündün? Senin için ne ifade ediyor?
Karşındaki insan senin sınırlarını ya da ihtiyaçlarını ne kadar anladı?
Biz bunlara odaklanmıyoruz. Nerede hata yaptım?
Ne söyleyeyim? O hayatımda kalsın mı?
Hayatımdan çıkarayım mı? Hep böyle dışarıya odaklı davranıyoruz bence.
O yüzden canım kendim, mottomuza her zaman devam.
Kendi ihtiyaçlarınızı görmezden gelmeden bir bakın derim, bir kurcuklayın yine orayı.
Ve de kendinize daha çok zaman tanısaydınız, neler değişirdi hayatınızda, ne fark ederdiniz kendinizle alakalı?
Acaba, yani ben şimdi çok uzun zamandır Reels izlemiyorum ve Instagram'ım bir saate düşürdüm.
Atıyor zaten beni Instagram'ım bir saatten sonra.
O kadar çok vaktimiz var ki ne olursunuz diyeceğim ya.
Yani beni azıcık seviyorsanız saatlerinizi harcamayın Instagram'da.
O saatlerce videolara bakmayın, izlemeyin ne olursunuz.
Yani böyle başka podcaster var mıdır acaba Allah rızası için.
İzlemeyin ya 4-5 saat falan Reels Mills izlemeyin.
Yani bir kere gerçekten dopamin zehirlenmesi, beyniniz yani attention span hiçbir şey kalmıyor orada.
Bilmiyorum ben mesela yarım saati geçsin kafayı yiyorum zaten artık ve o yüzden limitledim.
Instagram beni atıyor bir daha da girmiyorum.
Hani maksimum 5 dakika yaşıyorum ki şey DM'lerime falan bakayım ya da story atayım.
Neyse. Bir diğer önemli şey zaten bahsetmiştim.
Başkalarından beklemek yerine artık siz böyle kendinizi sarıp sarmalayın.
Benim neye ihtiyacım var ve neler yapabilirim bu.
Haydi bakalım benim şuna ihtiyacım var ve kesinlikle şöyle yapmayacaksınız bir tonlamayla da değil.
Ama inanın bana karşınızdaki insanlar size daha çok saygı duyuyorlar.
Bir de... Ben de geçen bölümlerde bahsetmiştim biraz böyle kendimi koruduğumda ya da birisine yardım etmediğimde diyelim hemen başıma kötü bir şey gelecek zannediyordum.
Bu baya kök inancım yani çocukluktan kalma bir inanç biraz bunun İslami tortuları da var bunda işte Allah seni çarpar cezalandırır falan diye.
Sonra baktım öyle olmuyor.
Allah beni çat diye cezalandırmıyor.
Çünkü bencillik karşınızdaki insana zarar verdiğinizde oluyor.
Ama siz kendi ihtiyaçlarınıza önem verdiğinizde, kendi sınırlarınızı koyduğunuzda kimseye zarar vermiyorsunuz.
Sadece kendinizi koruyorsunuz ve dışarıdan gelen her şeyden anında etkilenmiyor oluyorsunuz.
İnanın bana İslamiyet de bunu zaten ödüllendirir.
Yani şey yapmaz, hadi bakalım taş atacağım kafana, kendini nasıl düşünürsün, kendini nasıl seversin demez.
Ya benim gibi çocuk inançları olanlar beni çok iyi anlıyordur şu anda çünkü her an kafama taş yağacak falan zannediyordum önceden.
Şu anda onlar kalmadı Allah'ıma şükür yetişkin oldum artık.
Büyüdüm. Neyse son olarak da dediğim gibi eğer geçmişinizden kalan bir şeyler varsa bunları böyle affetmek artık işte annenizden, babanızdan, kardeşlerinizden hesabını sormak yerine ya bir move on yani hani bir sonraki
stepine geç artık hayatında.
Artık kurban psikolojisinden çıkın diyeceğim.
Çok sert oluyor böyle söyledim de ama kendimde bunu fark ettiğimde bir tokat aldım kendimden.
Böyle yani annem de beni şöyle yapmadı da böyle yapmadı da bilmiyorum büyüyemiyorsun böyle olduğunda.
Büyümek istiyorsanız bu da iyi olacaktır diye düşünüyorum.
Bu arada hepsi kendi çıkarımlarım, kendi öğrendiklerim.
Herhangi bir psikoloji eğitimim yok o yüzden yanlış bir şey söylediysem de sağda solda umarım saldırılmaz bana deyip bir son disclaimer da verdik.
Okey. Dinlediğiniz için yine teşekkür ediyorum.
Buraya kadar geldiyseniz bir dahaki bölümde başta söyleyeyim bunu ama Spotify'dan beni takip edebilirsiniz.
Bir de 5 yıldız verirseniz çok mutlu olacağım.
Çünkü algoritma yükseliyor ve Spotify listelerinde yukarı çıkıyorum.
Hadi haftaya görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
