
Yeni bölümümüz kafa karışıklığı üzerine. Bu sıralar birçok duyguyu aynı anda yaşayan Nurtaç, yeni bölümde onay ihtiyacından, olayları siyah ve beyaz görme tutumundan, ve son zamanlarda yaşadığı kafa karışıklığından bahsediyor.
Bu süreci nasıl geçiriyor, neler yapılıyor ve neler öğreniyor hepsi bu bölümde. Keyifli dinlemeler olsun.
Hiwell platformunu denemek için aşağıdaki linki kullanabilirsiniz:
Ayrıca, %10 indirim kodumuz olan "Nurtac10"u kullanarak bu avantajdan faydalanabilirsiniz.
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Her Pazartesi sabah 7’de yeni bölümü dinlemek için, podcast hesabını takip etmeyi unutmayın.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Günaydınlar, çok güzel bir hafta olsun.
Sabah sabah yine bir yeni bölümle geldim.
Bugünkü konum tam net değil çünkü son dönemlerde çok fazla duygu geçişleri yaşıyorum.
Çok fazla konu var aklımda.
Ben de dedim ki o yüzden hepsinden little little in the middle neden yapmayalım.
O yüzden bugünkü bölüm birazcık bir oradan bir buradan.
Dediğim gibi kendi tecrübelerime de dayanarak son dönemlerde olanları da anlattığım bir bölüm olacak.
Öncelikle bölümümüzün sponsoru Hayvel'den bahsetmek istiyorum.
Biliyorsunuz ki benim de uzun bir süredir kullandığım bir terapi platformu Hayvel.
Online olduğu için isterseniz cep telefonunuzda ya da web sitesi üzerinden terapinize ara vermeden nereye giderseniz gidin devam edilebiliyor olması çok güzel, çok önemli bir özellik.
Çünkü herhangi bir şehirde, herhangi bir terapiste bağlı olmak belki o terapinin devamlılığını etkilediği için dolayısıyla süreci de etkiliyor olabilir.
O yüzden isterseniz yurt dışında yaşayın hem kendi ana dilinizde hem de aynı kişiyle uzunca bir süre terapinize devam edebiliyor olmanız Hayvel'in en güzel özelliklerinden bir tanesi.
Ayrıca seans ücretlerini kendi bütçenize göre seçebiliyorsunuz.
İsterseniz toplu satın alabiliyorsunuz.
Toplu satın alımlarında zaten Hayvel bir indirim uyguluyor bu arada.
Platform üzerinden de teker teker bakabilirsiniz.
Web sitesi açıklamalarda olacak.
Oradan da inceleyebilirsiniz bütün paketleri.
Ama ayrıca Nurtaç 10 kodunu kullandığınızda ekstradan %10 indirimden de faydalanabiliyorsunuz.
Bir diğer önemli özelliği ise herhangi bir terapiste seansa başlamadan önce o terapiste 15 dakika olarak ücretsiz ön görüşme yapabiliyorsunuz.
Aranıza bağ olduğunu düşünüyorsanız da seans satın alabiliyorsunuz.
Yoksa tekrardan ücretsiz olarak başka bir terapiste ön görüşme yapma hakkınız da var.
Ayrıca online olduğu için gizli...
mahrumiyetin korunmasıyla alakalı bir şüpheniz, bir korkunuz varsa o konuda da herhangi bir kaygınız olmasın diyorum.
Daha fazla detay ve bilgi için açıklamalarda linki bulabilirsiniz.
Bu bölümde dediğim gibi biraz kafa karışıklığımdan bahsedeceğim aslında.
Belki de bölümün adı kafa karışıklığı olacak.
Çünkü kendini tanıdığını zannettiğin yerlerden bazen tanımadığın şeylerle karşılaşabiliyorsun.
Ya da değiştiğini fark ediyorsun.
Ya da benim hiç hoşlanmadığım bir şey 5 yıl önceki, 10 yıl önceki karşılaştığım, uğraştığım şeyle hani o bir süre ara girince uğraşmadığımda hallettiğim, zannettiğim şeylerin tekrardan karşıma çıktığında
aynı tepkiyi verme durumum.
Yani o panik halinde Neden bilmiyorum o 3 saniyelik 5 saniyelik bir süreç var ya orada karar veriyorsun çünkü nasıl tepki vereceğine karar veriyorsun gibi bir şey oluyor bende.
Genelde travmatik bir cevap verme eğiliminde bulunuyorum.
Bir de şu oluyor yani bu süreçte hani 10 yıl önce biz bunu halletmiştik diyorum.
Hani bir daha bununla karşılaşmamıştık ya da karşılaşmayacağımız ortamları oluşturuyorduk.
Bir anda bu nasıl oldu gibi sorgulamaların içerisindeyken Aynı zamanda cevabı şu şekilde buluyorum.
Stoik felsefesinin en temel ilkelerinden bir tanesidir bu arada.
Senin kontrolünün dışında olan şeylere yani tamamen senden bağımsız.
Senin dışında olan olaylara ve duygulara kontrol etme eğilimini bırakmak.
Yani bu çabayı da bırakmak.
Çünkü senin kontrol edebileceğin şey kendi zihnin, kendi reaksiyonun, kendi duyguların.
Yani tamamen kendi. O merkezi taraf.
Bu tabii ki de karşı tarafı tamamen yok görmek, onunla alakalı bir durumun dışına çıkmak değil.
Sadece sizde de eğer aşırı derecede kontrol etme isteği varsa ve bir şeyler yolunda gitmediğini hissettiğinizde, o bilinmezlik genelinde verdiğiniz reaksiyon, panik ve korku ile oluyorsa işte
burada çalışmamız gereken şeyler var.
Çünkü ben kendimi hala aynı yerde sınanırken görüyorum.
İstemediğim bir şeyle karşılaştığımda, sevmediğim bir şeyle karşılaştığımda verdiğim ilk tepki maalesef korku ile bir reaksiyon oluyor, tepki oluyor.
Çünkü o tepkiyi vermemek aslında burada öğrenilmesi gereken de bir şey oluyor.
Tabi bu gereken melimalı cümleleri de çok sevilmiyor bu arada ama insanız sürekli böyle...
Her gün bir kalıba sokulmaya çalışıyoruz gibi de hissediyorum.
Özellikle son dönemlerde işte arkadaşlarımla falan paylaşıyorum yaşadığım şeyleri.
Çevreme anlatıyorum, terapistime anlatıyorum.
Ve geri çekilip baktığımda şunu fark ettim.
Her kafadan bir ses duyuyorum aslında.
Kendimle baş başa kalamıyorum.
Orada bir korku var içeride.
Yani halledebilir miyim, halledemez miyim?
O özgüvenimi de etkileyen bir konum tabii ki de.
Ben ne yapmam gerekiyor?
Çünkü dışarıdaki insandan akıl almak, doğru olanı dışarıdan gözlemlemek ya da...
Bu terapide karşıma çıktı.
Onay almak. Çünkü terapistim dedi ki Nurtaş fark ettiysen benim de sana anlattıklarım, arkadaşlarının da anlattıkları şeyler senin zaten bildiğin, daha öncesinde farkına vardığın şeyler.
Bir başkası söyleyince onay geldiği için sanki konu geçerliliğini kazanıyor gibi bir konuma geçiyor.
Burada da tabii ki de insanın kendisine olan güvenini birazcık sorgulaması gerektiği bir yer.
Yani onu bana söylediğinde terapistim şunu fark ettim.
Doğru, haklı birçok şeyi kendim fark ediyorum.
Çünkü terapiye giderken de nelerle ilgilenmek istediğimi, neleri geliştirmek istediğimi, nelerle boğuştuğumu bilerek gidiyorum.
Neyin nereden geldiğini de az çok tahmin ediyorum.
Yani her şeyi biliyorum yine de terapiye gidiyorum değil.
Anladınız siz onu. Ama farkındalığı çok yüksek olan bir insanım.
Fakat yine de başkaları söyleyince o olay onaylanmış gibi geliyor.
Yani kendi kendine onay verme yeteneğim gelişmemiş.
Üzerine çalışacağım. Çalışıyorum yani.
Şu anda da gündemimde olan konulardan bir tanesi bu.
Gönlümden geçen bir bölümü sadece onaylanma ihtiyacı üzerine yapmak.
Çünkü hepimizin bir yerde bir şekilde kırık olduğu, bir ihtiyaç halinde olduğu da bir durum olabiliyor.
Yani bunların dereceleri değişiyordur tahminimce.
Ama hiç kimsenin onayına ihtiyacım yok, her şeyi ben onaylıyorum ve tamamen inişiyatifi ben alıyorum diyebilen insan benim hayatımda yok.
Sizin hayatınızda var mı, siz öyle misiniz bilmiyorum.
Ama bir tık ya anneden ya işte eşinden ya arkadaşından ya kardeşinden ya işte sosyal medyadan onay alma ihtiyacı olabiliyor.
Bu podcastlerde de muhtemelen hani size anlattıkça sizin bana dönüşlerinizle beraber aa tek ben yaşamıyorum bunu işte doğal olan bu normal olan bu gibi gibi birçok şeyi yine aslında onaya sunuyormuşum gibi bir durum da oluyor.
Bir de bir diğer zorlandığım şey bir olay olduğunda hemen çözüme ulaştırtmaya çalışıyorum.
Yani bir dur bakalım ne oldu şu anda neler yaşanıyor sen ne hissediyorsun ne olacak?
Yani ne olacağı sorgulamak çok mantıklı değil burada gerçi ama olay anında kalabilme reaksiyonum çok zayıf benim.
O da yine korkuyla bağlantılı, ilintili olduğunu düşünüyorum.
Hemen çözüm bulalım.
Hemen bir şekilde onu netliğe bağlaştıralım ve artık kafam bunu düşünmesin.
Burada çözüm. Her zaman pozitif değil.
Genelde bu kaç, savaş ve donma tepkilerinden çoğunlukla kaçmaya yönelen bir insanım.
Aa olmuyor tamam o zaman.
Aa gitmiyor işte tamam o zaman.
Bu özellikle iş alanında karşıma çıkan bir şey.
Çünkü baktığınızda ben 3-4 tane işi aynı anda yapmaya çalışıyorum.
Aynı anda geliştirmeye çalışıyorum.
Geçenlerde de iş görüşmesine gittim.
Ya şimdi ne alaka iş görüşmesine gidiyorsun?
Çünkü bir korku olunca aa gitmiyor, durakladık, bir yere tosladık, panikledik.
Ben hemen bir kaçma ve...
O zaman diğer opsiyon ne?
O zaman kendimi nasıl kurtarabilirim?
Gibi gibi o aslında arka planda çok güvende hissetmediğim yerde çözüm olarak kaçma ile bağdaştırdığım bir süreç oluyor.
Ama bu da faydalı değil çünkü çözüm değil.
Sadece çözümü ulaştırmaktan kastım.
Belki de o konuyu gündemden çıkartmak savaşı.
Yani hani oturduk ve biz bunu hallettik gibi değil.
Daha çok olmuyorsa bitsin o zaman.
İşte olmuyorsa gitsin o zaman.
O zaman dükkanı kapatalım. O zaman ben bu işi yapmayayım.
Zaten neye yarıyorum ki?
gibi gibi otomatik düşüncelerle aslında olayları okuma yeteneğini geliştirdiyseniz ve bu bir alışkanlık haline geldiyse Bunu unlearn diyoruz ya hani tek kardan yapılandırmak, onu oradan çıkartmak
çok zor olabiliyor. Çünkü beynin çalışma sistemi ben aslında yanlış bir alışkanlık geliştirdim ve bu bana hizmet etmiyor değil.
Orada bir alışkanlık var ve beyin oraya gittiğinde başarılı hissediyor.
Sonuçta işleyen bir sistem var orada.
Size hizmet etmese dahi hatta tam tersi zarar verse bile beyin bunu anlamıyor.
Beyin güzel ya her şey yolunda gidiyor diyor.
O yüzden yeni alışkanlıklar getirmek.
onu bir şekilde challenge etmek, ritüellerden alışkanlıklara geçirmek gerçekten meşakkatli bir süreç.
Çünkü biliyorsunuz ki hepimiz, hele ki şimdi yeni yılda geliyor, her gün yeni kararlar alıyoruz, her gün yeni bir şeye başlamak istiyoruz.
Ya bırak onu, birçoğumuz, bu bir cesaret göstergesi gibi aslında ama keşke öyle olmasa, keşke çok daha normalleştirilse, mesleklerimizi değiştiriyoruz, alanlarımızı değiştiriyoruz, yaşadığımız şehirleri değiştiriyoruz, çevremizdeki
insanları değiştiriyoruz.
Yani aslında bu insan, işte bu aile üyesi...
sivili olabilir. Çok yakın arkadaşınız olabilir.
Çocukluktan gelen, sizin o çok bağlı hissettiğiniz bir dostluk olabilir.
Ama artık size hizmet etmiyordur ya da tam tersi zarar veren bir ilişki haline gelmiştir.
Bunları anlayabilmek, geri adım atabilmek, bu insan ilişkilerinden bahsettim ama kendi üzerinizde de aynı şey geçerli aslında.
Bir şekilde yıllardan beri süre gelen alışkanlıklarınız sizin bir parçası gibi hissettiğiniz için bu değiştirilmesi çok daha zor olan bir yer.
Geri çekildiğinizde, nefes aldığınızda biraz sükunet, Krediti koruduğunuzda ki bakın ben burada çok çok çok başarısızım, sükunetli olamıyorum, olamamamın bir nedeni de şu oluyor.
Genelde insanlar, benim çevremdeki insanlar çok konuşmama, çok anlatmama, sürekli yüksek enerjili olmama alıştıkları için ben bir köşede sükunete gireyim, azıcık susayım, bir insana bir şey anlatmayayım dediğimde karşımdaki insan benimle
alakalı iyi misin, her şey yolunda mı diyebiliyor.
Mesela karşılıklı görüşmelerde...
Diyorum ki kendi kendime bu sefer sadece dinleyici modunda ol.
Yani daha az konuş, daha çok karşındakine odaklan, onu dinle, onu anlamaya çalış, ona sorular sor diyorum.
Ya da işte hemen tepki vermemek istiyorum.
Ha evet evet ya öyleymiş ya falan hani oralara dikkat etmeye, kendimi de gözlemlemeye çalışıyorum.
O yüzden... Onu yaptığımda karşımdaki insan sıkıldım zannedebiliyor.
Neden büyük tepki vermediğimi düşünüyor.
Çünkü alışkanlıkları o. Bu sefer de herkese şey de demek istemiyorum.
Yani ben şu anda sükuneti deneyimlemek istiyorum.
Hani sadece kendimden çıkıp dışarıya da odaklanmayı deneyimlemek istiyorum dediğimde olmuyor.
O da olmuyor yani. Fakat yine bir diğer deneyimlediğim şey bu dünyada ya siyah ya beyaz yok ya.
bir grizon var. Yani ya hep ya hiç gibi yaşadığım için birçok şeyi ya hep şunu yapacağız ya hiç bu olmayacak gibi.
Çok yanlış. Küçükken öğrendiğim kalıpları yani kaç yaşına geldim hala zorlandığım, karşılaştığım şeyler.
Bunun da okumasını şu şekilde yapıyorum kendi adıma.
Ben uzunca bir süre böyle acıdan beslenen diyeceğim.
Yani acı hissettiğimde, bir şeye üzüldüğümde o duyguları yoğurabilen belki de üretkenliğimi Aslında besleyen de bir yerdi.
Fakat acı hissetmekten biraz daha imtina etmeye başladım.
Son birkaç yıldır yani belki de bir 10 yıldır.
Acıyla karşılaştığımda ya da acı hissettiğimde ilk yapmak istediğim şey oradan çıkmak oluyor.
Yani çıkmaya çalışmak, onu reddetmek, inkar etmek, görmezden gelmek olmuyor.
Şu an yok bu böyle değil falan deyip üstünü kapatma eğiliminde bulunuyorum.
Çünkü karşılaştığım zaman hissettiğim duygular çok ağır geliyor bana.
Çok da dramatik bir yerden bahsetmiyorum.
Son dönemlerde hissettiğim şu oldu ya da bir tekrardan kafama vuran gerçeklik şu oldu.
Hayat bu abicim. Hani sürekli gerçekten pembe bulutlarda gezemiyoruz ya ve ben o bana acı veren şeylerin üstünü kapattığımda aslında onlar orada yok değiller.
Hala orada duruyorlar.
Canımı acıtan tam da halledemediğim şeyler bugün değilse 5 yıl sonra karşıma çıkıyor.
Çünkü bugün karşıma çıkan şeyler muhtemelen 5-10 yıl önce olan şeylerdi.
Bu nedenle sen hallettim.
zannederken, onunla gurur duyarken bir tık buradan da tekrardan sınanıyor olabiliyorsun.
Çünkü özellikle son dönemlerde ben günlükte yazıyorum ya günlüklerime şeyi çok söylüyordum.
Ya ben hayal ettiğim hayatı yaşıyorum.
İşte çok güzel bir evliliğim var.
New York'a taşındım.
İşte iki tane şirket açtım.
Geziyorum. Yani şu an o çiğ yerden anlatıyorum size.
Fakat ben bunları söylerken de içten içe bir şeylerin tam oturmadığını hissediyorum.
Yani çünkü şirket açtığınızda hadi bakalım açtık ve yarın bir şeyler olsun.
Ya da ilişkinizde eğer birkaç sorun varsa, bu sadece romantik ilişki değil, aile, arkadaş ilişkileri, evlilik ilişkisi yani hepsini bir yere koyun.
Onlar görünürdeki gibi olmuyorlar.
Yani yine içeride devam eden, süre gelen, çaba gerektiren şeyler var.
Özellikle şimdi Türkiye'deki ailemle alakalı da biliyorsunuz ben çok hassas bir insanım.
Bundan çok... Kurtulamıyorum.
Kurtulma kelimesini kullandım burada gayri ihtiyari.
Çünkü yıllardır o aileden ayrışma konusunda oldukça zorlandım.
Şu anda farklı ülkelerde yaşadığımız için çok yüksek ihtimalle daha ayrışmış hissediyorum.
Ama kafa yapısı olarak onların yaşadıkları şeyler olumsuzsa eğer beni ta buradan etkiliyor.
Onu da tam nasıl etkilememesi gerektiğini tam sistemine oturtamadım.
Aslında tam oturttum zannederken yeni bir olay olduğunda.
Tekrardan karşı karşıya kalıyorsunuz.
Ya da şu anki evliliğimde bir önceki bölümde bireyselleşmekten bahsederekten Zek'le olan diyaloğumu orada anlatmıştım.
Çünkü Zek bana bireyselleşmek istediğini söyleyerek geldiğinde benim onu algılama şeklim yanlış oldu.
İşte aah yani nasıl?
Biz sürekli her şeyi beraber yapmayacak mıydık?
Hani şirketleri falan da beraber açacaktık gibi.
İlk olan reaksiyonum çok daha acıklı ve duygusal bir yerden olabiliyor.
İşte bunları... Tam hallettim zannediyorsun.
Hani istemediğin bir olayla karşılaştığında, sana uymayan bir şeyle karşılaştığında daha sakin olacaktık Nurtaç.
Ya da karşıdaki insanı anlayacaktık Nurtaç.
Çünkü senin hayatındaki insanlar sana benzemek zorunda değil ya normalde.
Ya bunu mantıken çok rahat anlıyorsun.
Uygulamada şöyle oluyor bende.
İlk 10 dakika anlamıyorum.
10 dakikadan sonra benimle mantıklı konuşabilirsin ama ilk 10 dakika verdiğim tepki ve konuşma tarzım ben de şaşırıyorum.
Hani neden o kadar duygusal bir yerden giriyorum konuya?
Oranın cevabını şu an gerçekten bilmiyorum.
Yani o ilk verdiğim tepki işte bu kaçma olduğu için olabilir.
Yani direkt karşılaşmak ve...
onunla yüzleşmek istemiyor olduğum için ilk verdiğim tepki inkar gibi görünüyor.
Yani onu kabul etsek sakinleşeceğiz, karşı tarafı anlayacağız, kendini anlayacaksın.
Nasıl, neye tepki vereceğini anlayacaksın.
Fakat o kaçma eğiliminde ve öfkeyle gelen bir reaksiyon olduğu için kendine mi öfke duyuyorsun, olaya mı öfke duyuyorsun?
Ya rahatımız yerindeydi ne oldu şimdi mi diyorsun?
Karşındaki insana mı öfke duyuyorsun?
Bu olay tekrardan meydana çıktığı için mi öfke duyuyorsun?
Gibi gibi aslında bende öfke tepkisi de çıkıyor içeriden.
Bir sinirlilik hali oluyor.
Çünkü kendimi tanıdığım üzere aynı sorunlarla başa çıkamadığımda sinirleniyorum.
Neden halledemedik bunu diyorum.
Çünkü kendinden de işte bu mükemmelliyetçilik de birazcık işin içine giriyor.
Kendinden beklentinin çok yüksek olduğunda e hani bunu halletmiştik?
Neden hala böyle tepki veriyorsun?
Bu niye karşıma... çıktı şimdi gibi ile genelde kendime öfke duyuyorum.
Ama işte hayat bu.
Her zaman güller çiçeklerle gelmediği için istemediğiniz bir olayla karşılaştığınızda bunu nasıl embrace edebilirsiniz?
Yani şöyle bir kucaklayıp Belki fırsat gibi görüp uzun zamandır üzerine kapattığınız şeyler aslında şimdi gün yüzüne mi çıkıyor?
Belki de yeni bir değişimin kapısı mı geldi?
Sonuçta hayatta bu değil mi aslında?
Değişmemiz, dönüşmemiz, gelişmemiz gerekmiyor mu?
O gelişim durduğunda ölüm demek değil miydi?
Çünkü o gelişmenin verdiği haz ile hayatta olduğunu hissediyorsun ya.
Yani genelde öyle oluyor. Uzun zamandır bir şeye ilgimin olmadığını yani eski iştahımla bir şeye sarılmadığımı ben de hissediyordum.
Yani o yüzden de iş yerinde özellikle bu şirket...
İşte ajans tarafında zorlandığım taraf o olabiliyordu.
Çünkü iştahım önceki kadar yok.
Fakat neden olmadığını iştah eşittir.
Motivasyon burada. Neden olmadığını anlayamadığım için ve karşılaşmak istemediğim için üstünü kapatma.
Üstünü kapatınca da çözülmüyor.
Bugün olmuyorsa 3 ay sonra karşına çıkıyor.
3 ay olmuyorsa işte 1 yıl sonra.
Siz karar verin. Benim de böyle bir durumda üzerine çalıştığım şey bu oldu açıkçası.
Yani bir olayla karşılaştığımda umuyorum ki önce bir kabullenmeyi denemek.
O arada kalmak ya hep ya hiç demeden belki de acıyı çekmeye razı olmak.
O egonun sarsılmasına razı olmak.
Oraları biraz hallettiğimizde gelişimi de gördükten sonra sanki tadı da daha güzel olacakmış gibi ya öyle hissettiriyor.
O yüzden... Bütün bu konuları harmanladığım bir bölüm olsun istedim.
Ben şu an böyle bir süreçten geçiyorum.
Uzunca bir süredir spiritüellikle de ilgilenmediğim için biraz kendimden de uzaklaştığımı bir şeylerin daha çok üstünü kapattığımı da hissettiğim için yine karşı karşıya kaldık.
Fakat şunu da içten içe o kadar iyi biliyorum ki çünkü daha öncesinde çok çok çok kez deneyimledim.
Onunla İstemediğin bir şeyle karşı karşıya kaldığında, orada olabildiğinde kendinden de beklemediğin bir reaksiyon çıkabiliyor bazen.
Yani bu yaratıcılık oluyor.
benim hayatımda genellikle bir şeyleri daha çok hissedebilmemi, daha özümseyerek yaşayabilmemi, daha içselleştirebilmemi de sağlıyor.
O yüzden o acıyla karşı karşıya kalabilmek, ona razı olmak ve oradan çıkan verimli hali belki görebilmek burada benim üzerime düşen görev.
Çünkü şu anda yaşadığım süreçte bu hissiyatı alıyorum özellikle.
Çünkü bir diğer sebebi ben son 4 yıldır Amerika'da yaşıyorum ve Amerika'da gerçekten çok fazla pozitivizm toksikliği var.
Biraz daha böyle dramatik olduğunuzda daha reaksiyon vermek istediğinizde bir tık böyle she's so weird yani what's wrong with this olabiliyor.
Hani niye buna böyle tepki verdiğinki gibi olabiliyor.
Ama bir de şöyle bir şey var ben Türk'üm.
Gerçekten yani istersem 100 yıl yaşayayım burada.
Sonuçta bazı olaylara verdiğim tepki yine Türk gibi çıkıyor.
E onu da öyle vermeyeyim deyip kendimi bastırdığımda da işte Bu sonuçla karşılaşıyorum.
Bir anda kendinden uzaklaşmış ya da ben acı çekmekten korkuyorum.
Neden? Drama yaşadık şimdi.
Duygusallaşmak istemiyorum dediğim bir kafaya giriyorum.
O yüzden bugünlerde tekrardan bunun uyanışı mı diyeyim?
Uyanış çok mu ciddi bir kelime burada bilmiyorum ama bununla tekrardan karşılaştık.
Sonuçta ben duygularıyla baş başa kalabildiğinde bunu halledebilen, oradan çıkabilen bir kadındım.
Ondan kaçmak, onu yok saymak yerine burada kalmak ve onunla ilgilenmek, ondan öğreneceklerimi görmek, kendimdeki değişimi, gelişimi, dönüşümü görmek benim adıma da en faydalı olan şey olacaktır.
Zaten bir şeyler ilerledikçe biliyorsunuz podcastlerde, şimdi seriye bağladık gibi bir şey oldu, dizi gibi.
Buradan yeni bölümlerle, yeni gelişmelerle ben devam ediyor olacağım.
Beni dilediğiniz için ve burada olduğunuz için çok teşekkür ediyorum.
Haftaya tekrardan sabah 7'de.
Görüşmek üzere. Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
