
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Bugün second guess'in yani kendi kararlarından şüphe duyma konusundan bahsetmek istiyorum.
İngilizcesini söylememin bir sebebi bu ifadeyi daha çok İngilizce'de kullandığım ve öğrendiğim için hem onu aktarmak istiyorum hem de yeni bir kelime öğrenmiş oluruz neden olmasın.
Çünkü böyle hani ikinci kere düşünme gibi yani bir şeye karar verdin ama oldu mu olmadı mı, doğru mu değil mi, yapsa mıydım yapmasa mıydım, keşke şöyle yapsaydım gibi sürekli kendini sorgulama hali olabiliyor.
Bunun altında biraz daha maalesef özgüvensizlik yatıyor yine ya da her zamanki arkadaşım.
Ona ihtiyacı olabiliyor.
Ya da çocukken çok eleştirildiyseniz eğer belki kendi kararlarınıza orada yine güvensizliğe dayanıyor gerçi ama o eleştiriden kaynaklı.
Böyle sürekli nereye dayanacağınızı bilemiyorsunuz.
Yani kendinizi ortaya koyma, kendinizi gerçekleştirmeye cesareti belki gösteremiyorsunuz.
Oysa ki yani direkt çözümle giriyor gibi olacağım ama böyle öz şefkatle elinden gelenin en iyisini yapıyorsun zaten deyip belki orada birazcık risk almaya da okey demek gerekebilir.
Bu belki uzun vadede olumsuz bir şey gibi görülebilir aslında ama biliyorsunuz ki beynimizin bizimle alakalı...
En çok istediği şey hayatta kalmamız.
Yani En İyi Versiyonun'a ulaşmak, belki o Maslow'un hiyerarşisinde en yüksek basamağa çıkmak değil de önce bir iki basamağı bir hallet, kendini güvende hisset, takdir gör, dışarıdan onaylan, sevil, saygı duyul.
O yüzden biz de bu kararlarımızı sorgulayabiliyoruz.
Bu arada bununla alakalı belki de çok küçükken ilk öğrendiğimiz şey bu sınavlarda şey derlerdi ya aklına ilk gelen cevap doğrudur.
Biz bu intuition diyeceğim yani iç sesimizi tam olarak nerede kaybettik?
Ya da o bağlantıyla nasıl bu kadar uzaklaştık bilmiyorum.
Benim hayatımda şuradan bir örnek vermek istiyorum.
Biz bu sıra yeni bir ev bakıyoruz.
Ve New York'ta ev bulmak gerçekten çok zor.
İki yıl önce buraya taşındık. İki yıldır aynı evde yaşıyoruz.
Normalde bu evden memnunum. Daha doğrusu mahallemden çok memnunum.
Ama bazı sebeplerden dolayı diyeyim.
Daha sonrasında YouTube'da video çekmeyi düşünüyorum bu konuyla alakalı.
Ev değiştirmeye karar verdik.
Ne güzel. Ama sanki ev değiştirmeye ben iki günlük bir tatile gidecekmişim gibi davranıyorum.
Böyle biraz daha kozmetiğine falan bakıyorum evin.
Bu ne demek? Mesela mutfağındaki beyaz eşyalarının yeniliği ya da banyosu daha güzel diye bir evi daha çok beğeniyorum.
Oysa ki onun salonu minik mesela ama ben onun kullanışlılığını fark etmiyorum.
Zek de diyor ki başka bir evde mesela belki mutfağı onun kadar yeni değil ama o ev de yeni.
Ama salonu daha büyük olduğu için.
Bu arada o evi ben daha çok istiyordum ama neyse karışık bir konu.
Yani orada ben kozmetikten kafam karışabiliyor.
Ve sonra Zek'le şey konuştuk hani God feeling deniyor İngilizce'de.
Nerede hissediyorsun bunu?
Nasıl hissediyorsun? Doğru karar olduğunu hissediyor musun?
Zek'e şey dedim yani I don't know where my God is.
Sanki o God feeling gibi kaybetmişim.
İç sesimi bulamıyorum.
Bulamadım yani. Özellikle ev bakmak konusunda.
Yaşayacağım eve, tatile gideceğim bir yer gibi baktığım için bazı yerlerde.
Burada kendi kararıma şüphe duymam normaldi aslına bakarsanız.
Second guessing'in bir yerde en çok nüksettiği yer diyelim.
Her gün karar aldığınız alanda olmaması.
Mesela ben her gün ev bakmadığım için, hayatımın çoğunluğu bununla geçmediği için yeni bir yerdi.
Ve tam olarak ne istediğimi bilmediğim için en başta.
Sürekli... karar yorgunluğu yaşadım.
O mahallede mi yaşamak istiyorum? Böyle bir evde mi kalmak istiyorum?
İki odalı mı olsun? Mutfağı nasıl olsun?
Yani en detaylarına kadar ne istediğimi bulamadığım, bilemediğim için ya da bir dinlenip gerçekten neyi istediğimi visualize yani imgeleyemediğim için bence ben orada çok fazla kararsızlık yaşadım
ve sürekli second guessing yaşıyorum.
Hani bu mu, bu mu, bu mu, bu mu?
Yazılar yazıyorum, kağıtlara döküyorum, günlüklerimde konuşuyorum, YouTube'da videolar izliyorum, işte apartment hunting videoları, başka evler göreyim, daha çok ne istediğimi anlayayım diye ki bunu önermiyorum mesela.
Çünkü bazen yapmamız gereken şey bir adım geriye çekilip Biraz ara vermek birincisi.
İkincisi de yani kendi iç sesini bulmaya çalışmak.
Kendin fark ettiğin zaman kalbin ne diyor?
Sen ne istiyorsun anladığın zaman bazen görüyorsun ki karar zaten oradaydı yani gözünün önünde ama biz galiba bu yoğun hayatta işte dijitallerle beraber o iç sesimizden biraz uzaklaşıyoruz
ya da tam olarak o iç sesi güçlü bir şekilde duyamıyoruz.
Burada önemli olan gerçekten her gün aldığınız kararlarda eğer second guessing yaşıyorsanız yani her gün aldığınız kararlarda kendinizden şüphe duyuyorsanız belki burada birazcık Geliştirilmesi gereken şeyler olabilir.
Bu mesela birine mesaj attığınız dediğim gibi ondan şüphe duymanız, patronunuzla konuştunuz ona nasıl bir şey söyleyeceğinizi bilememeniz.
Sürekli bir şeyleri sorgulamak, sürekli kendinden şüphe duymak gerçekten zaten orada bir özgüven sorunu varsa onu da daha çok artırıyor.
Çünkü kendine şöyle arkandan hani popolanır ya sen bunu halledersin, sen bunu yaparsın ya da bu riski al ya bir de bunu deneyelim mi diyemiyoruz çok fazla.
Bu sesi çok yükseltemiyoruz.
Böyle biraz daha yanlış bir yaptım.
Öyle söylemesem idim. Acaba böyle mi doğru olur?
Bunu mu setseydim?
Bu mu benim geleceğim için daha iyi olurdu gibi bir sürü ses yükseliyor kafamızda.
Ve günün sonunda elimizde işte böyle kararsız kalabiliyoruz.
Oysa ki galiba burada böyle kalbimizi açıp yani bir şeye karar verdin ve sonuçlarına...
Okey olacaksın. Yani bu illa kötü bir şey olmak zorunda değil bu arada.
Biraz daha böyle vazgeçmek denir ya.
Her şeyi alamayacağını bilirsin ya.
Yani hepsi olmayacak. O yüzden bir şeye karar verip tamam.
Yani öyle de olabilirdi. Belki daha iyisi olacaktı.
Ama sen o daha iyisini seçemedin, seçmedin.
Ama okey. Yani her şeyi alamayacağın için yine burada kabullenmek oluyor.
Galiba yine aynı konu olacak ama şu hayattaki en büyük formül bir şeyleri kabullenmek.
Yani kendi arkanda durmak.
Geçen yaz aslında çok eski.
Arkadaşlarımdan bir tanesi bana bunu söylemişti.
Hayatta bir karar aldıysan sorgulama.
Bakma. Kurcalama.
İlla başkasına sorup doğru mu karar vermişim diye sorma.
Ki biz bunu da yapıyoruz. Hani biliyorsun aslında.
Sen cevabı çok iyi biliyorsun.
Ama illa başkasına sormak istiyorsun.
Onların da düşüncelerini almak istiyorsun.
Onların belki yine onayını almak istiyorsun.
İşte gerçekten aa çok iyi karar vermişsin.
Evet evet süper. Bayıldım.
Harika yani çok yakıştı sana.
Bununla hayatım mükemmel olacak falan demelerini istiyorsun.
Çünkü biliyorsun ki senin içine sinen, kendi karar verdiğin bir şey.
Dışarıdan o onayı almayınca böyle ulan acaba...
Doğru mu karar verdim diye de sorguluyorsun.
Baktığın zaman kendi kendini o duruma sokuyorsun aslında.
O yüzden böyle illa sormamız gerekiyormuş gibi ya.
Bir de sizde de vardır diye tahmin ediyorum.
Ben de şey var mesela kendi kararımı vermişim.
Yine soruyorum çevremdekilere.
Kendi verdiğim kararı yapacağıma da eminim.
Yani neden soruyorum mesela? İşte birazcık dışarıdan duymak, başka insanların da onayını almak.
Biraz böyle belki de orada ego da olabilir.
Biraz duyurma isteği de olabilir.
Başka bir örnekle mesela biraz basit bir örnek olacak.
Geçenlerde bir ceket aldım.
İndirimli bir ceketti işte.
Sonra internete baktım daha da indirimli halini gördüm başka bir mağazanın.
Oysa ki ben zaten yarı yarıya almışım.
Başka bir mağaza bir 20 dolardır atıyorum.
Hatırlamıyorum şu anda. Daha da ucuz olduğu için.
Şimdi ben o %50 indirimden alacağım hazdı alamadım.
O düştü. Yani kendi kendime çarmıha takıyorum.
Bakma. Niye internette kurcalıyorsun?
Sen mağazasına gittin. %50 indirimle bulmuşsun.
Çok mutlusun. Sana da çok yakıştı.
Evine gel giy. Bitti.
Konu burada bitti. Hayatımızda birçok yerde bu var.
Hani illa gidiyoruz. Doğru mu karar verdim?
İlla didikliyoruz.
Sonra doğru karar vermediğini görünce o hazdın düşüyor mesela.
Yani eski değeri kalmıyor belki gözünde.
Bir de kendine şüphe duymaya başlıyorsun ya.
Bence bu en üzücü tarafı.
Çünkü ulan ben kendime güvenemeyeceksem, kendi kararlarıma güvenemeyeceksem, şu kızın sırtını sıvazlayamayacaksam kime yapacağım bunları?
Değil mi ama? Böyle bir yerde aslında bize en yardımcı olacağı...
yaklaşım dediğim gibi Her yerde karşımıza çıkmıyor bu.
Biraz daha böyle emin olamadığımız şeyler de daha çok yükseliyor.
Mesela ilişkilerde eğer ki ilişkiniz oturmadıysa, belki arkadaşlık ilişkileriniz, romantik ilişkileriniz oturmadıysa daha çok sorguluyorsunuz.
Hani şöyle mi oldu, böyle mi yapsaydım, şöyle mi olsaydı gelecek.
Sürekli bir sorgulama hali olabiliyor.
Akışına bırakmama hali olabiliyor.
Galiba buradaki remedy bizim biraz daha böyle akışına bırakma hali ve sonuçlarına kabullenme hali olacak.
Burada birazcık mükemmel.
Mükemmelliyetçilik de olabilir. Bir şeyi bence hepimizin biraz daha sindirmesi gerekiyor ki hayatta mükemmelliğe bir şey yok.
Sizin için mükemmelin ne olduğunu tanımlayabilirsiniz.
Kendi mükemmellik requirement diyeceğim yani onları listeleyebilirsiniz.
Ve karşınıza çıkan şey ona uyuyorsa ne mutlu, çok güzel.
Ama her şeyi ona uydurmaya çalışmak işte o mükemmel olmasını istemek, her şeyin tam olmasını istemek müthiş bir enerji, zaman ve haz kaybolduğunu düşünüyorum.
Yani boşuna kendimizi hırpalıyoruz orada.
Bölümü bitirirken ilk aklına geleni.
O ilk şıkkı seçmek ve sonra o iç sesine biraz daha güvenmek, o gut feeling ile biraz daha yakınlaşmak, kendini dışarıdaki seslerden biraz daha arındırıp gerçekten senin ne istediğini bulup bilmiyorum arkasında durmak
bu kararının. Kötü olacaksa da mesela bunda da bir hayır vardır diyebilmek.
Bilmiyorum çok mu yuvarlıyorum ama ben bunu biraz daha geliştirmeye çalışıyorum.
Kendimde yaptığım zaman...
Çok yoruluyorum ve çok sık yapıyorum bunu.
Bazen giyindiğim kıyafete bile yansıyabiliyor bu.
Bir evente gideceksem tam yoldayken şey dedim.
Bunu giymese miydim? Yani bu bile gereksiz.
Hani giymişsin. anda ol, orada ol ve kimse baktığın zaman kıyafetinle de o kadar ilgilenmiyor.
Yani ya lacivert pantolon giymişsin ya siyah mesela.
Bazen çok küçük detaylarda bile takılı kalabiliyoruz.
Orada da brain fart diyeceğim.
Yani biraz beynimizin gazının çıkması lazım.
Azıcık rahatlamamız lazım.
Azıcık prosese güvenmemiz lazım diyorum.
Umarım keyif aldığınız bir bölüm olmuştur.
Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
