
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Merhabalar,Bu bölümde Nurtaç, bir karar alma aşamasında olduğunu ve zorlandığını anlatıyor. Nelerden zorlandığını, olayı nasıl değerlendirdiğini ve karar almaya ne kadar yakın olduğunu bu bölümde görüyoruz. İyi dinlemeler:)Takip edin;instagram: https://www.instagram.com/nurtacturkeli/Youtube: https://www.youtube.com/channel/UC6raRxMHFn7ONEYIk0A-4IQ/videosSorularınız için;Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Selamlar, En İyi Versiyon'un podcastine hoş geldiniz.
Ben Nurtaş Türkeli.
Umarım harika, harika bir gün geçiriyorsunuzdur.
Gülüyorum çünkü bugünkü epizod bence çok komik.
Yani durum komedisi var gibi bir şey.
Bugün çok çok yakın bir arkadaşım var Gizem.
Artık çocukluk arkadaşım.
Onunla uzun uzun sohbet ederken bir de dün Zek'e anlatırken bu konuyu fark ettim.
Bu sıralar kafamda iki tane ses var.
Çünkü bir karar aşamasındayım.
Yani aşamasındayız daha doğrusu Zek'le beraber.
Bir kalbim konuştuğunda farklı...
Karar alıyorum. Zihnim, mantığım konuştuğunda farklı karar alıyorum.
Böyle kafamın içerisindeki seslerle bugün geçinip gidiyoruz.
Ve işte dedim ki biz Gizem'le de konuşurken sabah şey dedim Gizem'e.
Ya Gizem ben iyi değilim. Ben iyi değilim yani.
Ve Gizem de aynı şekilde.
Ben de iyi değilim. Sürekli kararı değiştiriyorum.
Sürekli aklıma bir şey geliyor falan.
Ve galiba bu sıra...
Birçok insanda görülen bir sendrom bu.
Sürekli karar değiştirme.
Bir gün böyle kalbinle mi artık nerenle karar alıyorsan.
Aa diyorsun ya tamam gerçekten böyle hissediyorum.
Anlatacağım yani kararların ne olduğunu biraz sonra.
Ertesi gün biraz daha böyle mantığında karar veriyorsun.
Zihninle karar veriyorsun. Başlıktaki gibi kafandaki TEDx konuşmacısıyla karar veriyorsun.
O yüzden...
Bu sıra sürekli karar değişikliği yaşıyorum ve inanılmaz zorlanıyorum.
İnanılmaz zorlanıyorum.
Şimdi kendi hikayemi anlatacağım bu bölümde.
Neden bir kalbim bir zihnim arasında gidip geliyorum ve neler oluyor?
Bakalım siz de benzer bir süreçten geçiyor musunuz?
Size yansıyan, herhangi böyle size özel hissettiren bir şey olacak mı?
Bana biliyorsunuz zaten Instagram'dan yazıyorsunuz.
İnanılmaz bu arada mutlu oluyorum.
Her bölümde bahsediyorum. Onu da bir böyle parantez içerisinde belirtmiş olalım.
Şimdi. Biz Washington DC'ye geçen yıl Ocak ayında taşındık ve aslında böyle hadi gidelim Washington DC'de yaşayalım diye gelmedik buraya.
O dönem zaten pandemi döneminde Dallas'ta yaşadık.
Zach'in ailesiyle beraber YouTube'dan takip ediyorsanız zaten yakından gördünüz.
Hatta birçoğunuz bence o videolarla bizi tanıdınız.
Neyse sonra o esnada zaten pandemi dönemi.
Biz Çin'den çıkarken böyle ne yapacağız ne edeceğiz bilemiyorduk.
İşlerimiz yoktu.
Bir yıl boyunca böyle hani bir oradan bir buradan bir şeyler yapalım.
Freelancer çalışalım gibi devam ettirirken Zach Washington D.C'den bir iş buldu.
Haydi kalktık buraya geldik.
O dönem benim hala çalışma iznim yoktu bu arada.
Ve Washington DC'ye karşı da hiçbir ilgim yok bu arada.
Ama biliyorsunuz işte kocasının peşinden giden bir kadın olmak durumunda kaldım.
Çünkü hem benim çalışma alanım yok, iznim yok.
Bir de yani şimdi şey de güzel oldu açıkçası.
Burada şikayet ediyor gibi başladım ama bir yandan da basamakları çıkmaya başlıyor olduğumuzun da farkındayım.
Ve Washington D.C. kötü bir yer değil başkenti yani bir kere.
Sadece gönlümdeki yer New York.
Onun sebebi de bundan 10 yıl önce mi?
2010'da 12 yıl olmuş.
Aaa çok üzüldüm.
12 yıl bu olmuş mu be? Neyse 12 yıl önce ben New York'a geldim.
O dönem 20 yaşındayım. Yaşım çıktı ortaya diyorum da her yerde bangır bangır söylüyorum zaten.
O dönem ben New York'ta 3 ay kadar yaşamıştım ve bebe halim yani.
Birisi hi ma'am falan dediğinde yapıp kaçıyordum yani.
İngilizce konuşmaktan çok korkuyordum o dönem.
Kendime güvenim çok azdı.
3 ay, 3,5 ay kadar New York'ta kaldım.
Queens diye bir bölgede kaldım.
Yine Manhattan değildi, yine böyle downtown şehri falan.
Downtown hissiyatını almadım.
Şehre, şehre 30 dakika kadar uzaklıkta bir yerdeydim.
Neyse yani New York şimdi benim gözümün ilk göz ağrım ne deniyordu ona?
İlk göz ağrım olduğu için bir de araba kullanmak zorunda olmadığım için.
Bir de New York şimdi ya hani New York yani.
Bir New York var bir de DC var.
Yani demek istediğim benim gözümdeki yer New York'tu.
Ama DC New York otobüste 3,5 saat yakın.
Şey fakir avuntusu gibi.
Zaten New York'a yakın bir yere geliyoruz falan diye kalktık biz DC'ye geldik.
Geçen yıl Ocak ayında.
Youtube'dan gördüyseniz biz sadece valizlerimizle geldik.
Hiçbir eşyamız yoktu.
Bir hafta bir ay içerisinde bizim evimiz ev oldu.
Zaten 3 günde bu evi bulduk.
Ya çok komik bir süreçti. Çok yorucu bir süreçti.
İnanılmaz yorulduk.
Bir de şimdi DC hani DMV area diye geçiyor.
Yani DC şey Maryland ve de Virginia.
Maryland ve Virginia daha ucuz yerler.
Hani DC'ye göre.
Anlatabiliyor muyum ya? Biraz karışık oldu gibi bu bölüm.
Ama devam edeceğim. Yani şey yapmadan başa başa soruyorum çünkü bazen.
Sonra ne anlattığımı şaşırıyorum.
Buradan devam arkadaşlar. Kusura bakmayın biraz karışık olduysa.
Sonra işte biz merkezi bir yerde yaşayalım dedik.
Ama merkezi yer daha pahalı.
Fakat pandemi dönemi olduğu için işte apartmanlar bu rezidanslar bir aylık ücretsiz şey veriyorlar kampanya yapıyorlar.
Biz de ondan faydalandık bu binaya girdik.
Dediğim gibi bir ayda da bütün eşyalar tamamlandı.
Haldır huldur zaten her şeyi bulduk ettik böyle bir şekilde yerleştik.
Youtube'da ev turu videomuz var oradan da bakabilirsiniz.
Ve bir şekilde biz burada yaşamaya başladık.
Ben o dönemler hala çalışma vizem yoktu.
Var mıydı?
Advanced Parole diye bir şey gelmişti ama Green Card'ım yoktu henüz.
Yani işe girmememin en büyük sebebi Türkiye'ye gidip gelecektim.
O yüzden biraz daha bekleyelim dedim.
O esnada da şehri tanımaya çalışıyorum.
Burada birkaç bölge var. Georgetown, Alexandria, Old Town gibi yerler.
Oralar çok minnoş, çok tatlı.
Şahay'daki bazı yerleri hatırlatıyor bana.
O anlamda çok hoşuma gidiyor.
Yani ben yaza kadar şehre alışmaya çalıştım.
Ondan sonra... Yaz geldi.
Türkiye'ye gittim. Türkiye inanılmaz yoğun geçti.
Bir ay boyunca bayağı bir şeyle uğraştık.
Yani ev almadır, aileyi görme.
Bu arada dışarıdaki ambulans sesleri çok yüksek mi bilmiyorum.
Kusura bakmayın. Hep bu yüzden bölüm çekemiyorum işte.
Neyse ama siz çekin dediğiniz için ve editlemeden de at dediğiniz için dümdüz devam ediyorum.
Rahatsız olanlara özür diliyorum.
Sonra ben Türkiye'den geldim.
Bir anda full time işe girdim.
6 ay olmuş, bir anda böyle pırt diye geçti o bütün ay.
Ve ben bu DC ne oldu, ne bitti, neler oldu bu esnada, bir yıldır ben gerçekten burada mıyım anlamadan şimdi Nisan'ın sonuna da kira sözleşmemiz bitiyor.
Uzattım ama kararsızlığımızın sebebine geldim.
Bizim acaba kira sözleşmemiz de bittiğine göre burayı mı uzatsak?
Bu şehirde başka bir yere mi gitsek?
Yoksa hadi kalkalım New York'a mı gitsek?
Hani ben çok New York'ı istiyordum.
Hani çok New Yorkçuydum.
Oraları da anlatacağım. Amerika'da başka bir şehre mi gitsek?
Ya da en lezzetli olan karar...
Digital nomad mı olsak?
Yani böyle ülke ülke birkaç ay gezen insanlar var ya bilgisayarlarıyla hem gidiyorlar işte bir şekilde Airbnb'de falan kalıyorlar 3 ay ve zaten işleri full remote olduğu için bir iş sorunun da
yok. Maaşını aynen takır takır alıyorsun.
Bir tek belki çalıştığın ülke mesela şimdidekinin işi US based.
Öyle olduğu için Amerika saatine göre uygun olan ülkeler daha mantıklı.
Neyse yani önümüzde çok seçenek var.
Kalbimle karar vereceksem eğer...
Ben diyorum ki bırak ipini kopar.
Çık git bu şehirden.
Ya New York'a git birazcık sürün.
Çünkü New York'ı şu anda benim istediğim standartlarda karşılayacak bütçemiz yok.
Buradaki standartı oraya taşıyamıyorum bu bütçeyle.
Öyle söyleyeyim yani size. Tamam hani bilgisayarınızı alın.
Fully remote'a geçin. Şimdi benim iş yerim muhtemelen bana izin verir.
Vermezse de ne yapalım?
Hani o şekilde bakıyorum olaya.
Gidelim birkaç ülkede birkaç ay yaşayalım diye düşünüyoruz.
Burada benim green card konumum birazcık bizi tutuyor.
Yani green card ile 6 aydan fazla ülke dışında kalamıyorsun.
Ülkeye geri döneceksin. Burada da...
Kiralar öyle ucuz değil hani evimi tutayım 6 ay ülke dışında kalayım sonradan geri geleyim evime devam edeyim mi?
Yapamıyorsun. Kiralar en az böyle 2500-3000 dolar arasında gidiyor.
Aylık gideriniz sadece kira.
O yüzden biz şimdi hem maddi anlamda hem de şu anki konumundan dolayı karar veremiyoruz.
Hani bu green card'dan işte bu...
Maddiyatı karşılayabilecek miyiz?
Gitsek mi gitmesek mi? Dediğim gibi kalbime sorarsanız eğer ben baya tekrardan böyle yollara düşmek istiyorum.
Sonra mantığım geliyor işte kafamdaki bu zihnimdeki sesler geliyor.
Ve şunu söylüyor işte bavulla yaşamaktan sıkılmadın mı?
Bak ne güzel düzen kurmaya başladın.
Hayatında ilk defa kendine ait böyle...
O yıllardır antropolojiden aldığım bardakları kullanabiliyorum.
Yani bir insanın bardak fantezisi olabilir mi?
Benim var. Renkli renkli hani teker teker olan kupaları aşırı seviyorum.
Ya bana çok moral veriyor.
Hatta şu an bile yani bu bölümü çekerken yanımdaki kupadan keyif alan manyağım biriyim o anlamda.
Ve diyorum ki hani bak ilk defa bunlar senin önünde bir şekilde yerleştin.
Şehri de tam anlayamadın.
Zaten geldin pandemiydi.
Ghost Town'da doğru dürüst kimseyi dışarıda görmedin.
Müzelere bile gidemedik.
O dönemde kapalıydı hepsi.
Şimdi açılıyor ama artık planımızın arkasında kaldığı için aklımıza gelmiyor maalesef.
Ev bir şekilde yerleşti.
Bak buraya eşyasız geldim.
Bu arada eşyalar sorun değil.
Bugün satarım hiçbiri umurumda değil.
Bu mobilyalar anlamında.
Ama kıyafetlerimi ne yapacağım?
O kadar ayakkabım var ne yapacağım?
Şimdi Meryem'in evini hepsini anlatabiliyor muyum?
O yüzden böyle zihnim olan bölüm şey diyor otur oturduğun yerde yavrucuğum.
Biraz daha şehrin tadını çıkart.
Biraz daha eşyalarının tadını çıkart.
Bir de diyor şimdi ben Çin'de yaşadığım sorunlardan bir tanesi hep yıllıktı arkadaşlıklarım.
Yani ya biz gidiyorduk bir yerlere ya da onlar bir şekilde ayrıldılar şehirden.
Daha doğrusu çoğu arkadaşım benden önce ayrıldı Şahay'da.
O yüzden arkadaşlıklarımı da derinleştiremeden orada kalmıştı.
Buraya da aynısını yaparsam yine aynı sorunla karşılaşacağım.
Ve burada çok tatlı insanlarla tanıştım.
Hem YouTube sayesinde hem başka community sayesinde hem de işim sayesinde.
Şu anda çok güzel bir sürü tanıdığım insan var.
Hatta programıma yetişmiyorlar.
Yani bu hafta şununla bu hafta bununla falan derken.
Müthiş bir yoğunluk oldu.
Tamam. O yüzden diyor ki bu zihnim tarafım.
Otur oturduğun yerde birazcık şu düzeninin keyfini çıkart.
Maddiyatını biraz daha güçlendir.
Çünkü bu ara çok harcama da yaptık.
Hani paranı da biriktir.
Tecrübeni de biriktir. Arkadaşlıklarını da biriktir.
Şehri biraz daha tanı.
Amerika'ya biraz daha alış.
Dallas'tayken evden çıkamadığım için çok da hissedememiştim Amerika'da yaşadığımı.
Washington DC'de işte markete kendim gidiyorum alışverişim hani orada daha çok online alışveriş yapıyorduk.
Burada bayağı zaten evin karşısında market ve bu Amerika'da nadir bir şeydir bu arada.
Hani Türkiye'de direkt ayağınızın altında bir sürü A101 bin falan var hani şoklar her yerde.
Burada böyle evimin kenarında market buldum wow bir şey aslında.
O yüzden hani bu avantajlardan da dolayı Bir de bu ara Covid geçti ya hani şimdi öyle görülüyor.
Ev kiraları bir artmış.
Bir artmış biz böyle burnumuzu dışarı çıkaramadık.
Hani kaldığımız yer çok merkezi bir yer.
Bu civarda bu fiyata ev yok şu anda.
Gerçekten o Covid döneminde taşınmış olmanın avantajı.
Yani kötü evler bile bu fiyatta değildir herhalde.
Ve bizim evimiz gerçekten çok güzel bir ev.
Yani konumu, apartman, evin içi, şeyi, ölçüsü.
Çünkü şey olarak...
Bir oda bir salon ama büyük bir ev yine o.
Bir oda bir salona göre. Çünkü bazı yerlere gidiyorsun kutu gibi evler ve yatak odalarında pencere yok.
Böyle paravanla salonu kapatmış.
Salona zaten mutfak bir.
Hani Amerika'da mutlaka görmüşsünüzdür ya.
Hiç sevmiyorum Amerikan evlerini.
Asla sevmiyorum. Yani şeyleri de sevmiyorum.
Bu büyük evler var ya böyle dışarıdan bakıyorsun.
Ay ne kadar güzel bir ev diyorsun.
İçeri bir giriyorsun karanlık.
Böyle minnacık pencereleri var falan.
Hani o modern görünümde bir ev yok.
Çoğunlukla Amerika'da. Var olanlar da çok çok pahalı.
Neyse zaten ev almayı falan düşünmüyoruz.
O çok daha bağlayıcı bir konu bizim için.
Onu istemiyoruz ama kiralarda bayağı bir uçmuş.
E bu sefer biz ne yapacağız?
New York'a baktık işte yine dediğim gibi madem öyle.
Hani mantıklı tarafına bakmaya çalışıyoruz.
New York'ta ya Queens'de ya da Brooklyn'de belki bu rezidans gibi bir şey bulabilirsin.
Ama yine en az bir 3.500 gibi bir rakamı kafadan çıkartman lazım ve şehre uzaksın.
rezidans olmasın, evler olsun dersen evler de eski.
Yani New York'taki birçok ev çok eski ve şeyleri yok.
Çamaşır makinesi, kurutma makinesi falan yok.
Yani bunlar belki şımarıklık gibi geliyor olabilir ama işte karar alma aşamasında her şeyi düşündüğünüz için gerçekten hem yorucu hem zorlayıcı oluyor.
Çünkü şunları da düşünmek istiyorum.
Artık böyle 20'li yaşlarımın başlarında değilim.
Zaten 20'li yaşlarımın başlarında böyle şeyler çok yaptım.
Bayağı pis yerlerde de yaşadım.
Çin'de iki ay boyunca Çinlilerle, trenle, uçakla, sağda solda yatarak böyle seyahat ettim.
Hani o pisliği de yaşadım, o macerayı da yaşadım.
Acaba diyorum, şimdi bu zihin tarafım yine.
Hani 30 yaşlarında farklı şeyler mi yapsak acaba?
Ama kalbimde diyor ki hayır sen yaşlanmadın.
Yine çıkıp gezmelisin.
İşte burada TEDxçi konuşuyor.
Never say never. Sky is the limit.
Bunlar böyle gelip işte boş versene, gençliğini yaşa, işte sen kendini bir şeylere konumlandırma, şartlandırma, dışarı çık, fırsat kovala.
O tarafımda bır bır bır hiç susmuyor.
O yüzden, yani buraya gelip anlattım da bir karar almış değilim hala.
Bir gün uyanıyorum, aa işte ben şöyle yapmalıyım, aa bir gün uyanıyorum işte, aa ben böyle yapmalıyım.
Yani şu anda yüzdelik olarak burada kalmaya çok çok daha yakınız.
Çünkü Zek'le bayağı oturduk.
Data analizi falan yaptık.
Yani pros and cons yazdık.
Artıların eksilerini falan da yazdık.
Çünkü ilk defa ilk defa Zek'le benim karar vermem gerekti.
Böyle biz genelde birazcık böyle karambola kararlar verdik Zek'le.
Hani Amerika'ya gelişimiz de bizim kararımızla değildi.
Çin'den ayrılışımız bizim kararımızdı ama o da birazcık zoraki gibi oldu.
Hani benim okulum bitmişti, Zeki'nin okulu bitmişti.
Daha doğrusu benim okulum bitmemişti de hani yıl olarak bitmişti.
Yoksa mezun olamadım maalesef doktoradan.
Neyse o dönem birazcık zoraki gibiydi.
Yani artık çıkın olmuştu Çin'den.
Amerika'ya gelişimizde biraz böyle karamböreydi.
Şimdi karamböre olan bir durum da yok.
Biraz zorlandık Zeki'yle.
Hani bazen şey diyorum.
Önüne çıkan bir yol hani buraya gideceksin olması sanki biraz daha iyi gibi.
Çünkü evli olup iki kişinin aynı anda aynı şeyi istemesi çok zor.
Yani bana sorsan mesela keşke Zek de New Yorkçu bir tip olsaydı.
Ne olacak ya gidelim azıcık sürünelim hani şurada yaparız bunu yaparız gider patates yeriz ama bir şekilde kendimizi geliştiririz.
Zek de o yok. Zek biraz daha böyle...
Bu bence mantıklı değil diyebilen bir adam.
Ki bence o anlamda da birbirimizi tamamlıyoruz.
Çünkü bana bırakırsanız ben hobo olup çıkacağım yani.
Onu da istemiyorum.
Mantıklı tarafımı da kullanmak istiyorum.
Çünkü bir yandan da Allah bu TikTok'u ve Instagram'ı ne yapmasın?
Böyle insanlar şık şık evlerinde, şık şık dekorasyonlarla videolar çekiyorlar ya.
Onlara da bir içim gidiyor. Gidiyorlar mutfağında yemek yapıyorlar.
Mutfağını yerleştirmişler.
Böyle bembeyaz mutfak ürünleri var hepsinin.
Ondan sonra böyle full cam salonları var.
Zek zaten bir upgrade kelimemden nefret ediyor şu anda.
Çünkü her boka, affedersiniz ama her boka upgrade edelim.
Bunu da upgrade edelim.
Bunu da upgrade edelim diye diye geziyorum.
Bir de şu panjur mu deniyor?
Bu çekerek, ipini çekerek pencereler.
Bizde store mu? Store.
Instagram'da store perdesi açan kızları gördüğüm için böyle zevk.
Artık böyle evi tarif ederken bunu mu istiyorsun diye hani store perdeyi açarak falan gösteriyor.
Ya bilmiyorum gözünüzü de canlandırabildiniz mi ama çocuğu da bıktırdım o anlamda.
Bir böyle bana gökdelendi ev bulacaksınız.
Store perdeli bir ev olacak.
Böyle manzarası full olacak ama çok da pahalı olmayacak.
O da oldu canım oluyor.
Olmuyor yani bulamıyorsunuz asla öyle bir şey Amerika'da.
Şöyle bir paradoksa geçiyorum buradan sonra.
Onu da sizinle paylaşayım. Hadi diyelim, hadi diyelim ben böyle bir evi karşılamak istiyorum tamam mı?
Böyle gökdelendi, güzel bir manzaralı, stor perdeli, beyaz mutfak bu arada.
Mutfağımız da beyaz olacak yüzde yüz.
Hatta tezgahı da beyaz olacak.
Böyle bazen beyaz mutfak böyle grimri bir şey tezgah yapıyorlar.
Onu da beğenmiyorum. Açık gri olabilir de koyu gri olamaz.
Ya da şey olmasını istemiyorum.
Böyle taş taş duruyor ya ne deniyordu onun adına?
Kahverengi böyle. Taşta.
Şu anki benim tezgahım o.
Hiç sevmiyorum onu. Neyse beni anlayanlar çok iyi anlıyor.
Yani bir insan mutfağa bu kadar kafayı takar mı?
Yengeç burcuysanız takarsınız bence.
Ya da bilmiyorum. Öyle bir kalpleriniz varsa.
Neyse o yüzden bu kafamda canlandırdığım ev.
Hele ki de New York'ta. Tamam mı?
7 bin dolarla 12 bin dolar arası gibi bir şey olacak bu.
Bulunduğun kat, manzaran, aldığın güneş ışığı, odanın büyüklüğü, mutfağın şusu busu derken.
7 bin dolarla 12 bin dolar arası aylık bir yani bilmiyorum ne çıkar size 8-9 bin dolar diyelim tamam mı?
Benim şimdi aylık ne kadar kazanmam lazım böyle bir karşılayabilmem için?
Hadi yarı yarıya diyelim zevkle 4,5-4,5 paylaştık diyelim.
Ben bir rahat 15 bin dolar kazanmalıyım.
15 bin 20 bin dolar kazanırsam öyle bir rahat karşılarım.
Bu sefer de paradoks şurada geliyor.
Ben madem o kadar para kazanıyorum neden 9 bin dolar kiraya veriyorum?
Herhalde zengin olmadığım için.
Kafa oralara çalışmıyor arkadaşlar.
9 bin dolar çok para geliyor.
Yani burada da çok para geliyor.
İnsanlar o kadar zengin ki aylık 9 bin doları kiraya verebiliyorlar galiba.
Yani bende o yok.
O bölüm yok kafamda.
Öyle bir kategori yok.
Ben kiraya 9 bin dolar veriyorsam bir kere 15 bin kazanıyorsam hani 4,5-4,5 sekte paylaştık diyelim.
Şu an size en minimum derecesine düşürmeye çalışıyorum.
Abi yani o kadar zenginsem neden şimdi o 9 bin dolarlık ev de minicik olacak bu arada.
New York'ta siz o evi kocaman böyle penthouse gibi falan düşünmeyin.
Minicik bir şey çıkacak karşıma o gökdelende.
O zaman niye ben minik bir evde kalıyorum?
Yani hiçbirisi birbirine uymuyor arkadaşlar.
Benim, benim. Milyarder falan olmam lazım galiba New York'ta adam gibi yaşayabilmem için, rahat rahat yaşayabilmem için.
Yani tabii ki de bunun olabilitesi vardır.
Bu arada bu bölümü şu an biraz şaka yolu çekiyorum.
Hani yüzde yüz kafaya koysak gider o şekilde buluruz ayarımızı.
Bize uygun bir yere çamaşır makinesi olan, güzel bir ısıtıcısı, ısıtma sistemi olan bir ev yine buluruz.
İkimizin maaşıyla beraber yine idare de ederiz yani.
Sadece para biriktiremezsin.
Burada da belki sizden yana hani belki eleştiri alabilirim.
Çünkü İstanbul'daki hayat çoğunlukla böyle bildiğim üzere.
Şunu demek istiyorum. Para biriktiremezsem de sırf günü kurtarmak için mi yaşıyor olacağım mesela?
O da beni birazcık rahatsız ediyor.
Biraz para da biriktirmem lazım gibi.
yatırım yapmam lazım gibi.
Bu sefer niye çalışıyorum oluyor.
Ya beni çok iyi anladığınızı biliyorum ama inanın biraz böyle dertleşmek gibi bir bölüm olsun istedim.
Karar veremiyoruz.
Dediğim gibi şu anda vermiş gibiyiz.
Yani şeye çok yakınız.
DC'de kalma olayına çok çok çok yakınız.
Gönlüme sinen bu mu bilmiyorum.
İçime en çok sinen bu mu bilmiyorum.
Şimdi yarın gider Instagram'da bir kız görürüm tamam mı?
İşte şöyle karar aldım, böyle hayatımı güzel etkiledi, şöyle şeyler karşıma çıktı der.
Bu sefer ona da deliririm.
Çünkü kafamdaki TEDxçi onları söylüyor işte.
Hani asla risk almaktan korkma, bakın hayatıma bunlar geldi, böyle fırsatlar çıktı falan diye.
Allah o TEDxçi'yi ne yapsın kafamdaki?
Anlıyorsunuz demek istediğimi değil mi?
Hani otur şöyle kıçının üstünde mantıklı mantıklı kararını al arkadaşım.
Yok. Alamıyorum.
Kafamdaki TEDx'çi şey diyor.
Git hayallerinin peşinden koş.
Sonra gidip TEDx'de konuşma yapacağım galiba.
Bilmiyorum yani. Ne bu kadar kasıyorsun aslında.
Önündeki fırsatlar belli. Ve şu anda en mantıklısı olan...
Belki de en hayırlısı olan bu şehre bir kere daha şans vermek.
Arkadaşlık ilişkilerini derinleştirmek.
Git arkadaşım nelerden zevk alıyorsun?
Müzikten çok zevk alıyorum.
Müzik kurslarına git.
Yabancı dilden zevk alıyorum. Yabancı dil kurslarına git.
Dans zaten beni biliyorsanız eğer.
Yine git dans et bir yerlerde.
Yoganı yap. Git yemek kursuna.
Anlatabiliyor muyum? Hani bir şeyler yap kızım burada oluyor.
Hasılı kelam muhtemelen o noktadayız.
Ama benzer bir süreçten geçiyorsanız, bu sıra sürekli böyle mi yapsam, şöyle mi yapsam, başka şehre mi taşınsam, burada mı kalsam diyorsanız sizi çok ama çok iyi anlıyorum.
Bence bulunduğunuz yerde kalabilirsiniz.
Eğer ki şartlar bu şartlara benziyorsa.
Yani zaten içinizde tam da yaşanmamış şeyler varsa o şehirle alakalı ya da değiştirmek istediğiniz şehirle alakalı.
Sanki yarım kalmış gibi hissediyorsanız.
Dur ya ben buraya bir şans daha verirsem sanki böyle böyle bunları da yapabilirim gibi bir hissiyat doğuyorsa içinize.
Bence deneyebilirsiniz.
Bir de... Kendi terapistimle yaptığım bir çalışmayı da buraya ekleyeyim.
Siz de onu deneyebilirsiniz. Sandalye çalışması yaptırdı bana.
İşte bir nurtaçı New York'ta yaşıyor ve nasıl hissediyor üzerine konuşturduk.
New York'a gitti ve neler yapıyor nurtaç, neler hissediyor'yu konuşturduk.
Bir de diğer sandalyede Washington DC'de kalırsa eğer neler yapıyor üzerine konuşturduk.
O yüzden...
Biraz daha böyle en son da şey dedi terapist bu arada yani en son ortası bir yerde konuşursan ne söylerdin Nurtaç'a dedi.
Sonra ben cümlemi bitirdim şey dedi benim dedi sana bir şey söylememe gerek yok sen zaten kendin cevapladın.
Cevabım da D'si de kalmak üzerineydi.
Orta karar bulduğumda.
O yüzden kendinize de öyle bir şey yapabilirsiniz.
Hani yönlendirmeli gibi ama aklınızdaki cevabı zaten biliyor olduğunuzu fark ediyorsunuz.
Ve galiba ilk defa biraz daha mantığın ağır bastığı bir karar alıyor olacağım.
Dedim ki ben önceden böyle çok büyük kararları benim önüme çok çıkmıştır.
Tamam ya yapayım olmuştur.
Bu sefer önümde bir karar olmadığı için.
Mesela Çin'e gitmem benim laps diye önüme düştü.
Tamam ya gideyim diye gittim mesela.
Amerika mesela önümüze düştü laps diye.
Tamam ya kalalım oldu.
Burası, buradan sonrası bilmiyorum.
Olmadı aynısı. Neden acaba?
Bilmiyorum yani. Böyle biraz uzun, zevzek bir bölüm olmuş olabilir ama içimden geldiği gibi anlattım.
Umarım keyif almışsınızdır.
İyi ki bana Instagram'dan yazıyorsunuz.
İyi ki benimle paylaşıyorsunuz.
Deliriyorum o mesajları görünce gerçekten ve zeke falan görsün.
Bak biri daha yazdı Instagram'dan işte podcast ile alakalı falan diye.
O yüzden çok teşekkür ediyorum.
Hepinizi öpüyorum. Yeni bölümlerle görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
